## 5. BÖLÜM: Kusursuzluğun Lekesi ve Yükselen Şüpheler
Artık mekik çekmekten neredeyse tüm karın kasları acı verici bir sızıyla yanmaya başlamıştı. Fakat içindeki o amansız öfke bir türlü dinmek bilmiyordu. Üstelik bu kez öfkesi başkasına değil, doğrudan kendiseydi. Hâlâ nasıl böyle vahim bir hata yaptığına, zihninin nasıl bu denli bulandığına inanamıyordu. Bu, on iki yıldır tıkır tıkır işleyen kusursuz çarkın içinde yaptığı ilk hataydı. O Aysun denen kadından kesinlikle uzak durması gerektiğini en başından beri biliyordu; ancak o fahişe kendi kaşınmış, adeta ölmek için son nefesine kadar ısrar etmişti. Yine de ne olursa olsun kendini tutmalı, o an iradesine yenik düşmemeliydi. Bu olmamalıydı ama maalesef olmuştu.
O Ahmet denen komiser, yanındaki kadın polisle birlikte annesinin ve ikizinin bulunduğu odaya adım atıp "Polis" dediğinde, göğüs kafesinde ani ve kontrolsüz bir paniğin yükseldiğini hissetmişti. Sakin kalmalı, maskesini düşürmemeliydi; fakat o an bunu başaramamıştı. Gerçi bu kontrol kaybı sadece birkaç saniye sürmüştü.
Çünkü tam o sırada Ahmet Komiser’in arkasında duran o yaşlı cadı, yani öz annesi, ona bakıp yüzünde haince bir tebessüm gezdirdiğinde zihni bir anda buz gibi olmuş ve kendini toparlamayı başarmıştı. Annesi olacak o yaşlı kadın, aklı sıra bakışları ve o iğrenç gülüşüyle artık yakayı ele verdiğini, yolun sonuna geldiğini ima ediyordu. Ama yanılıyordu; onun istediği asla olmayacaktı. Olmayacaktı da.
Hızla kendine gelmiş, annesi ve erkek kardeşiyle birlikte o odada son derece sakin, soğukkanlı bir şekilde ifade vermeyi başarmıştı. Hem polisin elinde onu doğrudan suçlayacak tek bir somut delil bile yoktu. Şirkete geliş sebepleri, öldürdüğü o kadının en son bu binada görülmüş olmasından ibaretti. Yani polisin elindeki izler şirketin kapısında son buluyordu; ötesi yoktu.
Zaten olması da imkansızdı. Çünkü o, her şeyi en ince ayrıntısına kadar milimetrik olarak planlamıştı. Aysun denen o kadınla şirketten beraber çıkmamış, dikkat çekmemek için onunla daha sonra o izbe barda buluşmuştu. Etrafta kimsecikler yoktu. Kadını sevişme bahanesiyle barın loş arka kapısına doğru çekip orada nefesini kestiğinde, ne onu kaydeden bir kamera ne de o karanlığa şahitlik edecek bir tanık vardı. Her şey tam da olması gerektiği gibi, kusursuzca son bulmuştu.
Komiser Ahmet de zaten sırf maktulün son görüldüğü yer burası olduğu için, çevrede onunla ilgili bilgi sahibi olan birileri var mı diye sormaya gelmişti. Ancak her şeye rağmen, o adamın gözlerinde kısa bir an için de olsa hissettiği o kuşkucu bakışı unutamıyordu. Artık çok daha dikkatli olmak zorundaydı. Bundan sonraki hedefinde adımlarını daha temkinli atmalı, planlarını çok daha derinlemesine kurgulamalıydı. Üstelik uzun bir süre boyunca kurban olarak seçeceği kişi, yakın çevresinden ya da tanıdığı bir sima olmamalıydı. Aksi takdirde o Ahmet denen komiserin gözleri doğrudan onun üzerine çevrilirdi ve bu tehlikeli riski almaya hiç niyeti yoktu.
## 6. BÖLÜM: Zeynep Komiser'in Savaşı ve Gözde'nin Çelişkisi
Toplantı salonundaki herkesi tek tek sorgulayan Zeynep Komiser, sıranın en sonundaki Gözde’nin karşısına geçtiğinde, diğer çalışanlara yönelttiği soruyu ona da sordu:
— "Aysun Hanım ile iş haricinde bir yakınlığınız var mıydı? Ya da dün akşam onun nereye ve kiminle gideceğine dair bir bilginiz var mı?"
Aslında Gözde bu sorunun net bir cevabına sahip değildi. Fakat dün öğle saatlerinde koridorda şahit olduğu o tuhaf an zihnini kurcalayıp duruyordu. Yine de yanlış bir kelime etmekten, asılsız bir ithamda bulunmaktan ölesiye korkuyordu. Çünkü vereceği aceleci bir ifade yüzünden patronu haksız yere cinayet şüphelisi konumuna düşebilirdi.
Aysun Hanım, yaklaşık iki aydır şirketle ortak projeler yürüten, dışarıdan gelen bir iş kadınıydı. Görevi gereği şirkete defalarca uğramıştı; hatta ortada geçerli bir iş sebebi yokken bile gelmeyi alışkanlık haline getirmişti. Aslında bu sık ziyaretlerin altındaki asıl nedeni, tıpkı Gözde gibi tüm ofis çalışanları da çok iyi biliyordu.
Aysun Hanım bildikleri kadarıyla evli bir kadındı. Buna rağmen attığı her adımda, kurduğu her cümlede Onur Bey ve Kerim Bey ile açıkça flört etmeye, onların dikkatini çekmeye çalışıyordu. Şirkete adeta kamp kurmasının asıl sebebi bu iki adamdan başkası değildi. Gerçi dün öğlene kadar iki patrondan da en ufak bir karşılık bulamamıştı. Ta ki o ana kadar... Dün Gözde, koridorun köşesini dönüp patron odasına doğru ilerlerken, patronunu Aysun Hanım ile son derece samimi ve flörtöz bir tavırla odadan çıkarken yakalamıştı.
Hayatında ilk kez patronunun bir kadına karşı bu kadar yakın ve flörtöz davrandığına şahit olmak Gözde’yi derin bir şaşkınlığa sürüklemişti. Şaşırsa da hızla kendini toplamış, onların durumunu fark etmesine izin vermeden sessizce geriye çekilerek görünmeden saklanmayı başarmıştı.
Ancak o andan sonrasına dair hiçbir fikri yoktu. Panik içinde oradan uzaklaşıp hızla kendi masasına dönmüştü. Hem sırf bir kadınla yakınlaştı diye koskoca adam katil olacak değildi ya... Bu yüzden patronu hakkında asılsız bir şüphe uyandırmak istemediğinden, Zeynep Komiser’in sorusuna kısaca:
— "Hayır," diyerek yanıt verdi.
Komiser Yardımcısı Zeynep, insan psikolojisinden çok iyi anlayan, son derece keskin zekalı bir kadındı. Gözde’nin bu kuru cevabının ardından bir süre duraksadı ve onun yüzüne şüpheyle baktı. Çünkü Gözde, "Hayır" derken gözle görülür bir tereddüt yaşamış, sesindeki kararsızlığı gizleyememişti. Bu yüzden Zeynep, bakışlarını daha da dikleştirerek sorusunu yineledi:
— "Aysun Hanım ile iş haricinde bir yakınlığınız olmadığına ve dün akşam nereye, kiminle gideceğini bilmediğinize kesin olarak emin misiniz?"
Zeynep Komiser, yaklaşık 1.70 boylarında, gözlerinin derin siyahlığını tamamlayan uzun, koyu renk saçlara sahip, sert ama oldukça duru ve güzel yüz hatları olan genç bir kadındı. Saçlarını her zamanki gibi tepeden sıkı bir at kuyruğuyla toplamıştı. Polis akademisini birincilikle bitirdiğinde içindeki meslek aşkı ve heyecanı had safhadaydı. Ancak göreve başladığı ilk dönemlerde, pek çok kadının karşılaştığı o görünmez duvarla, mesleki cinsiyet ayrımcılığıyla yüzleşmek zorunda kalmıştı. İlk birkaç yıl boyunca yeteneklerini sahada sergilemesine izin verilmemiş, adeta bir masa başı memuru gibi evrak işlerine mahkum edilmişti.
Oysa Zeynep; kick boks, judo ve karate gibi yakın dövüş branşlarında uzmanlaşmış, gerçek bir dövüşçüydü. Üstelik henüz sıcak bir çatışmaya girmemiş olsa da poligonlarda gösterdiği üstün atış performanslarıyla birçok başarı belgesine sahipti. Fakat kadın olduğu gerekçesiyle bu üstün meziyetleri paslanmaya, masa başında çürümeye terk edilmişti.
Neyse ki kader onun karşısına doğru bir kapı çıkarmıştı. Tam ümidini kesmek üzereyken karakola atanan yeni bir emniyet amiri, Zeynep’in bu olağanüstü sicilini ve dövüş yeteneklerini fark etmiş, onu küçük adımlarla da olsa sahaya sürmeye başlamıştı. Hırsızlık, gasp ve aile içi şiddet olaylarında gösterdiği pratik çözümlerle kısa sürede dikkatleri üzerine çekmişti.
Çok geçmeden daha büyük ve kritik görevlerde boy göstermeye başladı. Son büyük görevi, ölüm tehditleri alan bir milletvekilinin eşini yakın koruma olarak muhafaza etmekti. Zeynep bu görevi de profesyonellikle yürütmüştü. Hatta bir gün, kadını tehdit eden iki gözü dönmüş saldırgan sokak ortasında bıçaklarla üzerlerine yürüdüğünde, Zeynep hiçbir silah kullanmadan, sadece çıplak elleriyle iki adamı da saniyeler içinde etkisiz hale getirmişti. Öyle ki destek ekipleri olay yerine vardığında, saldırganlar hâlâ yerde baygın halde yattıkları için onları karga tulumba emniyete götürmek zorunda kalmışlardı.
Bu üstün başarısının ardından hak ettiği takdiri görmüş ve Komiser Yardımcılığı rütbesine terfi ettirilmişti. Artık büyük dosyaların, cinayet masasının önemli isimlerinden biriydi. Tıpkı şu an olduğu gibi, amiri Ahmet Komiser ile birlikte bu karanlık soruşturmanın başındaydı.
Zeynep’in soruyu ısrarla yinelemesine rağmen Gözde’nin dudaklarından dökülen yanıt değişmedi. Yine o aynı kararsız tonla:
— "Hayır," dedi.
Fakat Gözde’nin bu seferki tereddütü farklıydı; polisin soruyu ikinci kez, üstelik hafif kinayeli bir vurguyla sorması onu şaşırtmıştı. İçten içe, *"Neden bu kadar üsteledi ki? Benden şüpheleniyor olamaz herhalde,"* diye düşünmekten kendini alamadı.
Zeynep Komiser, zekasıyla karşısındakinin ruh halini okuyabilen bir kadındı. Gözde’nin savunmacı tavrından ve kelimeleri seçiş biçiminden, cinayeti işlememiş olsa bile kesinlikle bir şeyler gizlediğini anında sezmişti. Ancak elinde bunu zorlayacak somut bir delil olmadığı için üzerine daha fazla gidemedi. Ahmet Komiser’in de yönetim katındaki sorgusunu tamamlayıp yanına gelmesiyle birlikte, dosyayı kapatıp toparlanmaya başladı.
## 7. BÖLÜM: Ortak Şüpheler ve Karşılaşma
Ahmet Komiser ve yardımcısı Zeynep şirketten ayrılıp arabaya bindiklerinde, ikisinin de zihninde karanlık soru işaretleri belirmişti. Zeynep, Gözde’nin o kaçamak ve tereddüt dolu ifadelerinden şüphelenirken; Ahmet Komiser de o genç adamın odasına adım atıp "Polis" dediği o ilk saniyede yüzünde beliren, her ne kadar çabuk gizlese de o net korku parıltısını unutamıyordu.
Adam durumu fark eder etmez inanılmaz bir hızla kendini toplamış, normal bir insanın gösteremeyeceği kadar yüksek bir özgüven ve soğukkanlılıkla ifadesini vermişti. Bu durum normal değildi.
Ahmet, her ne kadar rütbesinde yeni olsa da cinayet büronun en parlak beyinlerinden biriydi ve insan sarrafı olma konusunda doğuştan gelen bir yeteneğe sahipti. Elinde henüz hiçbir teknik kanıt olmasa da bir insanın mimiklerinden, göz bebeklerinin büyümesinden yalan söyleyip söylemediğini şıp diye anlardı. Ve o adamda kesinlikle gizlenen, karanlık bir şeyler vardı.
Ancak kanunlar delillerle yürürdü ve şu an elleri boş olduğu için merkeze dönmekten başka çareleri yoktu. Yine de her ikisinin de bu gizemli davanın peşini bırakmaya, bu soğuk dosyanın tozlanmasına izin vermeye hiç niyetleri yoktu.
## 8. BÖLÜM: Avcının Gözleri
Ertesi sabah şirkete adımlarını attığında, içindeki o deli öfke bir nebze de olsa yatışmıştı. Ancak binadan içeri girip ofis katına geçtiğinde, evli kadın çalışanların ona doğru yönelttiği o süzgün ve flörtöz bakışları görmesiyle içindeki canavar yeniden uyandı. O an, o iğrenç bedenleri keskin bıçağıyla dilim dilim kesip, her birini kendi adalet anlayışıyla "düzeltme" dürtüsü tüm benliğini sardı. Fakat zihnindeki mantık sesi ona durmasını söylüyordu; uzunca bir süre yeni bir esere imza atamazdı.
Çünkü o Ahmet denen komiserin, işin peşini kolay kolay bırakmayacağından ve gölgelerde onu izleyeceğinden adı gibi emindi. Yine de o gün geldiğinde, yani ilk güvenli fırsatı yakaladığında, hak edene hak ettiği cezayı kendi elleriyle kesecekti.
Bu cezayı alacakların arasında sadece yozlaşmış kadınlar yoktu; Mustafa denen o adam da listesindeydi. Mustafa’nın da sapık ve kirli bir ruha sahip olduğuna inanıyordu. Çünkü tıpkı geçmişte canını aldığı o üvey babası gibi, Mustafa da etrafına o kabul edilemez, farklı bakışlarla bakıyordu. Mustafa’nın da o iğrenç üvey babası gibi savunmasız, masum çocuklara zarar verdiğinden neredeyse emindi. Onun hastalıklı adalet terazisine göre bu tarz sapkın ilişkiler kurmaya yeltenen herkes doğuştan kötüydü ve tek bir cezayı hak ediyordu: Ölümü. Ve günü geldiğinde öleceklerdi de.
İçindeki bu karanlık hesaplaşmalarla odasına doğru ilerlerken, her zaman yaptığı gibi göz ucuyla Gözde’nin olduğu tarafa baktı. Ancak bugün Gözde’de çok farklı, alışılmadık bir durum vardı. Gözde, şimdiye kadar ona diğer kadınlar gibi tek bir hayranlık dolu bakış bile fırlatmamış, aksine onunla ne zaman göz göze gelse bakışlarını hemen kaçırmıştı.
Fakat bugün o büyüleyici yeşil gözlerini doğrudan onun üzerine dikmiş, açık açık onu süzüyordu. Üstelik bu bakışlarda diğer kadınlarınki gibi bir arzu ya da hayranlık kırıntısı yoktu; daha çok koyu bir merak ve keskin bir şüphe barındırıyordu. Neden böyle bakıyordu? Bir şeyleri biliyor olması imkansızdı, buna zerre ihtimal yoktu.
Bir an için yanına gidip onunla sıradan bir muhabbet kurmayı, ağzını arayarak zihninden geçenleri okumayı düşündü. Ancak tam o esnada Gözde, üzerindeki o baskıyı hissetmiş gibi kuşku dolu yeşil gözlerini hızla önündeki masaya indirdi. Genç adam adımlarını durdurdu, yanına gitmekten vazgeçti. Bu konuşmayı daha güvenli ve daha müsait bir zamana ertelemek en doğrusuydu.
Yine de zihnine düşen o soğuk ihtimal canını sıkmıştı: Eğer Gözde bir şeyleri sezmiş ya da anlamışsa, onu her ne kadar diğer tüm kadınlardan farklı ve özel görse de, kendi güvenliği için Gözde’yi de ortadan kaldırmak, onun güzel bedenini de bir sanat eserine dönüştürmek zorunda kalacaktı.