Fırat nereye baktığımı farkedip abisine döndü.
“İyi geceler” diyip Berzan’a doğru yürüdüm. Tam karşısına geldiğimde son bir kez baktıktan sonra hafifçe çarparak yanından geçtim ve odaya döndüm.
Ben odaya girdikten birkaç dakika sonra Berzan’da geldi. Dolaptan kıyafet alıp banyoya giderken Berzan’ın hala kapının hemen önünde beni izlediğini gördüm. Birşey söyleyecek gibiydi.
“Ne söyleyeceksen söyle artık”
“Dikkat et, haline hareketine dikkat et!” dedi tersçe.
“Ben nerede ne yapmam gerektiğini iyi bilirim sen merak etme” dedim sakince ve cevabını beklemeden banyoya girdim.
Ben üstümü değiştirip çıktığımda Berzan yatağa geçmişti. Yanına kıvrıldım ve ona sırtımı dönüp yattım.
Yine defalarca uyandığım bol kabuslu bir gece oldu. Sabah erkenden kalktım, kıyafetlerimi alıp banyoya girdim. Yine koyu renk tercih ettim, lacivert uzun bir elbise seçtim, yakasında parlak masmavi taş düğmeleri vardı. Bu da aynı syah elbisem gibi bol olmuştu. Hazırlığım bitince Berzan’ı bekledim. Terasa çıkıp hava alırken, etrafa bakındım. Kapı önünde bir sürü adam nöbetteydi, bizim evdekinden daha fazlaydılar.
Bizim konağın arkasında büyük bir ormanlık arazi ve ilerisinde de köyler vardı, sürekli ziyaret ettiğim. Bu konağın arkasıysa dümdüz boş bir yeşillikti ve ilerisinde yine konaklar vardı. Her detayı hafızama kazımaya çalışır gibi incelerken Berzan’ın sesini duydum.
“Günaydın” diyip banyoya girdi. Şaşkınlıkla cevap verememiştim. Muhtemelen hala uyanamamıştı. Berzan hazırlanana kadar bekledim. Göz ucuyla bakıp hazır olduğunu görünce içeri girdim. Yine sessizce anlaştık ve arka arkaya çıktık odadan.
Henüz kimse inmemişti kahvaltıya. Berzan bir koltuğa geçip oturdu bende masayla ilgilendim.
Ayağıma birşey çarpınca başımı eğip baktım. Küçük bir oyuncak araba gördüm, hemen eğilip aldım. Arkamdan üç-dört yaşlarında bir erkek çocuğu geldi. Aynı hizaya gelmek için çöktüm yere.
“Senin mi?” dedim. Çocuk önce boş gözlerle bana baktı, sonra kafasını salladı.
“Çok güzelmiş” diyip verdim eline.
“Benim adım Dila, seninki adın ne?” dedim gülümseyerek.
“O konuşmaz!” diye Berfin’in sesini duydum. Ayazla beraber salona girdiler.
“Gel oğlum buraya” diyip çocuğu kendine çekti.
“Neden konuşmaz?” dedim anlamayarak.
“Konuşmuyor” dedi sertçe ve daha fazla üstelemek istemedm.
Arkalarından Gülhan ve Cihan geldi, konuşulanları duymuşlardı.
“Kimseyle konuşaz o. Hasta garibim” dedi Gülhan acıyarak.
“Benim oğlum hasta değil!” dye bağırdı Berfin.
“Doktora falan gidiyorsunuz hastalık gibi birşey demedi mi doktor!” dedi Gülhan.
“Benim oğlum hasta falan değil!” diye daha yüksek sesle bağırdı Berfin. Ayaz kollarından tutup geriye doğru çekiştirdi.
“Bağırma Berfin, karşında çocuk yok!” diye çıkıştı Gülhan.
Berfin’in daha da sinirlendiğini görebiliyordum. Ayaz hemen çekip çıkardı salondan. Gülhan onların ardından biraz söylendi ana onu da Cihan susturdu.
Bir soru yüzünden bunca şey olmasına şaşırırken kendimide suçlu hissediyordum.
Berfinle Ayaz masaya gelmediler ve biz kahvaltıya başladık. Biraz suçlu hissettiğimden aklım ona takılınca pek birşey yiyemedim.
Berzan ve diğerleri işe gittikten sonra Hevi hanımın yanına gittim.
“Ben böyle bir tatsızlık çıkacağını düşünmemiştim”
“Berfin Zinar konusunda fazla hassas. Zinar’ın durumunu bilmiyordun, senin bir suçun yok”
“Aralarının bozulmasına vesile oldum”
“Onlar iki elti yıllardır birlikteler, kardeş gibiler. Aralarına kimse giremez” derken iğneleyici bakışlarıyla nasıl beni dışladığını hissettim.
Buna hiç gerek olmadığının farkında değildi. Ben onlarla kardeş olmakta istemiyordum, elti olmakta istemiyordum
“Sen onları boşver. Bugünden itibaren hayırlısı olsuna misafir gelecek sen onlarla ilgilen” dedi.
Hevi hanımın yanında çıkarken Gülhanla Berfin’i bir köşede gördüm sohbet ederken, gerçekten dediği gibi barışıyorlardı belli ki.
Bahsettikleri misafirler gelene kadar ortada olmak istemedim. Yine üst kata çıkıp büyük terasa çıktım.
Rojda gelene kadar zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım bile.
“Misafirler gelmiş annem çağırıyor” dedi çekinerek. Başımı eğdim ve toparlanıp kalktım. Birşey daha söyleyecekmiş gibi baktı bana.
“Neden böyle giyiniyorsun?”
“Nasıl?”
“Berfin yengemle Gülhan yengemi hatırlıyorum. Çok süslülerdi, cıvıl cıvıl giyinirdi. Ama sen.. böyle koyu renkli.. kapalı..”
“Berfin ve Gülhanla aramızda çok fark var”
“Biliyorum. Ama yine de başka renkleride giymeyi unutma” sıcak davranmaya çalıştığının farkındaydım.
“Olur” diyip gülümsedim.
“Yeşil çok yakışır sana”
“Bilmem, pek yeşil elbisem yok”
“Çarşıya iner alırız, abimde çok beğenir”
“O zaman dolabımdaki üç beş parça yeşil elbisemi de yakayım” diyince o da güldü.
“Hadi inelim aşağı” dedim ve beraber indik.
Sancarların sülalesinden birçok kadın gelmişti. Tek tek ellerini öpüp Gülhanla Berfin’in yanına oturdum. Yine çok katılmadığım bir sohbet oldu ama kadınlar bir Ayanoğlu olduğumdan heralde gösteriş yapmaya çalışıyorlardı. Kendi ailelerinin büyüklüğünü gösterip ezmekti niyetleri. Bazıları gülünç hale düşünce ister istemez bıyık altından güldüm sessizce. Hevi hanım bu halimi farkedince,
“Hadi misafirlerimize birer kahve yap Dila” diyip beni mutfağa gönderdi.
Mutfağa girmeden önce konuşmalar duymaya başladım, ister istemez kulak misafiri oldum. Az önce gösteriş yapan kadınların kızları dedikodumu yapıyorlardı.
“Pek bir havalı, burnu düşse eğilip almaz”
“Nasıl öyle dik dik oturuyor, üstten üstten bakıyor hiç sevmedim”
“Bir ay sonra görürüm ben onu. Hevi yengem alır paçasını aşağı”
“Aman Ayanoğlu değil mi işte ne olacak”
“Reyhan sardı bunları başımıza. Ne dersek diyelim Dilan artık Sancar oldu”
“Dilan değil Dila” diyerek girdim mutfağa. Beni görünce paniklediler. Diğer söylediklerine cevap vermeye tenezzül etmeden kahveleri hazırladım.
Muhtemelen arkamdan tekrar konuştular ama pek umrumda değildi.
Kahvelerini de içtikten sonra tüm misafirler kalktı. Güzel geçmemişti ama en azından huzursuzluk çıkmadı.
Akşam yemeğine geldi Berzanlar. Hepsi biraz gergin gibiydiler. Hevi hanım ne olduğunu sorduğunda işle alakalı sorunlar olduğunu söyleyip geçiştirdiler.
Yemeğin sonuna doğru Berzan’a bir telefon geldi. Arayana baktıktan sonra Asım ağaya baktı. Masadan kalkıp salonun kapısının önüne gitti. Herkes sessizce onu dinlemeye başladı. Öyle kısa cevaplar veriyordu ki ne olduğunu anlayamadık.
Telefonu kapattıktan sonra masaya döndü.
“Öğrenebilmişler mi?” dedi Cihan. Berzan konuşmak istemez gibi sadece başını sallayıp tabağına baktı.
“Kimmiş?”
“Sonra konuşuruz” dedi Berzan gerginlikle.
“Berzan söylesene kimlerdenmiş” diye inatla sordu Cihan.
“İlhanlılar” dedi Berzan.
Duyunca şaşkınlıkla elimdeki çatalı tabağa düşürdüm.
Soyadının neden anıldığını bilmiyordum ama pek hayırlı gibi durmuyordu.
Miran İlhanlı..