Korkmaz aşiretinin sedası❤️‍🔥

1522 Words
🌺İyi Okumalar🌺 Günlerden cumartesiydi. Sabah güneşi yavaş yavaş yükselirken evin önünde bir telaş vardı. Meryem sabah erkenden bavulların son kontrolünü yapmıştı.Rıza Bey, valizleri arabaya yerleştirirken içten bir “Bismillah” çekti. Mahallenin sakinleri, yıllardır aynı sokakta gördükleri baba-kızı yolcu etmek için kapılarının önüne çıkmıştı. – Allah yolunuzu açık etsin, dedi yaşlı komşu Hatice teyze, gözleri dolarak. Meryem ona sarıldı, “Hakkınızı helal edin” dedi. Arabaya bindiklerinde Meryem’in kalbi hızla atıyordu.Havalimanına doğru yola çıktılar. Meryem çocukluğunu geçirdiği sokaklardan son kez geçerken gözleri pencereden ayrılmadı. Yıllardır aşina olduğu duvarlar, köşe başındaki manav, yaz akşamları oyun oynadıkları park… Hepsi birer anı olarak geride kalıyordu. Ankara’nın sabah trafiği arasında ilerlerken Meryem’in kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya devam ediyordu. Uçağa bindiklerinde pencereden dışarı bakan Meryem, şehri yukarıdan seyretti. Çocukluğunu, gençliğini geçirdiği Ankara küçüldükçe içinde garip bir boşluk hissetti. Ama aynı zamanda önünde yeni bir başlangıç vardı. Yanında oturan babasına döndü: – Baba, inanabiliyor musun? Gerçekten gidiyoruz… Rıza Bey gülümsedi, ama gözlerinin içindeki hüzün gizlenemiyordu. – İnanıyorum kızım. Sen istedin, ben de senin yanında olacağım. Neresi olursa olsun. Uçak bulutların üzerine çıktığında Meryem derin bir nefes aldı. İçinde bir özgürlük, bir heyecan vardı. Rıza Bey ise sessizdi; gözlerini kapatıp kendi içine çekilmişti. Yıllardır ayak basmadığı topraklara dönüyordu. Bir buçuk saatlik yolculuğun ardından Diyarbakır’a iniş yaptılar. Terminalde valizlerini alırken Rıza Bey’in yüzünde bir gerginlik vardı, ama kızına belli etmedi. Önceden ayarladığı arabayı teslim aldılar. Meryem direksiyona geçen babasına bakıp gülümsedi: – Hazır mısın baba? Artık yeni hayatımıza başlıyoruz.Dedi heyecanla Rıza Bey motoru çalıştırırken başını salladı. – Hazırım kızım… Senin için her şeye hazırım. Arabaları virajlı yolları aştıkça Meryem’in gözleri manzaraya kilitlendi. Uçsuz bucaksız topraklar, sarp kayalar ve güneşin altında parlayan taş evler… Yol uzandıkça içi daha da heyecanla doluyordu. Yaklaşık iki saatlik yolculuğun ardından tabelada kocaman yazılı kelimeyi gördü: MARDİN. Kalbi hızlandı, dudaklarında kocaman bir gülümseme belirdi. – Baba… Geldik! dedi sevinçle. Rıza Bey ise derin bir nefes aldı. Yıllar sonra o topraklara ayak basmak, içinde geçmişin gölgelerini yeniden uyandırmıştı. Ama kızının gözlerindeki ışık, korkularını bastırıyordu. – Evet kızım, geldik… dedi, sesi biraz kısık ama kararlıydı. Dar sokaklara girdiklerinde Meryem büyülenmişti. Taştan evler, sarı sıcak duvarlar, daracık merdivenler… Sanki bir masalın içindeydi. – Baba, burası inanılmaz güzel! dedi hayranlıkla. Rıza Bey direksiyona sıkıca tutundu, dudaklarının kenarında buruk bir tebessüm belirdi. – Güzel kızım, burası sadece taşın, toprağın güzelliğiyle değil; içinde sakladıklarıyla da hatırlanır. Ama sen bunları düşünme, yeni hayatına odaklan. Bir süre sonra kalacakları mütevazı eve vardılar. Küçük ama sevimli, taş duvarlı bir evdi. Pencerelerden içeriye gün ışığı doluyor, odalarda hoş bir serinlik vardı. Meryem eşyaları yerleştirirken çocuk gibi mutluydu. Perdeleri açtı, balkonundan Mardin’in eşsiz manzarasına baktı. Şehrin yamaçlara kurulmuş evleri, birbirinin üzerine yaslanmış gibi diziliyordu. Ufukta güneş yavaş yavaş batarken gökyüzü turuncu ve pembe tonlara boyanmıştı. Meryem, gözleri dolu dolu babasına döndü: – Baba, iyi ki geldik… İşe başlamak öğrencilerimle tanışmak için sabırsızlanıyorum. Rıza Bey kızının omzuna dokundu, derin bir iç çekti. İçinden “Allah’ım, ne olur bu masum çocuğumu koru” diye dua ediyordu. O gece Meryem, yeni hayatının ilk gecesinde yıldızlara bakarak uykuya daldı. Oysa farkında değildi; kaderi çoktan onun için kalın harflerle yazılmaya başlanmıştı. Sabahın ilk ışıkları perde aralarından süzülerek odanın içine düşüyordu. İnce sarı ışık, yeni bir başlangıcın habercisi gibiydi. Meryem, alarmın çalan tiz sesine gözlerini aralayarak uyandı. Bir an yatakta doğrulup tavana baktı; Mardin’deki ilk günüydü. Kalbi, hem heyecan hem de merakla çarpıyordu. Yavaşça yataktan kalktı, pencereye doğru ilerledi. Pencerenin ardında gördüğü manzara, Ankaradakinden farklıydı. Uzaklarda taş evler, dar sokaklar, sabah telaşına düşmüş insanlar vardı. Birkaç sokak öteden gelen taze simit kokusu bile buranın farklı bir havası olduğunu hissettiriyordu. Meryem aynanın karşısına geçti, saçlarını taradı. Dolabın kapısını açıp düşündü; ilk gün için ne giymeliydi? Fazla dikkat çekmeden, ama aynı zamanda özenli görünmek istiyordu. Sonunda beyaz bir bluz, koyu mavi bir pantolon ve sade bir hırka seçti. Giyinirken içindeki heyecanı bastırmak için derin nefesler aldı. Mutfaktan gelen çay kokusu onu aşağıya çağırıyordu. Rıza Bey her zamanki gibi erken kalkmış, kahvaltı masasını hazırlamıştı. Masada taze ekmek, peynir, zeytin ve babasının aldığı akide şekerinden küçük bir tabak duruyordu. – Günaydın, güzel kızım benim, dedi Rıza Bey gülümseyerek. – Günaydın baba, diye yanıtladı Meryem, hafif gergin bir ses tonuyla. Rıza Bey kızının yüzündeki heyecanı fark etti. Elini onun omzuna koyup güven veren bir sesle konuştu: – İlk günler her zaman zor olur, ama senin altından kalkamayacağın bir iş yok. Sen güçlü bir kızsın. Meryem hafifçe gülümsedi, babasının sözleri içini rahatlatmıştı. Kahvaltısını yaparken çantasına gerekli eşyalarını koyduğunu zihninde tekrar tekrar kontrol etti. Hiçbir şeyi unutmamalıydı. Saat yaklaştığında Rıza Bey, “Hadi kızım, hazır mısın?” diye sordu. Meryem çantasını sırtına takıp aynada kendine son bir kez baktı. Kalbi hâlâ hızla çarpıyordu, ama bu çarpıntının içinde tatlı bir umut vardı. Rıza Bey kızının hazırlık telaşını izlerken içinde ince bir sıkıntı vardı. Onun güçlü olduğunu biliyordu ama yeni bir şehirde, yabancı bir çevrede tek başına kalması fikri yüreğini burkuyordu.Meryem kapıya yönelince dayanamadı: – Kızım… istersen ben de seninle geleyim, Tanımadığın yer sonuçta dedi. Sesinde fark edilmeyecek kadar kaygılı bir titreme vardı. Meryem durdu, babasına döndü. Dudaklarının kenarında tatlı bir tebessüm belirdi. – Baba ya… birinci sınıfa başlamıyorum ki, dedi neşeli bir sesle. – Ben öğretmenim.Ayrıca sende burayı tanımıyorsun baba birlikte olsak bile kayb olma ihtimalimiz var.Dedi gülürek Sözlerinin ardından yanına gidip babasının yanağına sıcak bir öpücük kondurdu. Rıza Bey, kızının kararlı bakışlarını görünce içi bir nebze olsun rahatladı. – İyi, öyle olsun, dedi gülümseyerek. – Ama akşam her şeyi tek tek anlatacaksın bana, unutma. Meryem başıyla onayladı. Kapıyı aralayıp dışarıya adım attığında sabah serinliği yüzüne çarptı. Yeni bir şehre, yeni bir hayata attığı bu ilk adımda kalbi biraz hızlı atıyordu. Arkasında kalan Rıza Bey ise kızının ardından uzun uzun baktı; gurur ve özlemin iç içe geçtiği bir bakıştı bu. Meryem evden çıktığında sabahın serinliği yüzünü okşadı. Güneş yavaş yavaş yükseliyor, dar sokakların arasına ince altın ışıklar bırakıyordu. Yeni taşındıkları mahalle hâlâ ona yabancıydı; duvarlarda asılı solmuş tabelalar, kapı önlerinde oturan birkaç yaşlı kadın ve kaldırımda oynayan çocuklar gözünün önünden geçiyordu. Elinde çantasını biraz daha sıktı. Her adımında, içindeki heyecan kalbine vuruyordu. “Bugün yeni hayatımın ilk günü,” diye düşündü. Hem öğretmenlik mesleğine adım atıyor, hem de Mardin’in dar sokaklarında kendi yolunu bulmaya çalışıyordu. Okul binası uzaktan göründüğünde kalbi bir anlığına hızlandı. Taş duvarlı, geniş avlulu eski bir yapının önünde çocuk sesleri yankılanıyordu. Neşe dolu kahkahalar, annelerinin peşinden koşan minikler, ellerinde çantalarıyla telaşla içeri giren öğrenciler… Meryem bir an durdu, derin bir nefes aldı. Kapıya yaklaştığında okul müdürü onu karşıladı. – Hoş geldiniz öğretmen hanım, dedi gülümseyerek. – Öğrencileriniz sizi sabırsızlıkla bekliyor. Meryem, içindeki heyecanı gizlemeye çalışarak başını salladı. Koridorlardan geçerken sıralardan yükselen çocuk sesleri kulaklarını dolduruyordu. Nihayet kendi sınıfının kapısına geldiğinde bir anlığına durdu. Elini tokmağa uzattı ama kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki, sanki tüm okul duyacaktı. Sonra yavaşça kapıyı araladı. İçeride oturan minik gözler bir anda ona çevrildi. Sınıfta sessizlik oldu. Meryem, yüzüne sıcacık bir gülümseme yerleştirip içeri adım attı. – Günaydın çocuklar, ben öğretmeniniz Meryem… Çocukların yüzündeki meraklı bakışlar yavaş yavaş gülümsemelere dönüştü. O anda, Meryem’in içini tarifsiz bir huzur kapladı. İşte burada, bu küçük sınıfta, geleceğin kalplerine dokunacaktı. Okulun müdürü Bahattin Bey’in yüzünde sıcacık bir tebessüm vardı. Sınıfa girdiğinde çocukların bakışları hemen ona çevrildi. Babacan bir ses tonuyla konuştu: – Çocuklar, bugün çok özel bir gün! Çünkü artık yeni bir öğretmeniniz var. Hem de taa Ankara’dan geldi sizlere ders vermek için. O yüzden onu dikkatle dinleyeceksiniz, yaramazlık yapmayacaksınız, tamam mı? Sınıftan bir ağızdan “Taaamaaam öğretmeeennn!” sesleri yükseldi. Kahkahalar arasında Bahattin Bey elini havaya kaldırarak şakacı bir ciddiyet takındı: – Aman ha! Eğer söz dinlemezseniz, bana gelir. Sonra benden gününüzü görürsünüz! Çocuklar gülüşürken, Bahattin Bey bu defa Meryem’e dönüp göz kırptı: – Öğretmenim, merak etmeyin. Eğer sizi zorlarlarsa hemen bana haber verin, ben gerekeni yaparım. Meryem zarif bir gülümsemeyle başını salladı. – Hiç merak etmeyin müdürüm. Ben onların kalbine girmeyi başaracağıma inanıyorum. Bahattin Bey onaylarcasına başını salladı, sonra kapıya yöneldi. Ama çıkmadan önce eliyle küçük bir işaret yaptı. Meryem, merakla gözlerini ona dikti. “Gel” anlamındaki bu işareti görünce tereddütsüz dışarı çıktı. Koridorda, sınıfın biraz uzağında, Bahattin Bey hafifçe boğazını temizledi. Sanki söylemek istediği şey dilinde düğümlenmişti. – Meryem öğretmenim… Şimdi sizin sınıfta Yusuf adında bir çocuk var. O biraz… şeydir… Yaramazdır. Ama önemli olan şu ki… O, Korkmaz Aşireti’nin torunu. Sizden ricam, onu idare edin. Biz, Korkmazlarla ters düşmek istemeyiz. Meryem’in gözleri hafifçe kısıldı, yüzündeki gülümseme kayboldu. – Müdürüm, siz benden ne istiyorsunuz tam olarak? Bir çocuğa ayrıcalık yapmamı mı? Kusura bakmayın, ben öyle çalışmam. Ne olmuş yani, Korkmazların torunuysa? Aşiret dizisinde miyiz ? Bahattin Bey mahcup bir şekilde başını eğdi: – Siz onları tanımıyorsunuz, mesele biraz… karışık. Ama Meryem kararlı bir sesle sözünü kesti: – Benim için bütün çocuklar eşittir. Kimsenin gözünün içine bakarak ayrıcalık tanımam. İtirazı olan varsa gelsin, karşıma çıksın. Bahattin Bey derin bir iç çekti, sonunda pes etmiş bir tavırla başını salladı. – Tamam öğretmenim… Tamam. Bunları sonra yine konuşuruz. Bugünlük çocuklarla tanışmanız yeterli. Sonra eve gidin, biraz gezin, Mardin’i görün. Yarın derslere resmen başlarsınız. Meryem yumuşak ama net bir gülümseme ile karşılık verdi. – Elbette müdürüm, benim için sıkıntı yok. Sonra adımlarını sınıfa doğru çevirdi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde, minik gözler sabırsızlıkla ona bakıyordu. Dudaklarına yeniden o sıcak tebessümü yerleştirerek sınıfa seslendi: – Hadi bakalım, nerede kalmıştık?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD