1
Erdi koltuğa yayıldı, maden suyunu kafasına dikti ve yarısını bitirdi. Sağlam bir geğirip, “Oh be!” dedi.
“Yuh aşkım buraya kadar geldi sesin” diye bağırdı yatak odasından eşi Merve.
Erdi, “Pardon yavrum” diye bağırdı ve sırıtarak kumandaya uzanıp kanalları değiştirdi. Birkaç dakika boyunca haberleri izledi. Sonra telefonunu alıp sosyal medyada gezmeye başladı. Bir yandan telefona, bir yandan televizyona bakıyordu. Çoğu insan gibi o da ekranlar tarafından ele geçirilmişti. Sonra televizyon ekranındaki büyük yazı dikkatini çekti, SOKAK KÖPEKLERİ TOPLATILMALI MI?
Erdi kalkıp telefonunu şarja taktı ve televizyonun sesini açtı.
Sunucunun iki yanında oturan konuklardan biri, gözlüklü, kırklı yaşlarının sonlarında bir profesördü. Diğeri ise konuşurken ellerini sık sık havaya kaldıran, takım elbiseli bir adamdı. Sunucu, kameraya dönerek konuşmaya başladı.
“Son dönemde sokak hayvanları meselesi yeniden ülke gündeminin ilk sıralarına yerleşti. Bir tarafta sokak köpeklerinin insanların yaşam alanlarından uzaklaştırılması gerektiğini savunanlar, diğer tarafta bunun hayvan hakları ve ekolojik denge açısından ciddi sonuçlar doğuracağını söyleyenler var. Peki, sokak köpekleri toplatılmalı mı? Toplatılacaklarsa nerede tutulacaklar? Barınakların koşulları yeterli mi? Ve belki de en önemlisi, bütün bunların uzun vadede doğaya nasıl bir etkisi olacak?”
Takım elbiseli adam daha soru tamamlanmadan öne doğru eğildi.
“Bence mesele son derece açık. İnsanların güvenliği her şeyden önce gelir. Bugün sokakta yürürken tedirgin olan insanlar var. Çocuklarını okula tek başına gönderemeyen aileler var. Köpek saldırılarında yaralanan, hatta hayatını kaybeden insanlar var. Biz şimdi bütün bunları görmezden mi geleceğiz? Elbette hayvanların da yaşama hakkı var ama bunun yolu sokakları başıboş hayvanlarla doldurmak değil.”
“Hay ağzın bal yesin lan” diye ekrandaki adamla konuştu Erdi.
Profesör, adamın sözünü bitirmesini bekledi. Sonra önündeki su bardağını eline aldı, bir yudum içti ve konuştu.
“Kimse insanların zarar görmesini istemez. Fakat bir sorunu çözmeye çalışırken başka sorunlar yaratıyorsak, yaptığımız şeyin gerçekten çözüm olup olmadığını sorgulamak zorundayız. Sokak köpeklerini topladığımızı düşünelim. Peki, sonra ne olacak? On binlerce hayvanı hangi barınaklara yerleştireceğiz? Bu barınakların kapasitesi yeterli mi? Hayvanlar orada sağlıklı koşullarda yaşayabilecek mi? Yeterli alan, beslenme, veterinerlik hizmeti ve bakım sağlanabilecek mi?”
“Bunlar çözülür,” diye karşılık verdi adam.
“Nasıl çözülecek?” diye gene sesli düşündü Erdi.
“Nasıl çözülecek?” Profesör sesini yükseltmeden sormuştu.
“He ben de onu sordum profesör” diyerek sırıttı Erdi.
“Aşkım sen kiminle konuşuyorsun?” diye odaya geldi Merve belini tutarak. Erdi ayağa kalktı ve Merve’nin tekli koltuğa oturmasına yardım etti.
“Kırlent vereyim mi beline?”
“Yok yok iyi böyle.”
Erdi elini Merve’nin şişkin karnında gezdirdi. “Yarın kucağımızda olacak.”
“Evet aşkım” dedi Merve elini karnının üzerinde gezinen Erdi’nin eline koyarken.
“Ne izliyorsun sen?” diyerek dikkatini ekrana verdi Merve.
Profesör devam ediyordu, “Bir hayvanı bulunduğu yerden almanız, onunla ilgili bütün sorunu ortadan kaldırdığınız anlamına gelmez. Üstelik doğadaki canlılar birbirinden bağımsız değildir. Bir türün sayısını büyük ölçüde azaltmanın başka türler üzerinde ne gibi etkiler yaratacağını da hesaba katmalıyız.”
Sunucu araya girdi.
“Hocam, siz burada ekolojik dengeden söz ediyorsunuz. Biraz açar mısınız? İnsanların güvenliğiyle doğadaki denge arasında nasıl bir ilişki var?”
“Şöyle düşünün. Şehirlerde yaşayan hayvanların da içinde bulunduğu bir ekosistem var. İnsanların doğrudan görmediği ama gündelik yaşamlarını etkileyen bir düzen. Sokak hayvanlarının sayısını değiştiriyorsanız, onların diğer canlılarla ilişkilerini de değiştirebilirsiniz. Bu, her hayvanın şehirde kontrolsüz biçimde yaşaması gerektiği anlamına gelmiyor. Fakat aldığınız kararın sonuçlarını önceden değerlendirmek zorundasınız.”
“Yani şimdi köpekleri toplatmayalım, çünkü belki başka hayvanların sayısı artar, öyle mi? İnsanlar saldırıya uğrarken ekolojik dengeyi mi düşüneceğiz?” dedi diğer adam.
“Hayır, söylediğimi çarpıtmayın. Hem insanları koruyacak hem de uzun vadeli sonuçları hesaba katacak bir yöntem geliştirmek zorundayız. Birini yaparken diğerini tamamen yok sayamayız.”
Tartışma giderek hararetleniyordu. Bir süre sonra konu sokak köpeklerinden kedilere geldi.
Sunucu, masasındaki notlara bakarak yeni bir soru yöneltti.
“Peki, kediler? Son yıllarda özellikle büyük şehirlerde insanların sokak kedilerini beslemesi de tartışma konusu. Bazı uzmanlar bunun doğal davranışları değiştirdiğini, bazılarıysa kontrolsüz beslemenin çevre ve ekoloji üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabileceğini söylüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
Takım elbiseli adam hemen söze girdi.
“Kediler meselesi de aynı sorunun başka bir tarafı. İnsanlar evlerinin önüne mama koyuyor, apartman girişlerine kaplar bırakıyor, parkların her köşesinde yiyecek bulunduruyor. Bir süre sonra hayvanların doğal davranışları değişiyor. Sürekli hazır yiyecek bulan bir kedinin avlanmak için eskisi kadar çaba göstermesine gerek kalır mı? Üstelik kedilerin sayısı artıyor. Bunun sonuçlarını da düşünmek zorundayız.”
Profesör itiraz etti.
“Burada dikkatli konuşmalıyız. Kedilerin her koşulda avlanmayı bırakacağını söyleyemeyiz. Fakat sürekli ve kolay ulaşılabilir yiyecek, bazı kedilerin beslenme davranışlarını değiştirebilir. Üreme hızları ve popülasyonları da kontrolsüz kaldığında farklı sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle kuşlar ve küçük memeliler üzerindeki etkilerini biliyoruz. Ancak bu sorunları çözmek için bilimsel verilere dayanmamız gerekiyor.”
“İşte tam da bunu söylüyorum!” dedi adam. “İnsanlar iyi bir şey yaptıklarını düşünerek hayvanları besliyorlar. Sonra o hayvanların sayısı artıyor, çevrede başka sorunlar ortaya çıkıyor. Kimse sonuçlarını üstlenmek istemiyor. Düz mantık kedilerin tembelliği yüzünden farelerin çoğalıp cirit atması bilimsel bir veri değil mi?”
Profesör kaşlarını çattı.
“Hayvanları besleyen insanları suçlayarak bir yere varamayız. İnsanlar çoğu zaman aç bir canlı gördüklerinde ona yardım etmek istiyorlar. Asıl mesele, şehirlerdeki hayvan popülasyonunu nasıl yöneteceğimiz ve bunu yaparken doğaya nasıl daha az zarar vereceğimiz.”
“Peki, ya doğanın dengesi zaten bozulduysa?” diye sordu sunucu. “Bunu düzeltmek için müdahale etmek gerekmiyor mu?”
Profesör bir süre düşündü.
“Elbette gerekiyor. Ama doğaya müdahale etmekle doğayı istediğimiz gibi yeniden tasarlayabileceğimizi sanmak aynı şey değil. Bir sorunu ortadan kaldırmak için yaptığınız şey, başka bir sorunu tetikleyebilir. Bazen bunun sonuçlarını yıllar sonra görürsünüz.”
Sunucu tekrar araya girdi, “Valla hocalarım ikinizin de haklı argümanları var ama bu sokak hayvanları sorununun artık bir an önce çözülmesi gerekiyor. Bazı belediyeler sırf iktidarın köpeklerin toplatılması kararına muhalefet olsun diye kendi bölgesindeki köpekleri toplamıyor. Affedersiniz dinozor gibi köpeklerin çeteler halinde gezdiğini görüyorum. Geçen hafta iki günlüğüne Tekirdağ’a tatile gittim eşimle. Açık bir alanda ızgara yiyelim dedik. Sağ yanıma kocaman bir köpek, sol yanıma da bir kedi geldi. Normalde kedilere el kol yapınca kaçar giderlerdi ama artık umursamıyorlar. Köpek uslu ulsu durdu yanımda ama kedi sürekli masaya çıkıyor bizi taciz ediyor... Bir şey demeye kalksan kedi köpek düşmanı olursun. Rahatsız olduğum için kalktık. Ben daha hesabı öderken tabağımdaki yemeği köpeğe verdi masayı toplayan kadın. Kediyle köpek yedi hesabı ben ödedim.”
Takım elbiseli adam isterikli bir kahkaha atarken profesör biraz zoraki güldü.
“Bakın işte kedilerin cüretkar olma nedeni köpeklerin sayısının azalması. İçgüdüsel korkuları giderek azalıyor.”
Program devam etti. Bir konuk barınakların yetersizliğinden söz etti, diğeri yeni düzenlemeler yapılması gerektiğini savundu. Ardından hayvan hakları, belediyelerin sorumlulukları ve sokakların güvenliği üzerine çözümsüz tartışmalar devam etti.
Bir süre sonra düzeyli başlayan program sidik yarışına döndü. Herkes konuşuyor kimse dinlemiyordu. Dünyadaki en rahatsız edici gürültülerden biridir, herkesin konuştuğu ama kimsenin dinlemediği anlar. Herkes bir çözüm istiyordu. Fakat çözümün ne olması gerektiği konusunda kimse anlaşamıyordu.
Saat ilerledikçe Erdi'nin gözleri ağırlaşmaya başladı.
“Yatalım mı canım artık?”
“Yatalım aşkım” derken tekli koltuğun iki yanından tutup doğrulmaya çalıştı Merve. Erdi eşinin koluna girdi, “Direkt hastaneye mi gelecek ablanlar?”
“Evet aşkım, eniştem de izin almış sağ olsun. Birlikte gelecekler.”
“Gelsin bakalım bacanağım ya özledim.”
“Ablam birkaç gün bizde kalacak eniştem de artık kafa dinlesin evde” dedi Merve battaniyeyi üzerine çekerken.”
Erdi yeniden elini Merve’nin karnına koydu. Küçük kızını omzuna alıp maç izlemeye götürdüğünü hayal ettiği huzurlu uykusuna daldı.