Isabel

1949 Words
Evin girişinde kıpırdamadan duruyordum. Benim adımımı atmak için tereddüt ettiğimi gören Mario elini belime hafifçe koyarak beni gözümü korkutan geniş giriş kapısına doğru yürüttü. Belimde duran elinin baskısı omzumun üzerinden dönüp onun yüzüne bakmama sebep oldu çünkü bu hareketi omurgamdan ağır ağır başlayan bir titremeye sebep olmuştu. Bana ilk defa dokunuyordu ve bu his güçlü olduklarını bildiğim bacaklarımın titremesini engelleyemiyordu. Onun suratı ise ifadesizdi. Ona neden baktığımı biliyordu ama tepki vermedi, elini koyduğu yerden de çekmedi. Bir dakika kadar orada o halde dikildikten sonra kapı ağır ağır açıldı. Bizi gecenin bir yarısı kapıda karşılayan orta yaşlı kadın üzerindeki üniformadan anlaşıldığı üzere evin yardımcısıydı. İkimize evin salonuna kadar eşlik ettikten sonra bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sordu. Mario ondan, Isabel adında birini çağırmasını rica etti. Kadın hızla gözden kaybolunca Mario bana oturmam için karşımda duran koltuğu gösterdi. Ona çekingen gözlerle bakıyordum. "Isabel kim?" diye sordum işaret ettiği yere oturmadan önce. "Isabel, kız kardeşim. Ona buradayken her konuda güvenebilirsin. Herhangi bir şeye ihtiyacı olursa ilk ona söylemen yeterli. Bilmen gereken diğer şey ise evde babam, eşi bir de küçük erkek kardeşimin yaşadığı," dedi hızlıca. Evde bu kadar çok kişinin olmasına şaşırmıştım. "Benim burada olmama bir şey demeyecekler mi peki?" diye sordum. Onlara benim burada olmamla ilgili ne gibi bir açıklama yapacağını merak ediyordum. "Hayır, onları ilgilendiren bir durum değil bu. Sen sadece burada rahat etmeye bak, endişelenmeni gerektirecek bir şey yok. Isabel gayet sıcakkanlıdır, erkek kardeşim de işi olmayan şeylere karışmaz. Babam ise iki yıl kadar önce bir beyin anevrizması geçirdiğinden fazla konuşamıyor ve yürüyemiyor," diye ekledi. Babasını kastederek, "Çok üzüldüm," diyebildim. O esnada Isabel olduğunu tahmin ettiğim, incecik, kısa boylu Mario'ya benzeyen bir kız içeri girdi. Uykusundan uyandırıldığı belliydi ama sıcacık gülümseyerek adımlarını hızlandırdı ve Mario'nun boynuna atılıp onu sımsıkı kucakladı. Mario da tıpkı onunki gibi geniş kollarını kızın narin bedenine sarmıştı. "Seni özledim. Neden ortadan kaybolup duruyorsun?" diyerek onun kollarından sıyrıldı. Omuz silkip, "İşler," demekle yetinen Mario'ya kızgınca bakan Isabel, "Lucca da hep aynı şeyleri söyleyip dururdu," dedi. "Bilmediğin bir şey değil işte," dedi nefesini bıkkınca dışarıya bırakan Mario. Beni yeni fark ettiği belli olan ve şaşkınlığını gizleyemeyen kardeşi,  "Ee, peki...şey  Arkadaşın kim?" diye sordu. Mario onun ilginç tepkisi karşısında gülümsedi ve başını iki yana salladı. Isabel bana utanarak bakıyordu. "Bu arada affedersin. Abimi o kadar az görüyorum ki bir anda gece yarısı böyle evde görünce hesap sormadan duramadım," dedi kıkırdayarak ve elini bana çekinmeden uzattı. "Ben Isabel." Isabel'in hızlı ve oldukça çok konuştuğunu daha ilk anda anlamıştım. Sakince gülümseyerek, "Ben de Laila. Memnun oldum," dedim ve bakışlarımı açıklama yapmasını beklediğim Mario'ya çevirdim. Isabel'e, "Laila, bir arkadaşım ve bir süre burada kalması gerekiyor," derken bunu her zaman yapıyormuşçasına rahatça konuştu. Isabel bir süre bakışlarını benim üzerimde şüpheyle gezdirdikten sonra, "Laila restoranlardan birinde mi çalışıyor?" diye sordu. Üzerimdeki kıyafeti tanıması çok olağandı ve kafası karışmış gibiydi. "Çalışıyordu," demekle yetinen Mario "Isabel, Laila'yla ilgilenmeni istiyorum. Seni gece gece bu yüzden uyandırdım," dedi. "Pekala, Mario. Sen hiç merak etme," diye güven veren bir gülümsemeyle bana baktı. "Şimdi uykuna geri dönebilirsin sadece bir an evvel tanışmanızı istedim. Yarın sabaha kalmamalıydı," dedi. "Anladım. Haklısın ama sen gidiyor musun?" diye sordu. Mario sadece, "Evet," demekle yetindi. "Tamamm..." diye uzatarak konuşan kardeşi kendini toparlayıp ona daha fazla soru sormadı ve, "O zaman ben odama geri gidiyorum. Yarın sabah kahvaltıda görüşürüz, Laila," dedi. Geldiği gibi odadan hızla geri çıktı. Mario benimle odada yalnız kalınca, "Yarın güne gerçekten erken başlamam gerekiyor. O yüzden şimdi gitmem gerekiyor," dedi bakışlarını yüzümde garip bir ifadeyle gezdirirken. Ona ne demek istediğini anlamamış gibi bakıyordum ki sözlerine devam ederek, "Ben burada yaşamıyorum. Şimdi gidiyorum ama yarın tekrar görüşeceğiz. O zamana kadar sen dinlenmeye bak. Ve ne olursa olsun, bu evden korumasız dışarı çıkayım deme," dedi. Onun beni hiç tanımadığım bu insanlarla bırakıp gitmesine henüz hazır değildim. Gianni'nin tehlikeli olduğunu söylemişti ama bu derece endişelenmesi ve beni sanki bir kafese kapatır gibi bu evde bırakması biraz aşırı geldi gözüme. "Bu adam neler yapabilir ki, anlamıyorum." "Bak Laila, sen... Nasıl desem... Bilmiyorsun yani bu gibi adamların güçlerini kanıtlamak için, neleri göze alabileceklerini. Bu akşam olanlar emin ol onun zedelenmemesi gereken onuruna birkaç çizik attı." Hala ne demek istediğini anlayamıyordum ama yorgundum ve biraz dinlenmek; kafamı toparladıktan sonra onunla konuşmak istiyordum. Bu sefer de diğer merak ettiğim şeyi sordum. "Ne kadar bir süre için buradayım?" "Ben güvende olduğundan emin olana dek, Laila. Bu işin şakası yok. Ona benim olduğunu söylemiş olabilirim ama inandığını sanmıyorum. Kendi kadınımı restoranımda çalıştırmayacağımı bilecek kadar beni tanıyor," dedi. Söylediği beni kalbimin tam ortasında bir ok gibi sızlata sızlata vurdu. Bu sözleri aramızda olamayacak, benim sadece hayal edebileceğim şeyleri büyük harflerle aramıza yazmak gibiydi. Kabullenmekten başka bir seçenek yoktu. O ve ben olamazdık. Ona dair hüsranımı, "Pekala," diyerek gömdüm içimde hiç çıkmayacak derinlikte bir yerlere. Şimdi gidecek olmasının beni ürküttüğünü belli etmemeye çalışarak, "Tamam, sen gidebilirsin öyleyse. Beni merak etme," dedim. Onu nerdeyse kendi evinden kovar gibi hızla bir anda konuşmuştum. Bir adım geri çekilip beni dikkatle süzdü ve sonra yine beklenmedik bir hareketle çenemi havaya tutup kaldırdı. Ona bakmam için yapılmış bu hareketin öncesinde gözlerimi ondan kaçırdığımın farkında bile değildim. "Sadece önlem alıyorum. Korkma tamam mı?" dedi. "Tamam," dedim ve odaya aniden giriveren yardımcı kadına beni emanet etmesini ve salondan çıkıp gitmesini izledim. Beni misafir odası olduğu belli olan genişçe bir odaya taşıyan evin yardımcısı genç kıza teşekkür ettim. Ve o yanımdan ayrılana kadar odanın ortasında bekledim. Evin her yanına sızmış zenginliğin bu odada da beni karşılaması tesadüf değildi. Her şey zevkli bir görüşle alınmış ve bir araya getirilmişti. Tıpkı benim gibi bir kızın onun kadını olamayacağı gibi ait olmadığım bir yerde dikiliyordum; yabancı ve ortama mesafeliydim. Gün belki diğer herkes için güzel başlamış olabilirdi ama benim için büyük bir belirsizlikle doğmuştu güneş. Hava mükemmeldi, mavi tondaki gökyüzü yumuşacık bulutların şefkatiyle sarmalanmış gibiydi. Güneş tüm doğanın üzerine ışıltısını saçıyordu. Ama ben o ışıltıdan çok uzaktım. Dün akşam olanlardan dolayı uyuyamamış; bu yüzden de şiş ve biraz da altları morarmış gözlerimle banyodaki aynanın önünden geçerken gözlerimi sıkıca kapatma gereği duymuştum. Huzursuz uykumun sorumluluğunu bilmediğim bir evde farklı bir yatakta yatmış olmama bağlasam da birazdan kahvaltı için aşağıya inmemin beklendiğini söyleyen genç bir yardımcının odanın ayrılmasıyla içimde kaynayan endişeyi bir türlü yatıştıramıyordum. Tanımadığım insanların evinde misafir olarak kalmıştım ve onlara söyleyecek tek bir şeyim bile yoktu. Neden burada olduğumu açıklamak bile istemiyordum. Odanın kapısını açarak dün gece giydiğim buruşuk iş kıyafetlerimle dışarı çıktım. Evin içinden o kadar kişi yaşadığı halde hiç ses gelmemesi enteresandı. Aşağıya inmeye hazırlanırken merdivenlerin başında tereddüt edince, "Kahvaltı yemek salonunda on dakika içinde hazır olacak, Laila," diyen Isabel'in sesiyle olduğum yerde hemen arkamı döndüm ve ona "Günaydın," dedim. Bana göz kırptı. Hemen koşup yanıma geldi. "Nasıl, rahat edebildin mi? Keşke sana yatarken giyecek bir şeyler verseydim," dedi beni incelerken. "Önemli değil yani zaten genelde uyurken pijama giymem," dedim. Sonra da yaptığım açıklamanın saçmalığıyla gülüverdim. O da benimle aynı tepkiyi vermişti ve aklına gelen bir şeyle daha da munzur bir gülümseme aldı yerini. Utanarak, kıpkırmızı oldum. Kim bilir abisiyle aramda ne olduğunu düşünüyordu? "Biraz önce Mario aradı. Birazdan o da burada olacakmış. Seni ana kurda yem etmek istemedi anlaşılan," dedi gözlerini devirerek. "Ana kurt mu?" diye sordum şaşkınca. Yine gülmeye başladı ve fısıltıyla, "Cici annem," diyerek elini dramatik bir şekilde göğüs kafesine doğru götürdü. "Bazen acımasızlaşır da. Baş etmesi zor biri," deyiverdi. Aşağıya konuşa konuşa indik. Gayet samimi ve sıcakkanlı biriydi. Onu şimdiden sevmiştim. Kardeş olmalarına rağmen Mario'nun soğuk ve mesafeli tavrına sahip değildi. Kahvaltı salonu dediği devasa odaya gelince masanın görüntüsüne takılı kaldım. Benim bir ayda zorlukla yiyebileceğim yiyecekler sadece tek bir öğün için masanın üzerine yerleştirilmişti. Sonra arkamda bir ses duyunca istemeden de olsa irkildim. "Isabel! Arkadaşını mı davet etmiştin?" diye sorarak yanımıza gelen 30'lu yaşlarının ortalarında görünen uzun boylu, çok güzel kadına hayranlıkla bakakaldım. Bir moda dergisi çekiminden fırlamış gibi şık giyinmişti ve ona yakışan doğal bir makyaj yapmıştı. Bir an üstümdeki kıyafetten ve dağınık halimden utandım. "Hayır, Fiona. Laila, Mario'nun arkadaşı." Kadın, "Mairo mu?" diye sorarken kaşları hiç de doğal olmayan bir biçimde havalandı. "Emin misin?" diye sordu alay ederek. Hala ilgiyle beni incelemeye devam ediyordu. Onun bu tavrı karşısında, "Anlayamadım," dedim bir anda sinirlenerek. Fiona kocaman açtığı gözleriyle bana cevap verecekken konuşmasını bastıran ses  Mario'nunki oldu. "Günaydın. Neden ayakta dikiliyorsunuz?" diye soruyordu. Hepimiz hızla arkamızda kalan adama doğru döndük. Fiona denen cici annenin yüzü son iki dakikadır olduğu halinden sıyrılıp tıpkı bir güneş gibi anında aydınlandı. O anda fark ettiğim şey ise beni sersemletti. Dışarıdan bakıldığında Mairo'nun sevgilisi olabilecek bir kadındı ve belli ki karşımda duran bu adama karşı bir ilgi besliyordu. Biraz önceki bana gösterdiği düşmanca tavrından da bunu kolaylıkla anlayabiliyordum. Bunu bir tek ben anlamış olamazdım. O kadar bariz bir ilgiydi ki onunki. "Hadi, herkes otursun," diye emir verir gibi konuşan Mario'nun lafıyla herkes masadaki yerlerine geçti. Mario benim yanımdaki sandalyeye oturmuştu. Eğilip, "Nasılsın?" diye sordu. Yakınlığıyla yine kendimi unutmam gereken o hislerin içinde yüzerken buluverdim. Ben ona cevap veremeden Fiona lafa atladı. "Keşke onun geleceğini haber verseydin ama seni bu eve getirebiliyorsa buna da değer doğrusu," dedi. Gözlerim söyledikleri karşısında kocaman açıldı. Benden bahsederken o demiş, onu görmesine vesile olduğum için sevindiğini ki abartılı bir biçimde söylemişti gizleme gereği bile görmemişti. "O dediğin benim kız arkadaşım ve kendi evime kimi getireceğimi önceden haber vermek zorunda değilim!" diye sertçe konuşan Mario buz gibi bakışlarını sinirden karşımızda kızaran kadına dikti. Neden bahsettiğini anlayamadığım için ona doğru baktım. "Ne?" Çay fincanımı rahatsızca parmaklarımın arasında çeviriyordum. Masanın üzerinden eğilip elimin üstünü öperken, "Onu ve sözlerini umursama," diye fısıldadı. Dudakları ılıktı. Niye benim elimi öpüyordu ve biraz önce benim için kız arkadaşım mı demişti? Bu yaptığı sadece gövde gösterisi olmalıydı ama yerinden çıkmak için göğüs kafesimi zorlayan kalbimi biri yerine oturtsa iyi olacaktı. Yoksa birazdan kalp krizi geçirecektim. "Laila, benim kız arkadaşım. Dün buraya gelmesi gerekiyordu; o yüzden de geldi. Daha fazla soru sormanı istemiyorum, Fiona!" Otoriter tavrına geri dönen Mario buz kesmiş bakışlarıyla karşısında donakalan kadını tehdit ediyordu sanki. Kadının suratı asıldı. Ama kendini toparlaması uzun sürmedi. Mario, " Laila, bir şeyler ye," dedi ilgisi bir anda tekrar bana kayarak. Onu ikiletmeden önümdeki kruvasanlardan bir tane aldım ve ucundan kemirmeye başladım. Çabalayıp kendimi elimdekini yemeye zorladım ama çok fazla gergindim ve o kadar meraklı bakışın altında kendimi laboratuvar faresi gibi hissetmekten alıkoyamıyordum. Fiona bizim ilişkimizi didiklemeden duracak gibi görünmüyordu. "Kız arkadaşım derken? O senin kız arkadaşın mı? Ama..." "Sana daha fazla soru sorma dediğimi hatırlıyorum. Ve bir kez daha söylemeyeceğim. Laila'dan o diye bahsetme sakın!" diye çıkışan Mario sonunda istediğini elde etmişti. Sinirlense de başka bir şey söylemeyen kadın isteksizce yemeğini yemeğe geri döndü. Burada yine benim anlamadığım şeyler dönüyordu. Ama işlerin iyice çıkmaza girdiğinin farkındaydım sadece Mario'nun neden yalan söylemeye devam ettiğini anlamaya çalışıyordum. Fiona denen kadınla arasının iyi olmadığı bariz ortadaydı ama ona aramızdaki ilişkiyi bu denli çarpıtarak anlatmasını gerektiren bir durum olmadığını düşünüyordum. Yine de ona ayak uydurup susmayı yeğledim ve tabağımdaki yiyecekleri eşelemeye kaldığım yerden devam ettim. Bir kaç sessiz dakikanın ardından, "Benim eve gidip üstümü değiştirmem; sonra da okula gitmem gerekiyor," dedim kulağına doğru eğilerek. "Bugün burada kalmanı istiyorum," diyen Mario'ya, "Olmaz. Dersimi kaçıramam ve burada da kalmak istemiyorum," diyebildim son söylediğimi sadece onun duyabileceği şekilde. Bir an olumsuz anlamda başını salladı. Bir şeyler düşünüyordu ama ne diyeceğini beklerken sanki dakikalar geçmişti. Ve masada Isabel dışında kimse konuşmuyordu. O da ortamdaki yoğun gerginliği almak için havadan sudan şeylerden bahsediyordu. Gerginlik hat safhadaydı. "Tamam. Benimle geliyorsun öyleyse ama bugün okula gitmek yok," dedi. "Kahvaltın bitti mi?" diye sordu ardından da. "Evet," dedim doymasam da. Hızla elimden tuttuğu gibi beni de kendisiyle birlikte oturduğum sandalyeden kaldırdı ve "Biz gidiyoruz. Sonra tekrar uğrarım ," dedi. Benimse Isabel' e bakarak, "Sonra görüşürüz, umarım," diyebilecek kadar zamanım olmuştu. "Ah evet kesinlikle," diye cevap verdi ve Fiona'ya yan yan bakarak hınzırca gülümsedi. Onu o an daha çok sevdim. Ama onu bir kez daha görebilecek miydim emin olamadım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD