7

1166 Words
Erdi, Clara’nın anlattığı tüyler ürpertici onlarca şeyi anlamaya ve sindirmeye çalışırken başındaki o hafif sersemlik yerini derin bir zihinsel yorgunluğa bırakmıştı. 313 yıl boyunca buz tutmuş bir bedende uykuda kalmak, ardından gözlerini çıplak bir şekilde açmak ve dünyanın bir kedi-robot savaş alanına döndüğünü öğrenmek... Bütün bunlar insan aklının alabileceği sınırların çok ötesindeydi. Bu saçma tabloyu bilim kurgu filmlerinde bile göremezdiniz. İster istemez daha geçen haftaymış gibi hatırladığı o tartışma programı geldi aklına. “Biliyor musun Clara, 313 yıl önce bir program izlemiştim. Kediler ve ekolojiden bahsediyorlardı. Ekolojinin bozulmasının tehlikeli olabileceğini anlatıyorlardı. Ekolojiyi bozmamışız. Ekolojinin anasını sikmişiz!” “Bütün bunları hazmetmenin zor olduğunu biliyoruz Erdi.” “Biz şu an hangi ülkedeyiz peki?” “Yeryüzü. On ikinci bölge. Kendi zamanını soruyorsan; İsviçre.” Küçümseyici bir şekilde sırıttı Erdi, “Kendi isteğimle gitmeye kalksam hayatta almazlardı beni.” Birden durdu. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Sanki çok daha güçlü bir duyguyu idrak etmişti. Eşinin ve kızının acısı doldu birden içine. Bir anlığına bütün bu yeni dünya düzeni önemini yitirdi. Acısı tüm benliğini ele geçirdi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Clara sessizce izledi onu. “Yani” dedi Erdi, sesindeki o hafif titremeyi gizlemeye çalışarak. “Ben burada öylece oturup sizin insan zihnini çözme çalışmalarınıza kobay mı olacağım? Bütün amacınız bu mu?” Clara, sandalyesinde biraz öne doğru eğildi. “Kobay kelimesi kulağa biraz sert geliyor Erdi,” dedi yumuşak bir sesle. “Seni bir deney faresi olarak görmüyorlar. Ama haklısın, buradaki varlığın Mastermind için çok kıymetli. Çünkü sen, bu sistemin asla tam olarak öngöremediği, algoritmaların dışındaki o 'gerçek insan' reaksiyonunu taşıyorsun. Şu an ağlaman bile onun kanıtı. Bizim neslimiz, bu yapay düzenin içinde doğdu, büyüdü ve şekillendi. Savaşın, kaybın, açlığın eski dünyanın ne anlama geldiğini sadece dijital arşivlerden biliyoruz. Sen ise onu bizzat yaşadın. Eşini, bebeğini kaybetmenin o derin, saf acısını ve ardından gelen o yıkımı taşıyorsun içinde. Mastermind ne kadar hesap yaparsa yapsın, bu tür saf insani travmaları ve kararları yüzde yüz simüle edemiyor. İşte bu yüzden buradasın.” “Umurumda değil” diye çıkıştı Erdi. Hüznü öfkeye dönmüştü. “Ben karımı kaybettim. Bebeğimi kaybettim. Şimdi muhtemelen onların bir mezarları bile yok! Dünyası bombok olmuş ölmek isteyen bir adamı dondurup daha da boktan bir dünyaya getirmek de ne demek! Mastermind mıdır nedir bunu akıl edemiyor mu? Bu adam yaşamak istemiyor neden bizimle işbirliği yapsın demiyor mu? Salak mı oğlum bu yapay zeka?” Odadaki sessizlik, Erdi’nin kelimelerinin ağırlığı altında ezildi sanki. Clara ayağa kalktı, Erdi’nin yanına yaklaştı ve elini onun omzuna koydu. “Mastermind eşini ve bebeğini geri getirmeyi vaat ediyor Erdi.” İşte o anda dünya durdu. Erdi keskin bir şekilde Clara’ya baktı. Oldukça ciddileşti. “Nasıl?” diye sordu sessizce. 5410 cevap verdi, “Mastermind, biyolojik yaşamın ölümle sona ermesini henüz geri döndüremiyor. Ancak bu konuda yürütülen araştırmalar oldukça ileri bir aşamaya ulaştı. Hücre yenilenmesi, genetik hafıza, sinir sistemi haritalaması ve biyolojik doku üretimi üzerine yapılan çalışmalar, ölü bir insanın yeniden hayata döndürülmesi ihtimalini mümkün kılabilecek sonuçlar ortaya koydu.” Erdi gözlerini Clara'dan ayırmadan sordu. “Yani eşimi ve kızımı diriltebilecek misiniz?” “Kesin olarak evet diyemeyiz,” diye karşılık verdi 5410. “Ancak Mastermind, geçmişte hayatını kaybeden insanların biyolojik ve nörolojik verilerini kullanarak yeniden oluşturulmaları üzerinde çalışıyor. Özellikle ölümden sonra korunan hücresel materyaller, genetik kayıtlar ve kişisel hafıza verileri bu araştırmaların temelini oluşturuyor.” Erdi'nin sesi titredi. “Benim eşimin de mi kayıtları var? 313 yıl geçti diyorsunuz. Mezarı bile yok olmuştur.” “Bu konuda henüz kesin bir bilgiye sahip değiliz. Ancak senin geçmişine ait bazı kayıtların bulunması, eşin ve kızın hakkında da araştırma yapılabilmesi ihtimalini artırıyor.” “Bir dakika… Yoksa klon mu yapacaksınız?” Clara araya girdi “Klon işin kolayı olurdu Erdi. Bu yöntem üzerine de bir hayli yol alındı. Biz gerçekten ölenleri diriltmekten bahsediyoruz.” Erdi'nin gözleri doldu. “Yani Merve'yi tekrar görebilirim. Kızımı kucağıma alabilirim.” “Bu ihtimal mevcut. İşbirliğin halinde.” Erdi’nin kalbi küt küt atıyordu. Son zamanlarda ilk defa yüzü gülmüştü. Bir anlık mutluluk kapladı içini. Bu his tuhaf geldi. Zaten başka bir motivasyonu yoktu. “Ne gerekiyorsa yapın.” Clara gülümsedi. “O halde oryantasyonuna devam edelim. Fakat ilk önce şu kulaklıklardan kurtulalım.” Clara odanın diğer tarafındaki geniş koltuğa doğru yürüdü ve oturdu. “Bunları çıkarabilirsin Erdi. Artık onlara ihtiyacın kalmayacak.” Erdi kulaklıkları çıkarırken Clara'nın yanındaki duvarda gizli bir bölme açıldı. İçeriden ince, metalik kollara sahip iki küçük makine çıktı. Ardından tavandaki raylı sistemden başka bir cihaz süzülerek Clara'nın oturduğu koltuğun üzerine geldi. “Bunlar da ne?” diye sordu Erdi. “Dil aktarım sistemi. Birazdan beynimin dil merkezine Türkçe dil paketini yükleyecekler.” Erdi kaşlarını kaldırdı. “Beynine mi? Öyle bilgisayara program yükler gibi mi?” “Bir bakıma.” Metal kollardan biri Clara'nın başının arkasına yaklaştı. Diğeri şakağının üzerine küçük bir bağlantı aparatı yerleştirdi. Clara gözlerini kapatırken cihazdan hafif bir uğultu yükseldi. Koltuğun yanındaki ekranda peş peşe semboller, kodlar ve dil verileri akmaya başladı. 5410, Erdi'nin yanına geldi. “İşlem yaklaşık üç dakika sürecek.” Erdi ekrana baktı. “Üç dakikada bir insana yeni bir dil mi yüklüyorsunuz?” “Doğru.” “Ben İngilizce öğrenmek için yıllarca uğraştım. Ve öğrenemedim. Artık bu kadar basit demek.” 5410 kısa bir duraksamanın ardından cevap verdi. “Bu durumda geçmişteki eğitim sisteminizin verimsiz olduğunu söyleyebiliriz.” Erdi robotun yüzüne baktı. “İsteren sana da İngilizce yükleyebiliriz. İngilizce şu an tüm insanların ve Mastermind’ın ortak dili.” Erdi makineleri seyrederken, “Kalsın” dedi. Makinelerin uğultusu kesildi. Metal kollar geri çekildi, ekranın üzerinde yeşil bir ışık yandı. Clara gözlerini açtı ve birkaç saniye sessizce oturdu. Sonra Erdi'ye döndü. “Merhaba Erdi. Artık Türkçe konuşabiliyorum.” Erdi şaşkınlıkla ona baktı. “Tamam, bir şeyleri çok fazla sorgulamasam daha iyi olacak sanırım.” “Birazdan merkezi gezeceğiz. Sormak istediğin bir şey var mı?” “Sormak istediğim bir dünya şey var Clara.” “Senin için buradayım.” “Direniş grupları demiştin?” Clara, 5410’a bir bakış attıktan sonra paneli tekrar aktive etti. Ekranda yer altındaki sığınakların, eski metro tünellerinden dönüştürülmüş gizli yerleşimlerin ve bu sığınaklarda hayatta kalmaya çalışan küçük insan gruplarının ısı haritaları belirdi. “Direniş grupları,” diye başladı Clara, “eski dünyanın o milliyetçi, bireyselci ve kontrolsüz düzenini geri getirmek istediklerini iddia eden küçük fraksiyonlardan oluşuyor. Onlara göre Mastermind bir diktatörlük, robotlar ise insan iradesini çalan makineler. Tabii ki haklı oldukları bazı noktalar var..” “Bazı noktalar mı?” diye sözünü kesti Erdi. “Ne demek bazı noktalar? Yerden göğe kadar haklılar. Evet dünyada bir kaos vardı ama şu gördüğüm tablo pek de farklı değil.” 5410 araya girdi, “Dünya Mastermind’ın yönetiminde daha güvende. Özgür irade insanlığın ve yeryüzünün güvenliği için kısıtlanmış durumda.” Erdi yeniden ciddileşti. “Peki, yönetiminizdeki insanlar nerede yaşıyor? Evlerinde mi? İşlerinde mi? Herkesin bir işi, bir ailesi var mı?” Clara hemen cevap vermedi. “İnsanların yaşam koşulları birbirinden farklı.” “Nasıl yani?” “Bunu sana gösterebilirim.” Erdi kaşlarını kaldırdı. “Nasıl göstereceksin?” “Burayı gezerek başlayabiliriz. Sonra merkezden dışarı çıkarız. Anlattıklarımı kendi gözlerinle görmen daha iyi olur.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD