2. Bölüm

1697 Words
“Tüm aksilikler beni mi bulmak zorunda.” Evin kapısı sıkışmış açmakta zorlanıyordu. Zaten böyle eski bir binadan sağlam kapı beklemek ne kadar doğruydu. Anahtarı ne kadar çevirse de açamayacağını anladığında derin bir nefes alarak kapıya bir tekme attı. “İşte bu kadar.” dedi gülümseyerek. Evet bir tekmeyle açılacak kadar da basit bir kapıydı aslında. Neyse ki böyle fakir bir mahallede hırsızlık olma ihtimEfe en alt seviyedeydi. Burada ki evlere hangi aklı başında hırsız girerdi ki. Resmen her yer fakirlik kokuyordu. Fakirliğin bir kokusu olduğunu biliyor musunuz? Evet fakirliğin kokusu var rutubet mesela rutubet kokar. Bir de bu evde ekstradan çöp kokusu var. Ne var yani hamburgerin içinde ki turşuları yemek zorunda mı herkes? E birikince bazı yarım kalan şeyler kokması gayet normal. Haftada bir elbette çöpleri atıp evi temizliyor ama ertesi gün aynı şekle geri geliyor. Eve girdikten sonra köşede bulunan çokta ağır olmayan ayakkabılığı kapıyı kapatarak arkasına itti. Evet hırsız girmezdi ama evin içinde kapı açık oturacak hEfe yoktu. Yandan astığı çantasını koltuğun üzerine fırlatarak orta sehpa olarak kullandığı milatta kalma ahşap masayı önüne çekti. Üzerinde bulunan muhtemelen dün geceden kalmış olan pizza dilimini ağzına atarak bilgisayarının internet bölümüne girdi. Ucuz diyetisyen yazarak arama yapması çokta tuhaf değildi sanırım. Yani hepimiz yaparız değil mi? Bir kaç isim çıktı. Melisa Çıkrık. Tel: 00000222223333 Önce telefonunu çantasından çıkartarak numarayı tuşladı. Bir kaç kez çaldıktan sonra gayet kibar sesli bir kadın “Merhaba Melisa hanımın ofisi size nasıl yardımcı olabilirim?” “Muayene ücretiniz hakkında bilgi almak istiyorum.” Masanın üzerinde ki boş kola şişesini içinde olması umuduyla salladı. Çünkü şuan fazlasıyla bir şeyler içmeye ihtiyacı vardı. “Tabi 450 TL” Elinde ki boş şişeyi aniden yere düşürdü. “Hanım efendi bu hangi ülkenin ucuzluğu acaba?” “Anlamadım efendim.” Karşısında ki kişinin zayıf ve diġer kadınlarla aynı özellikte olduĝuna o kadar emindi ki. “Zaten siz kokoş olanların anlayamama problemi var sanırım bugün ikinci anlamayansın.” Telefonda ki dıt sesini duyduktan sonra yüzüne kapatıldığını anladı. “Arama dakikalarıma yazık oldu.” 500 dk, 500 sms, 5 gb internet. Klasik paket. Aramasını çok çok ucuz diyetisyen olarak değiştirdi. Asaf Yılmaz. Tel: 000333444 İstemsizce gülmesine engel olamadı aynı soyadını taşıması fazlasıyla normaldi bu ülke için ama ucuzluk yazınca çıkması eminim bir şeylere işaretti. Numaraları girerek arama tuşuna bastı. Epey uzun çalmıştı ama açan yoktu saatin akşam 9u gösteriyor olması da kapatmış olma ihtimallerini arttırmıştı. Tam kapatacakken nefes nefese bir ses telefona cevap verdi. “Alo ben diyetisyen Asaf Yılmaz nasıl yardımcı olabilirim.” Bu nefes nefese kalma olayının 2 sebebi olmalıydı. Ya sıska sekreterle gece mesaisi ya da müşteri sıkıntısı çeken, telefonlara bile kendi bakan gerçekten ucuz bir diyetisyen oluşuydu. “Muayene ücretinizi öğrenebilir miyim?” “100 lira.” “Teşekkür ederim.” Melis tam kapatacakken adam “bir dakika” dedi. “Aslında bugün kampanya yaptık 80 lira.” Sanırım ihtimallerden 2. Olan fazlasıyla ağır basıyordu. “Yarın için randevu oluşturalım o halde?” “Elbette saat kaç olsun?” Yarın işinin ilk günüydü ve kaçta çıkacağını bilmiyordu ama öğle arasında gidip gelebilirdi. “12.30 lütfen.” “Tabi. Yarın görüşürüz o halde. Bu arada elinizde yediğiniz her ne ise onu bırakır mısınız ve lütfen bu saatten sonra hiç bir şey yemeyin. Sabah ilk kalktığınızda bir büyük bardak limonlu su içerseniz daha zinde olacak ve gün içinde kalori yakmaya devam edeceksiniz.” Hizmetten bu kadar erken yararlanacağını tahmin etmemişti. Elinde ki pizzaya uzun uzun baktıktan sonra masaya koyarak “peki.” dedi. Bırakmak zorundaydı zaten. Yoksa işinden kovulacaktı ve daha kötüsü gelen faturalar ve kirayı ödeyemediğinden bavullarını toplayıp köyde domates, biber yetiştirecekti. 2 kutu pizza parasına diyetisyen. Bu kadar ucuzluğun altından sahte diyetisyen çıkmazdı değil mi? Saatin 10a geldiğini fark ettiğin de iyice midesi kazınmıştı. Hele şu reklamlarda ki yemekler. “Of” dedi kadın “bu kadar iştah açıcı reklamlar koymak zorunda mısınız? Diyette olan vardır diye hiç düşünmüyor musunuz?” diyerek kalu beladan kalma televizyonun düğmesine bastı. Sabah erkenden işe gitmesi gerekiyordu ve uyanamama gibi bir problemi vardı ama bu açlıkla uykuya dalamazdı elbette. Tezgahın üzerinde duran yarım dilim ekmeği eline alarak yatağa ilerledi. ... “Geç kaldın.” Cayır, cayır yanan Oylum kollarını birbirine bağlamış topuklu ayakkabısının birini yere vuruyordu. “Söylemeseydin bunu anlamayacaktım.” Evet geç kaldığının oda farkındaydı birinden duymasına gerek yoktu. “Hande hanım çok kızdı.” Dün onlarla görüşen kadını gösteriyordu. Adını öğrenmesi iyi olmuştu zira şey hanım özür dilerim demek abes kaçabilirdi. Kolunun yarısına inen sırt çantasını tekrar omzuna takarak kadına doğru ilerledi. “Hande hanım, çok özür dilerim. Ben uyuyakalmışım” Kadın tek kaşını kaldırdı. “Bir daha tekrarlarsa hiç gelme zahmetinde bulunma.” İnsanlık hEfeydi geç kalabilirdi tabi ki ilk iş gününde böyle bir şey yapmasıydı mükemmel olabilirdi ama... “Oylum sana yerini göstersin. Siz bir kaç çizim yapın daha sonra da gelip bana gösterin.” Emirleri ard arda sıralamıştı ah üst sınıf her şeyin kusursuz işlemesi için herkesi harcayabilirlerdi insani duyguları bile. “Burası senin masan.” dedi küçük ve dar masayı göstererek. Kendisi hemen yanında ki gayet büyük masaya oturmuştu. “Neden senin masan daha büyük. Hayır cüsseyle alakalı bir durumsa benim orada olmam daha mantıklı olacak.” “Hayır tatlım.” dedi tırnaklarını törpüleyerek “ilk ben geldiğim için bu masaya ben yerleştim. Çok dakiğimdir de.” “Hem tüm çizimleri ben yapacağım hem de sen büyük masaya mı yerleşeceksin boş boş oturmak için?” “Ben de çizim yapacağım.” “Evet doğru. Süs bebeği olarak gözükmemen için bir kaç şey karalayacaksın.” “Sonuç olarak bu masa benim.” dedi kız sırıtıp kollarını masaya vurarak. “Hayır ben şimdi gidip Hande hanımla konuşacağım ve sen bu masaya geçeceksin.” “Evet git küçük bir çocuk gibi öğretmene şikayet et. Daha ilk günden geç kalmış biri olarak fazla göze batmaz mısın sence de? “ Tam ilerliyordu ki Oylum’in sözleriyle duraksadı. “Yana yana kül ol inşallah.” dedi masasına oturarak. Kadın ise tırnaklarını törpüleyerek sırıtmaya devam ediyordu. Bu kızın gerçekten kişilik problemi olmalıydı. Dosyalarını ve kalemlerini küçük masaya sıkıştırmaya çalıştı. Kos koca şirkette gerçekten daha büyük bir masa yok muydu? “Çay ister misiniz kızlar?” Muhtemelen şirketin çaycısı olan adam demli bir çay ve yanında iki şekeri masanın boş bir köşesine iliştiriverdi. “Ben Avni. Bu şirketin çaycısıyım. Çay, kahve, tost ve dedikodu için 7/24 beni arayabilirsiniz.” “Sağ ol.” dedi Melis çayından bir yudum alarak. “İnşallah siz kalıcı olursunuz.” “Ne demek kalıcı olursunuz?” diye sordu Melis. “Efe bey çok takıntılı bir adamdır. Genelde tasarımcılara bir kulp bulur 1 ay sonra işten postalar. Geçen bir tanesini sıradan giyiniyor diye kovdu. Böyle de tuhaf bir insan.” dedikten sonra Melis’i epey süzdü. Gömleğini düzeltip karnını içine çekmesi devasa vücudunu gizleyemiyordu. Sanırım asıl patronla tanıştıktan sonra kovulması saniyeler alacaktı. Saat 12 olduğunda Oylum’in “hadi yemeğe” demesiyle kendine geldi. “Sen git benim randevum var.” Randevum var farklı bir şekilde algılanmıştı kadın tarafından. “İyi şanslar zira fazlasıyla şansa ihtiyacın var.” Savurduğu saçlarını kopartmak istese de çoktan çıkmıştı. ... Yeni bir bina değildi fakat çokta eski sayılmazdı. Zile bir kez basmıştı ve siyah saçlı, orta boylu, gözlüklü bir adam gülümseyerek “Merhaba.” dedi. “Melis Yılmaz değil mi?” “Evet.” dedi içeri adımı atarak. İçeri de küçük bir masa, sandalye ve bir koltuk vardı sadece. Sanırım işler pek iyi gitmiyor diye geçirdi içinden. “Buyurun oturun.” dedi siyah deri koltuğu göstererek. Melis koltuğa oturduğun da koltuğun çöktüğünü fark etti. “Sizden kaynaklı değil.” dedi eliyle paniklememesi için. “Mobilyaları değiştirmem gerekiyor.” Kesinlikle değiştirmeliydi. Yoksa insanların bu durumda kalınca psikolojisi epey bozulabilirdi. “Sanırım kilo vermek istiyorsunuz?” Kadın elleriyle vücudunu göstererek “yani” dedi. “Dün size söylediklerimi yaptınız mı?” “Hayır.” dedi kadın gayet net bir sesle. “Öncelikle şu konuda anlaşalım benim dediklerimi uygulamazsanız hiç bir sonuç alamayız.” “Maalesef.” diye mırıldandı. “Şimdi tartıya çıkalım ve sonuca göre bir liste oluşturalım.” Çantasını koltuğa bırakarak siyah tartının üzerine çıktı. “109.9kg” dedi Doktor yerine oturarak. 300 gram eksik çıkmasının bütün gün hiç bir şey yememesinden kaynaklı olduğunu düşündü. Aralarda yediği bisküviler hariç. “Şimdi size bir liste vereceğim ve 2 haftada bir görüşmek isteyeceğim. Hem listenizi değiştireceğiz hem de gidişatı konuşacağız. Bu arada bu cep numaram.” dedi elinde ki kağıdı uzatarak. “Bana her zaman mesaj atabilirsin, arayabilirsin kafana takılan şeyleri sorabilirsin.” Bilgisayardan listenin çıkmasını beklerken “kaç kiloya kadar düşmem gerek.” diye sordu Melis. “Sen kaç istersen.” Gülümsedi ve ellerini masanın üstüne koyarak parmaklarının uçlarını birbirine değdirip konuşmaya devam etti. “Bak şöyle yapalım. Sen buradan çıkınca kendine bir elbise al ama zayıflayınca giyebileceğin bir elbise bedenine kendin karar ver ve sen o elbisenin içine girebildiğin de biz yollarımızı ayıralım.” “Hiç giyemeyeceğim bir elbiseye para vermek aptalca.” “Hayır, böyle düşünürsen baştan pes etmiş olursun biz seninle o elbisenin içine gireceğiz.” Evet son cümle biraz tuhaf olmuştu. “Tamam.” dedi kadın. “Listeyi alabilirsem işe geç kalmak istemiyorum.” “Tabi.” dedi elinde ki listeyi uzatarak “lütfen limonlu suyu ihmal etmeyin.” Gülümseyerek cüzdanından çıkarttığı 80 lirayı uzattı ve oradan ayrıldı. Dışarıya adımını attığın da listeye bir göz gezdirdi. Sabah Kahvaltı; 1 dilim kepek ekmeği 1 dilim beyaz peynir Bol domates Salatalık Ara Öğün; 1 adet meyve Öğlen Yemeği; 100gr. Yağsız etli salata 1 kase light yoğurt 1 kase çorba Ara Öğün; 1 adet meyve 2 ceviz, 6 fındık veya badem Akşam Yemeği; 7 yemek kaşığı etsiz sebze yemeği 1 ince dilim kepek ekmeği Salata 1 kase light yoğurt “Yine aç kalacağım.” diyerek listeyi çantasına sıkıştırdı. Tam karşısında ki mağazada ki yeşil tüllü elbise dikkatini çekti mini ve dantelliydi. Doktorun söyledikleri aklına geldi. Hiç giyemeyeceğini düşünse de o elbiseyi alacaktı. Mağazaya girdiğin de “şu yeşil elbiseden istiyorum” dedi görevliye. “Efendim o elbiseden sizin bedeninize göre maalesef yok.” Tabiiki de olmayacaktı bu bedene o elbise olur muydu? Ama böyle terslenmek hoşuna gitmemişti. “34 beden istiyorum” dedi sert bakışlarıyla. “Peki efendim.” diyerek elbiseyi getirdi. 34 beden fazla iddialı olmuştu sanki. Aldığı elbiseyle mağazadan çıkarak karşıda ki hamburgerciye yöneldi. Son bir hamburgerden zarar gelmezdi değil mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD