4.Bölüm

2057 Words
2 AY SONRA-HAKKARİ/ASKERİYE "Komutanım, Ahmet Komutanım sizi odasına çağırıyor." Asker odadan ayrıldıktan sonra İzmir üstüne çeki düzen verip çıktı. Bir üst katta ki komutanının odasının önüne geldiğinde son kez şapkasını düzeltip kapıyı tıklatıp, gir emri gelince içeri girdi. "Beni çağırmışsınız komutanım." "Geç otur İzmir." İzmir komutanın isteğiyle siyah deri koltuğa oturup gözlerinin komutanına dikti. Her zaman ki gibi gelecek emri can kulağı ile bekliyor ve görev olması için içten içe dua ediyordu. İstanbul'dan döndükten sonra sadece 5 kere intikale çıkmışlardı. Onun dışında sadece komutan emri ile askeriyede durmuş ve yeni gelen çaylaklarla ilgilenmişti. "Biliyorsun ki 2 hafta sonra İstanbul'a dönüş yapıyorsun. Oraya neden gönderildiğini malesef ki benim söyleme yetkim yok. Ama orada ne yapacağını anlatacağım. " Komutan Ahmet, habercisinden kendisine kahve isteyip sustu. İzmir normalde sert olan komutanın bu düşünceli hallerine anlam veremiyordu. Bir şeyler olduğu çok açıktı. Kendisi ile ilgili bir şeyler dönüyordu fakat ne olduğunu anlayamıyordu. Eve dönmeden önce çıkan kararla İstanbul'a kesin dönüş yapması emredilmiş daha sonra bir kaç günlük evine göndermişti. Askeriyeye geri döndüğünde de olan görevlerin hiç birinde yer almamıştı. Normalde olsa bütün görevlerde yer almak için hem kendisi can atar hemde komutanları onu görevlendirirdi. Ne yazık ki son bir kaç aydır anlam veremediği şeyler oluyordu. Ne olduğuna dair fikir yürütemese bile emir büyük yerden diyip susmak zorunda kalıyordu. Ahmet Komutanın kahvesi geldiğinde bir yudum alıp suyundan içti. Şimdi anlatmaya hazır gözüküyordu. "Şimdi İzmir, oraya gittiğinde biliyorsun ki böyle görev falan yok. Orası dağlık alan olmadığı için intikalde yok. Senin orada yapacağın şey bir grup kişiyi eğitmek. Neden görevi sana verdiklerini şuanlık söyleyemem. Gittiğinde albaylarla görüşeceksin. Ama sana tek söyleyeceğim şey hayallerine kavuşacak olman İzmir. Bütün hayallerine İstanbul'da kavuşup daha sonra tekrar buraya döneceksin. Şimdilik bu kadar. Gitme zamanın gelince tekrardan konuşuruz. Çıkabilirsin." İzmir ağzını açmadan odadan çıkmış, kendi odasına girmişti. Komutanının neyden bahsettiğine dair hiç bir fikri yoktu. Aklına en ufak bir şey bile gelmiyordu. Hayallerine kavuşucaksın derken ne demek istediği, kimi eğiteceği...anlamamıştı. Bu olanlara akıl sır erdiremiyordu. ~ 2 HAFTA SONRA- İSTANBUL/ HAVA HARP OKULU "Siz şu odaya geçin. Albay birazdan burada olur." İzmir askerin gösterdiği odaya girip kahverengi deri koltuğa oturdu. Sorgu odası havasında bir yerdi fakat koltuk, sehpa ve dolabında bulunuyor olması odayı normalleştirmişti. İzmir her zaman ki askeri üniformalarını giymiş ve bütün ciddiyetiyle gelecek olan albayı bekliyordu. Hakkari'den döndüğü 2 gün olmuştu ve bu iki günlük süreçte babasına ait olan diğer eve yerleşmeye çalışmıştı. Göreve yapacağı Hava Harp Okulu annelerinin evine epey uzak kaldığı için sabahları gitmek zor olurdu. Annesi ne kadar yanlarından ayrılmasını istemese bile kızına hak vermiş ve yerleşmesine müsade etmişti. Kapı açılıp içeri tanıdığı Albay Haluk Korkmaz ve yanında kim olduğunu bilmediği üç bordo bereli daha girmişti. Ayağa kalkıp selam verdi. "İZMİR ÖZKOÇ/ İSTANBUL/ F16." Normalde sadece adı soyadı ve doğduğu yer yeterdi fakat burası Hava Harp Okulu'ydu. Tamamını söylemenin daha doğru olduğunu biliyordu. "Rahat asker. Otur bakalım." Albay tam karşısına oturmuş, bordolar ise koruma edasında arkasında yer edinmişti. "Buraya neden geldiğini bilmiyor olmalısın İzmir." "Bilmiyorum komutanım." Albay anlayışla kafa sallayıp,elinde ki dosyayı sehpaya bıraktı. Karşısında oturan bu kadının bütün eğitim hayatını ve başarılarını biliyordu. Bir kadın asker olarak nasıl her görevi hakkıyla yerine getirdiğini, kaç kez görevi uğruna vurulduğunu, ailesini, her şeyini biliyordu. Sehpada ki dosyada bunu kanıtlar niteliğinde İzmir'in hayatı yazıyordu. "Şimdi İzmir öncelikle askerlik hayatın boyunca başarmış olduğun bütün görevler için öncelikle seni tebrik ederim ve vatanın uğruna hiç çekinmeden canını feda ettiğin içinde bütün herkes adına teşekkür ederim kızım. Bu vatan sana ve senin gibi olan bütün askerlere çok şey borçlu. Asıl konuya değinecek olursak eğer seninde onayın ile seni Bordo Bereli yapmak istiyoruz." İzmir duyduklarının doğruluğunu anlamak ister gibi bir Albaya birde onun arkasında ki üç bordo bereliye bakıyordu. Karşısında oturan bu adamı doğru duyup duymadığını hala anlayamamıştı. Şimdi İzmir gerçekten hayallerine mi kavuşuyordu? Havacı asker olduktan sonra ki en büyük hayali Bordo Bereli olmaktı. Bayanların orada çok az olduğunu bildiği için ve komutanları izin vermediği için eğitim alamamıştı. Neden izin vermediklerini şimdi anlıyordu. Bütün komutanları onu bugüne, en iyisi olmaya hazırlıyorlardı. En iyisi olup zorluk çekmemesi içindi her şey. Şimdi taşlar yerine oturuyordu. "Onur duyarım Komutanım." Yüzünde tek mimik oynamamış olması odadakileri epey şaşırtmıştı. Gülümsemesini, hatta çok gülümsemesini bekliyordu dört adamda. Ama olmamıştı. İzmir sanki hiç sevinmemiş gibi gülmemişti. Ama yanlıştı. İzmir'in içinde ki kopan fırtınalar bütün harp okulunu yakıp, yıkacak kadar büyüktü. Hayallerine kavuşuyordu, daha ne olsundu ki. "O zaman hayırlı olsun kızım. Diğer bir konuya gelelim. Burda olduğun süre boyunca bir grup askere eğitim vereceksin. Onları Hakkari'ye hazırlayacaksın. Hepsinin birer kartal kadar iyi olmasını istiyorum. Görevlerde en iyisi olmalılar. O eğittiğin kişiler senin timin olacaklar İzmir. Hepsinin iyi olması senin yararına. Hakkari'ye döndüğünde hepsi seninle gelecekler ve hava görevlerine beraber çıkacaksınız. Hava görevlerinin çoğunda yer alamayacaksın. Sen artık Bordo Berelisin. Kara askerisin. Ve sana dağlarda ihtiyacımız var. O yüzden hepsi birer pırlanta olmalı." "Emredersiniz Komutanım." "Şimdi git ve hazırlan. Eğitim başlıyor." ~ İzmir tulumunu giymiş ve eğitim yerine ilerliyordu. Albayın dediklerine hala inanamıyordu. Resmen artık bir Bordo Bereliydi. Babası gibiydi. Hava Harp Okuluna gitmiş. En yüksek dereceyle mezun olmuş. Daha sonra görev amaçlı doğuya gitmiş ve orada uçmuştu. Her göreve çıkacağı zaman içinde oluşan büyük bir heyecan oluyordu fakat beraber göreve çıktığı bordoları gördüğünde onlara daha çok özeniyordu. Hava Harp Okuluna gittiği için asla pişman değildi fakat anlamıştı ki onun olması gereken yer dağlardı. Göreve çıktığında helikopterde ki asker değilde, dağda ki asker olmak istiyordu. Gerekirse arama kurtarma görevinde ki kurtardığı askerlerden biri bile olurdu. Bu zamana kadar yeterince çatışmaya girmişti. Bakmayın öyle. Havacıda olsa gerektiği yerde yardımı olmuştu ve o yardımlarda anlamıştı olmak istediği asıl yeri. O babası gibi olmak istiyordu. Başarılı bir Bordo Bereli. Ve şuanda olmuştu. Daha ilk günüydü belki ama mutluydu işte. Hemde hiç olmadığı kadar mutluydu. Eğiteceği askerlerin yanına geldiğinde karşılarında durdu. Toplamda 8 kişi vardı. 2 kız 6 erkek. Hepsi birbirinden heyecanlıydı. Gözlerinden belliydi bir kere. Çakmak çakmak bakıyorlardı. Hem korkulu, hem heyecanlı nasıl olunurdu cevabı bu askerlerdi. Yeşil tulumlarının içinde, ellerinde ki kasklarıyla onlardı. Cevap tam gözlerinde yatıyordu. "Rahat.! Hazır ol! Sağ baştan tanıt kendini asker." "Ali Keskin/ İzmir" "Göktuğ Baş/ Sakarya." "Kemal Yücetepe/ Eskişehir." "Esila Kılıç/ Çanakkale" "Demir Bozkurt/ İstanbul." "Derin Kaya/ Adana." "Furkan Demirel/ Antalya." "Özkan Özkum/ Ankara." "Bende İzmir Karaca Özkoç. Bundan sonra ki eğitimlerinize girecek olan komutanınız benim. Burada ki eğitiminizden sonra başarılı olanlarınızla beraber Hakkari'ye gideceğiz. Dua edinde başarılı olun asker. Yoksa benden çok çekersiniz. Bundan sonra her sabah saat 5te tam olarak bu durduğumuz alanda olacaksınız. Bir dakika bile gecikeni okulun etrafında 10 tur attırırım. Okulun büyüklüğünü sorarak öğrenebilirsiniz. Her sabah 40 kg ekipmanlarla 5 tur koşu, 100-200m atış olacak. Haftada iki kez kuşlara bineceksiniz. Eğitimin son 3 haftası ise sadece onlarda eğitim göreceksiniz. Ne oldu renginiz attı. Daha kolayınımı bekliyordun asker! İstersen verelim f16 gez asker. Teröristleride benim annem etkisiz hale getirir zaten. Değil mi.? Şimdi dağılın. Saat tam 5te buradasınız. İyi uyuyun. Çok yorulacaksınız." 8 askerde selam verip koşar adım eğitim alanını terk ettiler. Hepsinin atan renginden belliydi ki böyle bir eğitim beklemiyorlardı. Çünkü o eğitimlerin hepsini görmüşler ve başarılı olmuşlardı. Zaten burada olmalarının sebebi eğitimlerde başarılı olmuş olmalarıydı. Hiç biri böyle ağır bir eğitim beklemiyordu. Eh ne de olsa İzmir beklenmeyeni yapmayı severdi. ~ "Efendim Vefa." "Abla nerdesin." "Evdeyim. Ne oldu.? "Akşam Han abilerle dışarı çıkalım mı.? Lütfen hemen hayır deme." "Ne kadar sonra diyim Vefa." "Abla lütfen...lütfen ya. Hem bir kaç hafta sonra gideceğim. Seninde işlerin yoğunlaşacak hiç görüşemicez. Bari bu anları değerlendirelim. Lütfen abla ya. " "Tamam başımın belası tamam. Üstümü değiştirip gelirim. Gideceğimiz yerin konumunu at. Ve seni babam bıraksın ben motorla gelicem." "Tamam seni seviyorum." "Bende seni." ~ (T) Günlük kıyafetlerinden siyah kotunu ve beyaz tişörtünü çıkarıp giydi. Köşede duran deri ceketinide giydikten sonra çanta alma gereği duymadan para ve ehliyetini alıp evden çıktı. Telefondan Vefa'nın attığı konumu açıp neresi olduğuna baktı. Ah tabiki Vefa nereye gitmek isterdi.? Bir bar!!! Han ve Karan'da dünden razı gibi hemen kabul etmişe benziyorlardı. Motoruna atlayıp bildiği adrese sürmeye başladı. Trafik kurallarına uymaya çalışarak barın önüne gelmiş ve motoru valeye teslim edip içeri girmişti bile. Vefaya nerede olduklarını sorup, aldığı cevap doğrultusunda kalabalık olan insaların arasından sıyrılıp tam olarak 4 kişinin oturduğu masaya geldi. Han, Karan, Vefa ve tanımadığı bir kadın. Hepsi gülümseyerek sinirden kaşlarını çatmış İzmir'e bakıyorlardı. "Gelmek için başka bir yer mi kalmadı Vefa.!" Müziğin yüksek sesinden dolayı bağırmak zorunda kalmıştı. "Ben istedim İzmir. Hem burası arkadaşımın. Tanıştırayım Lina Sharapova ve buda İzmir Özkoç" Arkadaşım derken masada ki tanımadığı kadını göstermişti. Kadın kocaman gülerek elini karşısında asık suratlı kadına uzattı. Yüzünde ki gülümseme o kadar güzeldi ki İzmirinde çatık kaşları düzelmiş ve hafifçe gülümsemişti. Karşısında ki kadın soyadından anladığı kadarıyla Rustu. Ve Rus olmanın verdiği şansla çok ama çok güzeldi. Sarı saçları, gökyüzü kadar mavi kocaman gözleri, çıkık elmacık kemikleri ve dolgun dudakları... Gerçekten her erkeği kendine aşık edebilirdi. "Taniştiğima memnun oldun İzmir." Türkçeyi yeni yeni öğrenmeye başladığı için bazı harfleri yutuyor, bazılarını yanlış söylüyor ve ı'lara i diyordu. Eh buda onu olduğundan daha sevimli yapıyordu. Bu kadın bu barda ki çoğu güzelden açık ara öndeydi. "Bende memnun oldum Lina." Han'ın açtığı boşluğa oturup kardeşine 'evde görüşücez' bakışları atıp gelen garsondan buzlu soda istedi. Sabahın 5inde kalkacak biri tercihini içkiden yana kullanmamalıydı. Bu sanırım hayatının en büyük hatası falan olurdu ~ Saat ilerliyor ve masada ki sohbet koyulaşarak devam ediyordu. Lina'nın Türkçesi bazı kelimelere yetmediği için İzmir onunla Rusça konuşuyordu. İlk konuştuğunda Vefa hariç hepsi şok olmuştu. Kimse Rusça bildiğini tahmin etmiyordu. Ama İzmir Rusça ve İngilizcede dahil tam olarak 6 dil biliyordu. Askeriyedeyken İngilizce zorunlu dersti fakat gerisini kendi isteğiyle öğrenmişti. "Alkol almak istemediğinden emin misin İzmir.?" "Oldukça eminim. Sabah 5te eğitim var. Kendime günü zehir edemicek kadar saygım var çok şükür." Han kafa sallayıp kendisi ve kardeşi için viski, Vefa için alkolsüz kokteyl söyledi. Lina barla ilgilenmek adına yanlarından ayrılmıştı. İzmir Karan'a lavaboyu sorup, kalabalık içinden sıyrılarak içeri girdi. Bir kaç eksik etekli kadın makyajını tazeliyor ve birbirlerine yanında oldukları adamı anlatıyorlardı. Üç kadında İzmir'i baştan aşağı alaycılıkla süzüp önlerine döndüler. Bu hareketleri onun dikkatini çekse bile umursamadan işini halledip ellerini yıkadı. Yanında duran kadına bilerek omuz attıktan sonra cırlamasını aldırmadan lavabodan çıkıp kalabalığa karıştı. Bir kaç kişiyle yakın temasta bulunmuş ve çoğundan itekleyerek kurtulmuştu fakat sarhoşun biri poposunu ellediğinde itmek yerine ona baktı. Gözlerini zor açık tutuyor ve iğrenç bir şekilde sırıtıyordu. "Gün geçmiyor ki sorunsuz bir akşam yaşayalım " İçinden geçirdikleri yüzüne alaycı bir gülümseme olarak yansımıştı. Tabi bu sarhoş adam onu çok farklı yerlere çekecek kadar uçuyordu. "Güzelim, buralarda yenisin sanırın.? Senin gibi bir fıstığı daha önce hiç görmedim." "Elini çekmen için sadece 5 saniyen var. Sonra görecek bir gözün ve dokunacak bir elin kalmayacak zaten." Adam alayla kahkaha atıp elini daha çok sıktı. Bu hareketiyle ölüm fermanını imzalamıştı. "2 ve 1." İzmir poposunda arsızca gezinen eli bileğinden kırıp, dizine tekme attı. Bu hareketi etrafındakilerin dikkatini çekmiş ve herkes oynamayı kesmişti. Eh bir işi yapıyorsan ses getireceksin. Adam acıyla çığlık atarken bileğini tutuyor ve yerde sürünmeye çalışıyordu. Kafasına ayağıyla tekme atıp yere çarpmasını sağladıktan sonra göbeğine oturup saçlarına yapıştı. Adam bayılmak üzereydi fakat İzmir bunu umursamayacak kadar çığırından çıkmıştı. Zamanında yaşadığı olayın aynısı yaşıyor olmak onda iyileşmeyen yaraları tekrar kanatmıştı. Ve bu adam bunun cezasını misliye çekicekti. Böylesine pislik insanlar bundan çok daha kötü şeyleri hakediyorlardı. Belki toplu katliam, belki haftalarca aç susuz bırakma, belkide malum uzuvlarını kesme. Böyle şeyler yapılmalıydı ki diğer bütün kötülere örnek olsundu. İbreti alem olsun diyede sokak lambalarını asılması gerekiyordu. "Bana bak şerefsiz eğer...eğer bir daha herhangi bir bara, kafeye gidip bir kadını böyle taciz edersen ahdım olsun seni gelir bulur ve parçalara ayırıp şehrin her yerine dağıtırım. Bir Allahın kuluda gelip bana neden yaptın diyemez. Şimdi al olmayan şerefini s*ktir git." Sağ eliyle en sert şekilde burnuna vurduktan sonra kafasını yere fırlatıp ayağa kalktı. Bu hareketiyle epey bir dikkat çekmişti. Neyse ki Lina korumaların onu tutmasına izin vermemiş ve hıncını almasına müsaade etmişti. Hem bu olay diğer müşterilere örnek olur diye düşünmüştü. Haklıydı da. Diğer erkeklerin epey bir gözü korkmuştu. Bir kadından böylesine bir performans kimse beklemiyordu. ~ Gece olaylı bitmiş ve iki kardeş daha fazla oyalanmadan eve gelmişlerdi. Vefa'da ablasına gitmek istemiş ve İzmir'in yarın işe gidecek olmasına rağmen gitmişti. Şimdi iki kardeş İzmir'in odasında birbirlerine sarılmış vaziyette uyuyorlardı. İşte huzur İzmir için tam buydu. Kardeşi hala bebek gibi kokuyordu ve onun kokusunu hiç bir kokuya değişmezdi. 18 yaşında kocaman bir kız olmuştu ama bazı şeyleri değişmediği gibi kokusuda aynı kalmıştı. Kardeşine daha sıkı sarılıp kokusunu bilinçsizce içine çekti. Huzur gerçekten kardeşinin bebek kokusunda gizliydi. **
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD