Şimdiki zaman
"Davut Bey'in gönderdiği kadın aşağıda bekliyor Fuat Bey. Yanınıza göndermemi ister misiniz efendim?"
Derya Hanım'ın üzerinden her zaman vişne reçelinin kokusu yayılırdı. Bunu kör olduktan sonra daha iyi fark etmiştim. İnsan göremeyince seslere ve kokulara daha duyarlı oluyormuş meğer.
"Fuat Bey? Beni dinliyor musunuz?"
Odamdaki büyük balkonda tekerlekli sandalyemin üzerinde yine her zamanki gibi pinekliyordum. Göremiyordum ama bu temiz havayı ve ya cıvıldayan kuş seslerini duyamayacağım anlamına gelmiyordu.
"İçeri gönder."
Davut'un dün bahsetmiş olduğu kadın gelmişti. Her ne kadar bu durumdan nefret etsem de Davut'un saçma ısrarı nedeniyle kabul etmiştim. Tanımadığım kadının birinin bana acımasına pek katlanabileceğimi sanmıyordum. Her ne kadar arkadaşıma götlük yapmayacağımı söylesem de bu sözümün arkasında duracağım anlamına gelmiyordu. En fazla birkaç güne kalmaz kadının kendi isteğiyle buradan gitmesini sağlardım.
Gözlerim kapalı bir halde başımı arkaya yaslamıştım. Eylül ayının son günleriydi. Havalar yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı. Ancak hala tepede etrafı inatla ısıtmaya devam eden güneşin tatlı sıcaklığını yüzümde hissedebiliyordum. Yavaşça kapının açıldığını duydum. Birinin çekingenlikle içeriye doğru adım attığını hissedebiliyordum. Babet giymiş olmalıydı. Ayakkabılarının çıkardığı ses topuklu ayakkabının çıkardığı seslere nazaran daha hafifti. Sanırım sıska bir kadındı. Yavaş adımlarla bana doğru yaklaşıyordu.
Etrafı hafif menekşe kokusu sarmıştı. İçimde tuhaf bir his oluşmuştu. Bu koku... Nedense kendimi garip hissetmeme neden olmuştu.
"Konuşacak mısın?" dedim soğuk bir tonda, kadının sessizliği benim yavaş yavaş sinirleneme neden oluyordu. Kadın her kimse acıyarak bana bakıyor olmalıydı. Sakat ve kör bir adama herkes acırdı değil mi? Üstelik lanet yüzümde birkaç tane dikiş izleri vardı. Kafamın üzerindeyse daha yeni yeni saç çıkmaya başlamıştı. Beynimden iki defa ameliyat geçirmiştim. Bu yüzden saçlarımı iki defa kazımıştılar. Gerçekten hapisten yeni çıkmış belalı bir mahkûma benziyor olmalıydım.
"M-merhaba..."
Oldukça boğuk bir kadın sesi titremeyle, çekingenlikle çıkmıştı. Bu ses... Neden benim içimin sıkıntıyla dolmasına neden olmuştu anlayamamıştım. Ve sanki... Bu kadının sesi çok uzun zamandır tanıdığım bir ses gibiydi. İçimde öyle bir his oluşmuştu ki kelimeler içimdeki kasveti açıklayamıyordu. Sanırım baya paranoyak bir adam olmaya başlamıştım yaşlandıkça.
"Kendini tanıtmak gibi bir niyetin var mı?"
Kadın sanki boğazını temizliyordu, çekingen bir sesle "Benim adım Zeliha..." diye cevap verebilmişti. Niye kadın sanki onu her an öldürebilecekmişim gibi cevap veriyordu bana. Bu canımı daha da sıkmıştı.
"Ee Zeliha?" Tekerlekli sandalyemin düğmesine basarak odanın içerisine doğru hareket etmiştim. İçgüdüsel olarak nereye gitmem gerektiğini biliyordum, sonuçta görsel hafızam insanların kanını donduracak kadar iyiydi, "Buraya nasıl bir iş için geldiğini biliyorsun değil mi?" Sesim fazlasıyla alaycıydı.
"E-evet... Biliyorum."
"O zaman neden sürekli kekeliyorsun? Benim karım gibi bir şey olacaksın. Bu yüzden bence rahat olmalısın," kadın zaten ürkek olmalıydı, bu söylediğim onun daha da ürkmesine, neden bu işi kabul ettim diye kendini sorgulamasına neden olacaktı. Üstelik içime sinmeyen bir durum vardı. Neden bu ürkek kadının ses tonu tanıdık geliyordu bana. Ve bu koku... Tanrı aşkına delirmiş olmalıyım (!) çünkü bu tuhaf koku içime huzur yayıyordu sanki.
"Karınız mı?"
"Davut anlatmadı mı yoksa? Hani sana bu işi bulan adam var ya," yüzümde yer eden zalim gülümsemenin beni şu anda ne kadar korkutucu gösterdiğini hayalimde canlandırabiliyordum, kadının gözleri korkutan irileşmiş olmalıydı, "Beni yedireceksin, giydireceksin, temizleyeceksin, gezdireceksin. Hatta beraber banyo bile yaparız. Bilirsin, bir karı kocanın yirmi dört saatin içerisinde yapacağı her bokluğu benimle beraber yapacaksın. Sevişmek haricinde tabii, onu yapabileceğimi pek sanmıyorum."
Kadının titrek bir soluk alıp verdiğini hissedebiliyordum. Güzel. Onu korkutabilmiştim demek. Artık ardına bakmadan çekip giderdi. "Buraya gelmeden önce iş hakkında detayları bilmen gerekiyordu. Madem başaramayacaksın o zaman kapının nerede olduğunu biliyorsun."
"Biliyorum. Bunları zaten kabul etmiştim."
"Ne?" Kadının çekip gideceğini sanmıştım ancak bir anda çekingen ses tonuyla bana cevap verdiğini duyduğumda şaşkınlığımı saklayamamıştım. "Az önce sen kabul ettiğini mi söyledin?"
"Evet, Fuat Bey. İş hakkında detayları Davut Bey ile önceden konuştum. Her şeyi kabul ediyorum."
"Eğer bunu kabul edersen sonra geri dönüş yok. Bunu biliyorsun değil mi? En az bir ay boyunca bana katlanacaksın! Eğer başaramazsan..."
"Başarabilirim." Kadın sözümü bölmüştü. Sesi şimdi daha kendinden emin çıkıyordu, "Sadece hafta sonları izinli olmak istiyorum o kadar. Küçük bir oğlum var. Ona zaman ayırmak istiyorum."
Tıslayarak "Babası zaman ayıramıyor mu çocuğuna," dedim. İllaki bokluk yaparak kadının bu işi kabul etmemesini sağlamalıydım. Neden bilmiyorum ama yüzünü dahi göremediğim bu kadının o güzel ses tonu... Beni etkiliyordu. Ve bu beni daha da tedirgin bir hale sokuyordu.
"Hayır," dedi kadın sertçe "Maalesef babası olacak adam oğluma zaman ayıramıyor."
Oğluma demişti. Oğlumuza dememişti. Sanırım kocasıyla arası iyi değildi. Neyse bu benim umurumda değildi. Nasılsa bir haftaya kalmaz bana dayanamayarak çeker giderdi.
"Derya Hanım nerede kalacağını gösterir. Ev hakkında bilmen kuralları söyler. Bazı uyman gereken kurallar ve gizlilikler olacak. Bir sözleşme imzalamak zorunda kalacaksın. Çalışanlarım sana her şeyi iletir ve açıklar. İhtiyaçlarım dışında rahatsız edilmekten de hoşlanmam. Yeterince açık konuştum mu?"
"Evet, Fuat Bey. İhtiyacınız dışında sizi rahatsız etmeyeceğim."
"Güzel. Bir kerede anlayan insanları severim. Şimdi beni yalnız bırak."
Kadının birkaç saniye bana baktığını hissedebiliyordum. Bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Lanet olası tenim karıncalanıyordu sanki. Bu beni rahatsız ediyordu. Sonunda yavaşça "Peki," diyerek odadan çıkmıştı.
Onunla birlikte içimdeki rahatsızlığında gideceğini sanmıştım. Ama aksine tam tersi olmuştu.
O gizemli kadın gidince içimde sanki bana ait olan çok özel bir şeyi kaybetmişim gibi bir hisse kapılmıştım. Ve bu benim ödümün bokuma karışmasına yetmişti.