Meryem, yirmi beş yaşında, kumral saçlarını omuzlarından aşağıya salan, ela gözleriyle insana huzur veren güzellikte bir kızdı. Onu gören herkes ilk anda etkilenirdi ama Meryem’in gönlü öyle kolay kolay açılmazdı. Naifliği ve zarafetiyle büyülüyordu; ama kalbini yalnızca hak eden birine emanet etmeye niyetliydi.
Hayatı boyunca çalışkanlığıyla tanınmış, okulunu başarıyla bitirmiş, ardından üniversiteye kabul edilmişti. En büyük hayali ise küçüklükten beri içinde taşıdığı bir sevdaydı: öğretmen olmak. Çocuklara dokunmak, onların hayatına ışık olmak onun için nefes almak kadar gerekliydi.
Üniversite yılları boyunca çok emek vermiş, fedakârca çalışmış, zorluklara göğüs germişti. Şimdi ise o uzun yolun sonunda tek bir isteği vardı: atanıp öğrencilerinin karşısına geçmek. Her sabah babasının gurur dolu bakışlarıyla uyandığında, annesinin yokluğuna rağmen dimdik durmayı başardığını hissediyordu. Meryem, hayatın yükünü zarafetle taşımış, kendi ayakları üzerinde duran güçlü ama bir o kadar da kırılgan bir genç kadındı.
****
Öğlene doğru Meryem, kendine demli bir çay doldurmuş, yanına dün akşamdan kalma kekten bir dilim koymuştu. Pencerenin önündeki kanepeye oturup en sevdiği filmi açmış, huzurlu bir keyfin içine dalmıştı. Çayın buğusu yüzüne vuruyor, kekin kokusu odada yayılıyordu. Tam sahnenin en güzel yerinde telefonundan gelen bildirim sesiyle irkildi.
Ekrana baktığında gözleri fal taşı gibi açıldı. Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı. Defalarca okudu mesajı, inanmakta güçlük çekiyordu.
“Sayın Meryem Aydın, öğretmen atamanız onaylanmıştır. Görev yeriniz: Mardin. Yeni görevinizde başarılar dileriz.”
Bir an nefesi kesildi. Sonunda hayali gerçekleşmişti! Sevinçle ayağa fırladı,bu mutlu haberi paylaşmak için babasını aradı,önce odasına baktı ama orada yoktu. Hemen ardından bahçeye yöneldi; babası çiçeklerle uğraşıyordu. Meryem koşarak yanına gitti.
— Baba! diye seslendi, nefes nefese.
Babası başını kaldırıp telaşla ona baktı.
— Ne oldu kızım?
Meryem’in heyecanlı hali gözlerinden okunuyordu. Gözleri ışıl ışıldı.
— Baba... Ben... atandım! dedi titreyen sesiyle.
Babası kaşlarını hafif kaldırıp şaşkınca baktı.
— Kızım, ağzındaki lokmayı yut da öyle söyle, anlayamıyorum!
Meryem kekini çabucak yuttu, gülerek tekrarladı:
— Baba, ben atandım! Artık öğretmenim!
Rza beyin yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Kızının omzuna elini koydu.
— Helal olsun sana, akıllı kızım! Sonunda istedin, çalıştın ve başardın. Allah yolunu açık etsin! dedi gururla.
Meryem babasının boynuna sarıldı. Yıllardır hayalini kurduğu an sonunda gerçek olmuştu.
Rıza Bey, kızının heyecanla söylediklerini dikkatle dinliyordu.
— Peki, görev yerin neresi? diye sordu merakla.
Meryem, gözleri ışıldayarak yanıtladı:
— Mardin, baba... Mardin’e atanmışım!
Ama o anda Rıza Bey’in yüzündeki sevinç bir anda soldu. Dudaklarının kenarındaki gülümseme kayboldu, bakışlarına ağır bir gölge indi. Kalbi sıkıştı sanki.
Meryem, babasının değişen yüz ifadesini fark etti. Onun Mardin ismine bu kadar buruk bakışını, sadece Ankara ile aradaki uzaklığa bağladı. İçten bir sesle konuştu:
— Baba... biliyorum uzak. Ama bu benim ilk tayinim. Gitmek zorundayım. Hem sen benimle gelirsen aklım sende kalmaz.
Rıza Bey bir süre sustu. Gözleri doldu ama belli etmemeye çalıştı. Sonunda derin bir nefes alarak, titrek bir sesle konuştu:
— Gitmesen olmaz mı kızım?
Meryem’in kalbi burkuldu. Babasının onu ne kadar sevdiğini biliyordu.
Rza bey karısı Selma’nın ölümünden sonra Meryem'e hem ana olmuştu hem baba. Meryem’in her istediğini yapmış, onu korumuş, bir dediğini iki etmemişti. Şimdi de gönlü Meryem’in kalbine değmek istemiyordu. Fakat Mardin... Mardin olmazdı. İçinden geçenleri dillendirmese de, oraya kızını tek başına göndermek istemiyordu.Ya Meryem oraya gitmeyecekti ya da Rza bey herşeyini burada brakıp kızının ardından Mardine gidecekti.
Rıza Bey, kızının gözlerindeki pırıltıyı söndürmek istemiyordu ama içini kemiren o ağır duygu, göğsünün tam ortasına çökmüş bir taş gibiydi. Boğazı düğümlendi, kelimeler dilinin ucunda dolaştı bir süre. Sonunda yumuşak bir ses tonuyla konuşabildi:
— Tamam kızım… Biraz işlerim var. Sen eve git, akşam etraflıca konuşuruz, dedi.
Meryem, babasının cevabıyla içten içe hayal kırıklığına uğradı. Heyecanı yarıda kesilmişti ama yüzüne yansıtmadı. Babasının o düşünceli hâlini, gözlerinde beliren gölgeyi fark etmişti. Fakat gerçeği bilmiyordu.Eğer bisleydi… Mardin’de yıllar önce yaşananları belki de Mardine gitmek için bu kadar istekli ve hevesli olmazdı.
Rıza Bey, kızının kalbine nefret tohumları düşmesin diye geçmişin o karanlık hikâyesini asla anlatmamıştı. Yıllardır sırtında taşıdığı o yükü, kızına açmak istememiş, suskunluğuyla sırrını toprağa gömmeye çalışmıştı.
Haberi aldıktan sonra içi daralmış, eve sığamaz olmuştu. Dışarı çıktı. Adımlarını tanıdık sokaklara bıraktı. Çocukluğunu, gençliğini bildiği o dar kaldırımlarda yürürken zihninde tek bir soru dönüp duruyordu:
Mardin’e bunca yıldan sonra geri dönmek… ne kadar doğru?
Kendi kendine mırıldandı.
— Olmaz… gitmemeliyiz, dedi içinden.
Ama bu cümlenin ardından Meryem’in gözlerindeki o buruk bakış zihninde yeniden canlandı. Gözlerindeki kırgınlık, kalbine bir hançer gibi saplanıyordu. Kızını üzmek, onun hayallerini yıkmak… buna yüreği elvermiyordu.
Bir anda durdu. Derin bir nefes aldı. Elini titreyen kalbine bastırdı. Gözlerini kapadı ve kararlı bir sesle kendi kendine konuştu:
— Rıza, kendine gel! Yıllar geçti… Korkularını bir kenara bırak. Artık hiçbir şey olmayacak. Ve Meryem’e… asla zarar gelmesine izin vermeyeceksin!
Sanki kendi kendine ettiği bu yemin, omuzlarındaki yükü hafifletmişti. Adımlarını hızlandırdı. Birazdan eve dönecek, kızının gözlerindeki o pırıltıyı yeniden görecekti.
Ama yüreğinin en derininde biliyordu ki, bu yolculuk kendi geçmişiyle hesaplaşmayla dolu olucaktı.Belki Meryeminde hayatında birşeyler değişecek geçmişi öğrenecekti.
Meryem, telefonundaki mesaja tekrar bakınca kalbi yine bir anda sevinçle doldu. Yüzünde çocuk gibi bir gülümseme belirdi. Fakat az önce babasının yüzündeki o düşünceli ifade gözünün önüne gelince kalbi tekrar sıkıştı, gülüşü yarım kaldı. Bakışları bir an boşluğa daldı.
Aradan yarım saat geçmişti ki, evin kapısının açıldığını duydu. Hızla seslendi:
— Baba, sen misin?
— Evet, benim kızım diye yanıtladı Rıza Bey ve salona girdi. Elinde Meryem’in en sevdiği akide şekeri vardı.
Meryem, babasının elinde şekeri görünce çocuk gibi sevindi. Hemen boynuna sarıldı:
— Teşekkür ederim, baba!
Rıza Bey saçlarını okşayarak hafifçe gülümsedi:
— Özür dilerim kızım, kafam biraz karışıktı. Heyecanını kursağında bırakmış gibi oldum ama kusuruma bakma. Bir de seni tebrik ediyorum, dedi.
Meryem gülümseyerek karşılık verdi:
— Olur mu baba, biliyorum uzak diye endişelendin benim için.
Rıza Bey gözleriyle ona bakıp gülümsedi:
— Seninle gurur duyuyorum. Mardin’e tayinin çıktı ama endişelenme, düzenimizi kurarız orada da, dedi.
Meryem’in yüzünde yeniden çiçekler açtı, babasının boynuna sarıldı:
— Benim pamuğum, pamuk kalplim, dedi.
Rıza Bey gülerek karşılık verdi:
— Bak, başkasının yanında bana “pamuğum” dersen rezil olurum ha!
Meryem kahkaha attı:
— Tamam baba, merak etme, aramızda, diyerek göz kırptı.
Meryem, birkaç gün içinde biletleri almış, bavulları hazırlamaya başlamıştı. Kendi kıyafetleri, babasının kıyafetleri derken ev adeta bir bagaj deposuna dönüşmüştü. Salonda her köşe bavul ve çanta ile dolmuş, adeta yolculuk hazırlıkları görünür hale gelmişti.
Rıza Bey eve girip etrafa bakınca gülerek:
— Ooo, ne kadar çanta var yahu! dedi.
Meryem hafifçe gülümseyerek cevap verdi:
— İşte baba, kıyafetlerimiz hepsi, çıktıkça çıkıyor.
Rıza Bey, gözlerini hafifçe kısıp kenarda duran küçük çantaya işaret etti:
— Kıyafetlerimiz mi? dedi ve devam etti: — Bu küçük çanta benim kıyafetlerim, diğerleri ise senin. Bunlarla Ankara’nın yarı nüfusunu giydiririz! deyip kahkahayla güldü.
Meryem, babasına hafif mızmızlanarak:
— Ama baba yaaa , dalga geçmeee! dedi.
Fakat etrafa bir bakınca, bavulların ve çantaların evin her köşesini kapladığını görünce, babasının haklı olduğunu fark etti. Gülümsemekden kendini alamadı ve sonunda o da kahkahayla gülmeye başladı.
Rıza Bey, kızının bu tepkisini görünce hafifçe başını salladı, gözleriyle onu onayladı. Aralarındaki bu neşeli an, uzun sürecek Mardin yolculuğu öncesi kısa ama sıcak bir mola olmuştu.