4. SANCAR YÜZÜĞÜ

1597 Words
Özgüvenli duruşumu alaycı gülümsemesi zedeledi. Küstah bir bakış ve umursamaz bir tonla, “Korkun boşa Ayanoğlu! Ben sana zaten dokunmam” dedi. Aslında bu haber sevindiriciydi, duygularımız karşılıklıydı demek ama tavrı sinir bozucuydu. Bakışlarıyla kurmaya çalıştığı üstünlük rahatsız ediyordu beni. Arkamı dönüp masaya doğru ilerkedim. Çekmeceleri hızlıca karıştırmaya başladım. Berzan gözlerini kısıp dikkatle bakışları eşliğinde aradığımı dolabın bana ayrılan küçük köşesinde buldum. Dedemin hediyesi olan küçük çakı… Bıçağı elime aldım ve yatağın başına geçtim. Üstteki renkli nevresim takımını çekiştirip kaldırdım. Bıçağı kılıfından çıkardıktan sonra avuç içime sertçe bastırmaya başladım. Oluşan kesik canımı yakarken avucumu kana buladı. Yatağı ortasında doğru eğildim ve avucumu çarşafa bastırdım. Evliliğimin değil ama kültürümün gereğini yerine getiriyordum işte! Bizi bir araya getirenleri memnun edip kendi cehenneminizi inşaa ediyorduk. Bıçağın ucunu da çarşafa sildikten sonra kılıfa tekrar geçirdim. Doğrulurken Berzan işe göz göze geldik. Az önce küstah bakışlar atan adam durgunlaşmış hatta dalgınlaşmıştı sanki. Küstah bakışlar daha çok silinecek Berzan! O çarşafı da çıkardım ve büyük bir yumak haline getirip kapının yanına bıraktım. İşimi bitirmiş banyoya doğru ilerkerken Berzan hala tepkisizce izliyordu beni. Arkama bakmadan cesur durmaya çalışarak girdim banyoya. Kapıyı sertçe kapattıktan sonra arkasına yaslanıp derin bir nefes aldım. Sızlayan avuç içimi kaldırdım, acısını henüz yaşıyormuş gibi sessizce mırıldandım. Üzerine kağıt havlu bastırıp temizledikten sonra aynaya doğru döndüm. Sancar gelini halimi gördükçe midem düğümleniyordu. Kapıyı kilitledikten sonra ilk iş gelinliği çıkartıp yere fırlattım. Duvağı çıkarmam gelinlik kadar hızlı olmamıştı maalesef. Her tarafından defalarca tokalarla tutturulmuş duvağı ancak yarım saatte çıkarabildim. Makyajımı silip hızlı bir de duş aldıktan sonra en azından biraz rahatlamıştım. Ne kadar ağırdan alırsam alayım banyodan çıkma vakti geldi. Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim ve kapıyı araladım. Berzan yatağın bir köşesini seçmiş ve uzanıp uyuyakalmıştı bile. Üzerinde ise hala damatlığı vardı. Muhtemelen uyuyakalmıştı. Onu uyandırmamaya özen göstererek sessizce yatağa girdim. Üzerime çarşafı çektim ve saklanır gibi sığındım altına. İlk kez biriyle yatağımı paylaşıyor olmanın gerginliğiyle uykuya dalmakta zorlandım. Güneş üzerime doğduğunda ben henüz uykuya yeni geçebilmiştim. ••• Evim değişmişti ama uyku düzenim değişmedi. Çok az uyumuş olmama ragmen her zamanki saatinde uyandım. Gözlerimi aralayınca Berzan’ın tarafına dönmüş olduğumu farkettim. Ama Berzan yerinde değildi. Banyodan gelen su sesleri bana nerede olduğunu açıkladı. Hızlıca kalkıp o banyodan çıkmadan üzerimi değiştirmeye çalıştım. Dolabı açıp önüne geçtim ve en sade gördüğüm elbiseye attım elimi. Siyah dümdüz, sade hatta yastaymış hissi veren bunaltıcılıkta bir elbise seçtim. Ayak bilekkerimin biraz üzerinde hafif kabarık pileli elbisenin beli son bir haftada verdiğim kilolardan dolayı büyük gelmeye başlamıştı. Belimdeki kuşağı sıkıca bağlarken Berzan girdi odaya. Aynadan kısa bir an göz göze geldikten sonra başımı çevirdim hemen. Onun boşalttığı banyoya girip hazırlıklarımı tamamladım. Saçlarımı da taradıktan sonra aynada son kez baktım kendime. İşte hazırdım Sancar konağında ki ilk günüme! Banyodan çıktığımda Berzan odanın içinde oyalanır gibi geziniyordu. Beni görünce durup bekledi. Sessizce anlaştık ve kapıya döndüm. Önüme geçti ve sessizce salona varana dek takip ettim. Salona yaklaştıkça avluyu saran sesler belirginleşti. Güçlü bir kahkaha tufanı duyduğumda omuzlarımı daha da dikleştirip heyecanımı bastırdım. Salona adım attığımız anda kahkahalar bıçak gibi kesildi ve sessizlik esir aldı. Bizi izleyen masadakilere bende göz gezdirdim. Masa başında Asım ağa oturuyordu, diğer başında ise Hevi hanım. Berzan’ın iki evli erkek kardeşi vardı. Eşleri ve çocuklarıyla beraber masanın bir tarafı onlarındı. Diğer tarafta ise diğer bekar kardeşleri Rojda ve Fırat oturuyordu. Bize de onların yanında iki sandalye ayırılmıştı. “Günaydın” dedik Berzanla aynı anda ve aynı duygusuzlukla. Kibar sayılabilecek ama soğukluğu hissedilen bir gülümseme takındım. Hepsi benim gibi sahte bir gülümsemeyle karşılık verirken Asım ağa selamladı ve yerimize geçmemizi işaret etti. Berzan’la beraber ruhsuzca masaya oturduk ve onların neşesini de emip keyifsiz bir kahvaltıya başladık. Masadakiler arasında en samimi olan altı-yedi yaşlarındaki kızdı. Sürekli bakıp dikkatle beni inceliyordu. Sonunda bir sessizlik anında bana bakarak “Sen bizim düşmanımız mısın?” diye sordu. Herkes şaşırırken bana trajikomik geldiği için istemeden güldüm. Berzan dönüp bana uygunsuz birçey yapıyormuşum gibi bakınca dudaklarımı birbirine bastırıp sustum. “Olur mu öyle şey kızım” dedi annesi Gülhan. “Ama babaannem istemem o ailenin kızını diyordu” dedi yine. Herkes dönüp Hevi hanıma baktı. Ama Hevi hanım hiç mahcup gibi durmuyordu. Mahcup olunacak birşey de yoktu aslında. Ben onları istemiyordum onlar da beni! “Sen kahvaltını et bakıyım” diye kızını susturdu Gülhan. “Biz kalkalım artık!” dedi Asım ağa ve bu gerginliği sonlandırdı. Berzan’a dönüp “Sen evde kal istersen?” dedi. Berzan ise umursamazca, “Gerek yok” dedi. Bu kararı beni de mutlu etti. Ne kadar ırak o kadar iyi! Gülhan ve Berfin’in eşlerini samimi uğurlayışlarını izledim. Böyle bir uğurlamayı ne ben yapabilirdim ne Berzan isterdi. Gözlerini bile bakmadan yol vermek için geri çekildim sadece. Çok bile! ••• Onlar gittikten sonra kadınlar salona geçtiler. Arkalarından takip ettim ama varlığımın onları fazlasıyla gerdiğinin farkındaydım. Ben de geriliyordum ama şuan kaçıp odama saklanmak zayıflık gibi geldiğinden yanlarında oturmaya devam ettim. Bizim gergin sessizliğimizi çocuklar bozuyordu neyseki. İki kız ve iki erkek çocuk ‘en azından benden çocuk istemezler’ diyerek düşünerek rahatlatıyordu beni. Gülhan’ın kızı yanıma gelip saçlarıma baktı uzun uzun. “Benimde saçımı böyle örer misin?” diye sorunca önce Gülhan’a baktım. Memnun olmasa da engel olmadı. “Tabi ki, gel otur yanıma” dedim ve Bade’nin kalım siyah saçlarını balıksırtı ördüm. Ben onunla uğraşırken herkes bir bir çekildi. Bade’nin örgüsü bittikten sonra annesine göstermek için koşup gittiğinde salonda yalnız kalmıştım. Onun arkasından bende odama çekildim ve eşyalarımı yerleştirmeyle uğraşarak günü akşam ettim. ••• Akşam yemek saatine doğru aşağı indim. Hayır diyeceklerini bile bile yardım isteyip istemediklerini sorduktan sonra salona geçtim. Koltuğa oturdum ve tek başıma beklemeye başladım. Bunaltıcı salona göz gezdirirken bir köşede eski siyah beyaz aile fotoğraf çekt dikkatimi. Asım ağa bir sandalyede oturuyordu, arkada sol tarafında Hevi hanım vardı. Çocukları önlerine dizilmişti, yaş sırasına göre. Cihan, Ayaz, Berzan, Fırat, Reyhan ve annesinin kucağında Rojda. O kadar küçük ve masum duruyorlardı ki, hatta Berzan için sevimli bile denebilirdi. Ayak sesleri duyunca hemen bıraktım fotoğrafı. Salondan çıktım ve avluya inen merdivenlerin başından durdum. Dış kapı açıldı ve Asım ağayla oğullarıyla birlikte geldi. Gülhan ve Berfin karşılamaya inmişlerdi. Berzan içeriye girdikten sonra etrafına bakındı, belki de beni aradı gözleri. Vazgeçmişti ki kafasını kaldırınca beni gördü. Belli belirsiz başımı eğip selamladım. ••• Ağır ağır tırmandılar merdivenleri ve odalarına dağıldılar. Birkaç dakika sonra da herkes üstünü değişip temizlenerek geldi ve hep beraber masaya oturduk. Sebep olduğumu tahmin ettiğim sessizlikle bir akşam yemeği yedik. Yemekten bitiminde biraz oturduktan sonra herkes odalarına çekildi. Bende Berzan’ı beklemeden kalktım. Sessiz koridorda odaya doğru yürürken ardımda ayak seslerini duydum. Yatak odamızın kapısını açıp içeri girdim ve arkamda girmesi için kapıyı aralık bıraktım. Banyoya doğru ilerliyordum ki göz ucuyla Berzan’ın eğildiğini gördüm. Yerden birşey alıp doğruldu. Dönüp bakınca parmaklarının arasındaki yüzüğümü gördüm. Açıklama yapma gereksinimiyle “Düşürmüşüm” dedim. Almak için elimi uzattığımda Berzan yine o sinir bozucu gülümsemesini takındı. “Sancar yüzüğü taşımak ağır gelmiştir” “Ağır değil zor, bu yükü taşımak zor geldi” “Hep böyle dik mi konuşursun sen!” “Sadece yerinde” “Artık Ayanoğlu konağında değilsin Dila. Orasıyla karıştırma sakın burayı. Sözüne, bakışına, duruşuna dikkat et!” “Merak etme bu konağı bizim konakla karıştırmam imkansız zaten” Boyun eğmeyişim sinirlerini bozuyordu. “Yakışmasan da bu evin gelinisin. Huzursuzluk çıkarma başka şey istemem. Senden karılık beklemiyorum zaten” dedi iğrenir gibi. “Benimde tek istediğim benden uzak olman” dedim ve elindeki yüzüğü çekip aldım. Parmağıma taktıktan sonra Berzan’a dönüp baktım sinirle. Aynı odada kalmak bile tiksindiyordu beni. Ayanoğlu konağıymış! İçinde tüm kanınızla yanıp kül olun! Berzan’dan uzaklaşmak için kapıya döndüm tekrar. Çıkmak için kapıyı açmıştım ki, “Cehennemin yanı başında Dila” dedi Berzan söylenir gibi. Sinirle kapıyı çarpıp çıktım ve rahat bir nefes aldım. Bu sıkıntılı nefesde yetmeyince daha ferahınjn peşine düştüm. Merdivenleri tırmanıp bir üst kata daha çıktım. Büyük bir teras bulunca ilk kez gerçekten gülümsedim. En ucuna kadar gidip oturdum ve manzarayı izlemeye koyuldum. Şehir bile bambaşkaydı buradan bakınca. Ezbere bildiğim şehir sanki yer değişmiş, tersine dönmüştü. Tıpkı hayatım gibi… Saatler ilerledikçe evlerin ışıkları sönmeye başladı ve gökyüzünü karanlık esir aldı. Manzaramı değiştirdim ve sırtüstü uzandım yere. Yusuf abimle küçükken yıldızların bize geleceği söylediğine inanırdık. Yıldızları şekillere benzetirdik sonra da bir anlam çıkarmaya çalışırdık. Büyüdükçe abim bıraktı ama ben ara ara yıldızları takip etmeye devam ediyordum. Her sıkıştığımda yıldızlara sorardım. Ama şimdi bu evin damından yıldızlar görünmüyordu. Geleceğimi göremiyordum… “Sizde mi bana küstünüz?” dedim yıldızsız gökyüzüne bakarak. “Bizimkiler bu kadar mı bunalttı seni?” diye bir ses duyunca toparlanıp oturdum hemen. Kapıya dönünce Fırat’ı gördüm. “Yalnızlıktan yıldızlarla sohbet etmeye başlamışsın” “Bugün pek hoşsohbet değiller ama” “Duydum cevap vermiyorlar heralde, küstünüz diye kızıyordun” deyince güldüm. “Gelebilir miyim?” “Tabi ki!” dedim ve Fırat’a yer açmak için biraz çekildim. Bade’den sonra sohbet edebildiğim ikinci kişi olacaktı Fırat. Yanıma oturup samimi bir şekilde gülümsedi. “İlk gün zor geçti mi?” “Aslında iyi bile geçti denebilir” “Seni çok korkutmuşlar o zaman, bu haline iyi dediğine göre” “Beni korkutamazlar” dedim kesin bir dille. Fırat özgüvenime daha da güldü. “Sevindim. Umarım üzemezler de…” “Buna da izin vermem!” Fırat benim gereksiz savunuşlarıma bir son vererek daha günlük bir sohbete taşıdı bizi. Sonunda rahatça konuşacak birini bulmanın sevinciyle biraz çenem düştü. Durumumuzun müsasipsizliğini ancak yarım saat kadar sonra farkedebildim. Gökyüzünün altında karanlıkta oturmuş güle eğlene sohbet ediyorduk. Toparlanıp ayağa kalktım ve “Ben odaya gideyim en iyisi geç oldu” dedim. “İyi geceler Dila” “İyi geceler Fırat” dedim ve arkamı döndüm. Gülümseyen bir çift gözden öfkeli bir çift göze dönmüştüm. Berzan’a. Kapıda çatık kaşlar ve öfkeli gözlerle bakıyordu bize…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD