1| Yarım Kalan İşler
Müziğin yüksek sesi kulaklarımda nabız gibi atıyordu. Terlemiş bedenler ahlaksızca birbirine sürtüyordu. Nefesler hızlanmış, arzu kara bir duman misali her bedene uğruyor, soluklarda can buluyordu. Kendimi iyice ritme uydurmuş ahlaksız şarkının sözlerini tenimde hissedebiliyordum. Ellerim saçlarımı karıştırıyor, sağa sola kıvrılıyordu. Kimin mekanında olduğum ise umursadığım son şeydi. Burda olmak istemiştim ve olmuştum. Kim bana karşı gelebilirdi ki. Dudaklarım yukarı doğru kıvrılırken şeytan çoktan aciz bedenlerin kulaklarına fısıldamaya başlamıştı günahın şarkısını.
Ellerim vücudumun her yerine uğruyor ve arzuyu kızıştırıyordu. Tutkunun ve arzunun mayhoş kokusu aldığım hazzı doruklara çıkarıyordu. Arzu git gide engellenemez bir hal aldığında iç gıcıklayıcı bir kahkaha savurdum. Her bir zerrem doyum noktasına ulaşıyordu. Buna rağmen durmak en son düşündüğüm şeydi. Bedenimde hissettiğim yabancı eller, ortamdaki etkimi kanıtlar nitelikteydi.
Zihnimde duyduğum çağrı ile irkilerken gözlerim hışımla arzuyla kızışmış ortamda gezindi. Beklemediğim kişi ile duraksadım. Sinsi bir gülümseme dudaklarımda can bulurken üzerimdeki elleri ittirerek hedefime doğru ilerledim. Sakin bir köşede beni bekleyen Chris'in yanına vardığımda duraksadım.
Müzik sesi boğuklaştığında içimden bir kahkaha patlattım. Sesi olduğumuz alanın dışına itmişti. Chris gibilere kalkan denirdi. İstedikleri enerjiyi belli bir alanın dışında tutabilirlerdi fakat bu kalkan olayı beni durduramazdı. Tutkuyla doğmuşlardı ve onu dışarı atamazlardı. Ellerim ben komut vermeden bedenine doğru ulaştığında hazzın damarlarımda yılan gibi kıvrıldığını hissedebiliyordum. Yavaşça sert göğsündeki kollarımı boynuna doladım.
Onun bedenindeki şiddetli arzu beni usulca besliyordu. Bundan iki taraf da memnundu tabi. Dudaklarımı kulağına sürterken usulca fısıldadım.
"Bana karşı koymuyorsun."
Onun kalp atışları bütün benliğimde yankılanıyordu. Haz duygusu ikimizi de sararken, hafifçe kulağını dişledim. Dudaklarından kopan inleme ve hızla inip kalkan göğsü tarifi imkansız bir tatmin sunuyordu. Boğuk sesini duyduğumda bütün dikkatimi ona verdim.
"Çünkü karşı koymak istemiyorum."
Tatmin duygusu benliğimi sararken dudaklarım usulca yukarı kıvrıldı. O anda barın kapısı gürültüyle iki yana açıldığında oyunbozanların geldiğini anladım. İstifimi hiç bozmadan Chris'e odaklandım. Gövdesini sıkıca kavrayıp bedenime yasladım. Tutkulu bir öpücük dudaklarımızda can bulurken Chris'in beni kendine iyice yapıştırmasıyla inlemem ağzında kaybolmuştu. Bedenimin bir anda havalanmasıyla vakit kaybetmeden bacaklarımı beline sardım. Beni hızla duvara yasladığında bedenlerimiz arasındaki mesafe sıfıra inmişti. Tutku, bulunduğu bedenin zihnini esir alırken zevkle sırıttım. İzleyicilerimin farkındaydım fakat umrumda bile değildi.
Hissettiğim serinlik ile üstümün çoktan çıktığını anladım. Nitekim Chris'de aynı durumdaydı. Duyduğum boğaz temizleme sesiyle homurdandım. Bana karışmamalılar. Bunun sonuçlarını en iyi onlar biliyordu.
Chris'in kulağına sessizce fısıldadım.
"Geleceğim Chris. Bekle beni."
Bir anda kucağında hoplayarak yere indim. Veda öpücüğümü vermek için ellerimi ensesinde birleştirdim. Sert bir şekilde dudaklarına yapıştığımda çok da kısa olmayan bir öpücük verdim. Nihayet geri çekildiğimde büyük bir gülümsemeyle ellerimi yanağına yerleştirdim. Usulca dudaklarına doğru fısıldadım.
"Elveda sevgilim."
Tenlerimiz arasında ki temas kesildiği anda Chris'in geriye doğru sendelediğini görünce küçük bir kahkaha patlattım. Nihayet oyunbozanlara döndüğümde yüzümdeki gülümseme yavaşça söndü. Soğuk bakışlarımı çekinmeden üzerlerine dikmiştim. Bu saçmalığı alışkanlık haline getirmişlerdi ve ciddi anlamda sinirlerim bozuluyordu.
Çıkmadan önce Chris'in yere fırlattığı askılı siyah badiyi elime aldım. Yeri dövercesine yürürken topuklu ayakkabılarımın sesi karanlık sokakta yankılanıyordu. Bir yandan yürürken diğer yandan da badiyi üstüme geçiriyordum. Nihayet arabamın yanına geldiğimde duraksadım ve arkamı döndüm.
Çok geçmeden onlar da karşımda durduğunda sinirle konuşmama engel olamadım.
"Size kaç kere söyledim! Her seferinde aynı boku yapmanızdan sıkıldım!"
Sıkkın bir şekilde nefes alıp konuşmaya başlayan Serene'ye odaklandım.
"Birilerini becermene engel olduk, kusura bakma."
Laf sokmasıyla beraber sinir katsayım giderek yükseliyordu. Kendime engel olmazsam mutlaka zarar verecektim. Dişlerimin arasından tıslarken, öfke damarlarımda kol geziyordu.
"Siktirtme beynini. Embesilce konuşup benim tepemi attırma."
Jake'in yatıştırmaya çalışırcasına konuşmasıyla derin bir nefes aldım.
"Yeter Serene. Sen de sakin ol Lilith. Biliyorsun ki acil olmasa seni rahatsız etmezdik."
Sinirle homurdandım. Her seferinde o boktan burunlarını işlerime sokuyorlardı.
"Ne var ha?! Ne halt yediniz yine?!"
Theo boğazını temizleyince dikkatimi ona verdim.
"Sürekli çemkirme. Bir halt yediğimiz yok. Meclis toplanmamızı istedi."
Böyle giderse sinir krizi geçirecektim. Bunu göze alamadığım için doğruca konuya girdim.
"O yaşlı bunakların sürekli bizi toplamasından bıktım. Aynı ülkede bile değiliz. Gereksiz buruşuklar."
Suratımı tiksintiyle buruşturuken aklıma gelen ayrıntıyla derince ofladım.
"Mekan değiştiriciyle gönderdiler sizi buraya dimi?"
Leya'nın pişmiş kelle gibi sırıtmasıyla birkaç küfür savurdum. Her zaman ki gibi dönüşte benim uçağımla geleceklerdi. O bunak sürüsü bunu bilerek yapıyordu. Artık emin olmuştum. Güya bana göz kulak olacaklar.
"Havaalanına nasıl veya neyle gelirsiniz bilemem ama sizi arabama almıyorum. Geç kalmayın yoksa sizi burada bırakırım. Biliyorsunuz ki umrumda bile olmaz."
Sözlerime karşın Theo'nun şikayet edercesine bir şeyler mırıldanması keyfimi az da olsa yerine getirmişti. Hızla arabama binip oradan uzaklaştım. Çağrılma nedenim ciddi bile olsa beni ilgilendirmediği için elbette ki umursamıyordum. Saçma sapan bir şeyler için işimi bölüp ayaklarına çağırdılarsa onlar için hiç iyi olmayacaktı.
***
Nihayet hepimiz rastgele koltuklara oturmuş farklı bir şeylerle ilgilenirken, uçak çoktan Meclis'e yaklaşmıştı. Sürekli etrafımda dolanan yakışıklı hostlar ilgimi çekse de yarım kalan işim yüzünden sinirlerim hala bozuktu bu yüzden birkaç tutkulu temas dışında hiçbir şey olmamıştı.
On dakikanın ardından nihayet uçak piste inmişti. Boğucu ortamdan kaçarcasına kendimi uçağın dışına attım.
Karargâha giriş oldukça karmaşıktı, tabi önemli birisi değilseniz. Göz, ses ve el tarayıcılarının bulunduğu koridorlarda geçen gereksiz zaman kaybı, küfürler mırıldanmama neden olsa da sabırla ilerledim. Nihayet son kapıdan da geçip acil durum odasına girdiğim de gözlerim odayı hızlıca taradı. Adımlarımı dikdörtgen masanın en başına yönlendirdim. Diğer başta ise önemli bunak oturuyordu.
Koltuğu geri çekip oturduğumda birkaç saniye sonra diğerleri de boş olan koltuklara oturmuştu. Sessizce bakışan bunaklar ve oyunbozanların bu 'romantik' anlarından sıkılarak usulca konuşmaya başladım.
"Aşkla bakışmanızı izlemem için çağırdınız sanırım"
Gözler bana dönerken önemli bunaklardan olan Tris boğazını temizledi. Sıkkın bir şekilde nefesimi verdim ve en başından beri içimde bulunan sinirle konuştum.
"İşim yine yarım kaldı. Bilin bakalım kimin yüzünden? Sizin!"
Sonlara doğru bağırırken ellimi masaya vurmuştum.
"Yeter! Yan komşunuz değilim! Bunu o küçük beyinleriniz idrak edemiyor mu?!"
Konuştukça daha çok hırslanıyor ve kendimi tutamıyordum.
"Üstelik Chris'le birlikteydim. Anlıyor musunuz ha?! Chris!"
Kalkanlarda olan tutku, dünyada gerçekten saf olan tutkudan birkaçıydı. Benim müdahalem olmadan tutkuları dışarı yönelemiyordu ve bu da onu en saf halinde almama neden oluyordu. Daha fazla konuşmama izin vermeden lafa giren ve bunakların diğer üyesi olan Khan'a odaklandım.
"Yeter Lilith. Haklısın birkaç seferdir işini bölüyoruz. Ama bu sefer ki önemli."
Alay edercesine kurduğu cümle sinirlerimi bozmuştu. Beni ve yaptıklarımı küçümsüyorlardı. Bu, yaptıkları en büyük yanlışlardan biriydi. Onlar daha ne olduğunu anlayamadan zihinlerini ele geçirebilirdim. Bunun ciddiyetini hala anlamıyorlarsa vakti geldiğinde zevkle anlatırdım.
Kurulun diğer üyesi olan Enes'in söze başlamasıyla ona döndüm.
"Çeteler savaşı başlamak üzere."
İşte o tek cümle ortamda bomba etkisi yaratmıştı. Bunun kaçınılmaz olduğunu elbette ki biliyordum. Son iki yıldır sokaklarda bir şeyler dönüyordu. Bir şey için hazırlanıyorlardı. Büyük bir şey için. O siktiğimin sert herifleri egolarını tatmin etmek için birbirleriyle dalaşacaklardı. Hepsi su götürülmez derecede tehlikeliydi. Fakat onlardan daha tehlikeli olan şeyler vardı. Onların fitili ateşlenebilirdi ve öyle bir durumda sonumuzun ne olacağını bilmiyordum. Diğer yandan, şahsi olarak hiç kimseyi umursamıyordum fakat savaş sırasında oluşan kaos ortamı sinirlerimi bozuyordu. Bu olacak olanlara karşın, emin olduğum tek şey vardı. Onları engelleyecek kişi ben olacağım. Bu lanet görevi bana vereceklerini en başından beri biliyordum. Derince ofladıktan sonra Enes'in bomba etkisi yaratan sözlerinden sonra kendini toparlayamayan suratlara bakıp göz devirdim.
"Biliyorum. Bildiğim diğer şey ise arabulucu olarak beni görevlendirecek olmanız."
Tris gözlerindeki derin ifadeyle bana baktığında söyleceği şeyi bekledim.
"Zeki bir kadınsın Lilith. Onları yola getirecek olan kişinin sen olduğunu biliyorsun."
Sitemli bir şekilde araya giren Leya'ya baktım.
"Barışsınlar diye hepsiyle sevişecek değil ya!?"
Ufak bir gülümseme eşliğinde söze girdim.
"Ben sevişmem Leya. Bunu biliyorsun. Ayrıca ne yapacağım da bana kalsın. Beni meşgul etmek neymiş göstereceğim onlara."
***
Toplantının ardından odama gelmiş hazırlanıyordum. Hazırlanmak derken valiz falan değildi. Birkaç küçük oyuncak alıyordum yanıma. Kapının usulca açılmasıyla dudaklarımda oluşan sırıtma neler olacağını söyler nitelikteydi. Birkaç adım sesi ve hemen ardından kalçamda hissettiğim eller ile derin bir nefes aldım. Bir anda çekerek beni kendine dayadığında omzumun üstünden göz ucuyla ona baktım. Gelceğini biliyordum. Yalnızca bu kadar hızlı geleceğini sanmazdım.
Birden önümdeki yatağa uzandığında beni de üstüne çekmişti. Oturduğum yerde hissettiğim sertlik, dudaklarımda pis bir sırıtma oluşmasına neden olmuştu. Tris kafasını zevkle geriye yatırdığında küçük bir kahkaha patlattım. Sadece üstüne oturmuştum. Bundan bile etkilenmesi ona bunak deme nedenimdi işte. Gerçi hepsine bunak diyordum ama taş çatlasa 30 yaşındalardı. Eh hepsiyle bir miktar haşır neşir olmuştum işte.
Hazırlanmam ve bir an önce çıkmam gerekiyordu ayrıca Tris bunağının ota boka tahrik olması da sinirimi bozuyordu. Bu yüzden yaklaşık 20 dakikalık bir uğraşın ardından azgın tekeyi odamdan atabilmiştim.
Gözlerim ağzı açık olan valize kaydığında sırıtmamı tutamamıştım. Beni eğlendirecek olan bir sürü oyuncak ve birkaç özel kıyafet vardı. Ah lütfen fesatlaşmayın. Özel silahlar ve son teknoloji yardımcı kıyafetler bulunuyordu. Fazla oyalanmadan valizi kaptığım gibi odadan çıktım. Tabii ki uçağa kadar ben taşımayacaktım valizi. Kapını önüne bıraktığım valize yandan bir bakış attıktan sonra adımlarımı uçak pistine yönlendirdim. Uzun bir yolculuğun ilk adımlarını atıyordum. Dünyanın en tehlikeli organize suç çetesi ve kadimlerle dolu olan bir yolculuktu bu.
***
Lanet Kanada'nın lanet Toronto'sundan Moskova'ya uçuş tam olarak 11 saat sürmüştü. Serseme dönmüş bir şekilde zemine ayak bastığım da birkaç küfür mırıldandım usulca. O siktiğimin egolarını yumuşattıktan sonra bizzat elden geçirecektim hepsini.
Toparlanmak adına vücudumu dikleştirdim. Etrafıma baktığımda gördüğüm tezatlıkla dudaklarıma ufak bir tebessüm yerleşmişti. Bir grup siyah takım elbiseli adamlardan oluşurken diğer grup deri ceketli, üzerlerinde bol miktarda metal barındıran adamlardan oluşuyordu. Ortak noktalarıysa hepsinin çam yarması olması ve üzerlerinde bulunan çokça silahtı sanırım. Fakat ne olursa olsun hepsinin yüzünde kontrolsüzlük ve afallama vardı. Eh bu da benim etkimdi. Tutku ve arzu derilerinden içeri sızıyordu bunu en çok ben hissediyordum.
Cüsse veya zeka, hiçbiri tutkuya karşı koyamazdı. Bunu bilmek ve her seferinde görmek bana tarifi imkansız bir haz veriyordu. En sevdiğim de psikopatlardı. Aslında genel olarak karşılıklı bir şekilde birbirimizi severdik. Onlar benden aldıkları hazzı ve tutkuyu seviyor bende onları bu hale getirmeyi seviyordum. O duygusuzlar benimle aynı ortamda bulunduğu anda tutku konusunda herkes gibi oluyordu.
Dikkatimi çam yarmalarına verdim. Üzerlerindeki şaşkınlığı atamamışlardı. Gözlerimi devirip ellerimi hızlıca birbirine vurdum. İrkilerek bana odaklandıklarında sırıtarak konuşmaya başladım.
"Gidiyoruz dimi beyler? Yoksa burada kalmayı mı tercih edersiniz?"
Küçük bir kahkaha patlattıktan sonra pistin biraz ilerisinde konvoy halinde duran arabalara ve motorlara ilerledim.
Elbette ki 11 saatlik bir yolculuğun ardından motora binmeyecektim. Bu yüzden adımlarımı diğer arabalardan daha rahat olduğunu tahmin ettiğim arabaya yönlendirdim.
***
Gözlerim her bir ayrıntıyı kaçırmak istemezcesine etrafta gezinirken dikkatimi bana doğru ilerleyen çete liderine diktim. Oldukça yakışıklı biriydi ve bunun farkında olması da ona ayrı bir hava katıyordu fakat burada anlam ifade eden tek şey benim karşımda gösterdiği iradeydi. Aksi iddia edilemezdi.
Nihayet karşı karşıya durduğumuzda kışkırtıcı bir gülümseme dudaklarına yerleşmişti. Karşımdaki yakışıklı yüzün sahibi, benim yapabileceğim şeylerin sınırını bilmiyordu. Tıpkı diğer herkes gibi. Benim izin verdiğim kadarını bilirlerdi. Bu kural her zaman böyleydi.
"Lilith. Seni görmek ne hoş."
Havayı yarıp geçen kışkırtıcı ses, yüzümdeki sırıtmanın ufak bir tebessüme dönüşmesine neden olmuştu. Adım... Bana ve diğerlerine kim olduğumu hatırlatan adım... Ben Lilith'im. Tüm dünyayı kuklası yapan Lilith. Kimsenin bulaşmak istemeyeceği o kişiydim.
"Senin için aynı şeyi söyleyemem Raphael."
Dudağını hafifçe büzdükten sonra sırıtarak konuşmaya başladı.
"Benim hislerimin bize yeteceğinden eminim."
Göz devirmeme engel olamadım. Önüme gelenle yatmazdım ve bunun en büyük kanıtı da bu adamla yatmayacak olmamdı. Şimdilik. Hafifçe boğazımı temizledim ve on bir saatin acısını çıkartan bedenime birkaç küfür mırıldandım. Bu yorgunlukla dünyanın en rahat yatağı gibi gelen koltuğa attım kendimi. Gizleme gereği duymadan odayı süzdüm.
Açık renklerin hakim olduğu şık bir yerdi. Konu rahatlıkları olunca serseri stilini bir kenara bırakıyorlardı tabi.
Odanın ortasında yalı kazığı gibi dikilen bedene gözlerim takıldı.
"Lütfen otur. Kendi odanmış gibi rahat olabilirsin."
Sırıtarak söylediğim cümlenin ardından karşımdaki tekli deri koltuğu işaret ettim.
"Anlaşılan çok eğleneceğiz."
Sırıtarak kurduğu cümleyle arzunun dumanı gözlerimin önünde kıvrıldı. Oyuncu bir tebessümle kıvrıldı dudaklarım.
"Ah işte buna itiraz edemeyeceğim."
Bölüm Sonu