KAÇIŞ 😎

1002 Words
Odamdaydım. Kapana kısılmış gibiydim. Aklımda tek bir düşünce vardı: gece olsun ve buradan gideyim. Başka hiçbir şey istemiyordum. Annemin sesi koridorda yankılandı. “Dicle, akşam yemeği hazır.” Gitmek istemiyordum ama gitmezsem babamın tepkisini biliyordum. İçimden istemeye istemeye odadan çıktım. Masaya oturduğumda Yılmaz abim her zamanki gibi heyecanlıydı. “İş kuracağım,” diye anlatıyordu. “Büyüteceğim, herkes beni konuşacak.” Onu dinliyormuş gibi yapıyordum ama aklım bambaşka bir yerdeydi. Dilan karşımdan bana baktı. Gözlerinde bir şey vardı. Acıma mı, korku mu, karar veremedim. Dudakları aralandı, sonra vazgeçti. Hiçbir şey söylemedi. Kızamadım. Küçüktü. Korkuyordu. Hak veriyordum. Babam bir anda bakışlarını üzerime çevirdi. “Yarın Cihangir Ağa’dan en ufak bir şikayet duymak istemiyorum.” Kalbim sıkıştı. Boğazım düğümlendi. Sesim çıkmadı. Sadece başımı aşağı yukarı hareket ettirebildim. Annem lafa girip " sen merak etme bey, kızımız bizi utandirmaz." dedi. Utandirmak nasıl oluyordu, ailem beni utandırıyordu şuan. Beni kuma olarak para için vermek çok utanç verici bir durumdu. Babam masadan kalktı, salondaki koltuğa geçti. Dilan’la birlikte sofrayı topladık. Bardakları doldururken sessizlik daha da ağırlaştı. Salonda kalmak mantıklıydı. Kimin ne zaman uyuyacağını bilmem gerekiyordu. Dilan ayağa kalktı. “İyi geceler.” Yılmaz abim de peşinden yürüdü. “Sabah erken kalkacağım.” Babam esnemeye başladı. Gözleri kapanıyordu. İçimden bir dua geçti. Allah’ım, ne olur… Annem salona yönelirken bana döndü. “Sen de yat artık.” “Mutfağı toparlayıp geleceğim,” karşılığını verdim. “İyi geceler.” Kapı kapandı. Sessizlik çöktü. Mutfağı hızlıca toparladım. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Odama çıktım, kapıyı kapattım. Üzerimi değiştirdim. Çanta hazırdı. Elime aldım. Kapıyı açmadan önce durdum. Odaya son kez baktım. “Böyle olmasını istemezdim,” diye fısıldadım. “Ama başka yol bırakmadınız.” Kapıyı kapattım. Ayaklarımı yere bastığımı bile hissetmeden merdivenlerden indim. Arka kapıyı açtım, dışarı çıktım. Sokağa adım attığım anda içimden bir ses yükseldi. “Başardın Dicle… Aferin.” Hızlı ama sessiz adımlarla köşeye doğru yürüdüm. Birkaç adım daha… Tam köşeyi dönecekken yolum kesildi. Siyah bir Vito önümde duruyordu. Kalbim duracak gibiydi. Kapı açıldı. Cihangir Şahinoğlu karşımdaydı. O an anladım. Kaçış yoktu. Başımı önüme eğdiğimde içimdeki korku büyüyordu. Vereceği tepkiyi düşünmek bile kalbimi sıkıştırıyordu. Nefesim düzensizdi, ellerim titriyordu. Korumalardan biri yanıma yaklaşıp, “Buyurun hanımım.” Bu hitap içimi daha çok ürpertti. Sessizce arabaya doğru yürüdüm. Cihangir, koltuğa oturmuş bana bakıyordu. Gözlerini bir an bile ayırmıyordu, sanki kaçarsam gözleriyle yakalayacaktı. Arabaya bindigimde, Karşı koltuğa geçmek için hamle yaptım. “Oraya değil.” Kolumdan tuttu, yanına çekti. İçimden bir şey koptu. Araba hareket etti. Cihangir ağa, bir süre susup sadece beni seyretti. Elim dizlerimde kenetlendi. Bir şey söylemek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Çenemi kavradığında irkildim. Başımı kaldırmak zorunda kaldım. Gözlerimle ona “yapma” demeye çalışıyordum ama anlamadı. Dudaklarıma kapandığında nefesim kesildi. İçimde isyan vardı, korku vardı, çaresizlik vardı. Elimi göğsüne koyup geri itmek istedim. Bileklerim avuçlarının arasında kayboldu. Gücüm yetmedi. Dudaklarımı sıktım, direndim. Dudağımı ısırdı, aç kalmış bir kurt misali dudaklarımı öpüyordu. Canım yandığında istemsiz bir ses çıktı. O an içimdeki utanç, öfke ve korku birbirine karıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladığında durdu. Yüzüme baktı. Baş parmağı ile gözyaşımı silip, “Ağlama. Şu an kendimi zor tutuyorum.” Sesindeki sertlik beni titretti. “Bırak beni… Ben istemiyorum.” Sesim çok kısıktı ama içimdeki isyan büyüktü. “Ben istiyorum.” Bu kadar kendinden emin oluşu beni yıktı. “Ben bir eşya değilim. Kuma olmak istemiyorum. Karına yazık değil mi?” Kalbim deli gibi atıyordu. Cesaretimi sonuna kadar zorlamıştım. Yüzünde alaycı bir ifade belirdi. “Bunları düşünecek durumda değilsin. Seni kaçarken yakaladım. Sence bundan sonrası ne?” Boğazım düğümlendi. “Babam beni döver. Belki de öldürür. Kaçtım diye… Ama en azından senden kurtulmuş olurum.” Sözlerim ağzımdan dökülürken içimde garip bir sakinlik vardı. “Demek ölüm bile daha cazip.” “Evet. Aynen öyle. Seni istemiyorum.” Dudaklarımı ellerimle silerken midem bulandı. Gülerek yüzüme yaklaştı. O gülüş beni ürpertti. “Benden kurtuluşun yok. Ölüm bile seni benden alamaz.” Omuzlarım düştü. İçimde direnmeye halim kalmamıştı. “Benden ne istiyorsun?” “Benim olacaksın.” Bu kadar net konuşması içimi buz gibi yaptı. “Bu ne demek?” Kalbimi kastediyorsa yanılıyordu. Ona verecek bir kalbim yoktu. “Bedenin, kalbin… Her şeyin.” Bu sözler içimde bir yerleri kırdı. Acı acı güldüm. “Birini zorla alıp, bir de seni sevmesini mi bekliyorsun? Gerçekten komiksin.” Kaşları çatıldı. Ortam bir anda ağırlaştı. “Bunları başkası söylese bedelini ağır öderdi. Senin cezan farklı.” Yüreğim ağzıma geldi. “Ne yapacaksın bana?” Onun öfkesini bilmeyen yoktu. O an, bu öfkenin hedefinde olduğumu hissettim. İçimde sadece tek bir duygu kaldı; korku. Cihangir elini aracın ortasındaki küçük masaya vurdu. Kalbim yerinden fırlayacak sandım. Nefesim boğazıma düğümlendi, sesim çıkmadı. “Bak,” diye konuştu sert bir tonla, “insan korkar. Ama konu bensem, korku iki kat olur. İstersem bu gece seni götürüp koynuma alırım. İstersem evine bırakırım. Hangisi olacağı senin kararına bağlı.” Sözleri mideme yumruk gibi indi. İçimde bir şeyler parçalandı ama bunu belli edemezdim. Kaçış yoktu, sadece zaman vardı. Bir hafta… Sadece bir hafta. Gözlerimi kaldırmadan konuşabildim. “Beni evime götür.” “Babanın karşısına çıkmayı göze alıyorsun yani?” Bu kez tereddüt etmedim. “Göze alıyorum.” Arabada sessizlik vardı. Kalbimin sesi kulaklarımda yankılandı. Evin önüne gelince o da benimle birlikte indi. Zile bastı. Kapı açıldığında Yılmaz abimin yüzündeki şaşkınlığı gördüm. “Yılmaz,” diye seslendi Cihangir, “Dicle’yle kısa bir konuşma yapmam gerekiyordu, o yüzden yanımda.” diye kısa bir açıklama yaptı. Abim bakışlarını bana çevirdi. İçimdeki korkuyu görmesini istemedim. Başımı eğdim. O da yolu açtı. Bir şey sormadı, bir şey söylemedi. Bu sessizlik her şeyden ağırdı. İçeri girmek için adım attığım anda kolumdan tuttu. Elime bir telefon bıraktı. “Aradığımda açacaksın,” diye ekledi. Sesinde tartışmaya yer yoktu. Elim titredi ama telefonu tuttum. Bir şey söylemeden içeri girdim. Merdivenleri ikişer ikişer çıktım, odamın kapısını kapattım. Nefesimi toparlamaya çalıştım. Camdan dışarı baktım. Gitmemişti. Başını kaldırdı. Göz göze geldik. O an içimden bir çığlık koptu. Perdeleri hızla çektim. Sırtımı duvara yasladım. Dizlerim titriyordu. Elimdeki telefon ağırlaştı. Kaçmak istiyordum ama Cihangir Ağa'nın kıskacından kaçmak mümkün değil di. İçimde dönüp dolaşan tek bir cümle kaldı. Bir hafta… Sadece bir hafta.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD