Ertesi sabah saat tam 06:50’de, Burak Saygıner hastanenin otoparkına siyah, jilet gibi arabasını park etti. Gece boyu rüyasında turuncu meyve suyu lekeleri görmüştü. "Sakin ol Burak," diye mırıldandı dikiz aynasındaki siyah gözlerine bakarak. "Alt tarafı bir stajyer. Disiplini öğretirsin, ya öğrenir ya gider."
Tam o sırada, otoparkın girişinden bir ses yükseldi. Bir bisikletin acı fren sesi ve ardından gelen o meşhur çarpma gürültüsü... GÜM! 🚲💥
Burak başını pencereden çıkardı. Hande, üzerinde pembe çiçekli bir hırka, yamulmuş bir bisiklet ve dağılmış saçlarıyla Burak’ın arabasının tam bir metre uzağında yerde yatıyordu.
"Işık! Yine mi sen?" diye kükredi Burak, arabadan fırlayarak.
Hande yerden neşeyle doğruldu, dizindeki sıyrığı umursamadan gülümsedi. "Günaydın Doktor Bey! Bakın, bugün geç kalmadım! Hatta o kadar hızlı geldim ki, Buca’nın yokuşları bile beni durduramadı!" 🌸😂
.☕ Kahve Savaşı ve Dr. Mert’in Planı
Hastane kafeteryasında Burak, siyah gözlerini dikmiş elindeki cerrahi dosyaları incelerken, yan karakterimiz Mert yanına sırıta sırıta oturdu.
"Duydum ki bizim sakar prenses sabah yine bir giriş yapmış," dedi Mert gülerek. "Oğlum Burak, kız çok tatlı. Senin o buzlarını eritecek, bak gör."
Burak dosyayı sertçe kapattı. "Mert, o kız benim asistanım değil, başımın belası. Birazdan vizite çıkacağız ve dua etsin bir hata yapmasın."
O sırada Hande, elinde iki büyük bardak kahveyle masaya doğru yaklaşmaya başladı. Adımları her zamanki gibi dengesizdi. Burak, kızın gelişini gördüğü an sandalyeyi geri çekti. "Geliyor... Yine bir şey olacak, biliyorum."
Hande masaya ulaştığında, tam kahveyi bırakacakken ayağı Mert'in çantasına takıldı. Kahveler Burak’ın üzerine değil, bu sefer hastanenin en sert başhemşiresi Nermin Hanım'ın bembeyaz önlüğüne doğru süzüldü. Ama Burak, beklenmedik bir refleksle yerinden fırladı ve Hande’yi belinden tutup kendine doğru çekti. Kahve boşluğa döküldü. ☕️😱
💓 Bir Anlık Sessizlik
Hande, Burak’ın kollarında asılı kalmıştı. Burak’ın o sert, siyah gözleri ilk kez bu kadar yakından ona bakıyordu. Hastanenin gürültüsü bir anlığına kesildi. Burak’ın parfümündeki o odunsu koku, Hande’nin başını döndürdü.
"Sana... ellerini sakın kullanma demiştim değil mi?" dedi Burak. Sesi bu sefer o kadar sert değildi, daha çok bir fısıltı gibiydi. 🧊🔥
Hande yutkundu, yanağındaki gamzesi ortaya çıktı. "Ama beni tuttunuz Doktor Bey. Demek ki o kadar da soğuk biri değilsiniz. İçinizde bir yerlerde bir kahraman saklı!"
Burak hemen kızı bıraktı ve üstünü düzeltti. "Saçmalama Işık. Sadece dosyamın üzerine düşmeni istemedim. Şimdi derhal önlüğünü giy ve 302 numaralı odaya gel. Vizit başlıyor!"