3.bölüm “Fuat”

2455 Words
Sabahın erken saatlerinde girdiğim boktan toplantı yüzünden başım hala zonklamaya devam ediyordu. Geriye doğru kaykıldığım koltukta öylesine kıpırdandım. Lanet olası baş ağrısı yüzünden ölmek istiyordum. Siktir! Baş ağrılarının canı cehenneme! "Ne diyorsun bu duruma?" diye sordu o sırada diğer koltukta oturmakta olan en eski arkadaşlarımdan biri olan Ceyhun "Kabul ediyor musun şimdi?" "Hı?" Ne sikimden bahsediyordu hiç bir fikrim yoktu. Başım öyle zonkluyorduki sanki birazdan patlayacaktı. Beyin parçacıklarımın onun yüzüne ve özel dikim olan pahalı takım elbisesine dağılmasına ramak kalmıştı. "Yarım saattir ne anlatıyorum burada Fuat? Beni duyuyor musun?" "Ceyhun ahbap şu an hiç sırası değil. Her ne boktan bahsediyorsan peki tamam. Şu anda sadece yalnız kalmak istiyorum," zorlukla ayağa kalktığım sırada koca gövdemi sanki taşıyamamıştım. Sendelediğimde Ceyhun refleks olarak hemen kolumdan yakaladı. "Lanet olsun suratının hali ne böyle? Sanki birazdan ölecekmişsin gibi görünüyorsun!" "Çok iç açıcı, söylediğin için minnettarım," dedim alayla. İyiyim dercesine kolumu ondan kurtardıktan sonra öne doğru bir adım attım. "Yarın akşam görüşürüz tamam mı? Şu an sadece eve gidip zıbarmak istiyorum." Ceyhun biraz kaygılı olan ses tonuyla "Dostum gerçekten iyi görünmüyorsun bir doktora görünmeye ne dersin?" diye teklifte bulundu. "İyiyim ben. Sadece yorgunluk ve halsizlik." "Kaç gündür uyumuyorsun?" Ona baktım. Ve sorusunu ciddi anlamda düşünmeye başladım. Sahi en son ne zaman doğru düzgün bir uyku çekmiştim? Lanet olası sikik beynimin uyuyabilmesi için en az birkaç saate ihtiyacı olurdu. Genelleme olarak yatakta gözlerim açık bir şekilde tavanı izlerdim ya da şafağa kadar bilgisayar kodlarıyla uğraşır sonunda beynimin patlayacağı raddeye geldiğinde kanepede uyuyakalır ve birkaç saate yine otomatikman uyanırdım. Ve bu boktan durum yaklaşık altı senedir devam ediyor. Siktir! En son ne zaman doğru dürüst uyku çekmiştim gerçekten? Birkaç saniye cevap vermeyince "Tanrım! En son ne zaman uyudun hatırlamıyorsun bile!" diye hafif yüksek sesle konuşmuştu Ceyhun. "Annem bile benim için bu kadar endişelenmemiştir. Birazdan sevinçten ağlayacağım!" "Kes zırvalamayı! Uyuman lazım Fuat yüzün kireç gibi bembeyaz. Göz torbalarını söylemiyorum bile! Gözlerinin içiyse sanki kan ağlıyor!" "Sana iyiyim dedim Ceyhun abartma. Şimdi gidip dinleneceğim ve bir şeyim kalmayacak." Ofisimden ağır adımlarla çıktığımda arkamdan Ceyhun'da geliyordu. Sekreterimin olduğu masada oturmakta olan iki genç kız hemen yerinden kalkarak bana baş selamı vermişti. Onlara dönüp bakmamıştım bile. Sonunda şirketten çıktığımda arabaya bineceğim vakit Ceyhun kolumu yakaladı. "En iyisi seni eve ben bırakayım dostum?" "Sorun değil. İyiyim ben." Kolumu kurtararak arabanın kapısını açtığımda Ceyhun beni tekrar durdurmuştu. Bu benim sinirime dokunmuştu "Ceyhun bir siktir git! Sana söyledim ve tekrar söylüyorum, öl-mü-yo-rum! İyiyim amına koyduğum! Sadece yorgunum!" "En son bunu söylediğinde iki hafta hastane de sağ bacağın alçıda yattın!" İyi bir noktaya ayak basmıştı Ceyhun ama onu duymamazlıktan geldim. "İyi ya belki bu kez geberirim! Şimdi çekil önümden yanımda seni de öteki tarafa götürmemi istemiyorsan!" En yakın dostumu omzundan hafif iteleyerek arabaya atladım ve gaza basmıştım. Hangi sikime benim için endişeleniyorsa! Ceyhun'un iyi bir arkadaş olduğunu biliyordum ama bazen fazlaca yakın oluyordu. Yaşadığım son yıllarda hayattan soğumuştum. Hayatıma girenlerin başını belaya sokmaktan başka bir işe yaramadığımdan insanların bana yaklaşmasından hoşlanmıyordum. Ceyhun'un benim yüzümden geçen sene suikaste uğradığını biliyordum. Adam benim yüzümden neredeyse canından olacaktı. Bunu düşündükçe bile kendimden nefret ediyordum. Son dönemlerde daha da huysuzlaştığımın farkındaydım. Boktan karakterim daha da boktan bir hale geliyordu. İnsanlara karşı fazlaca kaba hareketler sergiliyor sürekli küfür savurur hale gelmiştim. Anlayışlı tanımını yıllar önce kaybetmiştim. Yıllar önce hayatımdaki en değerli insanı kaybettiğim gibi. Aniden gözlerim karardır. Başımı iki yana salladım. O an arkadan bir aracın korna sesini duymuştum. Lanet olsun hangi sikik bana korna çalışıyordu. "O arabanın kornasını götüne sokmamı istemiyorsan kornaya basmayı bırak seni puşt!" diye arabanın camını açarak bağırmıştım. "O parmaklarını teker teker kırarım adi pislik!" Arkamdaki araç bir kez daha kornaya basmıştı. Öfkeme hakim olamamıştım. Havaya sert bir küfür savurmuştum. Arabamı hemen kenara çektim. Arkamdaki araçta aynı anda arabasını kenara çekmişti. Güzel, demek birileri iyi bir dayak yemek istiyordu. Arabadan ağır adımlarla indiğimde diğer araçtan iki tane uzun boylu adamlar inmişti. Biri tamamen siyahlar içerisindeydi. Üzerinde siyah, metal işlemeleri olan deri bir ceket vardı. Biraz uzun olan saçlarını arkadan atkuyruğu yapmıştı. Ağzındaki lolipopunu ayırmadan "Kendini ne halt zannediyorsan lan sen?" demişti. Diğer adam az önceki konuşan adama nazaran biraz daha kısaydı ve hafif tombuldu. Göbeği buradan el sallıyordu sanki. Yüzündeki pis sırıtmasıyla "Götünün altında son model araba var diye istediğini yapabileceğini sanıyor olmalı puşt," dedi. Bunlar bana fazlasıyla yetmişti. Doğrusu birini dövmeyeli o kadar uzun süre olmuştu ki onları kışkırtmak benim için eğlenceli bile olacaktı. "Az önce sen kornayı götümüze mi sokacağını söylemiştin?" deri ceketli olan bana yaklaşarak konuşmuştu. "Evet, başka bir şey daha söylemiştim," dedim son derece rahat bir tonla. "Neymiş o?" çürük sarı dişleriyle sırıtarak bana bakıyordu. Bir anda ağzının ortasına bir yumruk atmamla geriye düşmesi bir olmuştu. Herifin üzerine çullanarak "Sana o lanet kornaya bir daha basma demiştim!" diye yüzüne yumruk atmaya devam ediyordum. Bir daha yumruk attığımda yüzüme kan sıçramıştı, "O kornayı götüne sokar, parmaklarını teker teker kırarım demiştim sana puşt! Cevap ver bana!" Delirmiş gibi onu yumruklamaya devam ediyordum. Lanet bir canavara dönüşmüştüm. Altımda kalan adam neredeyse bayılmıştı. Ağzı ve burnu kanla dolmuş, neredeyse tanınmaz hale sokmuştum. Diğer adama cani bakışlarımı çevirdiğimde herif sendeleyerek geriye gitmişti. Kanla boyanmış olan yumruğuma baktığında irkilmişti. Anında bakışlarını yere indirerek "Özür dilerim abi... Affedersin..." dedi çekingenlikle. "Siktirin gidin şimdi!" Elimdeki kanı silkeleyerek arabama atlamıştım. Lanet olsun. İçimdeki anlamsız öfke yok olmamıştı. Ve kahrolası baş ağrısı ikiye katlanmıştı. Gözlerim kararıyordu. Görüş alanım bulanıklaşıyordu. Direksiyonu kontrol edemiyordum. Aniden tekrar gözlerim karardı ve bir anda büyük bir gürültü sesini duydum. Kulaklarım çınladı. Neler oluyordu? Ve ben neden baş aşağı dönüyordum. Aniden çok hızlı bir film koptu ve kamyonun birinin bana çarpmış olduğunu çarpışma gerçekleştikten birkaç saniye sonra anlamıştım. Son model siyah BMW aracım çarpmanın etkisiyle havada takla atmıştı. Son fark ettiğim şeyse göğsümde keskin bir acının oluştuğuydu. Nefes alamamıştım. Ve daha sonrası karanlıktı. 🔗🔗🔗 "Durumu nasıl?" "Şu an için iyi. Fuat Bey bir mucizeyi başardı. Hayatta kalması bile bir mucize doğrusu. Meslek hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum!" Duyduğum seslerden biri tanıdıktı. Bu... Ceyhun'un sesiydi. "Peki ne zaman uyanır doktor? Neredeyse bir aydır uyuyor. Komadan çıktığını söylediniz ama bir gelişme yok." "Hemen kötüyü düşünme hayatım. O iyi olacak. Fuat bunu başarabilir." Tekrar Ceyhun'un ve karısı Rüya'nın sesini duymuştum. Bir aydır komada olan kimdi? Benden bahsediyor olamazdı değil mi? "Bakın Fuat Beyin yaşaması bile mucizeyken şu an ki durumuna şükretmemiz lazım. Durumu stabil ama biz bile neden hala uyanamadığını anlamıyoruz. Sanki Fuat Bey yaşamak istemiyor. Yaşamaya değer bir şey yok gibi, ölmek istiyor gibi davranıyor," Doktor her kimse sesi fazlasıyla ciddiydi "Ben çok vaka gördüm. Zor ameliyatlardan kurtulan hastaları kurtaran biz doktorlar değiliz. Onların yaşamaya olan isteği. Yaşamak için savaşmadıkları sürece bizim elimizden bişey gelmez." Daha sonra konuştukları şeyi pek anlamamıştım. Zaten onlarda pek fazla odada kalmamıştılar. Ceyhun beni desteklercesine koluma dokunarak "Uyan dostum bunu başarabilirsin!" diyerek odadan çıkmıştı. Başım o kadar zonkluyorduki dudaklarımı kıpırdatmaya bile gücüm yetmiyordu. Sadece baş ucumda olan bir aletten gelen ritmik kalp seslerini duyuyordum. Başım neredeyse tamamen beyaz bandajlarla sarılmıştı. Sadece gözlerim ve yarım yamalak dudaklarım açıktı. O kadar halsiz hissediyordumki kendimi uyandığımı bile kimseye söyleyemiyor hatta gözlerimi bile açamıyordum. Bok gibi kalmıştım. O an kapının açılma sesini duydum. İrkilmiştim. Etrafı saran kadınsı koku nedense çok tanıdık gelmişti. Bütün bedenim irkilmişti. Biri yavaşça bana doğru yaklaşmaya başladı. Adımlarını duyabiliyordum. Yavaş, kararsız ve korkuyla atılan adımlardı sanki. Sonra bir anda bir hıçkırık sesi duydum. Gelen her kimse ağlıyordu... Bunu anlayabilmiştim. İçim cız etti birden. Kimdi bu? Kadın mıydı? Erkek miydi? Ve neden ağlıyordu? Sonra bir sıcaklık hissettim. Tekrar bütün bedenim irkilmişti. Sanki biri başımın üstünden sıcak su dökmüştü. Çünkü bir kadın eli yavaşça, çekingenlikle elime dokunduğunda hayatım boyunca özlem duyduğum o aıcaklığı hissetmiştim. Yumuşak el daha sonra kıpırtısız elimi avuçlamıştı. Bu kesinlikle bir kadın eliydi. Yumuşacık ve nazikti. Kalbim sıkıştı. Göğsüm hızla inip kalkmaya başlamıştı. İçimden bir ses çılgınca şeyler bağırmaya başlamıştı. Kimdi bu kadın? Kimdi odama gizlice giren insan? Elimi tutan narin eller yavaşça elimi sıkarak ağlamaklı sesiyle "Sonun böyle mi bitecekti? Sonumuz böylemi olacaktı?" dediği an kalbim sanki patlayacakmış gibi hissetim. Tanrım! Bu oydu! Biliyorum hissediyordum. Sesi her ne kadar boğuk ve ağlamaklı çıksa da hissediyordum. Oydu! Sevdiğim tek kadındı. Yıllar önce avuçlarım arasından kayıp giden ilk ve son aşkım. Sevdiğim kadın! Göğsümde beliren inanılmaz acı tüm fiziksel acıların ötesindeydi. Sanki etime binlerce bıçak saplanıyordu. Pişmanlıkla yanıp kavruluyordum lakin tek kelime dahi edemiyordum. Görünmez bir ateşte yanıyordum hisseden yoktu. Avuçlamakta olduğu elimi yavaşça kaldırarak alnına yaslamıştı. O an içimde öyle bir acı belirmişti, fiziksel acı bunun yanında bir kez daha hiç kalmıştı. Ağlıyordu... Lanet olsun! Benim için ağlıyordu. Onu yıllar önce yüz üstü bırakan, aldatan adam için ağlıyordu..! Kendimden hiç bu kadar nefret etmemiştim. Kendimi hiç bu kadar aciz ve çaresiz hissetmemiştim. Uyanmak istiyordum. Gözlerimi açıp ona sarılmak doya doya öpüp koklamak istiyordum ama yapamıyordum. Lanet olsunki yapamıyordum. Sanki görünmez bir güç beni zincirlerle bağlayarak bu yatağa hapsetmişti. Düştüğüm durum için hayata karşı bütün küfürleri savurmaya hazırdım. Burnunu çekmişti o sırada Sedef. Elimi sıktı. "Neden geldiysem buraya," dedi boğuk çıkan sesiyle. Hayır hayır hayır... Lütfen böyle deme. Lütfen gitme Sedef. Lütfen aşkım beni yalnız bırakma. O an elimi avuçlamakta olan eller beni bırakmıştı. Bedenim üşümüştü. Hayatımda hiç bu kadar güçlü bir soğukluk hissetmemiştim. Sanki kuzey kutbunun en soğuk bölgesinde çıplak bir halde buzun üzerindeymişim gibi hissetmiştim. Yavaşça bir el başıma dokundu o an. Neredeyse her yerim beyaz bandajlarla kapalıydı. Açıkta kalan yanağımı başparmağıyla yavaşça okşadı. Kokusu ciğerlerimi işgal ediyordu. Lane olsun! Kendimden nefret ediyorum!Kendimden gerçekten nefret ediyorum! Beni bu kadar seven ve hala sevmeye devam eden bu muhteşem kadını kaybettiğim içim boktan kafamı duvarlara vura vura paramparça etmek istiyordum. Bana yaklaştığında ipeksi saçlarından yayılan hoş badem oramalı şampuanın kokusunu almıştım. Saçları boynuma doğru düşmüştü. Ve o an yanağından süzülmekte olan bir damla göz yaşı benim yanağıma akmıştı. Kalbim sızlamıştı. Dayanamamıştım. Bu acıya dayanamamıştım. Dayanamıyordum. Acıyla inledim. O sırada alnıma narin bir öpücük kondurmuştu. Boğazını temizlediğini ve her nasılsa göz yaşlarını sildiğini hissedebiliyordum. Tekrardan fısıltıyla çıkan sesiyle "Elveda aşkım," diyerek kapının açılma sesini duymuştum. Hayır hayır hayır... Sedef hayır gidemezsin... Beni terk edemezsin! Bunu bana yapma... Bana bunu yapma ben sensiz yaşayamam. Bir daha bunu yapamam... bana bu acıyı bir daha yaşatma! Yalvarırım gitme dur! Ben... seni hala deliler gibi seviyorum... Aradan iki hafta geçmişti ve ben bütün hayattan soğumuştum. Bir ölü gibi oturmakta olduğum yatakta karşımdaki duvara dikmiştim bakışları. Gerçi karşımda duvar olduğunu varsayıyordum. Çünkü hayatım gerçek anlamda karanlığa boğulmuştu. Görme yeteneğimi kaybetmiştim. Artık kördüm. Artık lanet olası aciz kör bir adamın tekiydim. Kör, sakat ve acınası. Berbat bir üçleme. "Fuat... Lütfen konuş artık. Böyle yapma dostum," Ceyhun'un bana ne kadar üzüldüğünü sesinden anlayabiliyordum. Ama ne yarar. Onun bana acıması benim ona nefret duymama neden oluyordu sadece. "Onu buldunuz mu?" Sesim soğuk çıkmıştı. "İki hafta önceki bütün güvenlik kameralarını inceledik. O gün öğlen arası iki saatiliğine bütün kameraları gözden geçirdikleri için çalıştırmamışlar. Sanırım... O kadın da tam o zaman gelmiş." "Sikeyim böyle işi!" Sesim tıslayarak çıkmıştı. "Fuat emin misin? Belki rüya gördün? Ne bileyim belki yanılıyorsundur-" "O geldi Ceyhun!" Sözünü sertçe kesmiştim "O buradaydı! Elimi tuttu! Rüya ve gerçeği bir birinden ayırt edebiliyorum daha! Gözlerimi kaybettim beynimi değil!" "Tamam tamam sinirlenme hemen. Ben sadece olası bir ihtimal diye..." "Öyle bir ihtimal yok! O buradaydı! Burada! Bu şehirde. Ve benden haberdar. Onu ne pahasına olursa olun bulun! Yerin yedi kat altına bakın, dilerseniz şeytanla anlaşma yapın ama bana onu bulun! Bunu benim için yapmalısın Ceyhun. Bul onu bana." Ceyhun'un sıkıntıyla nefes alıp verdiğini duyabiliyordum. Bir ara sessizlik olunca tekrar konuştum. "Senin karın bir şeyler yapamaz mı?" "Ne gibi bir şeylerden bahsediyorsun?" Tısladım, "Onun gizli bir devlet ajanı olduğunu pekala biliyorum." "Bana, daha doğrusu sana, bu konuda yardım edeceğini sanmıyorum," Ceyhun'un sesi her zaman ki gibi ciddi ve sakindi "Bu tür konularda Rüya baya ketumdur. O kadınla nasıl ayrıldığınızı biliyor. Söz konusu olan bir kadın gururu. Eğer isterse o kadının kendisi gelirdi der ve konuyu kestirip atar." "Lanet olası karından korktuğunu söyleme bana." "Ahbap karımın karate de siyah kuşağı var ayrıca yakın dövüşte usta. Aynı zamanda Kung Fu ve Kik Boks biliyor. Onunla en son karşı karşıya geldiğimde hastanede kaşıma dikiş atıyordular." Beni neşelendirmek için karısından korkuyormuş gibi davranıyordu Ceyhun. Ama bu bir işe yaramamıştı. Kör ve sakat bir adamdım ben. Artık ne gibi bir mucize beni hayata geri döndürebilirdi ki! Tekrar sessizlik oldu. Pencere olduğunu var saydığım tarafa yüzümü çevirdim. Hafif meltem yüzümü yalamıştı. Gözlerim kapalıydı. İçim acıyordu. Işığımı kaybetmiştim. Her anlamda. "Yarın taburcu olacaksın." Tekrar Ceyhun konuşmuştu. Sesimi çıkarmadım. "Fuat..." dedi bu kez. Ben hala sessiz kalmaya devam ediyordum. "Dostum özel bir yardımcıya.." "Bir bakıcıya ihtiyacım var," sözünü kesmiştim "Artıklarımı ve pisliklerimi, kısacası kıçımı temizleyecek bir bebek bakıcısına ihtiyacım var!" dedim acı ve nefret dolu bir karışımla. İki hafta önce uyandığımda gördüğüm tek şey karanlık ve çaresizlikti. Sinir krizi geçirmiştim. Bunun üzerine birde beynime darbe yediğim için sinir sistemime zarar gelmişti. Bacaklarımı hissetmiyordum. Hem kör hem de belden aşağısını hissetmeyen bir et parçası olmuştum. Çığlık çığlığa öfkeyle yattığım yataktan savrulmuştum. Bir bebek gibi ağlamıştım. Sanki hırsızlık yaparken yakalanan bir çocuğun poposuna şaplak atılınca hıçkıra hıçkıra ağlaması gibi ağlamıştım. "Bir yardımcıya ihtiyacın var!" Ceyhun sertçe söylediğim sözleri görmezden gelmeye devam etti "Alışana kadar birinin senin yanında olması önemli. İstersen ben..." "Ulu Tanrı aşkına! Götümü temizlemeye baya heveslisin!" "İğrenç bir pislik gibi davranma! Sen benim dostumsun!" "O zaman sende toprak ana gibi davranma! Kendi başımın çaresine bakarım! Bakabilirim!" Ceyhun'un sinirle oturduğu koltuk ya da kanepe her neyse, ondan kalktığını ve odada volta attığını hissedebiliyordum. Adımları hızlı ve öfkeliydi. "Bana hiç yardımcı olmuyorsun Fuat! Görmüyor musun sana yardım etmek istiyorum! Elimden gelen her neyse yapıyorum! Yurt dışından en iyi doktorları araştırıyorum! En kısa zamanda ayağa kalkacaksın. İnan bana! O zamana kadar lütfen bu huysuzluklarını bir kenara bırak!" "Bana yardım etmek istiyorsan bana Sedef'i bul!!" "Tamam! Sana söz bulacağım! Olmadı bu gün Alpay'ın yanına giderim. Rüya bundan hoşlanmayacak ama neyse işte..." Kaşlarımı çattım. Başımı önüme çevirdim. Belki şu anda boşluğa bakıyordum ama bunu önemseyecek durumda değildim "Şu senin bahsettiğin mafya babası mı?" "Evet. Adamın eli kolu uzun. Bulacağından eminim." "Kimden yardım istedin fark etmek. Yeter ki onu bul Ceyhun. Lütfen onu bul..." Tekrar sessizlik olmuştu. Sonunda Ceyhun o malum soruyu dayanamayarak sormuştu. "Madem onu bu kadar çok seviyordun niye ona bunu yaptın?" Başımı arkama yaslayarak bu kez karanlık bakışlarımı tavana diktim. Şu an o tavanı görebilmek için bile her şeyimi verirdim. Kalbim sızlıyordu. Sanırım başıma gelenler bana verilmiş bir cezaydı. Ona yaşattıklarımın bedelini ödüyordum belki de. "Onu ilk ne zaman gördüm biliyor musun?" dedim bir anda. Bunu daha önce hiç kimseye bahsetmemiştim. Ceyhun dikkatle "Ne zaman?" diye sordu. "Karanlık kuytu bir köşeye sevgilisiyle buluşmaya geldiğini sanmıştım o gece," anılarım canlanmıştı. Bu yüzümde acı dolu olsa bile bir gülümsemeye neden olmuştu. "Bense sigara içmek için çıkan bir serseriyi andırıyordum." "Sen her zaman serseriyi andırıyorsun," diye araya girmişti Ceyhun. Doğruydu. Ama kabul etmedim. Ona aldırmayarak konuşmaya devam ettim. "İlk buluşmamızda ona hamile olup olmadığını sormuştum." "Of dostum tam bir pisliksin. Hemde ilk buluşmada!" Hırıltılı sesimle hafifçe gülümsedim, "Biliyor musun o da aynen öyle söylemişti."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD