Hüseyin'in mektubundan sonra Mehmet değişti. Daha sessiz, daha derin düşünceli. Alçılı bacağıyla bahçede oturup saatlerce dağlara bakıyordu. "Düşünüyorum," diyordu. "Babama nasıl cevap vereceğimi." Üç gün sonra kararını açıkladı: "Gitmeliyim. Onu görmeliyim." "Çok riskli," dedi Alp. "Ve senin bacağın..." "İyileşince. Baharda. Nisan. Dağlar eriyince." "Peki nasıl bulacağız onu?" "Mektupta bir işaret var." Mektubu gösterdi: son cümle altı çiziliydi. "Kartalları izle" - "kartallar" kelimesinin üzerinde küçük bir dağ şekli vardı. "Bu... Babamın bana çocukken gösterdiği yer. Kartalların yuvası." Davut Bey'e danıştık. "O bölgeyi bilirim," dedi. "Tehlikeli. Hem askeri, hem... başkaları için." "Başkaları derken?" "Kaçaklar. Muhalifler. Kayıplar." Duraksadı. "Belki de Hüseyin yalnız değildi

