2

1270 Words
Erdi sabah alarm çalmadan uyandı. Birkaç saniye tavana baktı, sonra başını çevirip Merve'ye döndü. Merve hâlâ uyuyordu. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Erdi elini uzatıp saçlarını okşadı. “Merve? Annecik? Annecik uyan bakalım.” Merve gözlerini açmadan mırıldandı. “Efendim?” “Bugün anne oluyorsun.” Merve gözlerini açıp kocasına baktı. “Sen de baba oluyorsun.” Erdi yataktan kalktı. Bir gece önce hazırladıkları çantayı kontrol etti. İçinde bebeğin kıyafetleri, birkaç bez, Merve'nin ihtiyaç duyabileceği eşyalar ve hastanede lazım olabilecek başka şeyler vardı. Çantanın fermuarını açıp bir kez daha baktıktan sonra kapattı. Merve onu izliyordu. “Üçüncü kez kontrol ediyorsun.” "Dördüncü" diye düzeltti Erdi. “Eksik bir şey kalmasın.” Merve başını sallayarak güldü. “Çok iyi bir baba olacaksın sen... Çok iyi bir eş olduğun gibi.” Erdi cevap vermedi. Biraz duygulandı biraz da gururlandı. Çantayı kapının yanına bıraktıktan sonra bir süre öylece durdu. Gerçekten de bugün bir kızı olacaktı. Dokuz aydır Merve'nin karnında büyüyen, zaman zaman tekmeleriyle kendisini hatırlatan o küçük canavarı nihayet görecekti. Merve de hazırlanmak için yataktan kalktı. Kısa süre sonra hastanenin önündeydiler. Sözleştikleri gibi Merve’nin ablası Ceren ve eniştesi Necati de oradaydı. “Günaydın bacanak!” dedi Necati elini uzatarak. “Hazır mıyız?” “Hazırız” dedi Erdi elindeki çantaya sımsıkı sarılmış bir vaziyette. “Bacanağım, çantanın içinde altın falan mı var?” “Sen baba olunca anlarsın.” “Benim iki çocuk var.” Erdi bir an durdu. “Doğru lan. Unuttum.” Herkes güldü. Erdi de onlara katıldı. “Gelecekler di mi küçük kuzenlerini görmeye?” “Tabii oğlum, okul çıkışı onları alıp direkt buraya getireceğim.” Hastaneye girdiler ve kayıt işlemleri yapıldı. Odaya girip yerleştiler. Kısa bir süre sonra Merve gerekli kontroller için doğum bölümüne alındı. Erdi, eşiyle birlikte bekleme alanına kadar gidebildi. Hemşireler Merve'yi içeri götürürken Erdi elini tuttu. Planlı sezaryen olduğu için doğumun çok sürmeyeceği kanısındaydılar. “Birazdan görüşürüz,” dedi Merve. Bir yandan da ablası diğer elini tutuyordu. Göz göze geldiklerinde ikisi de ağlamaya başladı. Ceren kardeşinin elini öptü. Erdi onun arkasından birkaç adım attı ama kapının önünde durması gerekti. Merve son kez el salladı. Erdi de elini kaldırdı. Kapı kapandı. Odaya geri döndüler. Necati ve Ceren odayı süslemeye başladılar. Kapının önüne pembe beyaz balonlar konuldu. Özel yaptırdıkları HOŞ GELDİN ASLI yazılı tabloyu kapıya yapıştırdılar ve oturup soluklandılar. “Her şey yolunda gider,” dedi Ceren. “Merak etme.” “Merak etmiyorum ki.” Eniştesi ona baktı. “Yüzün öyle demiyor ama.” Erdi güldü. Bir süre telefonuyla ilgilendi. Gelen mesajlara baktı, birkaçına cevap verdi. Sonra telefonu cebine koyup ayağa kalktı. Koridorda birkaç adım yürüdü, geri döndü ve yeniden oturdu. “Bacanak,” dedi Necati, “istersen bir kahve alalım.” “Yok, sağ ol. Birazdan haber gelir zaten.” Dakikalar geçiyordu. Her dakika, bir öncekinden daha uzun gelmeye başlamıştı. Kapı açıldığında Erdi başını kaldırıyor, çıkan hemşirelerin yüzlerine bakıyordu. Sonra yeniden yerine oturuyordu. Bir süre sonra bir hemşire gelip bazı bilgiler verdi. Merve'nin doğum sürecinin devam ettiğini, doktorların gerekli kontrolleri yaptığını söyledi. Erdi söylenenleri dinledi, başını salladı ve hemşire gidince yeniden oturdu. “Gördün mü?” dedi Ceren. “Her şey yolunda.” Erdi bu kez cevap vermedi. İçinde nedenini açıklayamadığı bir huzursuzluk başladı. İlk kez baba olacaktı. Hastanelerde bekleyen herkes gibi o da bir an önce güzel haberi almak istiyordu. Sonra koridordaki hareketlilik değişti. İki hemşire hızlı adımlarla doğum bölümüne girdi. Ardından bir doktor geldi. Bir başka görevli, bekleme alanının önünden geçerken telefonla konuşuyordu. Erdi başını kaldırdı. Ne olduğunu anlamaya çalıştı. Ayağa kalktı. “Bir şey mi oldu?” Kimse ona cevap vermedi. Görevliler kendi işleriyle meşguldü. Erdi birkaç adım attı ama doğum bölümünün kapısına yaklaşmasına izin verilmedi. Kalbi hızlanmaya başlamıştı. “Bir dakika, eşim içeride. Merve Yılmaz. Bir şey mi oldu?” Bir hemşire durup ona baktı. “Lütfen burada bekleyin. Doktorunuz sizinle konuşacak.” Bu cümle Erdi'nin içine bir taş gibi oturdu. Doktorun kendisiyle konuşacak olması, o ana kadar aklından geçirmediği ihtimalleri düşünmesine neden oldu. Merve'nin biraz önce elini tutuşu, kapıdan içeri girmeden önce gülümsemesi geldi aklına. “Ceren! Bir şey yoktur değil mi?” Merve'nin ablası ayağa kalkmıştı. Yüzündeki ifade değişmişti ama o da ne olduğunu bilmiyordu. “Bilmiyorum Erdi. Bir bekleyelim.” Beklediler. Kısa süre sonra doktor göründü. Erdi doktorun kendilerine doğru geldiğini görünce birkaç adım öne çıktı. Kontrol süreçlerinde doktorla aralarında güzel bir muhabbet olmuştu. Fakat şimdi doktorun yüzünde alışık olduğu türden bir ifade yoktu. Ne söyleyeceğini biliyor ama söylemek istemiyor gibiydi. Erdi bunu fark ettiği anda boğazı kurudu. “Eşim nasıl? Bebek iyi mi?” Doktor önce derin bir nefes aldı. “Doğum sırasında beklenmedik bir komplikasyon gelişti. Müdahale etmek için elimizden geleni yaptık.” Erdi doktorun yüzüne baktı. “Ne komplikasyonu? Ne oldu eşime?” Doktor açıklamaya çalıştı. Doğum sırasında Merve'nin durumunun aniden kötüleştiğini, müdahaleye rağmen kurtarılamadığını söyledi. Erdi ilk anda söylenenleri anlayamadı. “Bir dakika,” dedi. “Ne demek kurtarılamadı? Az önce iyiydi. Sabah evden birlikte çıktık. Az önce benimle konuştu.” Ceren endişeyle araya girdi. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi “Hayır, bir yanlışlık var. Merve'den bahsediyorsunuz, değil mi? Merve Yılmaz. Benim kardeşim.” “Çok üzgünüm.” Erdi donup kaldı. Ceren çığlık atmaya başladı. Güvenlikler olay yerine üşüştü. “Kardeşimi nasıl öldürdünüz katiller!” diye bağırıyordu Ceren. “Ben hem normal hem sezaryen doğum yaptım. Turp gibi sağlamım. Siz beceriksizler kardeşimi ne yaptınız da öldürdünüz!” Necati eşini sakinleştirmeye çalışıyordu. Güvenliklerden biri, “sakin olun lütfen” dedi. “Dalağını sikerim senin” diye karşılık verdi Necati. Erdi olan biteni anlamaya çalışıyordu. Kısık bir sesle, “Bebeğimiz?” diye sordu. Doktor gözlerini kaçırmadan cevap verdi. “Onu da kaybettik.” Erdi bir adım geriledi. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Doktorun ağzından çıkan kelimeler havada asılı kalmıştı sanki. Eşi ölmüştü. Kızı ölmüştü. Birkaç saat önce birlikte güldükleri o günün sonunda ikisi de olmayacaktı. “Hayır,” dedi Erdi. Sesi o kadar alçaktı ki doktor bile duymamış olabilir. Sonra yeniden konuştu. “Hayır, olamaz. Ben az önce… Ben az önce onunla konuştum.” Ceren’in üzüntüsü öfkesinin önüne geçti. Yere kapanıp ağlamayı sürdürdü. Necati Erdi'nin omzuna elini koydu. Erdi omzundaki eli hissetmedi bile. Gözleri doktorun yüzündeydi. “Beni yanına götürün.” Doktor bir şeyler söyledi. Biraz zaman gerektiğini, gerekli işlemlerin yapılacağını anlattı. Erdi ise yalnızca eşini görmek istiyordu. Bir süre sonra Merve’nin kefenlenme işlemi bitince morga götürdüler. Biraz sonra üçü de morgdaydı. Sorumlu hemşire Merve’nin yüzünü açtı. Merve’nin gözünden yaş süzülmüştü. Muhtemelen son anlarında çok acı çekmişti. Erdi öne eğildi, “Mervem?” Cevap gelmedi. “Bak, geldim,” dedi. “Hadi kalk artık. Eve gidelim.” Sesi titredi. Bir süre daha bekledi. Merve'nin gözlerini açmasını, bir şey söylemesini bekledi. Hiçbir şey olmadı. Sonra bebeğini sordular. Küçük kızını görmek istediğini söyledi. Onu da getirdiler. Erdi, kızının yüzüne baktı. Şimdi karşısında, hiçbir zaman büyüyemeyecek olan kızı yatıyordu. Erdi parmağını bebeğin küçücük eline dokundurdu. “Ben babanım,” dedi. “Sen de Aslı’sın. Benim güzel kızımsın. Aynı annene benziyorsun.” Dışarıda hastanenin koridorlarında insanlar yürümeye devam ediyordu. Bir hemşire elindeki dosyaya bakarak odalardan birine girdi. Bir doktor başka bir hastanın yakınlarıyla konuştu. Telefonlar çaldı, kapılar açılıp kapandı. Hastane kendi düzeni içinde çalışmayı sürdürüyordu. Dünya dönmeye devam ediyordu yani. Erdi'nin dünyasıysa birkaç saat içinde tamamen değişmişti. Ceren kucağına almak için sabırsızlandığı yeğeninin küçük cansız bedenine bakıyordu. Bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazına düğümlendi. Erdi ona baktı, sonra yeniden kızına döndü. Kimse ne söyleyeceğini bilmiyordu. O gün hastaneye dört kişi gelmişlerdi. Eve dönerken Erdi'nin yanında Merve olmayacaktı. Kızı Aslı da. Sabah arabada şakalaşmışlardı. Merve ona yola bakmasını söylemiş, Erdi de gülmüştü. Eve döndüklerinde kızlarının odasına geçeceklerini, hediyeleri açacaklarını, belki de ilk gece nasıl uyutacakları konusunda tartışacaklarını düşünmüştü. Şimdi eve dönmek istemiyordu. “Maça gidecektim ben kızımla” dedi kısık bir sesle.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD