TÖRE KOKUSU VE BİR ADIM FAZLA

1205 Words
📖 4. BÖLÜM - TÖRE KOKUSU VE BİR ADIM FAZLA Sabah, URFA’NIN ağır havası. Sabah güneşi ovayı daha yeni yalayıp geçiyordu. Urfa’nın taş evleri yavaş yavaş ısınıyor, ince bir toz kokusu kalkıyordu havaya. Kıranlı Konağı’nda ise sessizlik yoktu; kadınlar tandıra girmiş, erkekler ise kahvelerini içmeye başlamıştı. Ama Mehmet ağa kıranlı’nın yüzündeki o belirgin sıkıntı herkesin dikkatini çekiyordu. Zehra, hanım çay doldururken dayanamadı “Mehmet ağam gece bi tuhaf baktın kıza. Noldu, bi şey mi gördün bi cahillik yapmıştır?” Mehmet ağa çayından bir yudum aldı, gözlerini kıstı. “Hele sus Zehra. Gördüğümü görmedim ama içime bir kurt düştü.” Zehra’nın gözleri açıldı. “Kız bi halt mı etti yoksa?!” Mehmet kaşını kaldırdı. “Kıranlı kızı yanlış yapmaz. Ama ona yanlış yapan çıkar mı, onu bilmem.” Zehra’nın kalbi bir an hızlandı. “Valla Mehmet ağam ben de bi tuhaflık sezdim. Bu Berfin, aklı bir kız gibiydi dün akşam ne.oldu.” Mehmet başıyla onayladı. “O kız birine bakar da ben görmem mi? He? Ben kıranlıların ağasıyım Zehra. Her şey gözümün önünden geçer.” Zehra’nın içi titredi. “He vallahi doğru diyorsun da. Nolduysa karahan’da oldu. O evde bi şey oldu.” Mehmet bir anda sertleşti. “Karahan’da bizim kıza biri yan gözle bakarsa töre buna izin vermez başlarına indiririm o evi!” Masada oturan genç erkeklerden biri mırıldandı. “Ağam karahan’ın oğlu da pek iyi bi adamdır ha. Derler ki bakışı yakar.” Mehmet’in çay bardağı elinde durdu. “Kimin oğlu?” “Aras karahanlı Aras derler ya varis olan.” Mehmet’in yüzü karardı. “Hele sen ne diyon ordan? O köpek oğlu bizim kıza mı bakıyomuş?!” Genç hemen toparlandı. “Yok ağam yok! Vallahi ben öyle duymadım, millet öyle diyo sadece ben bi şey demedim ağam sen yanlış anladın ağam!” Ama Mehmet’ ağanın içi yanmıştı bile. “Aras mı karahan’ın oğlu o kızın kaderini bozarsa kıranlıda töresi susmaz anmam babamda sısmaz.” Berfin odasında tülbentini bağlarken elleri titriyordu Aras’ın sesi hâlâ kulağındaydı. “Ez ji te ditirsim” (seni kaybetmekten korkuyorum.) Bir aşiret kızına böyle bir cümle söylenmezdi. Bu söz, yürekten çok törenin ağırlığını vururdu kıza. Berfin aynaya baktı, kendi gözlerine baktı, içinden. “Ben ne ettim neyin içine düştüm ben Aras’a gönül verirsem annam’da babam’da töre’de beni affetmez.” Tam saçını bağlarken kapı vuruldu. “Berfin, gel hele kızım.” dedi Mehmet ağanın sesi. Berfin’in kalbi sıkıştı. Kapıyı açtığında Mehmet ağanın ağır bakışlarla ona baktı. “Kızım dün gece bi tuhaf döndün eve bişey’ mi oldu söyle hele.” Berfin başını eğdi. “Yo Mehmet ağam ne olacak yorgundum sadece.” Mehmet ağa onun yanına yaklaştı, yüzünü incelemeye başladı. “Gözün birine bi şeye değdi mi? Biri sana yan mı baktı? Hele doğru söyle bana.” Berfin’in boğazı düğümlendi. Yalan söyleyemezdi ama gerçeği de söyleyemezdi. “Yok ağam kimse bi şey yapmadı bakmadı.” Mehmet geri çekildi. “Hele iyi ama kulağına küpe olsun kızım töre ağırdır. Kız kısmı yanlış baktı mı dağ yerinden oynar.” Berfin’in gözleri doldu ama sessiz kaldı ne yapacağını bilmiyordu. Arazide çalışan Mert, uzaklardan Berfin’in eve girişini izledi. Mehmet’ ağanın sert bakışlarını görünce içinden. “Bu kız baskı altında bir şey olmuş belki de beni değil başka bir şey saklıyor.” Mert’in yüreğinde garip bir his vardı. Kızdan hoşlanıyordu ama bu hoşlanma bir aşiretin ortasında ölümle sonuçlanabilirdi. Yanındaki Urfalı işçi ona seslendi. “Hele Mert bey, dikkat et ha bu aşiret işine fazla girme. Kızlara bakma, kızlar sana bakarsa da anında yok ol.” Mert gülmeye çalıştı ama sesi ciddiydi. “O kadar mı tehlikeli?” İşçi ciddiyetle. “He vallahi he kıranlı kızına biri göz süserse daha mezar taşı soğumadan toprağa girer.” Mert’in yüzü kireç gibi oldu içinden bu adam ne anlatıyor saçmalık tamamen dedi. Karahan konağı’nda Aras odasında oturmuş, tespihini elinde hızlı hızlı çekiyordu. Babası odaya girdi. Babası “Aras, dün geceki haline pek aklım ermedi ne oldu.” Aras başını kaldırmadı. “Bir şey yok baba ne olcak.” Babası yaklaştı. “Kız meselesi mi var?” Aras tespihi elinden düşürdü başını hızla kaldırdı. Baba “kıranlı’nın kızıyla mı?! Aras baba, aklın mı gitti senin?!” Babası gözlerine baktı. “Benim değil de senin aklın gitmesin diye soruyorum. O kıza dokunanın elini keserler Aras düşman aşiretin kızına gönlünü kaptırmak bizi bitirir kan dökülür kan.” Aras yumruğunu sıktı. “Ben o kıza gönül vermedim baba ama gönlüm sanki beni dinlemeyecek gönül bu.” Aras fısıldadı baba olduysa da olmamasını isteyemem.” Karahan reisi babası bir adım geri attı. “O zaman töre ikimizi de yutar oğul.” Berfin su küpünden su doldurmak için avluya çıktığında, kapının gölgesinden biri belirdi Aras. Berfin’in nefesi kesildi. “Ne arıyorsun burada?” dedi tıslayarak. Aras hafif bir Urfa şivesiyle. “Hele bi dur kız bilmiyon mu seni görmeden duramıyom artık.” Berfin “Aras, git! Mehmet abim seni görürse” Aras elini kaldırdı. “Görmesin yüreğim seni görsün yeter.” Berfin kızardı. “Töre var dedim sana.” Aras gülümsedi. “Töre benim gözümü bağlamaz Berfin sen bağlarsın.” Berfin’in gözleri buğulandı. “Bu yol yanlış Aras duyan olursa ölürüz.” Aras daha da yaklaştı. “Ben seni ölümden korktuğum için değil seni yaşatmak istediğim için seviyorum.” Berfin’in dizlerinin bağı çözüldü. Tam o sırada kapıdan bir ses geldi. “Berfiiiiin! Kız nerde kaldın?!” Berfin irkildi Aras hızla geri çekildi. Aras “Yarın gel.” dedi kısık sesle. “Sana bi şey dicem.” Berfin gözleri dolu dolu. “Gelme ne olur gelme. Aras gülümsedi. “Ben gelemem diyemem.” Ve karanlığa karıştı. Berfin eve dönerken Mehmet ağa Berfinin yüzündeki kızarıklığı fark etti. “Nerdeydin?” Berfin “su dolduruyordum.” Mehmet ağa yaklaşarak gözlerini kıstı. “Kızım bi şey gizliyorsan yemin ederim o sırrı ilk bilen ben olurum.” Berfin’in boğazı düğümlendi. “Gizlemiyorum abi annem su doldur dedi” Mehmet elini Berfin’in başına koydu. “Ben senin baban sayılırım kızımın gözünde ateş yanarsa. Ben o ateşin nerden geldiğini anlarım.” Berfin’in kalbi sanki yere düştü. O akşam Mert haritaları incelerken kendi kendine konuştu. “Bu kızın hâli normal değil bu bakış bu korku biri ona bişey mi dedi.” Bir anda aklına Aras geldi. “Yoksa o muydu?”Mert’in yüzü bembeyaz oldu. “Bu çok büyük tehlike olur.” O sırada bir işçi odaya girdi.“Mert bey, dikkat et ha! Karahan’la Kıranlı’nın arasına giren kafayı alır gider.” Mert yutkundu.” Neden öyle bir şey dedin şimdi.” Adam Mert bey iki aile yıllardır husumetliydi dedi. Mert tamam kardeşim dedi. Berfin yorganın altında titriyordu. “Ben bu duyguyu yasak ettim kendime ama kalbim Aras diyip duruyor” ne yapacağım ben diyodu kendi kendine. Aras’ın sesi kulaklarında dolaşıyordu. “Dilê min li te ye” Berfin gözlerini kapatıp tekrar fısıldadı. “Allah’ım ben neyin içine düştüm?” Aras, karahan konağının damında yürürken yıldızlara baktı. Sonra göğsüne elini koyup fısıldadı. “Ez te jê nayê hebe Berfin, seni bırakmam.” (Seni bırakmam Berfin.) Bu yemin aşiret ateşinin ilk kıvılcımıydı. Urfa gecesi sessizdi. Ama iki kalbin içindeki ses, tüm ovayı titretiyordu. Biri “Git.” diyordu. Biri “Gel.” diyordu. Ve kader ağır ağır adımlarını atıyordu. Töre kapıyı kapatacak, aşk kapıyı zorlayacak mıydı? Bu topraklarda susmak bazen bir seçim değil, yazgının kendisiydi. Kader neyi gösterecekse, bedelini en sessiz olan, yine susanlar ödeyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD