Aynanın karşısına geçtim. Parmağımdaki ağır altın yüzükleri tek tek düzelttim. Yüzümdeki ifade tam da olması gerektiği gibiydi, Kederli, boynu bükük ama vakur. Şahinoğlu aşiretinin "talihsiz" hanım ağası... Kimse bu pürüzsüz cildin arkasında atan o buz gibi kalbi göremiyordu. "Harika görünüyor," diye fısıldadım kendi yansımama. "Mükemmel bir mağdur." Kapı yavaşça açıldı, görümcem evin içeri girdi. Gözleri şişmişti, belli ki benim yerime ağlamaktan helak olmuştu. Yanıma gelip ellerimi tuttu. "Mizgin... Ah güzel yengem kalbim acıyor. Nasıl dayanıyorsun bu acıya? Cihangir ağabeyim nasıl yapar bunu sana?" Gözlerimi hafifçe yere indirdim, sesimi titrettim. "Kaderimmiş Evin. Cihangir’in bir evlada ihtiyacı var. Aşiretin bir varise... Ben ona veremedim o müjdeyi. Varsın gelsin, varsın ocağımı

