Zeliha—yani Sedef—o gün kapıyı çalarken sesinde tuhaf bir gerginlik vardı. Öyle bir gerginlik ki, kapının aralığından içeri sızıp göğsüme oturan görünmez bir ağırlık gibi hissettirdi kendini. “Misafirimiz var, Fuat Bey,” dedi. Misafir. Ses tonundan hissettim; bu kelimeyi seçerken dili istemsizce titremişti. Ben ise günlerdir yanıp tutuştuğum ihtimali aklımdan atamamıştım. Çocuğu… onun çocuğu. Belki de benim çocuğum. Birkaç gün önce istemiştim oğlunu getirmesini ama her defasında bir bahane bulup getirmemişti. Bu beni daha da şüpheye sokmuştu. Ne var ki bunda? Alt tarafı çocuğunu getirecektin. Orta da yalan dolan yoksa insan rahat olurdu. “Kimmiş?” dedim, umursamaz bir tonda. Kalbim göğsümü yumrukluyordu ama belli etmemeye yeminliydim. Siktir, ben bunu düşünmemiştim. Bir an istediğimin

