Gece

1049 Words
Beklenen hafta sonu yani Franke'nin organize ettiği müthiş parti zamanı gelmişti. Franke ve onun sihir yaratan son moda kıyafetlerle dolu dolabının önündeki beşinci dakikamı geride bırakırken sonunda lacivert bir elbiseye gözümü kestirtmiştim. "Bence o elbise gözlerinle dehşet uyumlu olacak! Harika görüneceksin! Ayrıca dolabın altında sağ tarafta krem rengi, bilekten bağlı ayakkabılar var ya, onları da al. Kesinlikle çok uyumlular," demesiyle makyaj masasından fırlayıp yanımda bitmesi bir oldu. "Bu gece açılan yeni bir mekana gidiyoruz. Senin şu küçük meseleyi de çözecek birini buluruz belki," derken aynadan yansıyan silüeti bana göz kırpıyordu. "İşte şimdi gerçekten saçmaladın. Senin o küçük dediğin meseleyi tek gecelik bir ilişkiyle çözecek kadar salak değilim," derken hem alınmış görünüyordum hem de utanmış. "Sadece takılıyordum. Seni iyi tanıyacak kadar uzun süredir arkadaşız. Sadece biraz rahatlamanı istiyorum. Hem belki kim bilir..." derken bir anda durdu ve eliyle boş ver dercesine bir hareket yaptı. "Ne demek o şimdi?" "Yok bir şey, canım. Hadi git de hazırlan. Birazdan Jimmy ve diğerleri gelirler. Geç kalmayalım." "Tamam gidiyorum ama eğer bir iş karıştırıyorsan başına geleceklere de katlanırsın, hanımefendi!" diye pek de ciddi olmayan bir tehdit savurdum. Aklından kim bilir neler geçiriyordu? Beni yeni ve büyük projesi olarak gördüğünü çoğu zaman bana bakarken gözlerinde beliren pırıltıdan anlayabiliyordum ama o harekete geçmeden önce onun önünü kesmeliydim. " Tamam ya! Bir şey yaptığım yok!" diyerek geri adım atmasına kanmamalıydım. "Pekala öyle olsun. Ben uyarayım da," dedikten sonra 8 santim olduğunu tahmin ettiğim ayakkabılarla elbiseyi kaptığım gibi odama koştum. İlk defa bir gece kulübüne gitmeyecektim ama nedense bunun sırf benim için düzenlenen minik bir kutlama gecesi olması bile kendimi özel hissettiriyordu. Annemin ölümünün ardından kendime eğlenme izni verdiğim anları sayısı çok azdı. Ve bir parti kızı olmadığım da herkesçe bilinirdi. Ama uzun zamandan sonra ilk defa bu gece eğlenmek ve güzel zaman geçirmek istiyordum.                              *** Franke'nin bizim için rezervasyon yaptırdığı klüp son derece lüks ve gösterişli bir yerdi. Zaten ondan aksi bir yer ayarlaması da beklenemezdi. Yeni açıldığını söylediği yer tıklım tıklım doluydu. Kalabalık grubumuz için bir loca kiralamış, böylelikle eğlence anlayışıma yeni bir boyut kazandırmıştı. Kulübe girdikten tam yarım saat sonra içtiğim bir kadeh içkiden sonra kafam tatlı bir şekilde sersemlemişti ve bu yepyeni ve güzel bir histi. Bu gece aldığım iltifatlardan dolayı da neredeyse başım dönüyordu. Bambaşka ve seksi göründüğümden tutunda Jimmy'nin ultra açık seçik iltifatlarına kadar pek lafa maruz kalmıştım. Kendimi uzun zamandan sonra ilk kez tasasız ve rahat hissedebildiğimi fark etmememle daha da neşelendim ve kendimi müziğin ritmine kaptırıp gözlerimi kapatarak olduğum yerde dans etmeye başladım. Aslında yaptığım sadece olduğum yerde sallanmaktı. Diğerleri de tıpkı benim gibi oldukça eğleniyorlardı. İçkilerimiz bardakta dibini görünce, "Bunlar da benden," diye şakıdım. Herkes "oooo," nidalarıyla bana gülmeye başlayınca ise aldığım keyifle kocaman sırıttım. Kendimi iyi hissediyordum ve samimi olduğum arkadaşlarıma birer içki ısmarlıyor olabilmek kendimi daha güçlü hissettirmişti. Restoranda sadece 3 gündür çalışıyordum ve kazandığım bahşişler hiç fena değildi. Haftanın sonunda şefler toplanan bahşişleri kademeli olarak her çalışana düzenli bir şekilde dağıtıyorlardı ve şu kadarcık günde bile kendimi zavallıca da olsa zengin gibi hissetmiştim. Bara doğru içkileri almak için ilerlerken kalabalığın arasından zor bela geçebilmişti. Herkes kendini kaybetmişçesine dans ediyordu. Son derece lüks mekanın loş ortamı bile içkiyle birlikte insanı sersemletmeye yetiyordu. Bara varınca beni fark etmesini umarak barmene doğru elimi salladım ama o kadar meşguldü ki başta beni es geçip az ötede duran kızların siparişlerini hazırlamaya koyuldu. Biraz daha beni fark etmesi bekledim. Sonra yanıma gelip, "Selam! Senin için ne hazırlamamı istersin?" deyip bana çapkınca gülümsedi. "İki Martini ve bir de Cin Tonik," dedim hızlıca. Genç ve model yakışıklılığındaki barmen, "Tamamdır, tatlım," diyerek içkileri hazırlamak için yanımdan uzaklaştı. Durduğum yerde bir şey dikkatimi çekince yan tarafıma hafifçe bakma ihtiyacı hissettim. Sonra tanıdık bir sesten adımı işittim. Kafamı çevirmemle öylece kalakaldım. Başımı yukarı kaldırdığımda onun az ötemde dikildiğini gördüm. Tüm hafta boyunca onunla hiç karşılaşmamıştık ve şimdi burada onu göreceğim hiç aklımdan geçmemişti. Hayatım boyunca ilk defa birinin sadece bakışlarıyla beni dağıtmasını, kendimi tepeden tırnağa savunmasız bıraktığını hissediyordum. Gözlerinin içine bakıyordum ama yüzündeki ifade çözemeyeceğim kadar kapalıydı. Bana tahminimce memnuniyetsiz bir yüzle, "Merhaba," demesiyle anında kızarmaya başlamamıştım. Ona, "Merhaba, Bay Rossino," diyerek karşılık verdim. Belki saçma anlamlar yüklemek için fazlasıyla hassas bir dönemimdeydim. Ama yanılmıyormuşum gibi bir yoğunluktaydı o bakışlar. Artık ona bakmaya dayanamadığım an bakışlarımı kaçırdım. Burada beni gördüğü için miydi bu memnuniyetsizlik ama o bakışlarıyla ters düşen bir ifadeden ne çıkarmalıydım bilemedim. Mario bana tuhaf bir sessizliğin ardından, "Burada olmana şaşırdım," dedi birden bire. "Şey, aslında bir kutlama için geldik," diyerek ortamdaki yüksek sesi bastırmaya çalışırcasına bağırdım. "Kutlama mı?" diyerek yüzünü arkamda kalan kalabalıkta gezdirdi. Sanki birilerini arar gibiydi. Dayanamayıp, "Ne oldu?" diye sordum. Başını indirip bana bakarken ılık nefesi tenimi okşadı. Karşıma yerleşirken, "Seni burada görmeyi beklemiyordum, şaşırdım," diye fısıldadı. "Ben de sizinle karşılaşmayı beklemiyordum," deyip tekrar yüzümü ondan uzağa çevirdim. Gizliden gizliye hafifçe sırıtıyordum ama sanırım o bunu görmüştü ve hata ettiğimi anladım çünkü yüzü asıktı ve sinirli bir hal aldı. "Çok sık dışarı çıkmıyorsun değil mi?" diye sordu. "Pek vaktim olmuyor aslında. Daha doğrusu yorgun oluyorum ama bu akşam..." diye lafımı yarıda bırakıp omzumun üstünden dönerek arkama baktım. Bizimkilerin olduğu tarafı işaret ederek, "... onları kıramadım," dedim. Ardından da "Kutlama yapmak için hep bahaneleri var," deyip kendime engel olamadan güldüm. Neden ona bu kadar çok şey anlatma gereği gördüğümü bilmiyordum ama kendimi durduramamıştım. Sanırım bunda içtiğim bir bardak martininin de etkisi vardı. Bakışlarını uzunca bir süre gözlerimden ayırmadı. Başını hafifçe eğerek sadece "Anlıyorum," dedi. "Şey benim gitmem gerekiyor," derken elimde tuttuğum parayı tezgahın üzerinden barmene uzatırken eli hızla elime uzandı ve, "Ben hallederim," dedi. "Ah, yo hayır, buna hiç gerek yok," diye itiraz ettim. Benim itirazımı görmezden gelerek başını olumsuzca salladı. "Israr ediyorum," diye çattığı kaşlarının ardından bana sertçe bakıyordu ve elini ısrarla hala elimin üstünde tutuyordu. Elimi elinin altından çekemiyordum. Sıcaktı ve nasıl tarif edemeyeceğimi bilemediğim bir şekilde orada durması doğru hissettiriyordu. Sadece o an için uygunsuzdu. Kendime gelip elimi hızla elinin altından çektim ve onunla tartışılmayacağını anladım. İstemeye istemeye, "Peki," diye kabullendim teklifini ama, "Hiç gerek yoktu böyle bir şeye," diyerek devam ettirdim sözlerimi. "Var!" Ortamın gürültüsünü bastıran bir sesle konuşmuştu ve sonra da yüzüme bakarak somurttu. "Teşekkür ederim, Bay Rossino. İyi akşamlar," diyerek arkamı döndüm ve yanından uzaklaşmaya başladım ama bakışlarının arkamda olduğunu hissedebiliyordum. Ben masamıza doğru hızla ama savsak hareketlerle ilerlerken Franke, Jimmy ve diğerleri gözlerini dikmiş bana bakıyorlardı ve hepsinin bakışları tek bir şey diyordu. Aman Allah'ım!!!!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD