Bir avucunda yanan kalbim diğer avucunda geçmiş? Hangimizi seçecekti?
~
Ellerimin arasında birbirine karışmış fotoğrafları yatağın üzerine teker teker dizdim. Her karede birbirinden farklı anılar ve acılar yer alıyordu. Birinde yüzümü yırtarcasına kahkaha atarken, bir diğerinde gözlerimde alev alev yanan acıyla kameraya bakıyordum. Tomar halindeki şipşak fotoğraflardan birini gelişi güzel parmaklarımla çekip, çıkardım. Ellerimin arasında beyaz buketi tuttuğum, Eva’nın düğününden olan bu fotoğrafı Akif Eymen çekmişti. Gözlerimin içinde o kadar farklı bir parıltı vardı ki ışıktan, güneşten çok daha ötesiydi. Yeni yetme duygular, heyecan ve o.
Eymen.
Çocukluğum.
Ve ilk aşkım.
~
Eva, tülden yapılma bir kuğuyu andıran gelinliğinin eteğini geriye doğru atarken elimde onun için özenle hazırlanmış, siyah güllerden oluşan bir buket vardı. Altın varaklı eskitme aynanın ardından onu izlerken gözlerim hüzünle doldu. Eski dostum, çocukluk arkadaşım gidiyordu…
”Öz,” dalgıca kafamı kaldırdım. Işıldayan gözlerini gözlerimi dikmiş sımsıcak gülümsüyordu. “Senin bu kadar ağlak olduğunu bilmiyordum,” kıkırtısı kulağımı aşıp zihnimde defalarca yankılandı. Keyifle gülümsemeye devam ederken onun aksine somurttum. “Gidiyorsun Eva…” dudaklarım daha da aşağıya doğru kıvrıldı. “Çok garip, paramparça hissediyorum.”
”Ah…” kollarını kocaman açıp beni sımsıkı sarmaladı. “Küçüğüm, güzelim…” sesinin titrek tonu ile gözlerim hafif, çok hafif dolsa da derin bir nefes çekip göz aradı ettim. “Acayip duygusalım Eva,” sesi içtendi. “Biliyorum bebeğim ama aylardır bunu planlıyorduk, kendimizi buna hazır etmiştik.” Birbirimizden ayrıldığımızda gülümsemeye çalıştım. “Beni bırakma olur mu? Sensiz asla yapamam, kaybolurum.”
Yolumu kaybederim…
”Asla,” sesi sertti tıpkı bir bıçak gibi keskin. “Sakın böyle düşünme ben hep seninleyim, yanında olsam da olmasam da.”
”Lorin, gibi mi?” Bakışları ciddileşti. Kelimeler tıpkı bıçak sırtı gibi ağır ve acı doluydu. “Hayır, Lorin’in aksine sen kimsesiz değilsin Öz. Ben olduğum müddetçe gölgem hep üstünde olacak bunu unutma olur mu?” Elimi hafifçe sıkarken kapı aniden açıldı. Gül teyze kafasını kapının pervazından uzatmış şaşkınca bize doğru bakıyordu.
”İyi misiniz kızlar?” Aynı anda kafamızı sallarken gülümsedik. “Herkes seni bekliyor Eva, baban aşağıda kalp krizi geçirmek üzere.”
”Aman anne, ağzından yel alsın.” Eva eteğini avuç içinde toplarken, ardından eteğinin ucunu tutup dışarı çıktık. Dikkatle aşağı inerken, elimdeki çiçekleri uzatıp gelinliğini düzelttikten sonra Ali amcanın koluna girmesini bekledim. Uzun boyu ve fit vücuduyla, diğer herkesi gölgede bırakırken suratında hüzünlü, aynı zamanda huzurlu bir gülümseme vardı. “Eva,”
”Efendim baba?”
”Emin misin?”
Ali amcanın sorusuyla dudaklarımı ısırdım, bana doğru attığı bakışla kıkırdadım. “Aman baba…”
”Adettendir bunu sormak kızım, araba kapının önünde tek bir kelimen yeter.”
”Eminim baba, bugün bu nikah kıyılacak.”
Ali amca ile aynı anda fısıldadık, “İnşallah.”
Otelin sütunları arasından süzülürken onları uzaktan izledim bir müddet. Düğün alanına girişleri, Devrim’in bakışlarındaki heyecan ve kalabalık bir insan topluluğu. Hepsi Eva ve Devrim için bugün buradaydı. Onların mutluluğunu görebilmek için. Duvarlardan süzülen tüller ve onlarla birlikte salınan ışık yansıması. Her şey olması gerektiği gibiydi. Masalsı.
Uzaktan, neredeyse salonun diğer ucundan keskin gözleri sırtımda hissettiğimde kafamı omzumun tarafından çevirip ona baktım. Kanayan yaram, bana öylece boş gözlerle bakıyordu. Sonmuş gibi. Çoktan bitirmiş gibi.
Gözlerim bir müddet gözlerinde takılı kaldıktan sonra kafamı çevirip Devrim ile Eva’yı izlemeye devam ettim. Seyis’in oturduğu masa birkaç adım ötemdeyken ağır adımlarla masaya varıp, sandalyeyi çektim. “Seyis.” Gözleri mutlu çifte olan Seyis kafasını benden tarafı çevirmeden, “Evet Öz?” derken gülümsüyordu. “Geleceğini bilmiyordum.”
”O yüzden mi davetiye yolladın?” Aniden bana döndüğünde masanın ucundaki bıçağı parmağımın ucuyla dürttüm. “Seni değil Seyis, Lorin’i, ablamı davet ettim.”
”Bende onun verdiği yetkiyle şu an burada bulunmaktayım. Ablanız, bugün burada olup kendisi yerine sizin vasilipinizi üstlenmemi istedi.” Durgun bakışlarımı bıçağın yüzeyinden çekmeden, “Ne haddine,” demeden edemedim. “Burada olmamalısın.”
”Peki neden?”
Sorusuna cevap veremeden ağzımı kapatacak bir şey oldu. Tanıdık eller omuz başlarıma tutunup, hafifçe dokunmaya ve yoğurtmaya başladı. “Sevgilim,” bıçak artık sırtımdaydı. “Beyefendi ile beni tanıştırmayacak mısın?”
Seyis ardındaki adama dikkatlice bakarken yavaş yavaş gülümsedi. “Merhaba, ben Seyis. Öz’ün aile dostuyum.”
Cümlesini düzeltmeden edemedim, “Kendisi ablamın yardımcısı. Benimde uzaktan bir tanıdığım Akif,”
Elini uzatan Seyis’in elini sıktıktan sonra elleri bu sefer kollarımın üzerine düştü. “Tanıştığıma memnun oldum Seyis.”
”Ben de Akif,”
Yanıma oturduğunda benimle hiç konuşmadı. Evet küstük ama yine de hala bu tavırları sergiliyorsa içinde bitmemiş olan bir şeyler vardı değil mi? Olmalıydı. Nikah kıyılırken sevinç çığlıklarıyla bağıran ikiliye kahkaha atamadan duramadım. Elimi ağzımın kenarına kapatıp herkesin duyabileceği bir şekilde bağırdım. “Ayağına bas Eva! Ayağına!” Kahkahalar yükselirken Akif sandalyemi biraz daha kendine doğru çekiştirdi. Eva, Devrim’in ayağına var gücüyle basıp ardından aile cüzdanını havada salladı. Dudakları kısa bir süre buluştuktan sonra alanda yankılanan şarkı ile tüylerim ürperdi. Bu bir ilk dans müziğinden çok daha farklıydı.
Her akşam… Diye başladı şarkı ardından devam etti. “Votka, rakı, şarap insan olur harap.”
Akif elimi tutup beni ayağa kaldırdığında yüzü dümdüz olsa da orta alana geçtiğimizde ellerini belime koydu. Önce ne yapacağımı bilemesinde, birkaç saniye içinde kollarımı başının arkasına yaslayıp bedenimi ona biraz daha yaklaştırdım. Sıcaklığı, artık sıcaklığıma bulanıyordu.
Başı boyun girintime düştüğünde verdiği her nefesle ruhum yeniden yeşerdi. “Bırakacak mısın beni?”
Homurdandı.
”Bitti mi her şey?”
”Öz,” sesi içimi yaktı. “Her şey biter ama biz bitemeyiz, unuttun mu?”
Unutmadım.