2.BÖLÜM
“Sevgilim?”
Hayatımda ilk defa kendimi böyle bir şey yaparken buluyordum. Sahi, en son ne zaman bir erkekle ilişkim olmuştu?
Hiçbir zaman.
Parmaklarım, siyah pahalı olduğunu bağıran oldukça yumuşak ceketin üzerinde duruyorken, tenimin heyecandan titrediğini hissediyordum. Ben şuan ne yapıyordum?
Parmaklarımı sardığım sert, kaslı kola tutunarak başımı kaldırdım ve yapıştığım adama baktım. Gözlerime değen sert, zifiri karanlık gözler beni alaşağı etti. Sanki kor bir ateşin içine düşüp, yanmış gibiydim. Tenimin alevlendiğini hissettim.
Yakıcı bir ateşten geriye kalan küllerin siyahlığı gibi karaydı gözleri…
Kalemin ucundaki kuş tüyü gibi uzundu kirpikleri…
Zarafetle ve özenle çizilmiş bakışlarının altında parıldayan irisleri buz gibiydi. Yeni temizlenmiş, törpülenmiş cama benzeyen bakışları parlaktı ancak irislerindeki siyahlık bu parlaklığı örtüyordu.
Keskin elmacık kemikleri, yanaklarında çukurlar oluşturuyordu. Asi saçları alnını örterken, yanaklarındaki boşluklar yüzüne oldukça çekici bir hava katıyordu. Uzun ve düz burnu aşağı doğru uzanıyor, barın ışığı altında dudaklarına ufak bir gölge bırakıyordu. Burnu ve dudakları arasındaki kısa sus çizgisinin altında parıldayan etli dolgunluklara baktım. Dudakları, düz bir çizgi halindeydi. Burnundan aldığı sert nefes, önümdeki bedenini adeta devleştirdi.
Hafif bir rüzgarın bedenime vurduğunu hissettim. Saçlarımın uçuşması ile burnumun ucuna gelen keskin koku, ciğerlerime doldu. Ciğerlerimin içine hapsolan kokunun bir anlığına beni rahatlattığını hissettim.
Parmaklarım titredi. Boyumun neredeyse iki katı olan boyu, bedenimin üzerine kocaman bir ağacın gölgesi gibi düşüyordu.
Keskin bakışlarının yüzüme düştüğünü hissettiğim zaman gerginlikle dudaklarımı araladım ve fısıldadım. “Yardım et.” Çaresiz bir yakarış değildi bu. Daha çok içinde bulunduğum andan beni kurtarması için bir emirdi.
Cidden.
Bu adam da kimdi?
“Öhm…” diye bir ses duydum. Yanımızda duran bir adamın boğazını temizlediğini duyumsadım. Beni itmeden, duvar gibi önümde duran adam bakışlarını bir saniye olsun kırpmadı.
Yardım et, dediğimi anlamamış mıydı?
O an, bakışlarımın içine çekildiği gözlerden çıktım ve boşluğun içine düştüm. “Bebeğim?” diyen sesi duyunca beynimin içinde şimşekler çaktı. Levent’in arkamdan geleceğini biliyordum ancak bu kadar yakına ne zaman gelmişti?
Beynim donmuş gibiydi.
Bedenimin tüm uzuvları devre dışı kalmıştı. Sanki birkaç dakikalığına hayat durmuş ve yeniden akmaya başlamıştı. Parmak boğumlarımın sarıldığı kola baktım ve içimden kendimde lanet ettim.
Siktir!
Ben, ne yapmıştım?
“Efendim, herkes sizi bekliyor…”
Başımı çevirip arkamda duran adamlara baktım. Hepsi önlerinde ceketlerini iliklemiş, saygıyla duruyorlardı. O an nasıl bir adama bulaştığımı düşündüm. Önümde duran adam da kimdi? Niye bu adamlar, onu bekliyordu?
“Bebeğim, ne oluyor?”
Bakışlarım adamların yanında duran Levent’e kaydı. Yüzünde her zaman duran sırıtışı silinmiş, ilk defa ciddiyetle bana bakıyordu ancak gözleri hemen arkamda duran adamda ve ona sardığım ellerimdeydi.
Bu işten nasıl çıkacaktım?
“Bir şey yok, Levent. Ayrıca bana bebeğim deme dedim, kaç defa.”
“Sevgilin, bu mu?” dedi, kaşlarıyla arkamdaki adamı göstererek.
Parmaklarımı sardığım adamdan usulca çektim. Başımı çevirip, onunla göz göze gelmeye korkmuyordum desem yalan olurdu. Hala onun bakışlarını düşünüyordum. Gözleri, yüzü, bedeni… Hayatımda hiç onun gibi bir erkek görmemiştim.
“Sen içeri gir, ben geleceğim.”
“Seni almadan hiçbir yere gitmiyorum! Kim, bu adam?” diye diretince dişlerimi birbirine bastırdım. Bu adam neden laftan anlamıyordu?
“Levent, anlatacağım. İçeride bekle.” diye ısrarcı oldum.
Beni dinlemeden önümde durdu ve arkamdaki adama sinirle baktı. “Güzelim, seni tanımadığım bir adamla bırakacak değilim. Öyle değil mi?” dediği zaman ne yapacağımı bilemedim.
Niye zorluyordu bu kadar?
“Levent-”
Bir anda geriye doğru çekildiğimi hissettim. Kolumun altından geçen sıcak kumaşla nefesim kesildi. Sırtım sertçe arkamdaki bedene çarparken; sıcak ve büyük avucun karnıma yaslandığını hissettim.
Bedenim elektrik çarpmış gibi ürktü ancak bu çok kısa bir an sürdü. İçimde daha önce hiç tatmadığım bir duygunun girdaptan ayrılarak gün yüzüne çıktığını hissettim. Heyecanım o kadar tazeydi ki, bu duygudan nasıl sıyrılacağımı düşündüm.
Karnımın üzerine yasladığı avucunu tenime; elbiseme bastırdı. Kolunu ince belime dolamaktan çekinmezken nefesinin saçlarıma değdiğini hissettim. Sanki kocaman bir aslan tarafından kıskıvrak yakalanmıştım.
Bu, his de neydi böyle?
“Bu, kim?”
Sesi, pürüzsüz çıkmıştı. Kulağıma değen sesi çekici ve erkeksi gelmişti. Karnıma yumruk yemiş gibi hissettim.
“Asıl, sen kimsin? Niye ona sarılıyorsun?”
Levent’in diretmesine sinirlensem de bedenim o an birçok duyguyu beraberinde yaşadığı için ağzımı açamadım. Sırtımda kocaman göğsünün sıcaklığını hissedebiliyordum. Beni içine çeken aurası ve sıcaklığı hiç hissetmediğim bir duyguyu bedenime aşılıyordu.
İstemek.
Bu adam, bir anda dengemi bozmuştu.
“Sana onun sevgilim olduğunu söyledim, neden diretiyorsun?” diye konuştum, sesim titremeden. Arkamdaki adamın varlığına sığınıp da bir köşede beklersem bu konuşma sabaha kadar sürerdi.
“Ama Ne-”
“Yeter, Levent. Beni sevgilimle yalnız bırak.”
Levent, öfkeyle yumruklarını sıktı. Arkasını dönünce ferahladığımı hissettim. Barın içine girdiğini görünce hala karnıma sarılı olan kolu fark ettim. Her ne kadar arkamdaki adam yakışıklı olsa da, onun bana yapışık kalmasına izin verecek değildim.
Elimi uzatıp, karnımdaki koluna dokundum ve çekmeye çalıştım. Parmaklarım parmaklarına değdi. “Bırakır mısınız?” diye sordum. Ancak elini çekme girişiminde bulunmadı. Önümüzdeki adamlar ne olduysa içeri doğru girerken tüm gücümle karnımın üzerine dolanan kolu itmeye çabaladım.
Kolunun gevşemesi ile geri çekildiğini zannetmiştim ki bir anda beni dirseğimi bükerek çevirdi. Ellerimizi sırtıma bastırarak beni kendine doğru çekti ve yüz yüze gelmemizi sağladı.
Sırtını bana doğru eğdiğini hissetmemle kalbim ağzımda attı. Yine de çekinmeden yüzümü yüzüne doğru kaldırdım ve o girdaplarla tekrar karşılaştım. Yüzünde tek bir duygu ifadesi yoktu ancak bakışları biraz daha kısılmıştı.
“Ne istiyorsun?” dedim, bileğimi elinden kurtarmaya çalıştım.
Sözlerimi duymamazlıktan gelerek, başını yana doğru eğdi. Dudağını hafifçe büktü. “Bu tip oyunlar, geçmişte kalmadı mı?”
Sesi, kibirli ve alay doluydu.
Neden bahsettiğini anlamadım ancak beynime geç düşen jetonla dudaklarım aralandı. Ona yapışıp, oyun oynadığımı zannediyor olmalıydı. Cidden mi? Bu adam, kendini ne zannetmişti?
“Sana yapıştığımı mı düşünüyorsun?” dedim, alayla kaşlarımı çatıp gülümsedim. “Bak, az önceki yardımın için teşekkür ederim ama inan, sana yapışmak gibi bir niyetim yok.”
Sözlerime inanmadığı, bakışlarından belliydi. Vücudunun her yerinden ‘ben senden üstünüm’ ve kibirliyim diyen bir aura akıyordu. Cidden o kadar adam varken seni nasıl bulabildim?
“Anladıysan, beni bırak.”
Bileğimi tutan parmaklarını sıkılaştığını hissettim. Bedenimi oyuncak bir bebekmiş gibi kolaylıkla kendine doğru çekti. Göğsüm sert gövdesine çarptığında bakışlarımız birbirine değdi.
Kirpiklerim titredi.
“Beni kullanan insanları, sevmem.”
Açıkçası az önce onu kullanmış sayılmazdım. Sonuçta ona bir şey yapmamıştım, sanki iffetini çalmışım gibi konuşuyordu.
“Seni kullanmak mı? Beni itebilir, sevgilim olmadığını söyleyebilirdin. Sen, kendi kendini kullandırttın.”
Haklı olmanın verdiği gururla gülümsedim. O, bakışlarını ve yüzündeki ifadeyi değiştirmeden bana bakmaya devam etti.
Bileğimi tutan parmaklarından zorla kurtuldum ve onu hafifçe ittim. Bedeni milim yerinden kıpırdamamış olsa da artık bedenime dokunmuyordu.
“Yine de teşekkür ederim ancak izin almadan kimseye dokunma!” dedim, az önce bana sarılışını kast ederek.
Elinin tekini cebine sokup, küstah bir tavırla bana baktı. “Yanıma gelip yapışan sendin.”
Sözleri ile bir anlık duraksadım ancak hemen toparladım kendimi. “Emin ol, yüzünü görseydim hiç yanına yaklaşmazdım.”
Yüzündeki küstah ifade yok olurken zaferle gülümsedim. “Tipim değilsin, sana yapışan kızlara şuan acıyorum.”
“Arkadaşın da şuan sana acıyor olmalı.”
Levent’i kast ederek bana laf soktuğunda geri adım atmadım. “Doğru, benim gibi güzel bir arkadaşının böyle bir adamla birlikte olduğunu gördüğü için üzülmüş olmalı.”
Dişlerini birbirine sürttü. “Dilin, yılan gibi.”
“Senin de bakışların zehir gibi.”
Bana doğru bir adım attı. “Bir daha gözüme gözükmesen iyi olur. Yoksa bu adam, sana hiç de iyi şeyler yapmaz.”
“Senin gibi bir adamla işim olacağını, hiç düşünmüyorum. O yüzden endişelenme.”
Ona bir kez daha bakmadan arkamı dönerken sinirden köpürüyordum. Kendini ne zannediyordu bu herif? Sanki bilerek ona yaklaşmışım gibi konuşmuştu.
İçeri, arkadaşlarımın yanına dönerken etrafta Levent’i göremedim. Az önceki olayları unutarak kızların yanına geri geldiğimde erkek arkadaş mevzusunu anlattım. Yalan olduğunu zaten biliyorlardı.
Kızlarla güzelce içkilerimizi içtikten sonra piste çıktım. Simge ve Eda ile birlikte kahkahalar atarak dans pistinde kendimi müziğin akışına bırakarak dans etmeye başladım. Uzun zamandır bedenimde biriken gerginliği atarken bir yanım hala tedirgin hissediyordu.
Barın tavanındaki ışıldayan rengarenk gri topa baktım. Başımın döndüğünü hissediyordum. Ne kadar içtiğimi bilmiyordum, saatin kaç olduğunu bilmiyordum ancak böylesine gelişi güzel dans ederken zamanın aktığını hissediyordum.
Saçlarımı savurarak dans ederken, kahkahalar atıyor; kendimi müziğe kaptırıyordum. Neden olduğunu bilmediğim bir şekilde birkaç kişinin gözlerini üzerimde hissediyordum ancak bunu umursamadım.
Her zaman gözler üzerimde olurdu.
Genelde beni suçlamak içindi.
Ama buradaki insanlar bu kız deli mi dercesine bakıyorlardı ama umursamıyordum. Dans ettikten sonra kızlarla birlikte içkilerimizi içtik. Simge artık gidelim dediğinde ise eşyalarımızı topladık.
Çantamı yanıma alarak çıkışa doğru yürüdük. O sırada barın köşesinde duran Levent’i fark etti Simge. Yanında bir kız vardı ancak Levent’in bakışları dalgın görünüyordu. Kızla ilgilenmiyordu.
“Levent, gelmiyor musun?”
Simge’nin çağırması ile Levent yanındaki kızı bıraktı ve ayaklandı. Hep birlikte dışarı çıktığımız zaman saatin kaç olduğuna baktım. Gece ikiydi. Topuklu ayakkabılarımın üzerinde dururken omuzlarıma örtünen kumaşla arkamı döndüm.
“Arabayı getireyim mi küçük hanım?”
Cahit, ceketini omuzlarıma bıraktı. Ona başımı salladığımda Eda ile Levent’in atıştığını duydum.
“Nuri’ciğim bugün kız yok mu?”
“Yeter, Eda!”
Eda, ona dirsek atıp sinirle baktı. “Sanki yalan söylüyoruz.”
İkisine gülümserken Levent iç çekti. Cahit’in arabayı getirmesini beklerken üşüdüğümü hissettim. O an Levent’in yanıma yaklaştığını gördüm.
“Neva?”
“Ne oldu?”
Ellerini ceplerine koyarak çenesi ile ileriyi gösterdi. “Sevgilin, gidiyor. Erkek arkadaşın değil miydi? Niye yanında değil?”
Gözlerim gösterdiği yere kaydı. Az ileride arabanın önünde duran adama kaydı gözlerim. Uzun boyuyla onun az önceki adam olduğunu anladım. Yanındaki adamlardan daha uzun olduğu için onu seçmek çok kolaydı.
Adamlara bir şeyler söyledikten sonra şoförü olduğunu düşündüğüm kişiye döndü. Bakışlarımı ondan çektim.
“Bana yalan söyledin, değil mi?”
“Ne?”
Levent kendinden emin bir tavırla gülümsedi. “Hadi ama Neva! O adam sevgilin değil, biliyoruz. Ben sana yanaşmayayım diye yalan söyledin.”
Haklıydı, sevgilim değildi.
Ama benim çok kötü bir huyum vardı.
Çok inatçı biriydim.
“Hayır, sevgilim.”
“Beni kandırma.” Parlak gözleri, gülümserken gözlerimdeydi. Hoşlandığını oldukça belli ediyordu ama ben ondan hoşlanmıyordum. “Bu adamı ilk defa bu akşam gördün. Sevgilim dedin ve bana oyun oynadın.”
“Oynamadım, dedim.”
“Öyle mi? Git, o zaman.”
“Ne?”
“Ne oluyor, gençler?” dedi Simge.
Levent bakışlarını benden ayırmadan inatla konuşmaya devam etti. “O adam sevgilinse eğer, git yanına. Neden buradasın? Git de göreyim.”
Damarıma basıyordu.
Bunu yapamaz mıydım?
“Sen söyledin diye bunu yapacak değilim.”
Sırıttı. Bana doğru eğildiğinde yüzüme vuran nefesini hissettim. “Tabi ki değilsin, çünkü sen benimsin güzelim.”
Midemin çalkalandığını hissettim. Geriye doğru bir adım attım ve sert yüz ifademle ona baktım. “Ben, sevgilimle gideceğim. Cahit’e söylersiniz.”
Arkama bile bakmadan döndüm ve ileride duran arabaya baktım. Şoförün arabaya bindiğini görünce acele ettim ve hızlı adımlarla yürüdüm. Arkamdan bağıran Eda’yı ve şaşkın bakışlarla beni izleyen Levent’i umursamadım.
Başıma ne geleceğini düşünmeden arabanın arkasından dolandım ve hızla kapıyı açtım. Bedenimi durdurmadan arabanın içine binerek kapıyı kapattım.
“Ne oluyor?”
Şoförün arabanın kapısını açacağını gördüm. Bunu yapmamasını isteyecektim ki, benden önce o durdurdu. “İnmene gerek yok, Necati.”
“Tamam, efendim.”
Başımı çevirip yanımda oturmakta olan adama baktım. Sanki yanına gelişime çok şaşırmamış gibiydi. Kara gözleri yüzüme odaklandığında eğilip camdan arkadaşlarıma bakmaya çalıştım. Hala orada duruyorlardı.
“Bana bir dakika ver.”
Omuzlarımı örten ceketi atıp, ona doğru eğildim. Şoför aniden ön koltuk ile arka koltuğun arasındaki perdeyi çekerken elimi onun bacağının üzerine koydum. Parmaklarımın altında gerildiğini hissetsem de bakışlarım camdaydı.
“Ne yapıyorsun, sen?”
Dizlerimin üzerindeydim. Bir elimi onun bacağına koyarken diğer elim, iki bacağının arasındaydı. Saçlarım omuzlarımdan, önüme doğru düştü. Gözlerim arabayı izleyen arkadaşlarımdaydı. Araba siyah camlı olduğu için içeriyi göremiyorlardı.
İçinde olduğum durumu henüz fark etmezken “Neden, gitmiyorsunuz?” dedim.
Cahit’in arabayla yanaştığını gördüm. Tam o an boynuma çarpan sıcak nefesi hissettiğimde kanım dondu. Kirpiklerim dondu, nefes almayı kestim. Aranın içindeki sıcaklık bedenime çarpıyorken, dudaklarımı birbirine bastırdım.
Ben, yine ne yapmıştım?
Başımı hızla çevirdiğimde küçük burnum onun burnuna neredeyse çarpıyordu. Başım döndü. Ani yakınlığı ile kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Arabanın içini doldurmuş olan kokusu ile neredeyse gözlerimi yumacaktım.
Kararmış, yosun tutan bakışları gözlerime değdi. Göz bebeklerimin içine baktı. Bakışları bir anlığına saçlarıma kaydı ancak bunu çok kısa tuttu. Boynuma vuran sıcak nefesi, boğazımı düğümlüyordu.
O an elimin bacağının üzerinde olduğunu fark ettim. Bedenini hafifçe kıpırdattığı zaman elim kumaş pantolonuna sürtündü. Sıcak kumaşın parmaklarımı terlettiğini hissettim. Elimi hızla çektiğimde ise alkolün verdiği sarhoşlukla dengemi kaybettim.
O, benden hızlı davranarak kollarını belime dolayıp beni üzerine çekti.
Düşmemek için kollarımı boynuna doladım. Beni kucağına çekti. Tek bacağının üzerinde, bacaklarım ayrık bir şekilde oturdum. Kalçalarım sert bacağına değdiğinde dudaklarım aralandı.
İçtiğim alkol yüzünden uyarılıyordum. Yüzümün yandığını hissedebiliyordum. Kulaklarımdan ateş çıkıyor, yanaklarımın ısısı yükseliyordu. Üzerinde oturduğum için yüzüm yüzüyle aynı hizadaydı.
Parmaklarım üzerindeki siyah gömleğin yakalarındaydı. Düşmemek için onlara tutunmuştum. Elbisem üzerine oturduğum için katlanmış, kumaşın altından giydiğim jartiyer ipi kendini gösteriyordu.
“Sana bir daha karşıma çıkma, demiştim.”
Erkeksi sesi ile dudaklarımı araladım. Bedenim içkiye tepki göstermeye devam ediyordu. Dans etmeme rağmen içimde bitmek bilmeyen bir arzu vardı. Beni körüklüyordu.
“Ben…”
Bel boşluğumda duran avuçlarından birinin kalçama doğru düşmesi ile kasıldım. Karnımdan kasıklarıma doğru düşen sızı ile yüzüm gerildi. Bu his, neydi? Neden kasıklarım sızlıyordu? Yoksa…
Kızlarla hep bunun hakkında konuşurduk, bir kadın ve bir erkeğin arasındaki cinsel ilişki hakkında her şeyi biliyordum. Ama şuan benim kasıklarım neden sızlıyordu? Yoksa bu adama karşı tutkulu hissettiğim için mi böyleydim?
Sıcak parmağı bacağıma değdiğinde gerildim. Siyah irisleri, gözlerimle bir bütündü. Sanki bakışlarımız mühürlenmiş gibiydi. Ondan gözlerimi çekemiyordum. Öyle bir etki bırakmıştı ki üzerimde, hareket edemiyordum.
Parmakları jartiyer ipime değince, parmaklarımla gömleğini kavradım. Jartiyer ipime sardığım bıçağın parlaklığı gözüme değdi. Parmakları hızla bıçağı jartiyerimden çekip çözerken kalbim adeta ağzımda atıyordu.
Parmaklarının arasındaki bıçağı bana doğrulttu. Buz gibi bakışları tekrar parladı. Elindeki bıçağı, beni tehdit edercesine salladı. Uzanıp elindeki bıçağımı almak istediğim zaman elini geri çekti.
Boştaki elini belimden çekmeden beni kendine doğru çekti. Bedenim öne doğru kayınca yüzü boynuma doğru yaklaştı. “Kimin adamısın, sarışın?” diye fısıldadı, zehir gibi kokan sesiyle.
Ne adamı?
Bacaklarım ona doğru kayarak ona daha da yaklaşmama sebep oldu. Elbisem iyice katlanmıştı. Bıçak hala ikimizin arasında dururken onun, beni tehdit eden bakışlarına baktım.
“Kimsenin adamı falan değilim, bıçağımı ver.”
Bıçağı çekmeye çalıştım ancak bırakmadı. Aksine bıçağın sivri ucu boynuna gelecek şekilde yaklaştırdığında gözlerim büyüdü. “Ne yapıyorsun, sen?” dedim, anlamayarak. “Manyak mısın, çek şunu!”
Boynuna dayanan bıçağın sivri ucu ile elinin üzerine elimi yerleştirdim ve geri çekmeye çalıştım. “Hangi oruspu çocuğu seni yolladı, söyle bana.”
“Kimse yollamadı. O bıçak bana ait.”
Dudağı tehlikeli bir ifadeyle kıvrıldı. “Bu aptal yalanına inanmamı beklemiyorsun herhâlde.”
Ona bakıp, titreyen kirpiklerimle bıçağı çekmeye çalıştım. Bıçağı kendi boynundan çekip, benim boynuma yaklaştırdığı anda kaşlarım çatıldı. Bıçağı tenime yaklaştırdı, çenemi yukarı kaldırmak zorunda kaldım.
“O bıçak, kendimi korumak içindi. Maalesef Türkiye’de kadın olmak zor. Tabi bir erkek olarak bunu sen anlayamazsın.”
Boynumda duran bıçaktan korkmadım. Beni öldürecek olsa şimdiye öldürürdü. Böyle bir şey yapmayacağını biliyordum. Bıçağı geri çekmeden gözlerimin içine bakmaya devam etti. Yalan söyleyip, söylemediğimi anlamaya çalışıyordu.
Bıçağı usulca tenimden çektiğinde elindeki metali parmaklarımın arasına bıraktı. Bıçağı tutarak, asi bir tavırla ona yaklaştım ve sivri ucunu boynuna bastırdım. “Ama bir daha bana izinsiz dokunursan, boynuna saplamaktan çekinmem.”
“Öyle mi, sarışın?” dedi, söylediğim şeyi komik bulmuş gibi alayla konuştu.
“Öyle.”
Bıçağın ucunu hafifçe tenine bastırıp ufak bir çizik oluşmasını sağladım. Kararlı bakışlarım ona dönerken, bundan zevk aldığını belli eden bakışlarla beni izledi. Sessizce durduğu zaman, artık sırını aşmayacağını düşündüm.
Bıçağın ucunu boynundan çektiğim anda elini enseme atarak hırsla beni yüzüne doğru çekti. O karar hızlı hareket etti ki, soluğum boğazıma takıldı. Bıçak parmaklarımın arasından düştü. Dudaklarını, dudaklarıma sürtecek bir mesafe bırakarak durdu.
“Böyle yakınlaşırsam, o bıçağı boynuma dayayacak mısın sarışın?” diye fısıldadı; bunları söylerken dudakları dudaklarıma çarpıyordu.
Siktir!
Siktir!
Siktir!
Bu adam felfenaydı.
Ateş gibiydi.
Dudakları, benimle oyun oynuyormuş gibi dudaklarıma sürtünüyordu ve bu beni deli ediyordu. Acemiliğim, durduramadığım bir arzuyla tutuşmuştu. Nedensizce ensemdeki elini hiç çekmemesini, şuan beni öpmesini istiyordum.
“Evet, dayarım.”
Kurşun geçirmez sesim, arzumu ve tutkumu gizliyordu. Her zaman duygularımı bastıran ve gizlemeyi başaran biri olmuştum. O yüzden, bu tavırlarıma inanması gerekiyordu. Her zaman kimliğimi saklamayı başarmıştım.
“Ve seni…” dedim, dudaklarımı dudaklarına sürttüğüm an büyük avucu bacağımı kavradı. Nefesim titredi. “Parçalara ayırırım.”
Bacağımı tutarak araladığında ona soluksuz baktım. Kucağına rahatça oturmam için bacağımı diğer tarafa atmama yardımcı oldu ve hiç beklemeden ikimizin de istediğini gerçekleştirerek beni kasıklarının üzerine oturttu.
Kalçalarım kasıklarına temas ettiğinde ihtiyaçla inledim. Ensemdeki parmaklarını saçlarıma dolayarak usulca çekti. Canımın yanmayacağı şekilde çekip, dudaklarına yaklaştırdı dudaklarımı.
Kalçalarımın tam ortasında, yumuşak dolgunluklarımın hemen altında hissettiğim sert varlığı kasıklarımı yakıyordu. Kasıklarımı o varlığa sürtmezsem ölecekmişim gibi hissediyordum.
“Seni öyle ayırırım ki…” diye hırladı, bel boşluğumdaki eliyle beni aletine bastırdığında gözlerim kapandı. “Bir daha o bacaklarını birbirine bastıramazsın, sarışın.”
“Ahh…”
Aletinin vajinama sürtünmesi ile dudaklarımdan yüksek sesli bir inleme çıktı. Alt dudağımı ısırarak sesimi yutmaya çalıştım ama nafileydi. Arabanın içini iniltim doldurmuştu.
Elbisenin altına giydiğim külotumun ıslandığını hissettim. Yanağıma vuran sıcak nefesiyle gözlerim aralandı. Dudaklarımı birbirine bastırmaya çalıştım ama burnumdan aldığım nefes yetmiyor gibiydi.
Sıcak dudakları yanağıma çarptı. Tenime sürtünen dudakları ile aklım başımdan uçup gitti. Dudaklarını aralayarak ıslak diliyle tenimi yaladı. Dilinin sıcaklığı ile ellerimi saçlarına uzattım ve onu kendime doğru çektim.
Ne yaptığımı bilmiyordum.
Bu adam kimdi onu da bilmiyordum.
Ama umurumda da değildi.
Hayatım boyunca ilk defa bir hatayı kendi istediğim için yapıyordum.
Dişlerini sertçe çeneme çevirirken diliyle tenimi yaladı. “Siktir, tatlısın…” dediğini duydum. Çenemi sertçe dişlemeye devam etti.
“Ahh…”
Kalçalarımı altımda şişkin, demir gibi şişkin olan aletine sertçe bastırdım. Kalçalarımı öne doğru sürttüğümde kemerinin tokası elbiseme çarptı.
“Ha siktir!”
Saçlarımda asılı duran elini çekti ve enseme yerleştirdi. Parmaklarımla yanağını kavrayarak onu kendime doğru çektim. Dudaklarım dudaklarına çarpmada önce fısıldadım.
“Adın… Bana adını söyle…” diye fısıldadım, nefes nefese.
Elini ensemden çekerek bacağıma düşürdü ve gözlerimin içine bakarak uzun parmaklarıyla bacağımı kavradı. Parmakları, üzerimdeki elbisenin eteğini bir çöpmüş gibi iterek yılan gibi içeri doğru sızdı.
Belimi gererek geriye doğru kendimi çektim ancak o, aramıza mesafe koymamam için alt dudağımı hızla dudaklarının arasına aldı.
“Ahh..mm..”
Alt dudağımı emdiğinde ona karşılık vermemek için kendimi geri çektim. Başımı yana çevirerek, dudaklarından kopardım dudaklarımı.
Bu onu hırslandırmış olacak ki, yüzünü yana çevirerek dudaklarımı tekrar kavradığında parmaklarımı saçlarının arasına attım ve kendime doğru çektim. İçimde coşan duyguları hissediyordum. Kanım kaynıyor, nabzım hızlanıyordu.
Dudaklarına büyük bir iştahla karşılık verirken, tüm gece aklımdan çıkmayan dudaklarını yemeye başladım. Onun aksine beceriksizce karşılık veren dudaklarımla daha çok hırslandı.
“Siktir. Ağzını aç…”
Elini dudaklarıma koyarak parmağını alt dudağıma yerleştirdi. Ona itaat ederek dudaklarımı araladım. Dudaklarımın arasına sızan parmağı, dilime dokundu. “O küçük dilini becermek istiyorum!”
Parmağı dilime dolandı. Bundan midemin bulanacağını düşünmüştüm ancak o kadar hoşuma gitmişti ki, dilimle parmağını yaladım. Parmağını yavaşça ağzıma sokup, çıkarttı. Parmağını emdiğimde kara bakışları kısıldı.
“Em. Daha fazla em.”
Ağzımın içini aralayan parmağını çıkartarak dudaklarını dudaklarımın üzerine getirdi ve sürttü. “Çok yanlış bir kişiye bulaştın, sarışın. Çok…”
Elleri kalçalarımı bulurken, dudaklarına fısıldadım. “Asıl sen, neye bulaştığının farkında değilsin.” dedim ve dudaklarımı dudaklarına bastırarak onu öptüm.
Dudakları hızla alt dudağımı kavrayarak emmeye başladı. Bende onun üst dudağını dudaklarımın arasına alarak dilimle yaladım. Genzinden yükselen inilti ile tutkumun yoğunlaştığını hissettim.
“Ahh…”
Dudaklarım iniltiyle aralanırken alt dudağımı dişleyerek ısırdı. Dudaklarımın şiştiğini, zonkladığını hatta uyuştuğunu hissedebiliyordum. Bedenim büyük bir zelzele ile karşı karşıyaydı.
Ne yaptığımı bilmiyordum ancak yaptığımdan pişman değildim. Hatta asla pişman olacağımı da düşünmüyordum.
Kalçalarımı sıkıca kavrayan avuçlarıyla beni kendine sertçe bastırdı. “Ahh, evet!” diye inledim, ihtiyaçla kendimi ona sürttüm.
Beni pantolonundan belirginleşen, gittikçe büyüyen ve sertleşen aletine bastırarak, vajinama sürttü. Üzerime doğru eğilerek alt dudağımı ısırdı. Ona zevkle karşılık verirken, inadımın beni getirdiği noktayı düşünüyordum.
“Bana sürtün, sarışın… Beni bu hale sen getirdin…” diye hırladı, dudakları boynuma değdiğinde saçlarını parmaklarımla kavradım. Uzun, yumuşak saçları parmaklarımın arasında kayıyordu.
Vajinamın git gide ıslanmaya devam ettiğini, kasıldığını hissedebiliyordum. Aletine kızlığımı sürttüğümde boğukça inlediğini duydum. Başını boynumdan kaldırarak gözlerimin içine baktı.
Hırsla ve alayla parlayan irisleri gitmiş, yerine arzu pırıltıları ile beni içine çekmeye çalışan bir yırtıcı gelmişti. Sakalları yanaklarıma sürtünüyorken, dudaklarıma fısıldadı. “Bu gece, bana aitsin sarışın.”
Levent, bana aitsin demişti.
Bu kelimeden nefret etmiştim.
Peki şuan aynı kelimeyi ondan duyduğum halde nasıl ıslanabiliyordum?
Uzanıp dudaklarına tekrar atıldığımda külotum neredeyse sırılsıklam olmuş, aleti kızlığımı parçalatacak raddede şişmişti. Kendimi ona deli gibi sürterken fısıldadım.
“Sende bana aitsin, yabancı.”