ÇÖKÜŞ

1041 Words
Bir hafta sonra… Bugün Berke’nin doğum günüydü. Ama evde kutlama yoktu. Ev… bir haftadır sessizdi. Ağır, boğucu bir sessizlik. Berke gözlerini açtığında bir süre tavana baktı. Bugünün ne olduğunu biliyordu. Ama içinde hiçbir şey yoktu. Ne heyecan… ne beklenti… sadece boşluk. Duş alıp hazırlandıktan sonra aşağı indi. Mutfakta Su kahvaltı hazırlıyordu. Onu görünce başını kaldırdı. “Günaydın…” dedi. Berke kısa bir bakış attı. “Sana da.” Sesi düz ve soğuktu. Su bir an duraksadı. “Neden benimle konuşmuyorsun?” dedi yavaşça. “Kaçar gibisin…” Berke cevap vermedi. Sandalyeyi çekip oturdu. Ama yüzündeki gerginlik saklanacak gibi değildi. Su da karşısına oturdu. Kısa bir sessizlikten sonra tekrar konuştu. “Bugün doğum günün…” Berke başını hafifçe kaldırdı. “Hı.” “Bir şey yapmayı düşünüyor musun?” Bir anda Berke elini sertçe masaya vurdu. Su irkildi. “Ne zaman kutladım ki şimdi kutlayacağım?” dedi sertçe. “Annem ölüm döşeğindeyken mi?” Su’nun gözleri doldu. “Özür dilerim… abi…” Berke’nin bakışları bir anda değişti. “Bana abi deme.” Su dondu. “Neden…?” “Deme diyorum.” Sesindeki sertlik tartışmaya yer bırakmıyordu. Su’nun kalbi hızlandı. İçine bir korku düştü. “Mesajları mı gördü…?” Kahvaltı sessizlik içinde bitti. Su, cesaretini toplayıp elini Berke’nin elinin üstüne koydu. “Annem iyileşecek… üzülme lütfen…” Berke anında elini çekti. Gözleri buz gibiydi. Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Ve odasına çıktı. Kapıyı kapatır kapatmaz telefonu eline aldı. Tam o sırada bir mesaj geldi. Bilinmeyen numara. “Yıllardır babanın ölümünü araştırıyorsun… ama iz bulamadın, değil mi? Babanı arabasıyla uçurumdan iten kişi Ferhan. Doğum günün kutlu olsun.” Berke’nin nefesi kesildi. Bir an ekrana öylece baktı. “Bu ne demek lan…” diye fısıldadı. Sonra… içinde tuttuğu her şey bir anda patladı. Yumruğunu duvara geçirdi. Ardından bir tane daha. Camlar kırıldı. Eşyalar yere savruldu. “YILLARDIR!” diye bağırdı. Nefesi düzensizleşmişti. “AYNI EVDE…” Bir vazo yere çarpıp paramparça oldu. “BABAMIN KATİLİYLE YAŞAMIŞIM…” Gözleri doldu ama durmadı. “VE BEN…” Sesi kırıldı. “ONUN KIZINA…” Yutkunamadı. “ABİLİK YAPTIM…” Yumrukları artık kan içindeydi. Ama acıyı hissetmiyordu bile. Dizlerinin üstüne çöktü. Ellerine baktı. Kan… her yere bulaşmıştı. “Ben ne yaptım…” Aşağıda oturan Su, yukarıdan gelen sesleri duyunca panikle koştu. Kapıyı açtığında gördüğü manzara karşısında dondu. Her yer kırık döküktü. Berke duvarın dibinde çökmüş haldeydi. Ellerinden kan akıyordu. Su yavaşça yaklaştı. “İyi misin? Ne oldu?” Elini uzattı. Berke bileğinden sertçe tuttu. “Çık dışarı.” Su’nun sesi titredi. “Ama—” “ÇIK!” Bağırışıyla birlikte Su geri çekildi. Korkmuştu. Ama daha çok… ne olduğunu bilmemek korkutuyordu. İstemeden de olsa odadan çıktı. Berke hiçbir şey düşünemiyordu artık. Telefon tekrar çaldı. Ekran çatlamıştı. Arayan hastaneydi. Açtı. “Berke Bey…” dedi doktor. “Annenizin durumu çok kötü. Tedavi yanıt vermiyor… son kez gelip görmeniz iyi olur.” Berke’nin gözlerinden yaş süzüldü. Ama sesi çıkmadı. Telefon kapandı. Birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra aniden ayağa kalktı. Aşağı indi. Kapıyı açıp arabaya bindi. Su onu o halde görünce hiçbir şey sormadan peşinden geldi. Yol boyunca tek kelime edilmedi. Berke’nin gözleri kıpkırmızıydı. Ama artık ağlamıyordu. Sanki… içindeki her şey donmuştu. Hastaneye vardıklarında Berke arabadan iner inmez koştu. Direkt içeri girdi. Su da arkasından geldi. Girişte Ferhan vardı. Ama Berke… onu görmezden geldi. Odaya girdiğinde annesi makinelere bağlıydı. Bilinci kapalıydı. Berke yanına gitti. Elini tuttu. Sesi bu kez kırılıyordu. “Anne…” Gözleri doldu. “Ben… geç kaldım…” Yutkunamadı. “Bugün benim doğum günüm…” Sesi titredi. “Hiçbirini seninle kutlamadım…” Gözyaşları durmuyordu. “Babam gitti diye… ben de seni bıraktım…” Başını eğdi. “Özür dilerim…” Bir an durdu. Sonra fısıldadı. “Babamın katilini öğrendim…” Gözleri karardı. “Ferhan…” Elini daha sıkı tuttu. “Yemin ederim… hepsinin hesabını soracağım…” “Bize yaptıklarının bedelini ödeyecek…” Tam o anda makine ses verdi. Uzun… kesintisiz bir ses… Berke dondu. “Anne…?” “Anne…” “ANNE!” Doktorlar içeri girdi. Berke’yi zorla dışarı çıkardılar. Koridorda yere çöktü. Ellerindeki kan… annesinin eline bulaşmıştı. Bir süre hiçbir şey hissetmedi. Sonra kapı açıldı. Annesinin üzeri örtülmüştü. Bir eli dışarıdaydı. Ve o elde… Berke’nin kanı vardı. Su dizlerinin üzerine çöktü. “Anne…” diye ağladı. Ferhan sessizce arkasından yürüdü. Ama Berke… hiç hareket etmedi. Gözleri boştu. Çünkü o anda… içindeki son parça da ölmüştü. Ve yerini… başka biri almıştı. *** Berke ve Su hastanenin bahçesine çıktılar. Gece ağırdı. Karanlık her şeyi yutmuş gibiydi. Su’nun nefesi kesik kesikti. “İyi misin?” Berke gözünü bile kırpmadan karşıya bakarak konuştu. “İyiyim.” Yalandı. Ama en kolay yalandı. Arabaya bindiler. Yol boyunca tek bir kelime edilmedi. Eve vardıklarında Su kapıyı açtı. “Geç…” Berke direkt odasına yöneldi. Kapı açılır açılmaz durdu. Her yer cam kırıklarıyla doluydu. Su fısıldadı: “İstersen benim odama geçelim…” Cevap beklemeden elini tuttu. “Gel.” Berke bir şey demeden onunla gitti. Yatağa oturdu. Su karşısına geçti. “Ellerini ver.” Berke sessizce uzattı. Su kanı silerken kaşlarını çattı. “Çok kesilmiş…” Cam parçalarını tek tek çıkardı. “Dayan… az kaldı.” Berke dişlerini sıktı. Ama ses çıkarmadı. “Bitti.” Kısa bir sessizlik oldu. Su yavaşça elini kaldırdı. “Yüzün…” Yanağına dokunacaktı ki— Berke elini tuttu. Bir an göz göze geldiler. Ve o an… hiçbir şey eskisi gibi değildi. Berke onu kendine çekti. Su nefesini tuttu. Ama geri çekilmedi. Berke beline sarıldı. Su ellerini saçlarına götürdü. “Berke…” Cevap vermedi. Sadece sarıldı. Bir süre öyle kaldılar. Sonra birlikte yatağa uzandılar. Berke başını Su’nun göğsüne koydu. Sıkıca sarıldı. Su saçlarını okşadı. “Buradayım…” Bir süre sonra Su’nun sesi kesildi. Uyumuştu. Ama Berke’nin gözleri açıktı. Yavaşça kalktı. Aşağı indi. Bir kadeh doldurdu. İçti. Yetmedi. Koltuğa geçti. Başını geriye yasladı. Fısıldadı: “Keşke…” Devamını getiremedi. Saatler geçti. Su gözlerini açtı. Yanı boştu. Hızla kalktı. Aşağı indi. Onu koltukta buldu. “Berke…” Berke başını kaldırdı. Ayağa kalkmaya çalıştı ama sendeledi. Su hemen yanına geldi. “Çok içmişsin… hadi, kalk.” Kolundan tuttu. Zorla yukarı çıkardı. Odaya girince Berke neredeyse üzerine yıkıldı. Su onu yatağa bıraktı. Tam dönecekti ki— Berke elini tuttu. “Gitme…” Su yumuşadı. “Gitmiyorum…” Yanına uzandı. Bir an sessizlik oldu. Berke elini yüzüne koydu. Yavaşça… parmakları dudaklarına değdi. Su’nun nefesi kesildi. “Berke…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD