Mete, Cenk’in yatağına sırt üstü kendini bırakırken, Cenk “hadi ama inat etmesene” diye bıkkınlıkla konuştu. Bütün sınavları bitmiş artık resmen birer mezun olurken, sıra baloya gelmişti. Herkes birbirini bir daha uzun sure göremeyeceğinin farkında olarak mezuniyet balosunu iple çekerken tek gitmek istemeyen Mete’ydi.
“Git koluna başkasını tak oğlum benden hayır gelmez sana.”
“Niye kardeşine sevgilim olduğunu söylemişsin ya baloya sevgilimle gitmeyeceğim de kiminle gideceğim.”
“Siktir git Cenk.”
“Olur lan yeter ki iste.”
Cenk’in cevabıyla Mete arkasındaki yastığı alıp ona fırlatırken “iyice kafayı yedin sen” dedi.
Cenk onun fırlattığı yastığı havada kaparken “yastık savaşı” diye bağırıp Mete’nin üstüne atlamıştı.
Cenk’in tek kişilik yatağının üstünde boğuşurlarken kapının açıldığını duyduklarında ikisi de kafalarını kaldırıp gelene baktılar.
Haluk Bey kaşlarını çatmış karşısındaki gençlere bakarken sinirlenmemek için sabretti.
Onun yüz ifadesini fark eden Cenk ile Mete ise birbirlerine bakıp durumlarını fark edince Mete üstünde yatan Cenk’i itmiş Cenk de hızla kalkmaya çalışırken yatağın çarşafına takılarak yere düşmüştü.
Mete onun haline kahkahalarla gülerken Cenk “kapa lan çeneni” diyerek ona vurdu.
Kapıda hala onları izleyen Haluk Bey boğazını temizleyerek “Mete seninle biraz konuşabilir miyiz?” diyerek kapıdan ayrıldı.
O gittikten sonra Mete, Cenk’e şaşkınlık ve korkuyla bakarak “neler oluyor” dedi. Artık Haluk Bey ondan bıkmış evden kovuyor olabilir miydi?
“Git de neler oluyor öğrenelim” diyen Cenk’in lafıyla Mete yerinden kalkarken salona gittiğinde Haluk Bey’i yemek masasında oturmuş onu beklerken bulmuştu.
Mete’nin salona girdiğini gören Haluk Bey karşısındaki sandalyeyi göstererek “geç Mete” dediğinde Mete tedirginlikle onun karşısına geçti.
Mete oturduğunda Haluk Bey ona gülümseyerek “okulu birincilikle bitirmek nasıl bir duygu” dedi.
Mete, Haluk Bey’in sorusunun altında neler yattığını düşünürken cevap vermek için bir kaç saniye kaybetmişti.
“Iıı şey güzel sanırım” diyerek kekelediğinde Haluk Bey gülerek “rahat ol Mete, sana güzel bir haber vermek için buradayım” dedi.
Mete “nasıl bir haber” derken sesi titremişti. Onun için şu saatten sonra nasıl bir haber iyi haber olurdu ki...
“Cenk bana Columbia üniversitesine kabul edildiğini söyledi.”
“Evet ama biliyorsunuz ki artık o üniversitenin masrafını karşılayamam.”
“İşte bende bu yüzden seninle konuşmak istiyorum.”
Haluk Bey’in gülümseyen gözlerine bakan Mete kalbinde ufak bir heyecan hissederken “nasıl yani” dediğinde Haluk Bey “senin için Cenk’in burs aldığı kurumla konuştum” dedi.
Mete nefesini tutarak onun devam etmesini beklerken, Haluk Bey “notlarını ve futboldaki başarılarını anlattım okulundan da kayıtlı bilgileri aldılar ve sana burs vermeyi kabul ettiler” diye devam ettiğinde Mete ağzı açık bir şekilde ona bakıyordu.
Haluk Bey karşısında kıpırdamadan duran Mete’ye “Mete beni duydun mu?” dediğinde, Mete gözlerini kırpıştırmış masanın üstünde titreyen ellerini nereye kocayacağını bilememişti.
Sonunda “siz ciddi misiniz?” dediğinde Haluk Bey “elbette oğlum” deyince Mete yerinden fırlayıp masanın etrafında dolanarak onun boynuna atladı.
Gözlerinden yaşlar akarken Haluk Bey’e sıkıca sarılıp tekrar tekrar teşekkür etti.
Haluk Bey ona teşekkür etmemesi gerektiğini o sadece ondan bahsettiğini açıklasa da Mete ona teşekkür etmeye devam etti.
Haluk Bey’e sarılıp “babamın yapmadığını bana siz yaptınız nasıl teşekkür etsem az” dediğinde, Haluk Bey ellerini onun omuzlarına yerleştirip Mete’nin gözlerine bakarken “her zaman en iyisini kendin için sen yaparsın Mete başkası değil. Ben sana bir şey yapmadım notlarını yüksek tutarak bunu sen yaptın. Ve daha iyisini yine kendin için sen yapacaksın. Bu hayatta her şey sadece senin için bunu unutma evlat” dedi.
Mete kafasını aşağı yukarı sallarken “yine de teşekkür ederim” dediğinde, Haluk Bey ona gülüp yüzüne hafifçe vururken “hadi git de Cenk’e düzgünce anlat kafasını odadan sarkıtıp dinlemeye çalışmaktan boyun fıtığı olacak” dedi.
Mete gülerken tekrar minnetle “Haluk Bey” dediğinde Haluk Bey onu kapıya doğru itip “git hadi ve şu Bey lafını da at artık, bana Haluk amca diyebilirsin” dedi.
“Peki Haluk Amca” diyen Mete, Cenk’in odasına gittiğinde zaten her şeyi duyan Cenk hemen onun boynuna atlamış “işte bu be” demişti.
Birbirlerine sarılıp bir süre oldukları yerde anlamsızca zıplarken Cenk “eh artık bunun şerefine mezuniyete gideriz” dediğinde Mete ona itiraz etmeden “gideriz kardeşim” deyince Cenk “oley beee” diye bağırmıştı.
Mezuniyet gecesi Melis, Cenk ile Mete’yi koluna takıp mezuniyete giderlerken Mete kardeşine üst üste nasıl izin aldığını sormuştu.
Melis ise abisine bakıp gülümseyerek omuz silkip “izin aldığımı kim söyledi, gelip mezuniyeti basacak halleri yok ya” dediğinde, Cenk onun yanağından makas alarak “aferin kız” deyince hep beraber gülmüşlerdi.
Balo salonuna girdiklerinde üçü yan yana dikkatleri üstlerine toplamayı da başarmıştı. Mete’nin ailesiyle olan durumu kısa sürede etrafa yayılmıştı. Neyse ki kimse aile içindeki kavganın ayrıntısını bilmiyordu. Mezuniyet boyunca Mete tüm meraklı soruları üstü kapalı bir şekilde geçirirken takımıyla birlikte sohbet ederken yanlarına gelen Ayaz, Mete’nin sinirlerini germeyi başarmıştı.
“Ooo kaptan Mete Timur. Ah pardon duydum ki senin peder seni şutlamış. Neydi adın” dedikten sonra Mete’nin takım arkadaşlarına bakarak “neydi çocuklar hatırlayamadım” dediğinde, Cenk “defol git Ayaz” diyerek onun karşısına dikildi.
Mete onu kolunu tutarak geri çekerken “belli ki kaptanlığı elinden almamı hala hazmedememişsin Ayaz” dedi.
Ayaz onu duymazlıktan gelerek “hah hatırladım Mertoğlu, bakalım bundan sonra ne yapacaksın Mete Mertoğlu, Timur soyadının gölgesi etrafında olmadan her şeyi elde edebilecek misin?” dediğinde, Mete ona doğru dönerek “ben her şeyi kendim hak ettim Ayaz, babasının adını kullanarak kendini takımda tutmaya çalışan ben değildim” dedi.
Ayaz’ın yüzü anında öfkeyle kasılırken Mete’nin yanında duran, sessizce olayı izleyen Melis’e bakarak “ah siz şimdi ne oluyorsunuz, baban abini reddettiğine göre artık senin abin değil ha” deyince Mete “ne diyorsun lan sen” diyerek onun üstüne yürüdü.
Melis de abisinin yanına gelerek “saçma sapan konuşmayı bırak Ayaz” dediğinde Mete kardeşine şaşkınlıkla bakarak “siz nereden tanışıyorsunuz” dedi.
Melis “sonra anlatırım abi” dediğinde, Ayaz sırıtarak Mete’ye bakıp “geçen akşam ailecek yemekteydik, bizim babalıklar ortak iş yapmaya karar vermişler” dedi.
Mete’nin yüzü öfkeden kıpkırmızı olurken Ayaz’ın dibine girerek “kardeşimden uzak dur Ayaz yoksa seni pişman ederim” dedi.
Ayaz ona cevap vermek istese de arkadaşlarının “gidelim artık Ayaz” demesiyle Mete’ye alaycı bir bakış atıp arkadaşlarıyla birlikte uzaklaşmıştı. Onun gidişiyle kardeşine dönen Mete “bu çocuktan uzak duracaksın minik fare” dediğinde, Melis “merak etme abicik o salak bana bir şey yapamaz” diyerek Mete’ye sarıldı.
Takım arkadaşları “eee Mete bundan sonra ne yapacaksın yani hala üniversiteyi düşünüyor musun?” dediklerinde onun yerine Cenk atılarak “bu da soru mu oğlum adam Columbia Üniversitesine gidiyor” dedi.
Takımdan tezahüratlar yükselirken Melis şaşkınlıkla abisine bakıp kalmıştı. Onun bakışını fark eden Mete kardeşine dönerek “Cenk’in burs aldığı kurum bana burs vermeyi kabul etti” diyerek açıkladı.
Melis’in gözleri dolarken “nasıl yani beni bırakıp gidecek misin?” dediğinde Mete kardeşine sarılmak istemiş ama Melis onu iterek geri kaçmıştı. Arkadaşları onları ilgiyle izlerken Mete “Melis bunu sonra konuşuruz” dese de Melis dinlemedi. Sinirle ayağına takılan gece elbisesinin eteklerini kavrayıp çıkışa doğru ilerlemeye başlamıştı.
Melis çıkışa doğru koşar adım ilerlerken Mete de onu takip etti. Bahçeye çıktıklarında kardeşinin kolunu tutup durdururken “hadi ama minik fare konuş benimle” dediğinde Melis kızarmış gözleriyle ona bakıp “ben senin için o adamı karşıma alırken sen beni tek başıma bırakıp gidecek misin?” dedi.
Mete “Melis” diyerek ona yaklaştığında Melis “hayallerinin olduğunu biliyorum, gerçekleştirmek istediğini de biliyorum ama benim senden başka kimsem kalmadı abi, beni bırakıp nasıl gidersin. Beni onunla nasıl bırakırsın” dediğinde Mete kafasını yere eğerken “öyle ya da böyle gideceğimi biliyordun” dedi.
Melis sinirle gülerken “sen arkanda nasıl bir cehennem bıraktığının farkında mısın?” diye bağırdı.
Mete kafasın kaldırıp ona endişeyle bakarken Melis ağlamaya başlayarak “sen her şeyi yakıp gittin ama ben hala o evde yaşıyorum ve yaşamaya da mecburum. Tek tesellim senin yakınlarda olmandı. Şimdi bana dünyanın diğer ucuna gideceğini söylüyorsun. Ben nasıl dayanacağım abi bunu hiç düşündün mü?” dediğinde Mete “minik fare” diyerek ona uzanmak istedi ama Melis yine geri kaçtı.
“Git abi git ve her şeyi yakıp yıkmayı göze aldığın hayallerini yaşa” diyen Melis sinirle arkasını dönüp koşmaya başladı. Mete onun arkasından gitmek istese de yerinden kıpırdayamadı. Çünkü ona söyleyecek tek bir kelimesi bile yoktu. Melis’in dediği doğruydu. Her şeyi arkasında bırakıp çıkıp gitmişti ama zaten cehennemden farksız evin ondan sonra nasıl bir hal aldığını hiç düşünmemişti. Melis’in onu görmek için uydurduğu bahanelerinin sonuçlarının ne olduğu hiç düşünmemişti. Nasıl bir abiydi kardeşinin ne bedel ödeyerek yanına geldiğini hiç sorgulamamıştı.
Tadı kaçan Mete baloya geri dönmezken onları merak ederek dışarı çıkan Cenk ile birlikte eve geri döndüler. Bütün gece Melis’in söylediklerini düşünen Mete gitmekten vazgeçmişti. Hayallerini biraz daha ertelemesi gerekiyordu. Kardeşinin iyi olduğundan emin olmadan buradan ayrılamazdı.
Sabah olduğunda ise Mete’nin akşam ki kararının aksine Melis sayesinde tekrar gitmek için hazırlanmaya başlayacaktı. Bütün gece uyumayan Melis de söylediklerini düşünmüş. Abisinin kendisi için hayallerinden vazgeçmesini istediğine inanamamıştı. Abisinin hayallerinin ne kadar büyük bir istekle gerçekleştirmek istediğini bilirken bunu ona nasıl yapmıştı. Yaptığından anında pişmanlık duyarken sabah hiç vakit kaybetmeden soluğu Cenklerin evinde aldı.
Mete karşısında oturan kardeşine “sen istesen de gidemem artık Minik Fare, seni arkamda bırakamam” dediğinde, Melis abisinin ellerini tutarak “yapma be abicik bir eşeklik ettim işte, yapma lütfen, git ve hayallerini yaşa, beni de bu vicdan azabından kurtar. Eğer benim yüzümden kalırsan kendimi hiç affetmem” dedi.
“Melis ısrar etme lütfen. Tüm söylediklerinde haklıydın. Ben bütün gemilerimi yakıp oradan çıkarken arkamda nasıl bir enkaz bıraktığımı hiç düşünmedim. Oysa bunu düşünüp ona göre hareket etmeliydim.”
“Abicik artık olan oldu. Hiçbir şeyi geri alamayız. Lütfen git ve istediğin üniversiteyi oku.”
Mete itiraz ederek kafasını iki yana sallayınca Melis üzüntüyle “abi lütfen eğer gitmezsen kendimi hiç affetmem bir de bunu yıkma üstüme” diye yalvardı.
Mete onun gözlerine bakarken “gerçekten gitmemi istiyor musun? “ dediğinde Melis gülümseyerek “hem de çok, git de bende her fırsatta yanına geleyim” dedi.
Mete ona gülerken Melis sevinçle “gideceksin değil mi?” dediğinde, Mete “peki minik fare gideceğim” dedi.
Aldığı cevapla Melis onun boynuna atlarken sıkı sıkı abisinin boynuna sarılıp “biliyorum çok mutlu olacaksın abi” dedi. Onun sözleriyle iç çeken Mete “inşallah” diyerek öyle olmasını umdu.
Bir ay sonra tüm işlemlerini bitirip yola çıkma vakti geldiğinde havaalanında Cenk ve ailesi ile birlikte Melis de onu yolcu etmeye geldi. Abi kardeş yaşlı gözlerle vedalaşırken aynı duyguları onlarla birlikte bir kişi daha yaşıyordu.
Onların göremeyeceği bir yerde durmuş oğlunun gidişini izleyen Asuman Hanım iç çekerek ağlarken “güle güle git göz bebeğim yolun açık olsun” diye fısıldadıktan sonra daha fazla dayanamayarak arkasını dönüp oradan uzaklaştı. Bütün acısına rağmen her şeye sabredecekti. Oğlu için sabredecekti.