3. DÜĞÜN

1621 Words
Kapımı kapattıktan sonra yatağa oturdum. Gözyaşlarına ne kadar dirensemde yanaklarımdan akıp gidişlerine engel olamadım. Sessiz hıçkırıklarımı telefon sesi bastırdı. Ekranda Miran’ın adını görünce kalbim daha da sıkıştı sanki. Derin bir nefes alıp sildim gözlerimi ve elimden geldiğince güçlü durmaya çalışarak açtım telefonu. Hiçbir şey söylememi beklemeden “Dila doğru mu!” diye bağırdı. Zorlanarak yutkunurken cevap veremedim. “Dila! Doğru mu cevap ver, evleniyor musun?” “Evet” dedim çatallı bir sesle. “Nasıl kabul edersin Dila, nasıl karşı çıkmazsın!” “Berdelin ne olduğunu bilmiyormuşsun gibi konuşma Miran. Mecburum” “Ben seni istemeye gelecektim Dila! Evlenecektik biz! Seni nasıl verirler başkasına! Duramadın mı karşılarında!” “Benim hatammış gibi kızma bana Miran. Elimden birşey gelmiyor, duramıyorum işte karşılarında!” “Dila ben seni bilirim, istemediğin sürece kimse sana birşey yaptıramaz” “Bu kez başka. Bu kez benim istediğimin bir önemi yok” “Biz ne olacağız Dila’m. Bize ne olacak?” Yine yutkunmakta zorlanıp sessiz kaldım. Gözlerimi sıkıca yumup yeni gözyaşlarının yolunu tıkamaya çalıştım. “Ben geleyim, babam gelsin. Konuşalım bir orta yol bulalım” “Bulamayacağımızı sende biliyorsun Miran. Boşa çabalama” “Dila yapma. Kendini abin için feda etme, onun kurbanı olma” “Elimden birşey gelmiyor Miran” Abim defalarca küfredip bağırdı. Titreyen sesinden onunda gözlerinin dolduğunu anladım. “Miran bundan sonra arama beni” “Olmaz! Sen kabullenmişsin ama ben kabul etmem Dila!” “Seçeneğim yok diyorum Miran. O eve gelin gideceğime ölürüm daha iyi ama… Ölüme bile yalnız gidemiyorum!” Abime bir kez daha küfür savurdu. “Abim için yapmak zorundayım. Bundan sonra beni araman doğru olmaz Miran. İkimiz için de zorlaştırmayalım… Özür dilerim Miran, çok özür dilerim” “Gidelim Dila, gidelim buralardan uzaklara” “Miran yapma lütfen” “Asıl sen yapma Dila. Bizi bitirme! Abin ölmesin diye bizi öldürüyorsun, geleceğini öldürüyorsun, kendini öldürüyorsun” “Hoşçakal Miran” “Son ana kadar bekleyeceğim Dila. Tek bir sözünle arkama bakmadan seni alır giderim buralardan. Herkesten herşeyden korurum” “Hoşçakal” dedim ve senin daha fazla duymaya dayanamayıp kapattım telefonu. Arkamda yarım kalmış bir hikaye bırayordum. Belki Berzan da benim gibi bir hikayeyi yarım bırakıyordu. İki kişinin birbirini sevmesi, mutlu olmak istemesi belki de dört kişiyi mutsuzluğa mahkum ediyordu. Hiç adil değil… ••• O gece tüm zehrimi akıttıktan sonra gözyaşlarıma hakim oldum. Yüzüm gülmese de gözüm buğulanmadı. Karar verildikten hemen sonra hazırlıklar başladı. Birbirine düşman iki aile yarışa girmiş gibi hazırlandı. Biri ne yaptıysa diğeri daha fazlasını yapmaya çabaladı. Ailelerin savaşı farklı bir boyut kazanmış gibiydi. Silahlarla değilde parayla savaşıyorlardu. Bu abartılı düğün hazırlıklarını uzaktan izlemekle yetindim. Umrumda olmayan düğün ve evlilikle ilgilenmeden son özgür günlerimin tadını çıkarmaya çabaladım. Gündüzlerimin tamamını Safir ile gecelerimi de balkonum da yıldızların altında geçirdim. Evlilikle ilgili hiçbir şeyle ilgilenmesem de o cehennemde yaşayacaklarıma hazırlanıyorum istemsizce. Yalnızlığa, iğneleyici bakışlara, imalara, belki zorbalıklarına… Ama en çok yalnızlığa hazırladım kendimi. ••• Sabah gözlerimi davul zurna sesleri ile açtım. Ayanoğlu soyadına sahip herkes konağa akın etti. Düğün erkenden başlamıştı adeta. Kahvaltıdan sonra odaya döndüm ve yatağın üzerinde beni bekleyen gelinliği aldım elime. Miran ile evlenecektik ama bugüne kadar hiçbir gelinlik mağazasına bakmamıştım, dikkatimi çekmemişti. Kendimi o gelinliğin içinde hayal etmemiştim ya da Miran’ın beni gelinlikle ilk gördüğü anı… Düğünüm nasıl olur diye düşünmemiştim. İster aylarca ister yıllarca düşüneyim bu şekilde olacağını asla hayal edemezdim… Tanımadığım bir adamla berdel olacağım aklımın ucuna gelmezdi. Hazırlığım bittiğinde yengemle beraber çıktım odadan. Sanki severek yapılan gerçek bir düğün gibi alkışlar eşliğinde indim avluya. Yusuf abim avlunun diğer ucundaydı. Göz göze gelmekten kaçınıyor gibiydi. Babam dikkatimi dağıtarak geldi yanıma ve belime o aptal kırmızı kuşağı bağladı. Tüm söyledikleri uzaklardan bir uğultu gibi geliyordu. Bizi izlerken dolan tüm gözlere sinirlendim istemsizce. Bu ikiyüzlülük, sahtelik sinirlerimi bozuyordu! Beni almak için Sancarların yola çıktıklarını öğrenince Yusuf abim de yola çıktı. Benimle vedalaşmaya cesaret bulamadan çıkıp gitti. Ve beni kaderime terk etti! Dakikalar sonra dış kapıdaki gürültü sesleri yükselmeye başladı. Geliyordu… Kırmızı duvağım kapatıldı ve sabırlar çekerek bekledim. Büyük kapı aralandı ve kaderimi karşıma çıkardı. Berzan… En az benim kadar mutsuzdu. Üstelik benim gib bunu saklayacak duvağı yoktu. Ona ragmen bu mutsuzluğunu gizlemeye çabalamıyordu. Gözleri hızlıca konağı taradıktan sonra bende takılı kaldı. Duvağın işlemeleri rahatsız edici bakışlarını kırıyordu. Berzan’ın içeri girmeyip kapı eşiğinde bekledi inatla. Konağımıza ayak basmak istemiyordu belki de. Aslında buna şükretmeliydim! Evimizi kirletmediği için teşekkür etmeliydim hatta! Annemin çekiştirmesiyle hareketlendim. Hızlı adımlarla kapıya ulaştım. Berzan’ın yanından geçip gittim. Arkasındaki süslenmiş arabaya içimde fırtınalar kopa kopa bindim. Gelinliği çekiştirip toparladım ve zorlanarak kapattım kapıyı. Birkaç dakika sonra Berzan gelip yanıma oturdu. Dönüp yüzüne bakmak istemedim, kardeşimin kanı için beni feda eden ailemin evine de bakmak istemedim ve en önemlisi başımı yere eğmek istemedim. Öylece önümü izlemeye koyuldum. Olması gerektiği gibi sadece ileriye baktım. Düğün mekanının yaklaşınca yavaşladık. Sokağın karşı tarafından aynı bizim gibi peşinde konvoyla Yusuf abimler geliyordu. İki araba giriş kapısının önünde aralarında az bir mesafe kala durdu. Arabaların kapıları aynı anda açıldı. Onlar el ele inerken biz Berzanla ayrı kapılardan indik. Arabaların önüne geldik ve Yusuf abimlerle karşı karşıya kaldık. Sanki bir işe yarayacakmış gibi mahcup bakıyordu abim. Gözleri özür diliyordu ama benim için hiçbir anlamı yoktu! Umursamazca döndüm kapıya doğru. Berzan’da bana uydu ve onları arkamızda bırakarak önden girdik içeriye. Şimdilik Berzan’la tek ortak duygumuz buydu. Öfke! Ortak bir öfke! Büyük salona girdik ve aynı konakta olduğu gibi kalabalığa karıştık. Yine yalnızlık sardı dört bir yanımı. Alkol almış gibi uyuşuktum sanki. Etrafımdaki herşey benden bağımsız gibiydi. Benim düğünümdü ama bir bana yer yoktu sanki. Nikah memurunu gördüğümde ise uyuşukluk farklı bir hal aldı. Bu kez şaşkınlık ve yalnızlık değil öfke ve nefretin uyuşukluğu sardı bedenimi. Berzan’ı takip ederek nikah nemurunun karşısına dikildim. Alt dudağım dişlerimden nasibimi alırken avucumun içi gelinliğimle doldu. Nikah memuru kısa bir giriş yaptıktan sonra sorulara başladı. Adım soyadımı söylerken dahi sesim titriyordu. Böylesine güçsüz görünmek gururumu incitiyordu ama boğazımdaki yumruya engel olamıyordum bir türlü. Sonunda o soru geldi. “Berzan Sancar ile evlenmek istiyor musun?” Kalbim sessiz kaldı ve cılız bir ‘evet’ dedim. Tüm salon mutlulukla alkışlarken ben sadece güçlü kalmaya çalıştım. İmzalar atıldıktan sonra Berzan’la birbirimize döndük. Duvağı tuttu ve yavaşça kaldırdı. Bana bir ömür gibi geldi o duvağın kalkması ve benim onunla göz göze gelmem. Meydan okur gibi bakıyordu bana. Güç gösterisinde bulunuyordu sanki. Ben de onun gibi güçlü bakışlarla karşılık verdim. Ne ona ne başka bir Sancar’a kendimi asla ezdirmeyecektim. İlk günden, ilk andan itibaren! Duvağımı geriye doğru bıraktı ve alnımı belli belirsiz öpüp hemen çekildi. Uzaklaşınca tuttuğum nefesi verip geri çekildim bende. Üzerime düşen görev bitince sahnenin kenarındaki masaya geçip oturdum. Yabancı bir misafirmiş gibi tepkisiz gözlerle izledim. Herşeyden uzaklaşabiliyordum da abimi izlerken tepkisiz kalmak zor geliyordu! ••• Düğün ızdırabanın sonuna doğru masaların arasında bir kargaşa dikkatimi çekti. Biraz dikkatle bakınca amcaoğullarımdan birinin tanımadığım muhtemelen Sancarlardan birine sağlam bir yumruk attığını gördüm. Sonunda düğünde beni gülümsetecek birşey oldu. Ateşle barut yanyana durmaz işte! Elbet patlayacaktık. Kavgayı keyifle izlerken biraz arkadaki Miran’ı gördüm. Tüm o kargaşanın içinde kitlenmiş bana bakıyordu. Ailesi elbet gelirdi ama onun gelmesini beklemiyordum. Şaşkınca bakakaldım sadece. Onun için de bir cehennemdi bu düğün. Kalabalık Miran’ın önünü kapatınca bşraz doğruldum ve onu aradı gözlerim. Ama Miran yerine Berzan’la göz göze geldim. Kısa bir an nereye baktığımı anladığını düşünerek panikledim. Ama Berzan’ın bakışları konaktaki ve imza atarkinki ile aynıydı. Ruhsuz! Berzan sonunda pes edip gözlerini kaçırdı ve dönüp kalabalığın içine karıştı. Kavga edenlerin arasına girip tek eğlencemi noktalandırdı. Ardından çok geçmeden de misafirler dağılmaya başladı. Peş peşe vedalaşmaların ardından babamlar geldi yanıma. Her sözlerinin ardında gizli bir özür ve mahcubiyet vardı. Yani tamamen sahte ve gereksiz. Hepsiyle öpüşüp vedalaştım. En sona Baran abim kalmıştı. “Sen benim kıymetlimsin. Bilirim müsade etmezsin ama sakın kendini ezdirme. Arkanda kimse olmazsa ben olurum unutma” diyerek sıkıca sarıldı. Arkadan Berzan’ın yaklaştığını farkettim. “Merak etme abi beni ezmeye kimsenin gücü yetmez” dedim onu duyabileceği bir sesle. “Berdelle gittin diye boynu bükük bilmesinler seni! Her daim arkandayım Dila. Her halinle…” Onun gibi sıkıca sarıldım bende. “Kıymetlim benim” dedi ve koklayarak saçlarımın arasından öptü. Gözlerim tekrar buğulanmaya başlayınca geri çekildim. Bir Sancar yanımdayken gözyaşı dökemezdim! Onunla da vedalaştıktan sonra yalnızlığıma gerçek anlamda kavuştum. Artık kimseyi yoksaymadan yalnızdım… ••• Onların hemen arkasından bizde arabaya bindik. İlk kez bir yolun bitmesini hiç istemedim. O konağa varmak yerine bu araba bir ömür kalmak istedim. Konağın önüne geldiğimizde araba ani bir frenle durdu. Berzan umursamazca kapıyı açıp indi, bende arkasından. Yeni dünyama kaldırdım başımı. Konağın kapıları yeni hayatımıza başlamak için açık bir halde bizi bekliyordu. Berzan arkasına bakmadan içeri yürümeye başladı. Bu aşağılayıcı umursamazlığını görmezden gelip takip ettim. Avluya girer girmez iki kadın koluma girdi ve merdivenlere doğru çevirdi beni. Yolda kendini tanıttıktan sonra Berzan’la odamıza kadar götürdü beni. Odaya girince kalbim sıkışmaya başladı sanki. Nefesim daralıyordu, ruhum sancıyordu resmen. Ben sakinleşmeye çalışırken Berzan’ın yengesi bana usülen bir konuşma yapmaya başladı. Evlilikle ilgili çokta umrumda olmayan kaidelerden bahsettikten sonra ilk gecemizle ilgili birkaç şey söyledi. Normal bir evlilik olsa şuan fazlasıyla heyecanlı olurdum ve bu anlatılanlar bana komik bile gelebilirdi belki. Ama şuan sadece bir Sancar’ın bana dokunması fikriyle midem bulanıyordu. Duvağımı kapatıp çıktıktan sonra yatağa oturdum çaresizce. Asla ait hissetmeyeceğimi düşündüğüm bir odada sevmediğim bir adamı ilk gecemiz için bekliyordum. Gerçek bir kabus gibiydi! Gerginliğim kapının açılma sesini duyunca on kat daha arttı. Bir başkasının odasında yakalanmışcasına panikle kalktım yerimden. Berzan içeri girdikten sonra kapıyı sertçe kapattı. Büyük birkaç adımda aramızdaki mesafeyi kapattı. Her adımında kalbimin hızı daha da artıyordu. Karşıma dikildiğinde, “Dur!” dedim uyarırcasına. Başımdaki duvağı kaldırıp yere attım. Gözlerini kısıp dikkatle baktı bana. Benden biraz uzundu, başımı hafifçe yukarıya kaldırıyordum göz göze gelmek için. Öfkeyle dişlerini sıktığı belli oluyordu. Çatık kaşlarının altında koyu yeşil gözleri merakla bekliyordu. “Bana dokunamazsın Sancar. Kalbimde yeri olmayanın koynumda yeri olamaz” dedim korkusuzca.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD