Ertesi sabah saat tam 06:45’te, Burak’ın siyah arabası Hande’nin sokağının başında belirdi. Burak, "Ben ne yapıyorum?" diye kendi kendine söyleniyordu. Siyah gözleri, elindeki saati kontrol ederken sabırsızlıkla kısıldı. Tam o anda, Hande apartman kapısından adeta bir top mermisi gibi fırladı. 🏃♀️💥
Yine bir eliyle çantasını düzeltmeye çalışıyor, diğer eliyle de kucağındaki devasa paketi tutuyordu. Arabaya ulaşmasına üç metre kala ayağı yine o meşhur Buca kaldırımlarına takıldı. Burak, "Yine mi!" diyerek hızla kapıyı açıp indi. Hande havada süzülürken Burak onu son anda ceketinin kolundan yakaladı.
"Işık, senin yerçekimiyle aranda kan davası mı var?" diye gürledi Burak. Sesi sertti ama tutuşu güven vericiydi. 🧊
Hande derin bir nefes alıp üstünü düzeltti. "Hayır Doktor Bey, yerçekimi beni çok seviyor, sürekli yanına çağırıyor! Bakın, size ve Mert Bey'e gerçek Buca boyozu getirdim. Fırından yeni çıktı, hala sıcak!" 🥐🔥
🏥 Hastanede "Sarı Alan" Alarmı
Hastaneye vardıklarında, Burak yine o mesafeli ve sert maskesini takınmıştı. Koridorda yürürken topuk sesleri yankılanıyordu. Arkasında ise koşturarak ona yetişmeye çalışan, her adımda elindeki boyoz paketinden susam döken bir Hande vardı.
Dr. Mert, onları kapıda karşıladı. "Ooo, Buca’nın kral ve kraliçesi teşrif etmiş! Burak, bu sabah gözlerin daha az 'adam öldürecekmiş gibi' bakıyor, hayırdır?" 😂
Burak, Mert'e ters bir bakış attı. "Dosyaları hazırla Mert. Bugün poliklinik günü, kaos istemiyorum."
Ancak kaos, Hande Işık’ın olduğu her yerdeydi. Poliklinik odasında Burak bir hastanın röntgenini incelerken, Hande masanın üzerindeki su bardağına çarptı. Su, doğrudan Burak’ın o günkü çok önemli "vaka sunumu" dosyalarının üzerine boşaldı. 🌊😱
Burak yavaşça başını kaldırdı. Siyah gözlerinden adeta duman çıkıyordu. Odadaki hava bir anda eksi kırk dereceye düştü.
"Hande..." dedi, ilk kez ona ismiyle hitap ederek ama sesi bir fırtınanın habercisi gibiydi. "O dosyalar benim üç aylık emeğimdi."
Hande’nin o neşeli yüzü bir anda düştü. Gözleri doldu dolacak gibi oldu. "Ben... Ben çok özür dilerim. Kurutabilirim! Saç kurutma makinesi bulurum, fırına atarız... Vallahi bilerek olmadı." 🥺
Burak sertçe ayağa kalktı. "Çık dışarı. Bugün gözüm seni görmesin. Git ve sadece... sadece hastaların tansiyonunu ölç. Masama bir metre bile yaklaşma."
🥪 Arka Bahçede Barış Çabası
Hande bütün gün boynu bükük gezdi. Neşesi kaçmış, omuzları çökmüştü. Hastane bahçesindeki o yaşlı çınar ağacının altına oturmuş, paketindeki boyozları kendi başına kemiriyordu.
Mesai bitimine yakın, Burak odasının penceresinden aşağı baktı. Hande’nin o halini görmek, nedense içindeki o sert buz kütlesini rahatsız etmişti. Elindeki ıslak ama kurumuş dosyaları kenara fırlatıp aşağı indi.
Bahçeye çıktığında Hande’nin yanına gitti ama mesafesini korudu. "Dosyaları kurtardım," dedi soğuk bir sesle. "Mert hepsini tek tek ütüledi. Yani... ölmediler."
Hande başını kaldırdı, gözleri parladı. "Gerçekten mi? Ay çok sevindim! Ben de bütün gün kendime kızdım. Hatta Buca’dan taşınmayı bile düşündüm!" 😊🌸
Burak yanına oturdu, siyah gözlerini karşıdaki binalara dikti. "Taşınma. Buca’nın yolları senin gibi bir sakar olmadan çok sıkıcı olur. Ama yarın o kahveyi ya da suyu benim uzağıma koyacaksın. Anlaştık mı?"
Hande gülümseyerek cebinden bir peçete çıkardı ve Burak’ın yanına bir boyoz bıraktı. "Anlaştık Doktor Bey! Buyurun, bu 'dosya kurtarma' şerefine sizin payınız. Susamlı ama söz veriyorum arabanıza dökmem!" 🥨✨