AZGIN TEKE 💝💝

1765 Words
Cihangir'in anlatımıyla devam ​Şafak sökene kadar Dicle’nin teninde hüküm sürdüm. Korkusu, o çocuksu çekingenliği her halinden belliydi ama bana karşı koyamadı, koymadı. Dicle de anlamıştı artık; benden kurtuluşu yoktu. "Alırım," demiştim ve almıştım. Şimdi kollarımın arasında, dünyanın en masum uykusuna dalmıştı. Bana sarılmamıştı henüz, biliyorum. Ama içimde bir yerlerde o inanç vardı, İsteyerek, arzulayarak kollarımda uyuyacağı geceler de gelecekti. ​Elim bacaklarında usulca geziniyordu. O an kıpırdandı, uykulu bir sesle mırıldandı, "Biraz daha anne..." ​İstemsizce güldüm. Nerede olduğunun, kiminle olduğunun farkında bile değildi. Kulağına doğru eğilip fısıldadım, "Annen değilim yavrum, ama uyu... Biraz daha uyu. ​Sesimi duyduğu an gözlerini fal taşı gibi açtı. Bir anda gerçekliğin soğuk yüzüyle karşılaşmış gibi geri çekilmeye çalıştı. İzin vermedim. Kollarımı beline daha sıkı doladım, onu kendime mühürledim. ​" Benden uzak durmayı aklından bile geçirme Dicle. Artık çok geç." "Bırak beni... Lütfen." " Sus, sadece dinle. Bak, artık karımsın. Benimsin. Bu duruma ne kadar çabuk alışırsan ikimiz için de o kadar iyi olur." ​Gözlerimin içine bakarken titrediğini hissedebiliyordum. Ama o titremenin altında bir öfke birikiyordu. " Senin bir karın var zaten Cihangir! Beni neden aldın? Çocuk için dedin, aşiret dedin... Tıp ilerledi, neden onunla denemediniz?" ​Sabahın verdiği o doğal ereksiyon ile büyüyen erkekliğimi ona doğru bastırdım. Aramızdaki mesafeyi tamamen yok ederek cevap verdim, " Çünkü seni istedim Dicle. Tek derdim bebek değil. Ben seninle sevişmek istiyorum, seni her gece bu yatakta istiyorum." " Peki bebek olunca? Bebek doğunca benimle olmaya devam etmeyeceksin, değil mi? Ben çocuğumla yaşarım, sen de kendi hayatına dönersin." ​Hafifçe alaycı bir ses çıkardım dişimle. "Cık, olmaz yavrum. Çünkü biz seninle bir defa değil, birçok kez çocuk yapacağız. Onları birlikte büyüteceğiz. Sen bu odadan, bu koldan bir yere gidemezsin." ​Çekingen bir tavırla sordu, sesi kısıktı, "Peki ya Mizgin? O ne olacak?" ​Sertleştim. Mizgin adını şu an duymak istemiyordum. "Bunları düşünme. Senin tek işin beni düşünmek." ​Gözlerini öfkeyle dikti yüzüme. " Çok bencilsin! Pislik herifin tekisin sen! Nasıl bir adamsın ya? Beni zorla buraya getirdin, şimdi de Mizgin’i yok mu sayıyorsun? Yazık değil mi ona? Yazık değil mi bana?" ​Elimi ağzına kapatıp onu susturdum. Gözlerimle onu hapsettim. "Bak yavrum, istesen de istemesen de evlendik. Bak, hala koynumdasın. Mizgin’i düşünmeyi bırak, kendini düşün. Benimle iyi geçinmeye bak, yoksa canın çok yanar." ​Acı bir gülümsemeyle cevap verdi. " Hiçbir şey şu anki kadar canımı yakamaz zaten." ​ ​Yataktan kalktım. Ceketimin cebinden telefonu çıkardım. Akşam Mizgin huzursuzluk çıkarmasın diye kapatmıştım. Telefonu açtığım an bildirim sesleri odayı doldurdu. Mizgin yüzlerce kez aramış, mesaj üstüne mesaj atmış. ​“Hani gelecektin?” “O kızın yanında uyuyamazsın!” “Sen benim kocamsın, unutma!” “Cihangir, gelip o odayı yakarım!” ​Mesajların devamını okumaya gerek duymadım. Zaten ne diyeceğini adım gibi biliyordum. Tam o sırada telefon tekrar çalmaya başladı. Ekrandaki ismi görünce derin bir nefes alıp açtım. ​"Efendim Mizgin?" " Cihangir... Neredesin sen? Neden açmıyorsun?" ​Sesi hıçkırıklarla bölünüyordu. Ağlıyordu, perişandı. " Geliyorum Mizgin, bekle." ​Telefonu kapattım. Dicle yatakta doğrulmuş, boş gözlerle yüzüme bakıyordu. " Ben ne yapacağım şimdi?" ​Sesi o kadar çaresiz geliyordu ki bir an duraksadım. Ama kendimi toparladım, "Giyin ve aşağı in. Annem sana ne yapacağını söyler." ​Pantolonumu çekip gömleğimi üzerime geçirdim. Ceketimi omzuma atıp tek kelime etmeden odadan çıktım. Mizgin’in odasına girdiğimde onu yatakta cenin pozisyonunda ağlarken buldum. ​"Mizgin, iyi misin?" "Değilim Cihangir! İyi falan değilim! Hani yanında kalmayacaktın? Daha ilk geceden beni terk ettin. Hep böyle mi olacak? O kız benden her şeyi mi alacak?" " Kendini bu kadar hırpalama Mizgin. Her şey rayına oturacak, söz veriyorum sana." " Bak Cihangir, o bebek doğsun, o kız gidecek! Yoksa elimde kalır, yemin ederim onu burada yaşatmam!" ​İçimde büyük bir öfkenin kabardığını hissettim. Dicle’yi bu saatten sonra kimse benden ayıramazdı. Bir değil, beş bebek de olsa Dicle benim eksik yanımdı, onunla tamamlanmıştım. gitmesine izin vermezdim. ​"Mizgin, kendini topla! Bunları düşünmek sana düşmez. Kimin gidip kimin kalacağına ben karar veririm. Ben istersem gider Dicle, sen istediğin için değil!" ​Mizgin yataktan fırladı, ellerini iki yana açarak bağırmaya başladı, "Şimdiden aklını çeldi değil mi? Bak, ben senin için kumaya razı geldim, soyun yürüsün dedim. Ama sen beni bir kenara atıyorsun! Eğer o kalacaksa, sonu olur o küçük sürtüğün!" ​Adeta çıldırmış gibiydi. Eğer onu sakinleştirmezsem Dicle’ye gerçekten zarar verebilirdi. "Ben onu mu diyorum Mizgin? Hele bir bebek olsun, sonrasını o zaman düşünürüz. Sakinleş artık." ​Mizgin yaklaşıp belime sarıldı, başını göğsüme yasladı. " Beni bir kenara atma Cihangir... Senin asıl karın benim. O sadece bir araç, unutma bunu." ​Onu hafifçe kendimden uzaklaştırdım. "Duş almam gerekiyor Mizgin." ​ ​Banyoya geçip kendimi ılık suyun altına bıraktım. Su vücudumdan akıp giderken kendi kendime mırıldandım, "Bu işin içinden nasıl çıkacaksın Cihangir? Bir yanda yılların yükü Mizgin, diğer yanda nefesimi kesen Dicle..." ​Ama o an, gece Dicle ile yaşadıklarım, onun kokusu, teninin sıcaklığı aklıma geldi. Dudaklarımda engel olamadığım geniş bir gülümseme yayıldı. ​"Değer ulan... Dicle için her şeye, herkesle savaşmaya değer. Bu konak dar gelse de, dünya üstüme yıkılsa da o artık benim." ​ Dicle 'nin anlatımıyla devam Yaşadıklarım bir kabus olsaydı, keşke bambaşka, huzurlu bir sabaha uyanabilseydim. Ama gözlerimi açtığımda tavanın yabancılığı ve bedenimdeki o ağır sızı, her şeyin gerçek olduğunu yüzüme bir tokat gibi çarptı. Cihangir... O adam dün gece benden sadece bedenimi almadı, sanki ruhumun üzerine de silinmeyecek bir mühür vurdu. Defalarca kez birlikte oldu benimle. İşin en acı verici, en utanç verici yanı neydi biliyor musunuz? Lanet olası bedenim benden bağımsız tepkiler verdi. Cihangir bu konuda çok tecrübeliydi. Beni nasıl alt edeceğini, nasıl baştan çıkaracağını biliyordu. Ona karşı koyamadım, iradem ellerimin arasından kayıp gitti. Şimdi aynadaki aksime bakarken kendimden iğreniyorum. "Dicle," dedim kendi kendime fısıldayarak, "O adam evli. Sakın, sakın ona karşı bir duygu besleme. Bu senin sonun olur." Zoraki bir hayatın tam ortasına düşmüştüm. Kurban mıydım, yoksa sadece bir piyon mu? Bilmiyordum ama tek bir şeyden emindim, Ne olursa olsun, bu çamurun içinde temiz kalmak için savaşacaktım. Bu durumun tek suçlusu oydu. Cihangir Şahinoğlu. Başkası değil. Yataktan güçlükle doğruldum. Kasıklarımda keskin bir ağrı vardı, yürümekte zorlanıyordum. Kanamam hala azar azar devam ediyordu. Kendimi banyoya attım, sıcak suyu en yüksek ayara getirdim. Su bedenime değdikçe sanki günahlarım arınacakmış gibi hissetmek istiyordum. Saçlarımı şampuanladım, vücudumu duş jeliyle sertçe ovaladım. Sanki onun dokunduğu her santimi kazıyıp atmak istiyordum. Ama olmadı. Dizlerimin bağı çözüldü, duşakabinin içine çöktüm. Bacaklarımı karnıma çekip hıçkırıklara boğuldum. Geceden beri içimde biriktirdiğim o koca yumru, gözyaşlarımla birlikte akıp gitti. Birden kapı tıklandı. İrkildim, sesimi hemen kestim. Tanımadığım ama genç bir kıza ait olduğu belli olan yumuşak bir ses geldi dışarıdan, " Yenge? Kahvaltı için annem çağırıyor. Geç kalmasın dedi abim." Yenge mi? Bu kelime kulağıma çok yabancı bir kelime gibi geldi. Ben kimsenin yengesi değildim, ben sadece Dicle’ydim. Boğazımı temizleyip sesimi toparlamaya çalıştım. "Tamam, geliyorum." Hızla duşumu bitirip çıktım. Üzerime rastgele bir şeyler giyip saçlarımı kuruttum. Odadan çıktığımda bir an duraksadım, bu koca konakta nereye gideceğimi bile bilmiyordum. Seslerin geldiği alt kata doğru yöneldim. Salonun kapısına geldiğimde gördüğüm manzara içimi sızlattı. Cihangir, karısı Mizgin, annesi ve kardeşleri... Tam bir aile tablosu. Eksik olan, daha doğrusu fazla olan bendim. Cihangir, içeri girdiğimi hisseder gibi başını kaldırdı. O koyu gözleri doğrudan benimkilere kilitlendi. Yanındaki boş sandalyeyi göstererek sert ama sahiplenici bir tonda konuştu, "Gel Dicle, buraya otur." Adımlarım geri geri gitmek istese de mecburiyetin ağırlığıyla yürüdüm. Sandalyeyi çektiğim anda Mizgin hızla ayağa kalktı. Yüzündeki öfke ve acı o kadar belirgindi ki, yerin dibine girmek istedim. " Bu kadar da değil Cihangir! Bu kadarını da yapamazsın!" dedi Mizgin sesi titreyerek. Haklıydı. Kadının hayatını, kocasını, evini paylaşıyordum. Beni kabul etmemesi o kadar normaldi ki... Ama benim de bir suçum yoktu. Ben de onun gibi istemediğim, dayatılan bir hayata esirdim. Cihangir, Mizgin’e öyle bir öfkeyle baktı ki ortamdaki hava bir anda buz kesti. " Mizgin, kendine gel ve yerine otur! Dicle, sen de otur dedim!" Mizgin, dudaklarını kemirerek yerine oturdu . Ben de çekinerek, adeta sandalyenin ucuna iliştim. Evin kızları Hazan ve Evin bana garip bir merakla bakıyorlardı. Erkek kardeşleri Azad ve Mirza ise durumdan rahatsız olmuş olacaklar ki hızlıca kahvaltılarını bitirdiler. "Biz çıkıyoruz, işler yoğun, "dedi Azad. Cihangir arkasına yaslanıp sakin bir ifadeyle cevap verdi, " Ben bugün evdeyim. İşler size emanet." Bu cümle içime bir korku düşürdü. Evde mi kalacaktı? Kahvaltı boyunca başım önümde, lokmalar boğazıma dizilerek tabağımla oynadım. Kahvaltı biter bitmez Şehnaz Hanım kahve istedi. "Ben yaparım," diyerek hemen mutfağa kaçtım, o ağır havadan kurtulmak istedim. Kahveleri alıp salona döndüğümde Cihangir ortalıkta yoktu. Sadece Şehnaz Hanım ve Mizgin vardı. Cihangir’in olmadığını görünce ciğerlerime derin bir nefes çektim. Şehnaz Hanım kahvesinden bir yudum alıp bana baktı, "Sen bugün halsiz görünüyorsun, git odana dinlen biraz." "Afiyet olsun, diyebildim sadece ve hemen üst kata, odama koştum." Kapıyı içeri girer girmez kilitledim. Cihangir’in gelmesini istemiyordum, onunla yüzleşecek gücüm kalmamıştı. Kendi kendime mırıldandım, "Azgın teke... Belki kilitli kapıyı görünce gider, gelemez içeri." Yorgunluktan ve uykusuzluktan bitmiş halde kendimi yatağa attım. Tam gözlerim kapanıyordu ki, bir sesle yerimden fırladım. Odanın içindeki gömme dolabın yanındaki gizli kapı yavaşça açıldı. Cihangir, elinde bir anahtarla içeri girdi. Arkasını dönüp o kapıyı da yavaşça kilitledi. Kalbim göğüs kafesimi dövmeye başladı. Yüzünde o sinir bozucu, her şeyi bilen gülümseme vardı. Üzerindeki gömleğin düğmelerini tek tek çözmeye başladı. " Azgın teke ha?" Donup kaldım. Duymuş muydu? Kapının arkasından mı dinlemişti beni? " Şey... Ben öyle demek istemedim," dedim kekeleyerek. Cihangir gömleğini kenara fırlatıp bana doğru bir adım attı. Gözlerinde tehlikeli bir parıltı vardı. —"Yavrum... Sevdim ben bu lakabı. Madem öyle düşünüyorsun, hakkını vermek lazım değil mi?" Yatağın içine doğru sindim. "Lütfen, Cihangir... Çok yorgunum, her yerim ağrıyor," diye fısıldadım. Ama o durmadı. Yanıma oturup çenemi sertçe kavradı. " Dinlenmen için buradayım zaten Dicle. Ama benim tarzımda bir dinlenme bu." " Mizgin aşağıda, annen aşağıda... Hiç mi utanmıyorsun?" Kahkaha attı, ama bu neşeli bir kahkaha değildi. " Burası benim evim, sen de benim helalimsin. Kimin ne düşündüğü umurumda mı sanıyorsun?" Elleri tenime değdiğinde yine o lanet olası ürperti geçti vücudumdan. Kendimden nefret ediyordum ona böyle tepki verdiğim için. "Benden ne istiyorsun? Yetmedi mi dün gece?" "Yetmez Dicle. Sen bana boyun eğene kadar, o dik kafanı önümde eğene kadar yetmeyecek." " Ben sana asla boyun eğmeyeceğim!" Gözlerini kıstı, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesi cildimi yakıyordu. "Göreceğiz" dedi fısıltıyla. " Şimdi söyle bakalım, azgın teke başka neler yapıyormuş?" Korkuyla karışık bir öfkeyle göğsüne vurdum ama ellerimi tutup başımın üzerinde sabitledi. Kaçacak yerim yoktu. Bu koca konak, bu adam ve bu töre beni yavaş yavaş yutuyordu. " Yapma," dedim ağlamaklı bir sesle. " Şşşt... Ağlama. Sadece tadını çıkar. Çünkü bu odadan çıkışın yok." O an anladım ki, benim savaşım sadece bu adamla değil, aynı zamanda bana ihanet eden ve Cihangir 'e teslim olan kendi bedenimleydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD