8- Kapının Ardında

926 Words
Bulaşıkları yıkarken sıcak suyun ellerimde bıraktığı yanmayı hissetmiyordum. Zihnim bambaşka bir şeyle meşguldü: Atalay. Diğer erkeklerle birlikte konağı terk ettiğini düşünmüştüm ama gözümün ucuyla üst kata çıktığını görmüştüm. Gidecek olsa avluya yönelirdi ama o basamakları ağır adımlarla çıkmış ve gözden kaybolmuştu. Nereye gitmişti ve ne yapıyordu? Merak içimi kemiriyordu. Birazdan avluya çıkıp halı yıkayacaktım. Ama önce üzerimi değiştirme bahanesiyle yukarı çıkmaya karar verdim. Kimseye en önemlisi Zümrüt cadısına gözükmeden merdivenlere yöneldim. Basamakları çıkarken hızlı ve sessizdim. Üst kata vardığımda aşağıdaki gürültüden eser yoktu. Koridor boştu, pencerelerden süzülen ışık sadece belli belirsiz zemine vuruyordu. İlk durağım odam oldu. Kapısını hafifçe araladım, içeriyi şöyle bir gözden geçirdim. Boştu. Atalay burada değildi. Banyo da boştu. Sadece şalımı değiştirip hızlıca odadan çıkıp kapıyı ardımdan kapattım. Koridora döndüm. Sessiz adımlarla ilerlemeye başladım. İlk kapı hafif aralıktı. Başımı uzatıp içeriye göz attım. Burası konak halkından birinin odası olmalıydı. Dağınık bir yatak, sandalyeye bırakılmış bir şal, yerde yamuk bırakılmış bir çift terlik. İçeriden hafif naftalin kokusu geliyordu. Çabucak geri çekildim. İkinci kapıya yöneldim. Kapısı kapalıydı. Kulağımı yaklaştırıp dinledim. İçeriden tıkırtılar geliyordu. Sessiz adımlarla yürümeye devam ettim. Bir diğer kapalı odaya yaklaştım. Dikkatlice kulağımı kapıya yasladım. Hiçbir ses gelmiyordu. Kapı kolunu hafifçe çevirdim ancak kilitliydi. Dördüncü oda da açıktı. Burası sıradan bir misafir odasına benziyordu. Düzgün katlanmış yatak örtüsü, toz alınmış mobilyalar, pencerenin kenarına bırakılmış bir vazo… Fazla duraksamadan geçtim. Döner dar bir merdiven vardı. Basamakları çıkarak üst kata yöneldim. Üst kata çıktığımda beni yine bir koridor karşıladı ama burada oda sayısı çok daha azdı. Üç tane oda vardı. Demek ki odalar genişti. Koridorun diğer ucunda bir hareket fark ettim. Başımı çevirince elinde boş bir tepsiyle yürüyen genç bir kadınla göz göze geldim. Beni süzdü. Kaşlarını hafif kaldırarak baştan aşağı tarttı. Dudaklarını küçümseyerek büzdü. Gülümseyerek kıza yaklaştım. "Merhaba," dedim, sesimi sakin tutarak. "Atalay nerede biliyor musun?" Kız gözlerini devirdi. Tepsiyi bir elinden diğerine geçirip ukalaca bir tavırla konuştu. Kızı mutfakta görmemiştim ancak çalışan olduğu belliydi. "Çalışma odasında, canım. Ben de yanından geliyorum." O "canım" kelimesini söylerken sesindeki iğneleme o kadar keskindi ki, görmemezlikten geldim. Gözlerim farkında olmadan tepsiye kaydı. Üzerinde kahve fincanının oluşturduğu ıslak bir yuvarlak izi vardı. Kızın ne ima etmeye çalıştığını anlamak için dahi olmaya gerek yoktu ama sadece kahve götürmüştü. Üstü başı da derli topluydu. Kafamı yana eğerek hafif bir tebessümle sordum. "Çalışma odası nerede?" Kız başını benim gibi yana eğip pis bir sırıtış attı. "Atalay yanına kimseyi almaz. Sakın gitme." Bunu söylerken gözleri alayla parlıyordu. İçimden bir kahkaha attım. Burada kadınlar da tuhaftı. Hanımından çalışanına kadar hemde! Bir adım yaklaşıp sesimi yumuşattım. "Sen sadece yerini göster!" Sevimli sevimli gülümsemeyi de ihmal etmedim elbette. Kız gözlerini devirdi ama elini kaldırıp koridorun en sonundaki büyük kapıyı işaret etti. "Sen bilirsin." Yanımdan çekip gidecekken kolunu tutup onu durdurdum. Kız bunu beklemiyormuş gibi irkilerek şaşkınlıkla bana baktı. "Şey, diğer odalar ne?" Kaşlarını havaya kaldırdığını görünce devam ettim. "Yanlışlıkla girmeyeyim diye." "Hayatının hatasını yaparsın girersen zaten. Sağdaki Osman Ağa'nın çalışma odası. Soldaki de Osman ağa ve Zümrüt hanımının yatak odası. Atalay'ın odasına da girmesen iyi olur." Kafamı sallarken kız yanımdan uzaklaştı. Yavaş adımlarla en sondaki odaya doğru ilerledim ama asıl amacım Osman Ağa'nın çalışma odasıydı. Onu evden çıkarken görmüştüm. Atalay evde olmasa daha iyi olurdu ama yapacak bir şey yoktu. Beni odada yakalasa bile evde yeni olduğum için kayboldum diyebilirdim. Kapının önüne geldiğimde duraksadım. Sessizliği dinledim. İçeriden herhangi bir ses gelmiyordu. Kapıyı aralamak için elimi uzattım ve derin bir nefes aldım. Tahmin ettiğim gibi kapı kilitliydi ama açılmayacak bir kilit türü değildi. Bu odaya girip rahat rahat kurcalamak için bir fırsat bulmam gerekiyordu. Acaba bu odanın temizliğini kim yapıyordu? Osman ağa mutlaka çalışma odasında bir iz bırakmış olmalıydı. Şimdi açıp bir göz atabilirdim aslında. Ya da beklemek daha mantıklı olabilir diye düşünürken, bu düşünme süresinin ardından tam ensemde bir nefes hissetim. Şokla olduğum yerde kaldım çünkü arkamda kimse yoktu az önce. Birisi sessizce dibime giremezdi. "Ne yaptığını sanıyorsun?" Bütün tüylerim diken diken oldu. Yavaşça arkamı döndüm. Atalay tam arkamda duruyordu. Omzunu duvara yaslamış, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. Mavi gözleri gölgelerin arasında parlıyordu. Kelimeleri dikkatlice seçmeye çalışarak "Üzerimi değiştirmek için yukarı çıkmıştım," dedim, mümkün olduğunca doğal bir ses tonuyla. "Ama sonra evin içini merak ettim." Bakışları üzerimde gezindi. Beni süzüyordu. Ama öfkeli miydi, yoksa sadece şüpheli miydi, anlayamıyordum. "Demek merak ettin?" Sesindeki alaycı ton ürkütücüydü. Bakışlarını ayaklarımdan başlayarak tüm kıyafetlerimde gezdirirken gerçekten de gerildim. Adamın bakışı çok ağır ve tuhaf hissettiriyordu. Boğazımı temizleyip hafifçe gülümsedim. "Evet. Senin evde olduğunu bilmiyordum." Atalay başını yana eğip bana yaklaştı. Aramızdaki mesafe iyice daraldı. Keskin mavi gözlerini gözlerime diktiğinde içinde sorgulama ve şüphe gördüm. "Sadece şalını değiştirmişsin!" Dedi yavaşça. Yutkunurken onun bu kadar dikkatli olduğuna şaşırmıştım çünkü bugün bana neredeyse hiç bakmamıştı. Birkaç saniye boyunca gözlerimizi ayırmadan birbirimize baktık. "Ayrıca ben merdivenlerden yukarıya çıkarken beni gördün!" Dediğinde yüzümü zorlukla ifadesiz tuttum. Bu bir meydan okumaydı. Ben merdivenlerden ona bakarken o bana arkasını dönüktü. Blöf mü yapıyordu? Yoksa bu adam gerçekten de düşündüğümden daha mı çakaldı! Bakışlarımı onunkilere kilitleyerek "burada olduğunu bilmiyordum" dedim sesimi titreterek. Bunun işe yarayacağını biliyordum. "Ben, ben sadece dediğim gibi evi merak ettim. Bu odaların kapıları da çok dikkat çekici" dediğimde kafasını geri çekerek benden uzaklaştı. Burun kemerini sıkıp bırakırken öfkelendiği belliydi. Bir süre daha koridorda sessizlik hüküm sürdü. Sonra Atalay hafifçe güldü. Gülüşü soğuktu. "O zaman dikkatli ol, Zeynep." diye mırıldandı. Sahte ismimi ilk kez kullanıyordu. Alaca kızı diyordu bana sürekli. Sesi tehditkar bir fısıltı gibiydi. "Bazı meraklar, sahibine pahalıya patlar." Sonra gözlerini benden ayırıp kendi odasına yöneldi. Kapısını açık bırakmıştı. Masasına oturdu ve bir kağıdı aldı, dikkatlice katladı ve cebine koydu. Ben ise o birkaç saniye içinde odasına göz atıp arkamı döndüm ve merdivenlere doğru yürüdüm.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD