YEMİN

625 Words
6. Bölüm Berke: Şşş… sessiz ol. Su: Ama… Berke: Şş… Berke’nin gözleri kapalıydı. Parmakları Su’nun dudaklarında yavaşça dolaşıyordu. Teması yumuşaktı ama içinde bastırılmış bir şey vardı. Elini beline koydu. Onu kendine çekti. Aralarında neredeyse hiç mesafe kalmadı. Berke (kısık sesle): Kalbini duyuyorum… Su’nun nefesi hızlandı. Göğsü her nefeste yükselip iniyordu. Su: Berke… Sesinde hem çekinme hem de teslimiyet vardı. Dudakları birbirine o kadar yakındı ki nefesleri karışıyordu. Bir an… Zaman durmuş gibiydi. Sonra Berke aniden geri çekildi. Su’nun yüzü kızardı. Utandı. Hızla arkasını döndü. Ama Berke onu bırakmadı. Tekrar yaklaştı. Bu kez arkasından sarıldı. Sıkıca. Hiçbir şey söylemedi. Ama o sarılış… her şeyden daha ağırdı. Sabah Berke gözlerini açtığında başı zonkluyordu. Bir süre kıpırdamadı. Sonra yavaşça başını çevirdi. Su yanında uyuyordu. Yüzü sakindi… dün geceden kalan gözyaşı izleri hâlâ belliydi. Berke uzun süre onu izledi. Elini saçlarına götürdü. Yavaşça okşadı. Berke (fısıldayarak): Daha yeni başlıyoruz… Sesinde garip bir kararlılık vardı. Yataktan kalktı. Sessiz adımlarla odadan çıktı. Aşağı indiğinde mutfak soğuktu. Ama o durmadı. Kahvaltı hazırlamaya başladı. Her hareketi kontrollüydü. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu… Sanki dün gece annesini kaybetmemiş gibi. Ama gözleri… Her şeyi ele veriyordu. Merdivenlerden gelen hafif adım sesleri sessizliği böldü. Su yavaşça aşağı indi. Yorgundu. Gözleri şişti. Berke başını kaldırdı. Berke: Günaydın. Su: Günaydın… Su masaya baktı. Su: Sen mi hazırladın? Berke: Gel… otur. Su oturdu ama gözlerini ondan ayırmadı. Su: Gerçekten iyi misin? Berke hiç duraksamadı. Berke: Evet. Bu “evet”… fazla hızlıydı. Fazla düz. Su içini çekti. Su: Cenaze… bir saat sonra. Berke: Biliyorum. Masaya sessizlik çöktü. Berke tabağına dokundu. Ama yemedi. Sadece oynadı. Gözleri doluydu. Ama ağlamıyordu. Su: Neden yemiyorsun? Berke: Yiyorum. Su’nun sesi kırıldı. Su: Lütfen böyle yapma… ben de annemi kaybettim… Gözyaşları bu kez durmadı. Su aniden kalktı. Sandalyeyi geri itti. Ve yukarı çıktı. Bir süre sonra geri indi. Simsiyah giyinmişti. Yüzü solgundu. Gözleri şişti. Merdivenin sonunda durdu. Berke’ye baktı. Berke masaya yaslanmıştı. Elinde bir kadeh vardı. Ve bu kez… Hiç saklamıyordu. Gözlerinden yaşlar açıkça akıyordu. Her yudumda dudaklarını sıkıyordu. Su: Çıkalım mı…? Berke başını kaldırdı. Bakışları ağırdı. Berke: Annem… gerçekten bir daha hiç gelmeyecek mi? Su’nun nefesi kesildi. Gözleri doldu. Su (kısık sesle): Gelmeyecek… Berke yutkundu. Berke: Bir daha kahvaltı hazırlamayacak mı? Su gözlerini kapattı. Su: Artık… ben hazırlayacağım. Berke’nin yüzü gerildi. Berke: Benden daha çok onunla vakit geçirdin. Sessizlik. Berke: Benim geçirmem gereken zamanı… sen geçirdin. Su’nun gözleri büyüdü. Su: Beni mi suçluyorsun? Berke sustu. Bu sessizlik… cevaptı. Su’nun sesi sertleşti. Su: Gitmemeliydin. Su: Beni de… annemi de yalnız bırakmak senin tercihindi. Bu söz… Berke’ye çarptı. Sert. Gözlerini sıktı. Konuşamadı. Boğazı düğümlendi. Bir şey söylemek istedi. Ama söyleyemedi. Aniden arkasını döndü. Kapıya yöneldi. Su da peşinden geldi. Arabaya bindiler. Yol boyunca ölüm sessizliği vardı. Berke direksiyona baktı. Sonra aniden müziği açtı. Neşeli bir şarkı. Su kaşlarını çattı. Su: Neden bu şarkı? Berke gözünü yoldan ayırmadı. Berke: Annemle babamla hep bunu dinlerdik… eğlenirdik. Kısa bir sessizlik. Berke: Şimdi… ikisi de yok. Su sustu. Bu cümlenin ağırlığı… her şeyden fazlaydı. Mezarlığa geldiler. Ferhan mezarın başındaydı. Berke’nin içi öfkeyle doldu. Onu öldürmek istedi. Ama durdu. Henüz değil. Tabut mezarın yanındaydı. Su koştu. Dizlerinin üstüne çöktü. Su: Anne… annecim… Berke yavaşça yanına geldi. Tabutu açtı. Annesinin yüzü bembeyazdı. Soğuktu. Hareketsizdi. Vedalaştılar. Tabut mezara indirildi. Toprak atıldı. Her kürek sesi… Berke’nin içine indi. Ama o… Sadece izledi. Mezar kapandı. Her şey bitti. Berke arkasını döndü. Hiç kimseye bakmadan yürüdü. Arabaya bindi. Ve gaza bastı. Bu kez… Gözyaşlarını tutmadı. Akşam… Uçurumun kenarında durdu. Şehir ışıkları önündeydi. Arabadan indi. Kaputa yaslandı. Ve ilk kez… Gerçekten yıkıldı. Sesli ağladı. Kontrolsüzce. Bir çocuk gibi. Bir saat sonra… Sakinleşmişti. Ama gözleri hâlâ doluydu. Elinde bir sigara vardı. Duman ağır ağır yükseliyordu. Gözleri şehirdeydi… Ama zihni geçmişteydi. Tam o sırada— Telefonu çaldı. cebinden telefonu çıkarıp parçalanmış ekrana baktı arayan " BİLİNMEYEN ".
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD