YAKALANMA

604 Words
Berke baş ağrısıyla uyandı. Ev fazlasıyla sessizdi. Bu sessizlik… sinir bozucuydu. Bir süre tavana baktı. Sonra kalktı. Şortunu giyip aşağı indi. Su mutfakta tek başına kahvaltı ediyordu. “Günaydın güzelim.” Su başını kaldırdı. “Aa uyanmışsın abi… sana da günaydın.” “Annem nerede?” Su kısa bir an durdu. “Annem ve babam hastaneye kontrole gittiler.” Berke’nin kaşları hafifçe çatıldı. “Beni neden uyandırmadın?” Su derin bir nefes aldı. “Önce masaya geç abi.” Berke oturdu. Su gözlerini ondan kaçırmadan konuştu. “Abi… annemin akciğer kanseri nüksetmiş. Sabah erkenden çıktılar. Seni uyandırmak istemedik.” Berke’nin yüzü bir an dondu. Ama hemen toparladı. “Tamam… hadi kahvaltı yapalım.” Sessizlik çöktü. Sadece tabak sesleri. Kahvaltı bitti. Masayı birlikte topladılar. Su bulaşıkları yerleştirirken arkasında durduğunu fark etmedi. Berke arkasından sarıldı. Su irkildi. “Dün gece için özür dilerim.” Su’nun nefesi kesildi. “Sorun değil abi… kendinde değildin.” Sonra döndü. Gözleri Berke’nin boynundaki morluklara takıldı. Bakışlarını hemen kaçırdı. Berke bunu fark etti. Ama hiçbir şey demedi. Geri çekildi. “Bugün beraber vakit geçirelim mi?” dedi Su. “Olur.” *** Gün yavaş ilerliyordu. Ev sessizdi. Ama Su… sessiz değildi. Telefon elinden düşmüyordu. Yazıyordu. Gülüyordu. Sonra bir anda ciddileşiyordu. Dudaklarını ısırıyordu. Berke izliyordu. Sessizce. Bir süre sonra konuştu: “Su.” Su irkildi. “Efendim abi?” “Kiminle mesajlaşıyorsun?” “Arkadaşımla.” “Hangi arkadaş seni bu kadar heyecanlandırıyor?” “Ela… okuldan.” Berke sustu. “Anladım.” Ama anlamıştı. Fazlasıyla. *** Telefon çaldı. Ferhan. “Annenizin tedavisine yeniden başlayacağız. Bu gece hastanede kalacağız.” Su’nun sesi titredi. “İyileşecek mi?” “Evet.” Ama sesinde eminlik yoktu. Telefon kapandı. Ev tekrar sessizliğe gömüldü. *** Akşam. Berke ayaktaydı. “Ben hastaneye gidiyorum.” Su hemen karşı çıktı. “Hayır abi… yarın gideriz. Annemi telaşlandırmayalım.” Berke dişlerini sıktı. “Of… tamam.” Saatler geçti. Su hâlâ telefondaydı. Berke’nin bakışları ağırlaştı. Şüphe büyüyordu. *** “Ben dışarı çıkıyorum.” “Ben tek mi kalacağım?” Berke ona baktı. “İstersen gel… ama telefondan başını kaldırabilirsen.” Su hemen ayağa kalktı. “Geliyorum.” Arabaya bindiler. Sessizlik. Gerginlik. “Nereye gidiyoruz?” dedi Su. “Hastaneye.” *** Selda yataktaydı. Solgundu. Ama gülümsüyordu. “İyiyim oğlum.” Berke elini tuttu. Sıkıca. “Yine atlatırım.” dedi Selda. Berke’nin çenesi sıkıldı. Ferhan konuştu: “Ben buradayım. Siz eve dönün.” Berke gözlerini ona dikti. “Ben kalırım.” Selda başını salladı. “Hayır. Su ile ilgilen.” Berke’nin sesi bu kez daha sertti. “O benim babam değil.” Odadaki hava ağırlaştı. Su hemen araya girdi. “Hadi abi…” *** Koridorda doktorla konuştular. “Anneniz güçlü… ama stres çok önemli.” “Onu üzmeyin.” *** Gece. Ev yine sessizdi. “Odama çıkacağım.” “Abi… korkuyorum. Ben de gelebilir miyim?” Berke kısa bir an baktı. “Tamam.” *** Su yine telefondaydı. Gülüyordu. Yazıyordu. Sonra uyudu. Telefon hâlâ elindeydi. Berke aşağı indi. Bir kadeh viski doldurdu. Ama aklı… yukarıdaydı. Tekrar çıktı. Sessizce odaya girdi. Telefonu elinden aldı. Aşağı indi. Koltuğa oturdu. Şifreyi denedi. Açılmadı. Çenesi sıkıldı. Bir an durdu. Sonra kendi ismini yazdı. Telefon açıldı. Gözleri karardı. Ela ile olan mesajları açtı. Okudu. Ve her cümlede… yüzü biraz daha sertleşti. “Abin deyip durma, aramızda kan bağı yok.” “Enişte mi diyeyim?” “Bana yaklaşınca kalbim çok hızlı atıyor.” Berke’nin nefesi ağırlaştı. Parmakları telefonun etrafında sıkıldı. “Siktir…” Başını geriye yasladı. Bir süre öyle kaldı. Sonra ayağa kalktı. Artık emindi. Bu sadece bir şey değildi. Bu… tehlikeliydi. Ve ilk kez… Su’dan uzak durması gerektiğini düşündü. Ama içinde bir yer… buna izin vermiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD