6 sene sonra.
Havalimanından indiğimde karşımda en iyi arkadaşımı görmeyeli beklemiyordum. Bana iki kollarını açarak heyecanla gülümsüyordu. Gözlerim doldu. Onu en son iki sene önce görmüştüm. Aptal kız hiç değişmemişti. Hala çok güzeldi.
"Melodi teyze!!!"
"Oy oy oy! Benim yakışıklı prensime bakın hele! Ne kadarda büyümüşsün sen! Oh benim aşkım!" Melodi kucaklayarak havada döndürdüğü oğlumu doyasıya öpmeye devam ediyordu. Umut'un bundan pek şikayetçi olduğu söylenemezdi. Haylaz çocuk. Annesi ben olmama rağmen Melodi teyzesini benden daha çok seviyordu.
"Ben unutuldum sanırım," dedim elimde ki büyük valizi kenara koyarak.
Melodi kucağındaki oğlanı yere bırakarak bana dolmuş gözlerle baktı bir an. Sonra kollarını açarak "Gel buraya şapşal!" dedi "Seni çok özledim canım arkadaşım!"
İçtenlikle ona sarılırken benimde gözlerim dolmuştu. Buraya gelmeyeli tam altı sene olmuştu. Tam altı sene. Yirmi iki yaşında hamile genç bir kadınken şimdi yirmi sekiz yaşında genç bir anneydim. Hayat ne kadar da ironik.
"Hadi gelin. Önce sizi eve götüreyim. İyice bir yıkanın sonra güzel bir akşam yemeğine lokantaya götüreceğim sizi!"
"Oleyyy!!!!" Umut heyecanla Melodi'ye tekrar sarılmıştı. Onun bu halini görünce şaşırmadan edemedim. Genellikle somurtkan olan oğlum bu gün ne hikmetse kendi yaşına göre uygun davranıyordu.
"Umut oğlum? Sana uçaktayken bir şey mi verdiler?" dedim saçlarını karıştırarak "Bu ne heyecan?"
"Anne ya! Yapmasana şunu. Saçlarımı karıştırıyorsun," dedi isyanla Umut "Hemde Melodi teyzemin yanında."
Ben altan altan gülerek Melodi'ye baktım "Valla helal sana Melodi. Öğretmenliğin hakkını veriyorsun. Benim huysuz oğlum bile sana hayran!"
"Ben huysuz değilim anne. Onuda nerden çıkardın." Umut babasından almış olduğu buz mavisi gözlerini kısarak ellerini göğsünde birleştirmişti. Bu hali her zaman bana onu hatırlatıyordu. O da bir şeye sinirlense hemen böyle yapardı.
Melodi gözlerimdeki hüznü fark etmiş olmalı ki hemen araya girerek bavullarımızı aldı. Yol boyunca havadan sudan konuşarak onun dairesine gelmiştik.
Ülkeme dönmeyeli bayadır olmuştu. O son olaydan sonra neredeyse hayata küsmüştüm ancak karnımda büyüyen varlık benim hayata tutunmam gerektiğini sürekli hatırlatmıştı.
Banyomu yapıp odadan çıktığımda küçük prensimde hazırdı. Doğrusu o çocuğun beş yaşında olduğuna inanamıyordum. Sanki büyümüşte küçülmüştü. Altın sarısı saçları ve masmavi gözleriyle şimdiden çok yakışıklı bir çocuktu. Yurt dışında onca sene yaşadığımda para sıkıntısı çok çekmiştim. Yakışıklı oğlumun güzel yüzü bir ajansın dikkatini çekmişti. Bu yüzden çocuk giyim dergilerinde boy göstermeye başlamıştı. Bunu yaptığıma utansamda paraya çok ihtiyacım vardı. Böylelikle hem maddi zorluktan kurtulmuştum hem de oğlum Umut'un daha sosyal olmasını sağlamıştı.
Yakışıklı bir çocuk olmasına rağmen oldukça soğuk bir kişilikti. Buna şaşırmıyordum aslında. Hık demiş babasının burnundan düşmüştü adeta. Şu an bile üzerinde açık mavi tonlarında bir gömlek üzerine de koyu yosun yeşili kolsuz bir kazak giymişti. Altına da açık renk bir marka pantolon. Sanki otuzlu yaşlarında genç yakışıklı kendinden emin bir iş adamın küçültülmüş versiyonuydu. Asla çocuk tarzı giyinmezdi küçük afacan. Belki çocuk yaşta model olduğundan mıdır giysi seçiminde onun kadar titiz bir çocuk görmemiştim.
"Ay aman aman! Bu yakışıklı da kim böyle! Çok şirin olmuşsun ama sen!" Melodi benim düşüncemelerimi okumuştu adeta.
Umut teyzesine biraz kaşlarını çatarak baktı. Sonra da kendi üzerine. Yaşıtlarına göre boyu biraz uzundu. Gür sarı saçları alnını kapatıyordu. Eliyle onları geriye tarayarak "Melodi teyze nerem şirin acaba öğrenebilir miyim?" dedi aksi bir tavırla "Üzerimdeki giysilerin hepsi marka ve özel dikim. Nasıl bana şirin diyebilirsin. Nerem şirin ya!"
Melodi gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmıştı. "Özür dilerim özür dilerim. Sadece çok yakışıklısın demek istedim. Birde şu," o an Umut'un yanaklarını sıkarak öpmüştü "Elma yanaklar bu kadar nefis görünmese! Kıpkırmızı ya bunlar! Yerim ben onları!"
Umut ister istemez gülmüştü. Yanaklarındaki ruju silerek bana baktı "Çok güzel olmuşsun anne," dedi.
"Sende çok yakışıklı olmuşsun oğlum. Her zamanki gibi."
"Evvet! O zaman çıkıyor muyuz?!" Melodi her zamanki enerjik haliyle ilk kapıya gelmişti. Bende oğlumun elinden tutarak çıkmıştım.
Hep beraber bir lokanta da yemek yiyorduk. Melodi ile görüşmediğimiz bu iki sene boyunca ne yaptığımızı anlatıyorduk. Umut'sa dikkatle bizi dinliyordu.
Hala buraya dönmenin iyi bir fikir olmadığını düşünüyordum.
Onun şehrin bir yerlerinde varlığının olması bile beni tedirgin ediyordu. Aniden masadaki elimin üzerine kendi elini koymuştu Melodi. Bakışlarımı izlediğim manzaradan bir süre çekmedim. Sonra yavaşça ona baktım. Bana anlayışla bakarak "Onu mu düşünüyorsun?" diye sordu.
Evet, onu düşünüyordum. Ama bunu kabul etmek istemiyordum. Önce başımı hayır anlamında yavaşça salladım. Melodi bana gülümseyerek bakmaya devam edince bu kez dayanamadan başımı evet anlamında salladım.
O sırada Umut "Ben lavaboya gitmek istiyorum müsaadenizle hanımlar," diye bir centilmen edasıyla kalkmıştı.
Melodi giden oğlumun arkasından bakıyordu, "Sana onu hatırlatıyor değil mi?" dedi aniden.
"Ara sıra," diye kaçamak cevap verdim.
"Yalan söyleme. Sizin ailede sarışın yok. Umut tıpa tıp babası..."
Gözlerim yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Başımı çevirdim. Dudaklarımı bir birine bastırıyordum. Hayır, ağlamak istemiyordum. Burada olmazdı. Umut'un yanında olmazdı. Onun ağladığımı bilmesini istemiyordum. Onun gözünde güçlü görünmek zorundaydım.
"Hem de çok..." dedim sonunda dayanamayarak "Ah Tanrım. Her şeyi... Her şeyi ona benziyor Melodi anlatamam. Bakışları, konuşması, gözlerini kısması, sinirlenince ellerini kavuşturması, sabrı tükenince sürekli ayağını tıngırdatması, insanlarla konuşurken alayla kaşlarını kaldırması, ah tıpkı onun gibi salatalık yemiyor inanabiliyor musun? Hatta alaycılığı ve dik kafalığı bile tıpkı babası! Asla kibar olmak gibi bir niyeti yok. Bu beni sinir ediyor. Babası gibi nezaket yoksunu odun gibi davranmayı seviyor!"
Melodi dolmuş gözlerle bana bakıyordu.
"Özür dilerim ben daha ilk günden başını şişirdim."
"Sorun değil," dedi elimi tekrar sıkarak "Tam tersi lütfen içini dök. Biraz rahatlarsın. Bunca sene tek başına herkese kafa tutarak bir evlat yetiştirdin sen. Seninle gurur duyuyorum."
Ona bakarak sadece gülümseyebilmiştim. Akmaya meyilli olan gözyaşlarımı silerek bir bardak su içtim.
"Şimdi ne yapmayı planlıyorsun peki?" Bakışlarımı ona çevirince "Ailenle görüşecek misin?" diye sordu Melodi.
"Bilmiyorum. Babam hala beni yok saymaya devam ediyor. Annem desen... Umut'tan pek hoşlanacağını sanmıyorum."
"Peki ya ağabeylerin?"
"Bilmiyorum."
Tekrar sessizlik olduktan sonra Melodi biraz kaygılı ses tonuyla "Peki ya o?" diye sordu.
Kaşlarımı çatmıştım, "Ne demek o?"
"Fuat... Onunla görüşecek misin?"
Yüz hatlarım sertleşmişti. Kalbim onun adını duyduğunda hala titriyordu ancak duygularımın mantığımı yönetmesine izin veremezdim.
"Fuat diye birisi artık hayatımda yok," dedim kesin çıkan sesimle "O adam beni ve çocuğunu yıllar önce kaybetti. Seçimini kendisi yaptı. Onunla görüşmem söz konusu bile değil."
Melodi hafif iç çekmişti, "Benim demek istediğim bu değildi canım," tekrar masanın üzerindeki elimi sıkarak devam etti. "Adam şu anda ülkenin en zengin iş adamlarından biri... Ve sen onun oğluna annelik yapıyorsun... Sizin-"
"Melodi lütfen," elimi geri çekerek arkadaşımın sözünü yarıda kesmiştim, "O adam çocuğumun biyolojik babası olmak dışında bir hiç kimseden ibaret. Onun ne benim hayatımda ne de oğlumun hayatında bir yeri var. O beni aldattı Melodi. Anlatabiliyor muyum? Beni en yakın arkadaşımı becererek aldattı. Öyle bir adamın çocuğuma babalık yapmasını istemiyorum. Onun parasına ihtiyacım yok."
Finansal zorluklar çektiğim doğruydu. Hamile kaldığımı öğrendikten sonra ailem benimle olan bütün ilişkilerini kesmişti. Ortada beş parasız, kimsesiz kalmıştım. O zor dönemlerde yanımda olan tek kişi Melodi'den başkası değildi. Ona olan borcumu ödeyemezdim.
"Beni en zor günümde yalnız bırakan bir adamın varlığının şimdi ne anlamı var ki? Ben o acı günleri onsuz aşabilmişken şimdi niye ona ihtiyaç duyayım ki?"
Bakışlarımı cama çevirdim. Uzaktan manzarayı izlerken son cümleyi kurdum.
"Sevdiğin bir insanı kendi ellerinle içinde öldürdükten sonra bir daha ona ihtiyaç duymuyorsun."