11. DİLA

1649 Words
Şaşkınlıkla olduğum yerde kalakaldım. Berzan’ın beni böyle korumasını hiç beklemiyordum. Benim için abine karşı geleceği hiç aklıma gelmezdi. Ayaz’ın sesini duydum sonra. Aralarına girip sakinleştirmeye çalışıyordu. Ben koridorun sonunda şaşkınlık içinde kalmış beklerken Hevi hanım geldi karşıdan. Salona girmeden önce göz göze geldik. Tüm bu kavganın benim yüzümden olduğunu biliyordu ve muhtemelen Berzan’ın sesini de duymuştu. Öfkeyle baktı bana ve sonra salona girdi. Derin bir nefes aldım ve bende odama gittim. Berzanla yarın için konuşmam gerekiyordu ama aşağıda abisiyle birbirine girdikten sonra bununla ilgileneceğini hiç sanmıyordum. Yarım saat kadar sonra Berzan geldi odaya sinirle. Buruna buruna geldik ve bağırmaya başladı. “Bir daha hiçkimseye sesini yükseltmeyeceksin! Soyadıma saygısızlık etmeyeceksin! Bana sormadan hiçbir yere gitmeyeceksin, hiçbir işe karışmayacaksın! Bitti Dila! Bitti!” “Berzan” dedim sakin bir sesle, haklı olduğum konuda kendimi savunmak istedim. “Kes sesini! Elimden bir kaza çıkmadan sus!” dedi. Gözlerinin içine baktım, kalbim hızla çarpıyordu. İtiraz etmek gelmedi içimden. Ben gittikten sonra Cihanla neler konuştuklarını bilmiyordum ama Cihan’ın altta kalmayıp Berzan’ı fazlaca sinirlendirdiğini tahmin edebiliyordum. Şuan aklımdaki sadece yarındı. Yarın Hasibe hanımın evine nasıl gideceğimdi. Berzan yanımda olur destek olur diye düşünmüştüm aslında. Ama şuan beraber gelmekten öte gitmeme bile izin vermiyordu. Cevap vermeden çekildim. O sinirle balkona giderken ben banyoya girip hazırlandım. Çıktığımda hala balkondaydı. Yalnız başıma yatağa girdim ve zar zor uykuya dalabildim. Sabah kalktığımda yanıma baktım hemen. Berzan kıyafetleriyle uyuyakalmıştı. Ona bakarken beraber bir ömür geçireceğimizi düşündüm. Bu öfkeyi, kavgaları bir ömür yaşayacaktım. Hafifçe hareketlenince panikle kalktım. O uyumaya devam edince bende hazırlandım. Odadan yalnız çıkmak istemediğimden Berzan’ın uyanmasını bekledim. Çalışanlardan biri kahvaltıya beklediklerini söylemek için kapıya gelince dayanamayıp Berzan’ı uyandırdım. Birkaç kez seslenip kaldırdım. Yavaşça gözlerini aralayınca göz göze geldik. Kaşlarını çatarak kalktı yataktan. On dakika kadar hazırlanmasını bekledim ve sonra beraber aşağı indik. Salona girdiğimizde kimse dönüp bakmadı bize. Herkesin canı sıkkın gibiydi, suratları asıktı. Tepki vermeden sessizce masaya oturduk ve kahvaltımızı yaptık. Berzan’ı işe uğurlarken kulağıma eğildi, “Bugün evden çıkmayacaksın. Abinle sonra görüş” diyip çekildi hemen ve arkasını dönüp gitti. Hevi hanıma dönünce sinirli bakışlarıyla karşılaştım. Olay çıkmasın diye odama gitmeye karar verdim. Neredeyse akşama kadar odamdan çıkmadım. Bir yolunu bulup çıkardım evden ama Berzan aklıma takılıp kaldı. Kapım çalındı ve hafif aralandı. Rojda uzattı başını. “Gelebilir miyim?” dedi çocuk gibi. “Gel tabi” dedim. Rojda’da benim kadar sıkıntılı gibiydi. Yanıma oturduktan sonra, “Abim birşey yaptı mı akşam?” “Tabiki hayır” diyip gülümsedim. “Bugün o kıza gidecek misin?” diyince cevapsız kaldım. Gidecektim muhtemelen ama bunu ona söylemek doğru gelmedi. “Bence gitmelisin. Ya da abime söyle o gitsin” “Bakarız elbet bir çaresine” diyip geçiştirmeye çalıştım. “Abimle belki kavga edersiniz ama o kızın hayatını kurtarmış olacaksın. Kadın çok aciz görünüyordu, gece boyu aklımdan çıkmadı. Eğer gitmeyeceksen abime söyle yenge, o kurtarsın. Sevmediği biriyle evlenmesin” diyince güldüm. “Abinde bende kendimize deva olamadık. Herneyse bunu konuşmayalım lütfen” Rojda biraz yanımda kaldıktan sonra gitti. Vakit iyice akşama doğru yaklaşınca dayanamayıp çıktım odamdan. Kapıya gelene kimseyle karşılaşmadım. Dış kapıyı açınca kapıdaki çocuklar durdurdu beni. “Birşey mi lazımdı Dila yenge?” “Yok, çıkacaktım sadece” dedim. “Berzan ağam çıkmasın dedi” dedi mahcupca. “Safir’e bakacağım” diyince biraz tereddüt etti ama sonunda çekildi kenara. Safir’in yanına gidince etrafı düzenleyen adamları gördüm. Bir dolu malzeme yığılmıştı deponun önüne. Safir biraz huysuzca kenarda duruyordu. Kolay gelsin dedikten sonra onları biraz izledim. “Safirle küçük bir gezinteye çıkayım ben. En azından sizde rahat edersiniz” diyip Safir’i alıp uzaklaştım. Ormanın kenarına doğru gelince üstüne atladım. Dilayı kaybetmeye gönlüm razı gelmedi. Biraz karışık yollardan geçtim hatta birazda kayboldum ama sonunda bir yola çıktım.Yanımdan arabalar geçerken atla gitmem biraz garip görüneceğinden yolun az uzağında kuytudan takip ettim. Kısa süre sonra Hasibe hanımın tarif ettiği köy yoluna girdim. Köye girişinde Safir’i bir yere bağladım. Birkaç kişiye sorup evlerini buldum. Ben varana kadar neredeyse akşam olmuştu bile. Kapıyı tıklattım, birkaç saniye sonra kapı açıldı ve genç bir kız karşıladı beni. Yaşından, üstündeki süslü kıyafetlertten ve yüzündeki hüzünden anladığım kadarıyla Dilaydı. Beni görünce hüznü dağıldı, “Dila abla” diyip sarıldı. Biran da böyle samimi bir karşılama beklemediğimden şaşkınlıkla kaldım. Arkadan Hasibe hanım geldi ve o da Dila gibi sevindi geldiğime. Onların umudu olmak hem çok gurur verici hem çok korkutucuydu. “Babamla abim içeride” diyip kenara çekildi Dila. “O şerefsiz daha gelmedi” diye ekledi Hasibe. “Hadi geçelim içeri o zaman” dedim ve derin bir nefes alıp bir cesaretle içeri girdim. Salona girdiğimde Dila’nın babasıyla abisi ayakta kapıya dönmüşlerdi. Muhtemelen görücünün geldiğini sanmışlardı. Beni görünce ikiside şaşırıp kaşlarını çattı. Dönüp Hasibeye baktı adam bir açıklama bekleyerek. “İyi akşamlar Adem bey” dedim. Hasibe hemen oturmam için yer gösterdi. Ben oturdukdan sonra herkes oturdu. Ademde merakla bana bakıyordu. “Misafirimiz gelecekti ama..” dedi imalı bir tonla. “Biliyorum. Zaten onun için geldim” “Nasıl yani?” dedi ve Hasibeye sinirle bir bakış attı. “Adem bey sizinle Dila için konuşmaya geldim. Daha çok küçük, evliliğe hazır değil” dedim sakin ve samimi bir sesle. Ama adam bana küçümseyerek baktı. “Sen kim oluyorsun da benim işime karışıyorsun! Kadın halinle gelmiş karşıma oturmuş ne anlatıyosun sen?” dedi. Sinirlensem de dişlerimi sıktım ve sakin kalmaya çalıştım. “Benim de adım Dila” dedim. Soyadımı söylemek istemedim. İki soyadına da ait değildim sanki artık. Dilim varmadı bir türlü. “Kızınız gibi bir çok kızın dertlerine elimden geldiğince yardım ederim. Kızınızı evlendirmek için kendinizce sebepleriniz varmış” “Kadın sen hala ne anlatıyosun!” dedi bana bağırarak. Hasibeye döndü, “Al götür şunu buradan. Ahmet gelecek birazdan” diye emir verdi. Hem Hasibe hem Dila umutla bana bakıyorlardı hala. Adamın bu haline daha fazla dayanamayıp bende onun gibi yüksek sesle konuşmaya başladım. “Ben senin derdinin ne olduğunu biliyorum” “Neymiş benim derdim!” dedi dalga geçerek “Para” diyince duraksadı. “Kızını para için heba etme. Kız daha okula gidiyor, okumak istiyor. Evliliğe yaşı bile tutmuyor” “Yakında onsekiz olacak, reşit olunca evlenecek zaten. Hem okuyupta ne olacak. El kapısında çalışan olacak yine. Ben onun iyiliğini düşünüyorum” “Sen sadece kendi iyiliğini düşünüyorsun. Kendinden onbeş yaş büyük adama gelin ediyorsun kızını!” “Eeh! Yeter be! Kızımı evlendirirken sana mı soracağım” diyip ayaklandı. “Ahmet’e borcun neyse öderim” dedim ve adam duraksadı yine. Üstüme başıma dikkatle baktıktan sonra, “O borç zaten çok birşey değil” dedi ilgisizce. Kendince pazarlık yapıyordu. “Oğlunun da işi koyarım” dedim. Dönüp oğluna baktı, “Ne işi bu?” dedi çocuk isteksizce. “Sen bir he de bakarız ona. Her neyden anlarsan ona uygun iş buluruz” diye cevapladım. “Sizin haliniz vaktiniz yerinde heralde. Öyle iş falan buluyorsunuz” “Orası önemli değil. Sevdiği de varmış oğlunun onu da evlendiririz” “Tüm bunları aha bu kız evlenmesin diye mi?” “Evet, evlenmeyecek ve okuyacak” dedim. Adamın kafası karışmıştı en azından. “Diyelimki tamam dedim, ben size nasıl güveneceğim? Şimdi Ahmet’e yok desem sonra sende dediklerini yapmazsan?” “Adem!” dedi Hasibe uyarır gibi. “Ne var Hasibe! Bu Ahmet gibisini daha arasam da bulamam, yalan söz uğruna elimizden kaçırmayalım” “Dila hanım Sancar..” lafın devamını getiremeden kapı çaldı. Adam oğluna kapıyı işaret edince oğlan koşturarak kapıyı açtı ve birkaç saniye sonra Ahmet dedikleri adamla beraber döndüler salona. Adem benim söylediklerime ikna olmuş gibiydi. Ahmet’i görünce keyfi kaçtı. “Gel Ahmet gel şöyle otur” diyip yer gösterdi. Adam başıyla herkese selam verdikten sonra yanımdaki koltuğa oturdu. Adam kapı ağzındaki Dila’ya uzun uzun bakınca rahatsız oldum. “Misafiriniz mi vardı?” dedi Ahmet beni işaret ederek. “Yok, yabancı değil” dedi Hasibe hanım keyifle. Ademle Ahmet kısa bir sohbet ettikten ettik sonra nihayet konuya girdi. “Ahmet biz seni buraya kadar yorduk ama..” diye girdi konuya sıkıntılı bir sesle. Herkes sessizce Adem’i dinliyordu. “Ama ne?” “Biz düşünüp taşındık. Dila’nın yaşı daha küçüktür, reşit bile değil” “Gelecek aya reşit olacak diyordun” “Olacak tabi ama on sekiz ne ki Ahmet. Ev idare etmeyi bile beceremez” “Adem abi ne diyorsun sen?” “Sana karılık yapamaz bu” dedi. Sinirle sıktım dişlerimi. O küçümseyerek söylemişti ama doğrusu gerçekten bu kız kimseye karılık yapamazdı, yapmamalıydı. “Adem abi sen lafı evirip çevirmeden direk anlatsana” “Biz vazgeçtik Ahmet. Kız daha ufak, sende ona biraz büyük kaçıyorsun” “Sabahtan akşama ne değişti Adem abi. Sabahta yaşın aynıydı, bunu dert etme diyen de sendin” “İyice düşününce..” “Başkasına mı verdiniz?” “Yok Ahmet. Küçük diyorum ya. Versem sana verirdim zaten” “Kız evlenmeyecek, okuyacak!” dedim adamın ısrarına sinirlenerek. Benim sinirlenmene şaşırarak bana döndü. “Sende git yaşı yaşına bir kadın bul” Sinirle Adem’e döndü “Adem abi kim bu kadın..” diyip gözlerini yumdu sinirle ve derin bir nefes aldı. “Adem abi Sen dalga mı geçiyorsun benimle!” diye bağırarak kalktı “Ayağına kadar getirip geri mi gönderiyorsun! Biz anlaşmadık mı seninle! Hakkını vermedim mi!” diye bağırınca bende dayanamayıp kalktım. “Hayvan mı alıyorsun! Ne hakkı ne anlaşması. Vermiyoruz diyor işte” adam Adem’e döndü. “Adem abi sustur şu kadını yoksa ben yapacağımı biliyorum!” Evin dışından dahi duyulacak kadar yüksek sesle bağırıyordu. Dila’nın hıçkırıkları duydum, annesinin göğüsüne yaslanmış korkuyla ağlıyordu. “Senin Adem abinin beni susturmaya gücü yetmez! Senin de gücün yetmez!” “Senin kim oluyorsun da bağırıyorsun lan bana!” diyip kolumdan yakaladı ve sıkmaya başladı. “Sen mi yıkadın bunların aklını!” diye bağırdı. Kolumu elinden kurtarmaya çalıştıkça daha çok sıkıyordu. “Ben kurtardım o kızı senden. Senin gibi çocuklara yan gözle bakan şerefsizin elinden ben kurtardım! İnşallah daha nicelerini de kurtaracağım sizin gibi şerefsizlerden!” Adam’ın elinin havaya kalktığını gördüm. Öfke dolu gözlerle burnundan soluyarak elini kaldırdı. Yüzüme inmek üzere olan tokat darbesini beklerken kolu havada asılı kaldı. Adamın kolunu sıkan elin sahibine döndüm.. Berzan..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD