6.bölüm “Sedef”

1353 Words
7 sene önce Tam bir yıl olmuştu! Lanet olası o herifi tanıdığıma bir yıl olmuştu ve ben o salağa sırılsıklam aşıktım! Kahretsin! Ne zaman bu kadar salak bir kız olmuştum! Budalanın önde gideniydim! Fuat Atmaca üniversitenin en belalı tipi olabilirdi, aşırı yakışlı ve ya aşırı karizmatikte olabilirdi, bütün kızlar onun peşinden de koşabilirdi, havalı bir pislik gibi etrafta dolaşabilir ve aynı zamanda bir dahi de olabilirdi. Evet, doğru. Herif tam bir dahiydi! Geleceğin multimilyoneri bile olabilirdi! Ama ona aşık olma nedenim bunların hiç biri değildi. Ona aşık oldum çünkü sadece bir anda aşık oluverdim.... Ah biliyorum bu çok saçma oldu. Ancak elimden ne gelir ki? Zaten aşk hiç umulmadık bir anda yaz yağmuruna tutulmak gibi değil midir? Bir sebep aramadan duygu seline boğulmak gibi... Ne komik iyice şaire bağladın Sedef! Onu bir sene önce o partide karanlıkta gördüğüm an (teknik olarak sesini duyduğum an) bu şeylerin başıma geleceğini içgüdüsel olarak hissetmiştim. Herifte kızları çeken bir mıknatıs vardı sanırım... Bütün kızlar ona hayrandı. Onca kızın arasında beni fark edebilmesi tabii ki de imkansızdı. Ben kutup yıldızıydım. Kimse soğuk görünümüm yüzümden artık bana yaklaşmayı denemiyordu bile. Sana koca bir aferin Sedef! Gerçekten! Zaten her şey benim yüzümdendi. Bok gibi kendi ördüğüm aşılmaz duvarlar sayesinde daha da bilinmeyen bir kişilik olmuştum. Kendimi ulaşılmaz bir kuleyi hapsetmiştim. Beni nasıl fark edebilsin ki! Fuat'ı o gece ilk kez gördüğümde, ilk kez gözlerimiz birleştiğinde ve ilk kez onunla yüz yüze konuştuktan sonra onu aklımdan çıkaramamıştım. Birde bunlar yetmezmiş gibi Yılbaşı gecesi, yani yaklaşık dört ay önce başıma garip bir olay gelmişti. Ve olaydan sonra ona tamamen abayı yakmıştım. Ben tam bir salağım! O benim zıttımdı. Ben güneysem o kuzeydi. Ben batılıysam o doğuluydu. Ben suysam o ateşin ta kendisiydi. O kadar bir birimizin zıttıydık ki... Biz siyah beyazdık. Mantıklı bir insan olsaydım uzak durmam gerektiğini kabullenir ve ondan uzaklaşırdım. Ama hayır, ben inadıma deli gibi davranıyordum. Onunla asla mutlu olamazdım. O beni fark etse bile ailemin onun gibi bir gençle çıkmama izin vereceğini pek sanmıyordum. Fuat'ın amcası gerçektende mafya gibi bir adamdı. Onunla tanışmış olduğum o partiden sonra uzun bir süre üniversitede yeni gelen öğrenciler hakkında dedi kodu dolaşmıştı. İlk sırada da Fuat Atmaca bulunuyordu. Bir keresinde ben bile şahitlik etmiştim. Üniversite kampüsünün girişine şu tipik mafya filmlerinde ki gibi siyah, lüks bir minibüs gelmişti. Şoför koltuğundan inen adam saygıyla Fuat'a aracın kapısını açmıştı. Bunlar olup biterken uzaktan Esma ve ben olanları izliyorduk. Fuat kesinlikle öfkeli bir tavırla (çünkü omuzları daha geniş bir hal almıştı) aracın içerisinde her kim oturuyorsa bir şeyler söyledi ve arkasına bakmadan aracın yanından geçip gitmişti. O an ne olduğunu anlamadan araçtan iki adam daha çıktı ve Fuat'ın kolundan kıskıvrak yakalayarak araca zorla bindirmiştiler. Çocuğun ailesi kesinlikle sorunluydu. Bütün bunları düşünürken telefonuma mesaj gelmişti. Mesaja baktım. Yade'ydi. Yarın doğum günümdü. Yorgun bir gülümseme belirdi yüzümde. Zaman ne kadar hızlıydı. Yarın için şimdiden hazırlık yapmaya başlamıştılar. Bu sene arkadaşlarım benim için özel bir parti veriyordu. Ve Yade bana doğum günü pastamın meyveli mi yoksa çikolatalı mı olmasını istediğimi soruyordu. Cevap basitti: Fark etmez. Cevabımı verdikten sonra bisikletimi yavaşça kullanmaya devam ettim. Bu gün cumartesiydi. Hava da epey güzeldi. Ara sıra güzel havalarda bisiklet kullanmayı severdim. Parkın içerisinden geçerken şehrin boğucu ve yorucu günlerine aldırmadan kendisine zaman ayırmak isteyen insanların hoş sohbetlerinin uğultusunu dinledim. Yavaşça basketbol sahasının yanından geçerken bir yetişkinin tek başına en az 7-8 tane çocukla basketbol oynamakta olduğunu fark ettim. Durup onları izlemek istedim. Çocuklarla büyük bir heyecanla basketbol oynamakta olan genç en az 1.85 boylarındaydı. Koca gövdesiyle zıpladığında basket sepetine kolaylıkla erişiyordu. Ve hızlı bir basket aratarak "Ben kazandım!" diye bağırdı. Sesi duyunca aniden kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Yüzüne düşen koyu altın sarısı saçlarını arkaya doğru sağ eliyle taradığı an çocuğun yüzünü görebilmiştim. Bu oydu! Fuat! Etraftaki çocuklar mızmızlanarak "Bu adil değil sen yetişkinsin ve boyun çok uzun" diye şikayet ediyordular. Ancak Fuat saçlarını karıştırarak gülüyordu. Sanırım çocukların şikayetleri umurunda değildi. Seni kibirli pislik. Birinin ona ders vermesi gerekiyordu. "Bence de çocuklar doğru söylüyor. Hiç adil bir maç değildi." Aniden herkes bana dönmüştü. Tabii o da. "Bir raunda daha ne dersin? Ama bu kez adil bir maç olsun." Fuat bir kaşını kaldırarak bana bakmıştı. Tanrım. Çok seksi görünüyordu. Üzerinde dizinin altında biten şortu ve beyaz kolsuz tişörtüyle tam atıştırmalıktı. Kol kasları ve ellerindeki damarlar baya belirgindi. Bir erkek elinin damarlı olması gözüme bir bu kadar ateşli gelmemişti. Ara sıra birilerinin bana benim ödlek bir bakire olduğumu hatırlatması gerekiyordu. Çünkü bazen tam bir fahişeymişim gibi düşünüyordum. Çocuklar hemen "Evet evet abla doğru söylüyor! Bir maç daha! Ama adil olsun!" diye yalvarmaya başlamıştı. "Tamam o zaman" kenarda duran topu alarak "Eğer uzun beyefendi kaybetmekten korkmuyorsa ben varım!" dedim. Meydan okumam pek hoşuna gitmiş olmalı ki Fuat'ın yakışıklı yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi "Çekişmeli bir maç olacağa benziyor. Kaybetmem söz konusu bile değil. O yüzden kazanırsam ödül olarak bana ne sunabiliyorsunuz küçük hanımefendi?" Kaşlarımı çattım. Mantığım "Sedef akıllı bir kız ol ve elindeki lanet topu yere bırak ve sakın aklındaki o boktan soruyu sorma!" diyordu ama çok geçti. Fuat'ın buz mavisi gözlerine bakarak "Sen ne istiyorsun?" diye sordum. Adamın yüzünde beliren şeytani gülümseme tüylerimin diken diken olmasına yetmişti. "Bir öpücük alırım," dedi lakayt bir tavırla. Çocuklardan "Ooooooooooo!!!!!" Sesi yükselmişti. Yanaklarım kızarmıştı. Tamam sormamam gerekiyordu hayır demem gerekiyordu ama çocuklar çok istiyordu. Evet, evet çocuklar çok istiyordu. Onları kıramazdım değil mi? Heveslerini kursaklarında bırakmak çok kötü bir hareket olurdu. "Anlaştık ama ben kazanırsam-" "Emin ol sen kazanmayacaksın güzelim" Fuat sözümü bölmüştü "O öpücüğü alacağım. Çünkü ben istediğimi alırım!" "Bakıyorum koca egon gözünü kör etmiş. Uyarıyorum baskette baya iyiyimdir." "Bunu maç bittikten sonra göreceğiz bebek." Ve yaklaşık kırk beş dakika sonra büyük bir rezaletle kaybetmiştim! Kahretsin! Çocuklar yedi taneydi. Ben kız olduğumdan adil bir paylaşım için benim takımımda dört, Fuat'ın takımında üç çocuk olmuştu. Ve bir puan farkıyla o yürüyen ego galip gelmişti. Resmen ben kaybetmiştim! "Bu hiç adil değil!" diye ciyakladım. Üzerimdeki açık mavi tişörtüm terlemiş olduğumdan daha da saydam bir hal almıştı ve bunun farkında bile değildim "Senin boyun çok uzun! Yoksa ben kazanacaktım! Bu sayılmaz! Ben kaybetmedim!" Fuat elindeki topu sektiriyordu. Kararmış bakışları göğüslerimde gezinmeye başlayınca durumun farkında varmıştım. Başım aşağıya doğru bakınca bu gün sabah giymiş olduğum beyaz dantelli sütyenimin iyice belirginleşmiş olduğunu fark ettim. Kasılarak tenime yapışan tişörtü düzeltmeye çalıştım. "Baktığın yerlere dikkat et!" "Nereye bakıyor muşum?" "Sana ait olmayan yerlere bakıyorsun (!)" Gözlerim kısılmıştı. "Hmmmm... Galiba haklısın. İnsanoğlu işte. Yasaklar her zaman çok çekici gelmiştir." Hafif bir gülme sesi gelmişti. Yanaklarımın kızarmasına engel olmam için konuyu değiştirmiştim. Tekrar kaybetmediğimi açıklamaya çalışıyordum. Adil bir maç olmadığını tekrar oynamamız gerektiğini açıklıyordum. Bu hareketime gülen Fuat "Mızıkçılık yapma. Baya adil bir oyundu ve sen kaybettin güzel kız. Ama bak kabul ediyorum sert bir kayasın" dedi göz kırparak. Bakışları gözlerimle buluşmuştu. Neden bilmiyorum ama tekrar kızarmıştım. O sırada çocuklardan biri "Artık abla seni öpmek mi zorunda abi?" diye sormuştu. Gözlerim irileşmişti. Lanet olsun öpücük vardı değil mi?! Fuat alaycı bir sırıtmayla bana baktı "Bende hatırlıyorum. Biri bana beni öpeceğine dair söz vermişti." "B-ben... Öyle bir söz verdiğimi hatırlamıyorum!" "Bakıyorum baya mızıkçıyız" Fuat çocuklara bakarak elindeki topu basket sepetine atmıştı "Hadi çocuklar bizi yalnız bırakında bu mızıkçı sözünde durabilsin. Sanıyorum sizden utanıyor." sesi bol bol alay kokuyordu. Çocuklar "oooooooo" sesini çıkartırken ben kıpkırmızı oluyordum. "Ne demek çocuklar gidecek? O-onlar burada kalacak!" Kekelememeye çalışıyordum ancak sürekli duraksıyordum konuşurken. Fuat küçük bir kahkaha atarak "Bana fark etmez ben öpücüğümü alayım da" diye birkaç büyük adımda bana iyice yaklaştı. Eğilerek yüzünü bana doğru tutmuştu. Sonrada gözlerini kapayarak "Bekliyorum ödülümü" dedi. Tanrım! Bu çocuk az önce terlememiş miydi (?) niye hale nane gibi kokuyordu. Ve neden yakından bu kadar yakışıklıydı. İnsanların yüzlerine yakından bakınca çirkin olması gerekmiyor mu? Kalbim hızla atmaya başlamıştı. Onu bu kadar yakından görmek sığ nefes almama neden oluyordu. İşte elime çok güzel bir fırsat gelmişti. Onu öpebilirdim... Sevdiğim çocuğu öpebilirdim. "Hala bekliyorum fıstık" bir gözünü açarak bana sırıtmıştı "Sahi adını sormamışım. İsmin ne?" Ve işte o an bütün bedenim buz kesmişti. İsmin ne? Benim adımı sormuştu... Beni tanımıyordu... Aslında daha doğrusu beni hatırlamıyordu. Gözlerim dolmuştu. O kadar öfkelendim ki bir an o mükemmel suratına bir tane yumruk patlatmak istedim. Bok kafalı herif! Haşinle arkamı döndüm ve basketbol sahasından çıkarak bisikletime atladım. Sen benim sevgime değmezsin Fuat Atmaca.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD