📖 3. BÖLÜM – KARANLIKTA YANKILANAN SÖZ
Gece sonu, ağır havanın dönüşü. Karahan konağındaki sıra gecesi bittiğinde hava iyice serinlemişti. İnsanlar iç çekişlerle dağılıyor, kapıların önünden fener ışıkları birer birer sönüyordu.
Ama iki kişi o gecenin yükünü sırtında taşıyordu Berfin ve Aras.
Berfin, Mehmet’in yanında yürürken kalbi hâlâ düzensiz atıyordu. Aras’ın karanlık avluda söylediği söz kulaklarında dolaşıp duruyordu.
“Berfin dilê min li te ye.” (Kalbim sende.)
Kızın nefesi kesilmişti. Biri görse, biri duysa, biri şahit olsa töre toprağı göğe çevirirdi.
Mehmet ağa yürürken fark etti Berfin’in elleri titriyor.
“Kızım üşüdün mü?”
“Yok Mehmet abi hava serin geldi sadece.”
Mehmet ağa başını salladı ama kızının gözlerindeki dalgınlık gözünden kaçmadı.
“Bir şey mi oldu bu kıza?” diye geçirdi içinden.
Zehra hanım ise arkadan Berfin’e bakıp içinden söyleniyordu.
“Ben bu gece bir şey gördüm bir şey hissettim ama çözemedim. Kızda bir tuhaflık var.”
Karahan konağında. Kıranlılar uzaklaştıktan sonra Karahan avlusunda sessizlik çöktü.
Aras, avlunun taş duvarına yaslanmış, sigarasını yakmadan parmaklarının arasında döndürüyordu.
Babası içeri girdiğinde sert bir ses tonuyla sordu.
“Aras, senin neyin var? Bütün gece huzursuzdun.”
Aras gözlerini kaldırmadı. “Bir şeyim yok.”
“Hele bak yüzüme.”
Aras mecbur bakışlarını kaldırdı.
Babası oğlunun gözlerindeki o kıvılcımı görünce bir an durdu.
“O kız kıranlı’nın kızı gözün onda mı kaldı yoksa?”
Aras’ın omzu gerildi.
“Baba, ben durduk yere kıza bakmam.”
“Sen bakmazsın ama kalp bakar oğul.”
Sonra sesini daha da alçalttı.
“O kıza bir adım atarsan, iki aşiretin kanı akar anladın mı?”
Aras başını eğdi ama içinden geçen tek cümle. “Ama ben onu unutur muyum?”
Gece bitmiş, sabah olmuştu. Ama Berfin hiç uyumamıştı. Yatağın içinde dönmüş durmuş, Aras’ın sesi kulaklarında yankılanmıştı.
“Seni gördüğüm andan beri içim durmuyor Berfin” Bu söz, onun 18 yıllık düzenini yerle bir etmişti.
Sabah ezanı yeni bitmişti ki kapı vuruldu.
“Berfin, kalk kızım. Kahvaltı hazırlığı var.” diye seslendi Zehra hanım.
Berfin hafif bir “ he” diye karşılık verdi.
Mutfakta kadınlar konuşuyordu.
“Karahanlarla barış olur mu acep?”
“Hele bu gece fena değildi.”
“Ama ben yine de gücenemem, karahan’dan korkulur.”
Zehra, hanım Berfin’i görünce kaşlarını hafif çattı.
“Kız, göz altların mosmor olmuş. Uyudun mu sen?”
Berfin “biraz.”
“Bana bak! Sakın geceden aklında bir şey kalmış olmasın. Kıranlı kızı hafif durmaz!”
Berfin’in yüreği hop etti. Yüzüne bakıp bakıp içinden. “Anlamış mı? Yoksa hissetti mi?”
Zehra, hanım Berfin’in yüzündeki kızarıklığı görünce kaşlarını daha da çatacaktı ki.
Mehmet ağa içeri girdi. “Günaydın millet.”
“Günaydın Mehmet Ağa.”
Mehmet ağa göz ucuyla Berfin’e baktı.
“Kızım, bugün benimle arazilere geleceksin.”
Zehra bir an durdu. “Niye Mehmet? Kız çocuğu ne yapacak tarlada bahçede?”
Mehmet ağa ciddi bir ifadeyle. “Kıranlı’nın kızı araziyi bilmezse yarın töreye söz geçmez öğrensin.”
Bu Mehmet ağanın klasik konuşması değildi.
O, kızını görünce içindeki şüpheyi yenmek için onu yanında istiyordu.
Berfin başını eğdi. “Tamam.”
Arazide toprak kokusu sertti. Güneş yeni yeni yükseliyor, kırmızının bin tonu ovaya yayılıyordu. Berfin, Mehmet’ ağanın yanı sıra yürürken tülbendi rüzgârda hafif sallanıyordu.
Uzakta biri göründü. Elinde ölçüm cihazı sırtında çantası Mert.
Mert, Berfin’i görünce yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Günaydın Mehmet Ağam.”
“Günaydın oğlum. Ne yapıyorsun burada?”
“Haritaları tamamlıyorum Ağam.”
Mert’in gözleri bir an için Berfin’e kaydı.
“Günaydın Berfin hanım.”
Berfin’in kalbi hızlı atmaya başladı “Günaydın.” diyebildi sadece.
Mehmet ağa hemen araya girdi.
“Oğlum, kızın adını söylemesen de olur. Aşiretin kızıyla fazla konuşma. İşini yap git.”
Mert bozuldu, başını eğdi. “Tamam Ağam kusura bakmayın.”
Mehmet uzaklaştı, ama Mert’in gözünde şu soru vardı. “Neden böyle tepki verdi?”
Berfin ise yürürken içinden. “Mert iyi biri ama Aras’ın bir bakışı bile onun bin sözüne bedel.”
Mehmet ağa bir noktada başka adamlara seslendi. “Siz şu taraftan devreye bakın, ben arkadan gelirim.” Sonra Berfin’e döndü. “Burada dur, hemen gelirim. Uzaklaşma.”
Berfin tek başına kaldı. Dağ yolunun kenarında rüzgâr uğulduyor, uzaklarda çobanların sesleri duyuluyordu tam o anda bir gölge Berfin arkasını döndü Aras elini cebine koymuş, sessiz adımlarla yaklaşmıştı. Gün ışığı yüzüne vurunca o sert hatları daha da keskin görünüyordu.
Aras “senmisin” dedi.
Berfin, nefesi kesilmiş gibi. “He, ez im.” (Benim.)
Aras’ın Kürtçe tonu Berfin’in kalbine bıçak gibi saplandı.
Berfin geri çekilmek istedi. “Git. Mehmet ağam görürse kötü olur görmesin.”
Aras daha çok yaklaştı. “Dün gece sen de hissettin Berfin. Dile min li te ye.” (Kalbim sende.)
Berfin’in gözlerinden yaş birikti kız istemsizce fısıldadı. “Aramızda töre var.”
“Töre benden güçlü değil.” dedi Aras sertçe.
Berfin “beni böyle tehlikeye atarsın.”
Aras’ın bakışları yumuşadı. “Ez ji te ditirsim.”
(Senden korkuyorum — seni kaybetmekten.)
Berfin’in ayakları titredi kız kaçmak istedi.
Ama Aras elini uzatıp sadece parmak ucuyla tülbentinin köşesine dokundu. Sadece bir dokunuş. Ama bu dokunuş, bir aşireti ateşe atmaya yeterdi tam o anda bir ses yükseldi.
“Berfiiiiin! Kız neredesin?!” Bu Mehmet ağanın sesiydi.
Berfin’in yüzü bembeyaz oldu. Aras hemen geri çekildi.
Aras “bu son değil.” dedi fısıltıyla.
Berfin koşarak Mehmet ağa doğru gitti.
Mehmet, ağa Berfin’in telaşla geldiğini görünce gözleri daraldı.
Mehmet ağa “neredeydin?”
Berfin “şey dolaşıyordum.”
Mehmet ağa “nefesin niye böyle hızlı?”
Berfin “koştum biraz.”
Mehmet ağa bir adım geri çekildi. “Bu kız bir şeyden kaçıyor yada bir şeyden korkuyor.” O an içinden geçen en tehlikeli ihtimal.
“Yoksa kıza biri mi yanaştı mı?” Mehmet ağa bu şüpheyi içinden silmedi.
Akşam sofrada herkes yemek yerken Mehmet ağa birden konuştu. “Zehra, bu kız bugün bir tuhaftı gözünü dört aç.”
Berfin’in eli titredi kortu.
Zehra hanım hemen atıldı. “Ben de fark ettim Mehmet ağam bi bakış, bi kızarma sanki biriyle konuşmuş da saklıyormuş gibi.”
Berfin kaşığı elinden düşürdü. “Yenge! Öyle bir şey yok!”
“Kızım, ben seni doğurmadım ama?büyüttüm anlarım senin bakışlarında anlarım.”
Mehmet ağa derin ve ağır bir sesle. “Bana bak Berfin kıranlı aşireti’nin kızısın sen. Bir yanlış hareketin hem seni hem aşireti yakar annam’da babam’ da şahidim olsun töre ne gerektiriyorsa onu yarım?”
Berfin’in gözleri doldu. “Anladım Mehmet ağam.” Ama anlamadığı şey Aras’tı onu nasıl unuturdu?
Mert, akşam odasında haritaları düzenlerken gözünün önünden o sahne gitmiyordu.
Berfin’in arka avludan koşarak çıkışı Aras’ın gölgedeki görüşü. Mert içinden sıkıntıyla. “Bu kız tehlikede belki farkında bile değil.”
Bir karar verdi Berfin’i ne olursa olsun koruyacam dedi. Ama bu karar onu istemeden iki aşiretin tam ortasına itecek.
Aras yatakta dönüyor ama uyuyamıyordu birden ayağa kalktı pencereyi açtı. Urfa’nın gece kokusu yüzüne vurdu. Karanlığa doğru fısıldadı.
“Berfin ez te hez dikim.” (Berfin seni seviyorum.)
Ama bu söz duyulursa iki aşiretin kanı akardı.
Berfin o gece gözlerini kapattığında bir tek görüntü vardı Aras’ın gözleri ve elleri duyduğu o söz hele. “Dilê min li te ye.”
Kız yavaşça fısıldadı “bu beni yakaca belki ama kader çoktan başlamıştı.”
Urfa’nın kızı Berfin artık sadece bir kız değildi iki aşiretin kaderi olmuştur.