21.BÖLÜM

2118 Words
Yabancı sesler duyup camdan baktım iki adam amcamla konuşuyordu, biri Serdar’dı onu ihbar edenin ben olduğumu öğrendiyse hesabını sorardı. Hiç yerimden kımıldamadım sesler yükseldi. Yan komşumuz Haldun amcaya, karşı komşumuz Firdevs teyzeye telefon açıp adamların bizim kapının önünde olduğunu haber verdim. Onlarda diğer komşuları aramış olmalılardı ki hepsi birden etraflarını sarınca arkalarına bakmadan gittiler. Birlik beraberlik olursa anca bunlardan korunabilirdik. Telefonum çaldı Oğuzhan’ın annesi Şermin Hanım arıyordu -Canım inan çok üzülüyorum nikâhınıza on gün var yok ben buralarda kızın peşinde dolanıyorum -Hiç kendinize dert etmeyin, gelinliği, damatlığı seçtik, öbür kalanları da bu gün seçeceğiz. Yapılacak koşturacak bir iş yok -Kına gecesi yapmayacak mısın? -Yapmayı düşünmüyorum, bir gün Birsen evlenecek olursa onun kına gecesinde eğleniriz -Ah nerede o günler, karşısına olgun aklı başında biri çıkarsa belki o zaman benim kız akıllanır uslanır. Hala Serdar diyor delireceğim -Birsen’le konuşmam mümkün mü? -Çağırayım da konuşun kendini odaya kapattı Kadıncağız elli kez Birsen diye bağırdı cevap çıkmamış olmalı ki -Yanına gidiyorum dedi… Efendim diyen ağlamaklı sesi duydum… Ah Birsen ah, Serdar uğruna ağlanacak son erkekti. -Birsen lütfen hoparlörü aç bu anlatacaklarımı Şermin annede dinlemeli. Üniversite üçüncü sınıftayken devamlı dersi asan, çalışmayan bir grup zengin züppeye ders verdim. Benim gibi çalışkan bir kız arkadaşım vardı çok iyi yürekli temiz bir kızcağızdı. İkimiz dönüşümlü olarak ders veriyorduk. Bir gün gruba yeni bir genç katıldı, efendi birine benziyordu diğerleri gibi şımarık davranmıyordu. Benim arkadaşım bu gence gönlünü kaptırdı o diğerleri gibi değil diyordu. Bunlar çıkmaya başladılar, kız arkadaşım günden güne değişmeye başladı, hem dış görünüşü, hem de davranışları değişmişti. Annesi yalvar yakar çıka geldi kızıma ne dediysek dinlemiyor durumunu hiç beğenmiyoruz ne olur onunla konuş dedi. Arkadaşımın günden güne eriyip bittiğini görüyordum bir gün haline dayanamadım neyi olduğunu sordum bana sana ne babam mısın anam mısın? Bana karışmaya ne hakkın var dedi. Yanımdan uzaklaşırken kolunu tuttum çığlık attı, bayanlar tuvaletine zorla soktum kazağını sıyırdım kolları mosmordu, vücuduna bakmak istedim karşı koydu onu dinlemedim. Kazağını kaldırdım o halini bir görseydin Birsen, tüm bedeni sırtında açıklı koyulu morluklar vardı. Seviyorum dediği genç bunları yapıyordu birkaç yerinde sigara yanığı gibi izler gördüm. Seni dövüyor mu diye sorduğumda ağlamaya başladı uyuşturucu kullandığını kendini kaybedince dövdüğünü sonra çok pişman olup bir daha yapmayacağına dair yeminler ettiğini söyledi. Sende mi kullanıyorsun dedim önce inkâr etti sonra bacaklarında iğne izlerini gördüm ondan ayrılmak istemiş kendinden ayrılmasın diye arkadaşıma zorla eroin enjekte etmeye başlamış. Kızcağız bağımlı oldum beni ondan başka kim ister ailem bile beni bu halde geri istemez dedi. Kurtulmak isteyip istemediğini sordum, dayanamıyorum kurtulmak istiyorum dedi. Arkadaşı mı mahveden kimdi dersin? Seviyorum dediğin aileni karşına aldığın Serdar Altun’du. -Sonra ne oldu o kız kurtulabildi mi? -Serdar’ı polise ihbar ettim uzun süredir peşindelermiş, evinde bir sürü uyuşturucuyla yakalandı mahkûmiyet kararı çıktı ama ailesi dünya kadar avukat tutup sadece kullanıcı olduğunda ısrarcı olmuşlar cezasını AMATEM’de çekmesini sağladılar. Bana inanmıyorsan vereceğim tarihleri araştırırsın, mahkûmiyet kararına, hastane kayıtlarına bir şekilde ulaşırsın. Böyle adi pislik biri için aileni üzmeye gerçekten değmez. Onunla birlikte olmaya başlarsan hayatın biter. Çok istersen seni kız arkadaşımla da görüştürebilirim, kızcağızın çekmediği kalmadı morluklar geçti ama sigara yanıklarının izleri hala duruyor. O illetten kurtulana kadar mahvoldu, okula döndü dönmesine ama yüzünü yerden kaldıramadı. Okulu bitirdiği gün ailesiyle İstanbul’u terk edip gittiler. -Serdar lyi biri gibi duruyordu -Annemin dediği bir söz var insanın alacası içinde der. Bazı insanlar gerçek yüzlerini sonradan gösteriyorlar, gösterdiklerinde de iş işten geçmiş oluyor. Serdar da alacası içinde olanlardan -Bunları anlattığın için teşekkür ederim arkadaşına çok üzüldüm. Bitti gerçekten bitti böyle bir erkekle asla birlikte olamam -Olmaman lazım, ondan uzak dur çok tehlikeli biri en doğru kararı verdin -Özür dilerim anneciğim, hepinizden özür dilerim. Babacığım hasta halinle seni üzdüm ne olur beni affet Şermin Hanım ağlıyordu -Teşekkür ederim kızım hayatım boyunca bu anı unutmayacağım -İyi günler efendim, dilerim her şey düzene girer. Telefonu kapattım… “İkinci denizyıldızımı da denize geri attım.” diye bağırdım. “Aferin benim kuzuma, biraz daha bağır aşağı mahalle duymamıştır” Eyvah anneme yakalanmıştım, elimle ağzımı kapadım yavaşça arkamı döndüm annemle Oğuzhan yan yana duruyorlardı. “Güner anne lütfen görmezden gelin, kızınıza sarılmak istiyorum siz insan değil melek dünyaya getirmişsiniz” Annem odasına girip kapısını kapattı. Oğuzhan’a kollarımı kocaman açtım sıkıca sarılıp ayrıldı. “Telefon konuşmanı duydum teşekkür ederim ailemi kurtardın” “Ben sana söylemiştim” “Annemi uyardım ama bu kadar detayını bilmiyordum anlatman çok iyi oldu” Annemin kapısını tıklattı “Güner anne ben acıktım sofrayı hazırlıyoruz” ***** Yaptığım yemeklere annem tavuk ilave etti. Üçümüz birlikte güzel bir yemek yedik, masayı Oğuzhan’la birlikte toplayıp bulaşıkları makineye yerleştirdik. Annem “Ben biraz aşağı iniyorum” diyerek çıktı gitti, annemin arkasından hayretle baktım bizi bir başımıza bıraktığına inanamıyordum. “Annen beni sevdi” “Dediğin doğru olmalı ki çıktı gitti, kahve ister misin?” “İstemiyorum su içerim, denizyıldızı hikâyesi ne çok merak ettim” “Adamın biri sabaha karşı okyanus sahilinde, güneşin doğuşunun keyfini çıkarmak için sahile inmiş. Uzaktan birini görür, biraz yaklaştığında sahile vuran denizyıldızlarını okyanusa atan bir çocuk olduğunu fark eder. Çocuğa yaklaşarak sorar: “Denizyıldızlarını neden okyanusa atıyorsun?” Çocuk der ki: “Güneş yükseldi mi, sular çekiliyor. Onları suya atmazsam susuzluktan ölecekler. Adam devam eder: “Sahil kilometrelerce uzanıyor ve binlerce denizyıldızı var, hangi birini atacaksın. Ne fark edecek ki? Çocuk adamı dinledikten sonra bir denizyıldızını daha okyanusa atar ve cevap verir “Bu denizyıldızı için fark etti” Adam çocuğun bir fark yaratmak istediğini anlar ve ona katılarak bütün sabahı okyanusa denizyıldızı atarak geçirir. Hikâyesi bu ilk okuduğumda çok etkilenmiştim, bir kişiyi bile yanlış insanlardan bu veya buna benzer olaylardan kurtarabilirsek fark yaratmış olacağız. İki denizyıldızını okyanusa geri attım. Yeniden yüzüp nefes alabilecekler” “Bence sen bir sürü denizyıldızını okyanusa atıyorsun, gönüllü öğretmenlik yaparak ders verdiğin çocuklarda birer denizyıldızı. Seninle gurur duyuyorum. Bizde aşağı inelim mi annen huzursuz olmasın” “Aman da aman damat kaynana birbirinizi çok düşünür oldunuz” Annemle Oğuzhan’ın birbirlerine olan davranışları çok hoşuma gidiyordu onların iyi anlaşmaları benim mutluluğum demekti. Aşağı inip çay keyfi yapan grubumuza katıldık bu sefer korkularından semaveri yakmamışlardı. Beğendiğim nikâh şekerlerini, davetiyeyi Oğuzhan’a gösterdim beyaz güvercinleri görünce o da benim gibi evinde ki anı hatırlamış olmalıydı gülümsedi seçtiklerimi onayladı. “Kaç adet yaptıracağımızı hesaplamamız lazım. Kimleri çağıracağız onu bile bilmiyorum” Dedeme seçtiğimiz nikâh şekerini gösterdim “Burada kaç ev varsa hesapla kime bizim kız evleniyor dediysem nikâhına bize de davetiye vermeyi unutmayın dediler. ” Ne yapacaktık hepsi gelemese bile en az elli altmış kişi vardı. “Benim üç arkadaşım kesin gelecekler, annem kaç kişi der onu bilmiyorum” diyen Oğuzhan’a baktım “Hani biz küçük bir nikâh yapacaktık. O zaman dernekteki arkadaşlarıma da davetiye verirsem gelen sayısı yükseliyor” Annem “Siz az kişi dediğiniz için ses etmedim, benimde iş yerinde bir sürü arkadaşım var, başta vali bey gelmek istedi sesimi çıkaramadım” dedi liste gittikçe kabarıyordu. Oğuzhan yerinden kalkıp bahçenin arka tarafına geçince peşinden gittim “Anneme de soralım bakalım o kaç kişi diyecek aklıma bir fikir geldi ona göre söyleyeceğim” Telefon açtı annesi çağır diyorsanız bizim taraftan en az yüz kişi olur dedi ikimizin de gözleri büyüdü. Masaya geri dönüp Oğuzhan’ın tarafından yüz kişi daha davetli olabilir dedim. Beş altı kişiyle kıyacağımız nikâh en az iki yüz kişiye çıkmıştı. Oğuzhan bir süre sessiz kaldı “Nikâh salonu mu? Yoksa bu sokakta düzenlenecek yemekli düğün mü? Sokak olayını niye düşündüğümü anlatayım, sokak geniş sağlı sollu ağaçlarla çok güzel bir görüntüye sahip. Gece ışıklandırılma yapılsa burası büyülü bir hale gelir, bu tür organizasyon yapan şirketlerden biriyle anlaşırız parmağımızı kıpırdatmamıza gerek olmadan tüm düzenlemeleri yaparlar. Hem semt sakinlerinin çoğu yaşlı, nikâh salonuna gelmeleri onları zorlayacak. Burada olursa daha rahat ederler ne dersiniz?” Adam pratik zekâlıydı bir anda nikâhı düğüne dönüştürüvermişti. Annemin yüzünde ki gülümsemeyi gördüğüm an “Ben fikri beğendim, büyüklerim siz ne dersiniz” diye sordum. Dedem Oğuzhan az yanıma gel diye seslendi, dedemin yanına gitti. Dedem iki elini birden Oğuzhan’ın yüzüne doğru uzatınca benimki eğildi, dedem alnından öptü “Sarı kızımın senin gibi birini eş olarak seçtiği için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Torunumu mutlu edeceğini bir kez daha gösterdin. Sadece kendini ve onu düşünmüyor bizleri de düşünüyorsun, böyle biri olduğun için teşekkür ederim oğlum” dedi Oğuzhan dedemin elini öptü. Hasan amcam sırtını sıvazladı “Aslan gibi, adam gibi adamsın” dedi benim aslan duyduğu iltifatlardan koltukları kabarmış şekilde yanıma geldi, annemle Keriman teyze karşılarında gerçekleşen duygu yüklü konuşmaya dayanamamış olacaklar ikisi de gözlerini silip duruyordu. ***** Sekiz gün kalmıştı sekiz ben hala organizasyon şirketi bulamamıştım. Sanki herkes evlenmek için bizim tarihi seçmişti. Kapı çalındı açtım karşımda Şeyda ablam duruyordu “Ben geldim şekerim, duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini” Kahkahasını duyunca kollarına atıldım “Ah Şeyda ablam ben seni nasıl unuturum, hoş geldin sefalar getirdin” “Canım ilk önce bol köpüklü kahve yapıp karşıma oturuyorsun, ne istediğini anlatıyorsun ikimiz birlikte hallediyoruz tamam mı?” “Oteli nasıl bırakabildin?” “Ay şekerim benimde tatile ihtiyacım var. Benimkine dedim ki yıllardır bir tatil yapamadım, insan yüzü göremedim. Bir hafta gidiyorum ne yaparsan yap istersen oteli batır, beni burada bağlasan durmam kardeşimin düğününe gidiyorum dedim. Bende gelmek istiyordum dedi. Düğün günü sabahtan gelirsin diyerek kapıyı çarptığım gibi çıktım” İş ve tatilin birbirinden çok farklı olduğunu bu sözlerle anladım. En güzel tatil yerinde de olsan çalıştırdığın otel iş yerin, gelenler müşteriydi. Kahveyi yapıp karşısına oturdum ne var ne yoksa anlattım. “Her şey tamam gibi bir organizasyon şirketi kalmış, onu bulunca nikâh memuruna randevu değişikliği yapılacak. Hallederiz sen hiç canını sıkma… Anlat bakalım senin yakışıklıyla aran nasıl?” “Gayet güzel gidiyor, sohbet edebiliyoruz, kararlarıma saygı duyuyor destekliyor, anlayışlı, koruyucu, şefkatli” “Başka türlü nasıl?” Manidar bir şekilde gülümsüyordu, neyi ima ettiğini biliyordum birden yanaklarımı ateş bastı “Abla ya…” “Ah be güzelim bende nişanlılık zamanları geçirdim, benimki ne zaman yalnız kalsak üstüme atlardı. O yönden anlaşabiliyor musunuz? Yoksa çoktan oldubitti mi bak ölümü gör doğruyu söyle” dedi yine bir kahkaha patlattı… “Düğün gününe kadar beklemeye karar verdik ama işte ne bileyim kendimizi çok zor tutuyoruz. Aslında o kendini tutuyor iradesine sahip biri olmasa çoktan…” “Anladım canım evlilikte ten uyumu da çok önemlidir bu yüzden biraz ısrarcı oldum. Senin adına çok sevindim. Göster bakalım hangi şirketleri aradın” Bilgisayarımı elimden aldı, o yeni şirketlerle konuşma yaparken ben kahvaltılıkları hazırlayıp aşağı bahçeye taşımaya başladım. Dedemler neredeyse kalkarlardı, Oğuzhan’a Şeyda ablamın geldiğini haber verdim, yatacak yeriniz yok Şeyda hanım da yanınızda akşam gelirim, gece evime dönerim bavulumu hazırlarsan sevinirim dedi. Haklıydı böylesi çok daha rahat olacaktı kavuşmamıza kaç gün kalmıştı ki? “Hayırdır kızım misafiriniz mi var?” diyen dedeme masanın başına geçmesi için yardım ettim. “Çayı alıp şimdi geliyoruz dedeciğim” Şeyda ablayla dedemin kavuşmasını izlemek film gibiydi. Hadi dediğim anda merdivenlerden koşarak indi sevgili öğretmenim diyerek boynuna sarıldı. “Ah deli kız, ah yaramaz kız seni ne çok özlemişim” “Bende sizi çok özledim öğretmenim, sizi iyi gördüm maşallah” dedi tahtaya vurdu yine kahkaha attı. O güzel kahkahası günü aydınlatıyordu… Eskilerden yenilerden uzun süre konuştular. Kahvaltı bitti, çaylar içildi “Öğretmenim bize müsaade kız kardeşimin işleri için koşturmalıyız yoksa yetiştiremeyiz” Şeyda abla araç kiralayıp gelmişti, üstümü değiştirir değiştirmez çıktık. Konuştuğu yerlerle saat uymadı, birçoğu yemek servisine girmiyordu ve gittikçe fiyatları pahalanıyordu. En son gittiğimiz yerde öyle bir pazarlığa oturdu ki benim diyen insan böylesi pazarlık yapamazdı. İstediğine yakın bir fiyatta anlaştılar, sahibi olan kadının yüzü laf ebeliğinden kıpkırmızı olmuştu. “Ailen kaç kişi şekerim” diyen Şeyda ablaya baktım kadında benim gibi ona bakıyordu, benim mi diyerek sordu “Tabii ki senin tatlım, hiç eksiksiz istediğim gibi organizasyon olursa istediğin tarihte tam pansiyon Bodrum da Happy motelde misafirim olacaksın.” Ayağa kalktı elini kadına uzattı kadın“Hiç merak etmeyin istediğinizden de güzel olacak ailem sekiz kişi” dediğinde kızarma sırası Şeyda ablaya gelmişti yine de o güzel kahkahasıyla güldü. İşi sağlama almak için bin bir ısrarla kadını sokağı görmeye ikna etti. “Buralarda böyle güzel yerlerin olduğunu bilmiyordum “diyen kadın hayranlıkla çevreyi dolaşmaya başladı. “Sokağın iki ucunu kapatırız. Tüm ağaçları ışıklandırırız, fenerler, uçuşan tüller asarız. Masaları, sandalyeleri beyaz giydiririz, üstüne çok şık duracak fenerlerim var karanlık çökünce mumlarını yakarız. Yemeğe gelince çalıştığım lokanta bir numaradır, istediğiniz menüyü seçersiniz. Geriye kalıyor fotoğraf çekimi ve müzik isterseniz kuaförü evinize gönderirim oradan oraya gitmek zorunda kalmazsınız. Tabii biraz fark ödemeniz lazım. Şeyda abla biz hepsi içinde diye anlaşmıştık, isterseniz ailenizi beş kişi olarak düşünün deyince kadın gerek yok hallederiz diyerek güldü. Onlar orası şöyle olsun burası böyle olsun diye konuşurlarken Oğuzhan’a telefon açıp anlaştığımız şirketin fiyatını söyledim. “Bunlara takılma yeter ki senin içine sinsin, şirket hesap numarasını göndersin ” demesiyle rahatladım. Kadını geri götürmek için tekrar arabaya bindik tam o anda Taylan’ı arabasından inerken gördüm Şeyda ablada görmüş olmalıydı ki güneş gözlüklerini takıp bir tane de bana uzattı. Oğuzhan’a tekrar telefon açıp Taylan’ın bizim buralarda olduğunu söyledim kapattım. *****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD