1. DÜĞÜN...
CEMRE'NİN AĞZINDAN...
Okul arkadaşımın abisinin düğününe gittiğim gün değişmişti hayatım...
•••
"Aslı sana dedim gelmeyeyim diye dimi? Bana göre değil böyle yerler ya!"
Her yer ışıl ışıl altınlarla parlıyordu. Varlıklı aileler düğünlerde takıp takıştırırmış. Bana çok saçma geliyordu. Gelinin gününde ne diye kocaman altınlarınızı takarsınız ki?
Herkesin kolları, boyunları sarı renklerle doluydu. Benimse kolumda gariban gibi aylıklarımla biriktirdiğim ajda bileziğim vardı.
"Söylenme Cemre! Ayrıca fena mı olur? Belki sana da kısmet çıkar buradan he!"
Omzuyla omzuma vurduğunda dengemi kaybedip yalpalanma yaşadım.
"Ay aman kalsın!" dedim kendimi toparlayarak.
"Altın havuzunda yüzmek istemiyorum. Sade bir aşk yaşamak istiyorum."
"Niye? Abimle yengemde aşk evliliği yapıyor Cemre. Bence çok saçma düşüncelerin var. Hep art niyetle bakıyorsun bize."
"Yaşam biçimleri farklı diyelim biz ona. Ben gelemem böyle kalabalıklara."
"Sana bu salondan bir görücü çıksın... O zaman göreceğiz bakalım!"
"Ne görücüsü? Boş boş konuşuyorsun yine bak!"
"Haaahhh!" dedi hafif yükselen sesiyle.
"Giymiş parlak kumaşı, gelmiş salona... Sonra da boş konuşan ben oluyorum öyle mi? Valla benden söylemesi seni alacaklar bu gece!"
Hayat gerçekten hiç sevmediğimiz otu burnumuzun dibine sokarmış. Ürkek bakışlarla etrafa göz gezdirirken abartısız 5-6 erkekle bakışlarımız buluşmuştu.
En iyisi başını masadan kaldırmadan düğünün bitmesini beklemekti. Bana kalsa şimdi kalkar giderdim ancak Aslı asla müsade vermiyordu.
Aradan 1 saat geçmişti ki "Ay yeter Aslı!" dedim.
Oturduğum andan beri bakışlarının ağırlığını üzerimde hissettiğim densiz hâlâ utanmadan beni inceliyordu. Kalkıp ağzının payını vereyim diyorum ama sonra düğün sahibine ayıp olur diye durduruyorum kendimi. Çünkü çok iyi biliyorum ki çenem açılırsa daha da kimse tutamazdı beni...
"Yine ne oldu ya? Ne güzel oturuyorduk."
Nefes nefese kalmıştı. Az önce halaydan çıkıp yanıma gelmişti yeniden.
"Sıkıldım Aslı! Senin hatırın için geldim ama benden bu kadar!"
Masanın üstündeki çantamı alarak ayaklandım.
"Ee bi kere halay çekelim bari Cemre..."
"Olmaz, cidden olmaz!"
"O zaman bekle bizimkilerden birisine diyim seni eve bıraksınlar."
"Yok ben giderim!" dedim elimi havaya kaldırıp.
"Hiç zahmet etmesinler taksiye atlar giderim Aslı!"
"Ne diyebilirim ki? Geldiğin için çok teşekkür ederim can dostum..."
Ellerimi tutup gözlerimin içine samimiyetle baktı.
Can dostumdu...
Canımdan öte bildiğim sırdaşımdı. Yaklaşık 10 yıllık arkadaştık Aslı'yla. Şu günüme kadar en ufak ihanetini yakalamadım. Beni hep aileden birisi olarak bildi, keza ben de onu öyle. Belki yaşam tarzlarımız farklıydı ancak kafa yapılarımız aynıydı.
Onun ailesi çok tutucuydu. Bize bile bir kere ailesinden gizli gelmiş, onda da bir saat ya oturmuş ya da oturmamıştı.
Dışarıdan gelen misafire çok hoşgörülülerdi ancak kendi içlerinde inanılmaz bir kıyas vardı. Sanki herkes birbirleriyle yarış hâlinde gibiydi ve bu durum hiç hoşuma gitmemişti...
"Abine tebriklerimi iletirsin. Ömür boyu mutlu olsunlar, yuvaları huzurlu olsun."
Her iki yanağından da öptüm. Ellerimiz ise hâlâ bir bütünü andırıyordu...
"İletirim canım benim. İyiki geldin Cemre..."
"Tabii ki de geleceğim şapşal seni!"
Yine ağlatmaya çalışıyordu. Zaten duygusal yapım var, iki acıklı söze hemen dökülüveriyor yaşlarım...
Ellerimizi ufak bir hareketle ayırdım.
"Neyse ben gideyim artık. Ben ve..."
Kolumdaki ajdamı sallayarak "Kilom ağırlığındaki altınım bugün çok yorulduk." dedim gülerek.
"Ya of dalga geçme Cemre!"
Koluma vurduğunda "Yalan mı?" dedim.
"Bunca paranın içinde kendimi züğürt hissettim valla."
İnsanın kalbi zengin olduktan sonra ne önemi vardı onlarca altının? Birlikte sohbet ederek kapıya kadar yürüdük. Aslı içeriden çağrıldığı an ihtişamlı düğün salonuna dönüp sakin kafayla yeniden baktım.
Zengindiler...
Aslı'nın giydiği kıyafetten taktığı takısına kadar para varlığını belli ediyordu.
Ben mi? Ben orta gelirli bir ailenin hemşire kızıydım. Babam memur, annem de tekstil işçisiydi. Kendi yağımızda kavruluyorduk işte. Mutluyduk, huzurluyduk ve en önemlisi aileydik...
"Ah şu para..." dedim derin bir iç çekişle.
"Ah şu para varya şu para..."
"O para istersen avuçlarının içine serilir."
Ardımdan gelen tok sesle irkilerek geriye döndüm.
Bu... Düğün boyunca beni izleyen adamdı. Saygısız!
"Anlamadım, bana mı söylediniz?"
"Burda senden başka biri mi var?"
Şeytan diyor bi tane yumruk çak gözüne, bir sürü kişi görsün ama o şeytanı dinleyemem işte...
Cevap vermeden yoluma döndüğüm vakit "Ben bırakabilirim sizi." diye seslendi.
Yeniden adama dönüp "Gere-..." diyecekken yüzük parmağında parıldayan alyansı görünce nevrim döndü. Adam evli!
"Parmağındaki yüzükten utan be!" dedim iğrenir bakışlarımla.
"Belliki buralarda yenisin çünkü seni ilk kez görüyorum. Kimin misafirisin?"
"Sana ne!"
Evli olduğunu anladığımı umursamadı bile.
Konuşmak istemiyordum ama her yoluma döndüğümde ısrarla önümü kesiyordu.
"Sana bu düğünün iki katını yaparım. Hepsinden daha çok param vardır."
"Varsa var! Abicim peşimi bırak yoksa yemin ediyorum polisi ararım!"
"Karımla aramızda hiçbir bağ kalmadı zaten. Evlerimiz ayrı, yataklarımız ayrı. Aileler sorun çıkartmasın diye evli kalıyoruz sadece."
Yok! Susmuyordu, çenesi asla susmuyordu.
Beni buna mecbur bıraktın!
Çantamın içinden çıkarttığım biber gazını hiç çekinmeden gözlerinin içine kadar sıktım.
"GERİZEKALI SENİ!" diye bağırdım daha fazla dayanamadığımdan.
"SEN BENİ NE SANIYORSUN HE! İKİ TANE ALTINA KANIP KUMAN MI OLACAKTIM! AHLAKSIZ, IRZ DÜŞMANI!"