TEKİN
1 haftanın sonunda beklenen gün gelmişti. Ateş, Ada’ya evlenme teklifi edecek, hepimiz için evin içinde yepyeni bir dönem başlayacaktı. Ateş’in evleneceği kişi Ada olduğu için hepimiz çok şanslıydık. Hem arkadaş çevremiz bozulmayacak, hem de ikisini mutlu görecek olmak içimizi kıpır kıpır ediyordu.
Geçen sürede Ada ve Ece her gün biraz daha yakın arkadaş oluyorlardı. Bense, sürekli Ece’yi kendimden uzak tutmak için çırpınırken, her geçen saniye kendimi ona daha yakın buluyordum. O gece, Ece ilk defa bizimle kulübe gelecekti. Atışlarda beni bile defalarca alt ederek, kulüpte kendini koruyabileceğini ispat etmişti. Ayrıca en yakın arkadaşının en özel gününde yanında olmalıydı. Tahminimce Ateş, bu işi yapması için Ece’nin ayaklarına kapanmıştı. Ece antrenmanı bizde yapacaktı. Akşam için tasarımcısından elbiselerin getirilmesi ve kulüptekilere malzemeleri götürme işini bana kitlemişti. Antrenmandan sonra sessizce evden çıkıp, bu işleri halledecektim. Cezamın bu kadar hafif olmasını beklemiyordum. Ece bana daha acı verecek işler yaptırır diye düşünüyordum. Antrenmana girmeden kapıda Ece’yi yakaladım.
“Antrenmandan sonra hazırlattığın elbiseleri ve malzemeleri götüreceğim. Başka bir isteğin var mı?” dedim.
“Eline sağlık. Seni 24 saat çekemeyeceğim için bu işlerden sonra özgürlüğüne kavuşabilirsin.” dedi. Biraz damarıma basmıştı. Yine de cevap vermedim. Başımla onu onaylayıp çalışmaya başladım. Antrenmanı uzun tutmak Ece etraftayken benim için odaklanmak zor oluyordu. Ada ve Ece, Barlas’ı sinir etmek için sweatlerini çalmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Yine antrenmanın sonunda sinsi sinsi Barlas’ın çalıştığı yere yanaşıyorlardı. Ece’nin üstünde, en yakın arkadaşım dahi olsa, başka bir erkeğin kokusu olmasını istememiştim. Yanlarına gidip, sweati Ece’nin elinden çektim. Giyinmeden yakalamış olduğum için mutluydum.
“Bunu al.” dedim ve kendi sweatimi uzattım. Dudakları şaşkınlıkla aralandığında gözlerim dudaklarına takıldı. Kendime ve hareketime kızıp, sweatim elinde, ağzı açık biçimde onu orada bırakıp arkamı dönüp yukarı çıktım.
ECE
Sweatini elime tutuşturup hiç konuşmadan arkasını döndü ve salondan çıktı. Tekin’in gerçek bir göt olduğuna yüzde yüz emin olmuştum. Ada elini yüzümün önünde bir kaç defa salladı. Hala şaşkın olsam da dönüp boş boş Ada’nın yüzüne baktım. Bana mantık çerçevesinde bir cevap vermesini umut etmekten başka çarem yoktu.
“Bu neydi şimdi?” dedim. Barlas da bize hiç bakmadan, yavaşça salondan çıktı.
“Yemin ediyorum bunu ben bile beklemiyordum.” dedi.
“Hay sikeyim ya bananeyse. Neyse ne sanki babamın oğlu göt.” dedim. Sweati sandalyenin üzerine fırlatıp öfkemle başbaşa kalmak için yukarı çıkmaya başladım. Bana hazırlanan misafir odasına doğru koşarak gidiyordum. Odası, odamın tam karşısında olan Tekin kapıya çıktı.
“Ne o, İrlandalı benim sweatimi beğenmedi mi?” dedi alaycı bir tonda.
“Siktir git Tekin.” diyerek Tekin e döndüm. Gördüğüm manzara karşısında kısa süreli olarak donup kalmıştım. Üstünde hiçbir şey olmadığını o zaman fark ettim. İlk defa Tekin’i üstü olmadan görüyordum. Vücudunun bu kadar şekilli olduğunu hiç tahmin etmemiştim. O gömleklerin altında bu kadar fit ve şekilli bir vucüdun olduğunu canlı canlı görmek beni şaşırtmıştı. Hayranlıkla bakmaktan kendimi alamadığımı fark ettim. Vücudunu incelerken, dudağının kenarının keyifle kıvrıldığını görünce kendime ve düştüğüm aptal duruma öfkelenip aniden arkamı dönerek odama girdim. Yavaş yavaş akşam için hazırlanırken, asistanım aradı.
“Ece hanım, organizasyon tamam. Eklemem gereken bir şey var mı?” dedi.
“Hayır canım yok. Teşekkür ederim. Bana bir kaç fotoğraf at da aklımdaki gibi olmuş mu bakayım.” dedim.
“Tabii Ece hanım. Gönderiyorum.” dedi. Telefonu kapatıp hazırlanmaya devam ettim. Açık bıraktığım saçlarımı iri bukleler halinde şekillendirdim. Toprak tonlarında bir makyajla gözlerimi vurgulamaya başladım. En yakın arkadaşımın en mutlu gününde yanına yakışır durmam gerektiğini düşünüyordum. Acaba Tekin beğenir mi diye düşünmekten kendimi alamadım.
TEKİN
Ada, Ece’nin seçtiği elbiseyle salına salına aşağı indi. Ada’ya seçtiği elbise büyüleyiciydi.
“Beni kulübe gidiyoruz diye kandırıyor olabilir misiniz?” dedi gülerek.
“Yoo kandırmıyoruz. Ece hanım hazır olabilirlerse gideceğiz.” dedim gözlerini devirerek.
“Geldim geldim caz yapma.” diyerek Ece basamaklardan inmeye başladı. Mavi renkli kalın askılı ve göğüs dekolteli elbisesiyle peri kızı gibi görünüyordu. Elbisesi göğüs kısmını, belini ve kalçalarını o kadar güzel sarıyordu ki içimde bir şeylerin kaynamaya başladığını hissediyordum. Bütün elbiselerinde muhakkak bir yerini açıyordu. Elbisesinden ya da makyajından, mavi gözleri ben buradayım diye bağırıyor, baktığı yeri yakıp geçiyordu. Ağzımın açık kalmaması işten değildi. Gözlerim boynundan göğüs kısmına doğru kaydığında taktığı uzun kolyenin iki göğsünün tam orta kısmı başlarken bittiğini fark ettim. Göğüsleri de gözleri gibi ben buradayım diye bağırıyordu. Sinirden çenemi sıkmaya çoktan başlamıştım.
Ada ve Ece’nin sevgi dolu sarılması ve konuşmalarını dinleyemiyordum. Her hareketinde bacakları, beli ve kalçaları kendini belli ediyordu. Bu hali iyice sinirlerimi bozuyordu. Herhangi bir davete böyle gidebilme ihtimali beni delirtmeye çoktan başlamıştı.
“Sevgi gösteriniz bittiyse çıkalım.” dedim ve arkamı dönüp kapıya yöneldim. Kimseyi beklemeden kapıdan çıkıp kendi arabama ilerledim. Ece, Barlas’la şakalaşarak korumaların olduğu arabaya doğru yönelirken içimde kaynayan şey her neyse iyice şiddetlenmeye başlamıştı. O an beynimden vurulmuşa döndüm. Ece’nin etkisinden kaçmaya çalışırken, çoktan etkisi altına girdiğimi fark ettim. Kendi yakın arkadaşımın, kardeşim dediğim adamın bile, Ece’nin tenine en ufak teması beni delirtiyor, içimde bir kıskançlık dalgası oluşturuyordu. Benim dokunamadığım bu güzelliğe kimse dokunmamalıydı.
“Bu arabaya Ece!” diye bağırdığımda yaptığım kabalığı ve saçmalığı fark ettim.
“Centilmen olmaktan bir haber hanzolarla aynı arabaya binmiyorum. Rica etmeyi öğrendiğinde konuşalım.” dedi ve direkt Barlas’la birlikte korumaların olduğu arabaya bindi. Tavrı beni daha çok sinirlendirmişti. Hışımla arabama bindim.
Kulübe geldiğimizde, her zaman bize ayrılan VIP bölüme en önden biz geçtik. Ece eksik olmadığına tekrar tekrar emin olmaya çalışıyordu.
“Vay vay vay. Mrs. Royce harikalar yaratmış.” dedim. Ece güldü.
“Sen bile beğendiysen olmuştur.” dedi ve önüne dönüp son kontrollerine devam etti. Barlas da ona uyum içinde yardım ediyordu. Bu kadar iyi geçinmeleri yumruklarımı sıkmama neden oldu.
“Eğlenceniz bittiyse arayayım gelsinler.” diye tısladım. Ece tek kaşını kaldırıp son kez etrafa ardından bana baktık.
“Okey koca oğlan, ara da gelsinler.” dedi. Barlas yüzüme bakıp yanıma yanaştı.
“Tekin bi sakin ol anasını satayım. Kıza düşmenin suçlusu o değil.” dedi. Ters ters yüzüne bakarak cebimden telefonumu çıkarttım. Gelmeleri için telefon edip köşeye geçtim.
Ada içeri girdiğinde hayran hayran bakıyordu.
“Ece burası harika olmuş!” dedi ve koşup Ece’ye sarıldı. Ece gülümsüyordu.
“İnanmayacaksın ama Tekin bile beğendi.” dedi. Ada aniden bana döndü.
“Sen bile mi?” dedi. Şaşkın görünüyordu.
“Yiğidi öldürürüm hakkını yemem. Ece’nin organizasyon konusunda bambaşka bir yeteneği var.” dedim. Ateş, içecek bir şeyler almaya diye bahane edip yüzüğü getirmeye gittiğinde ayakta konuşmaya devam ediyorduk.
“Beklenmedik biçimde başarılı.” dedim yeniden.
“Övdün mü gömdün mü anlamadım.” dedi Ece.
“Güzel olmuş işte. İçeriyi görür görmez kapıdan bir peri kızı girecekmiş havası yaratıyor. Gerçi sonra giren kızıl cadı olunca şaşırıyorsun.” dedim. Ece’ye sataşmayı huy edinmiştim. Ece ellerine bakıyordu. Gözlerinde ona her laf soktuğumda var olan duygu yoktu. Yerini bıkkınlığa bırakmıştı. Aniden kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktığında, mavi gözlerinin kırgınlığını ve dolduğunu görüp, yaptığım şeyden pişman oldum.Ama artık geri alamayacağımı da biliyordum.
“Biliyor musun, ne söylediğin zerre umrumda değil. Ne olduğumu ve neler yapabildiğimi biliyorum. Senin gibi bir dağ ayısı tarafından onaylanmak gibi bir ihtiyacım yok.” dedi. Sesi de bakışları kadar kırgındı. Ada çıkmamı işaret etti. Nihayet Ece’yi kırıp istediğime ulaşmıştım. İstediğim şeye ulaştıysam neden kendimi berbat hissediyordum? Neden göğsüme bir ağrı oturmuştu? Tüm bunları düşünürken odanın önünde volta atmaya başladım. Ateş merdivenlerin başında göründüğünde ona baktım.
“Hadi kardeşim Allah utandırmasın!” dedim. Omzuna hafifçe vurdum.
“Eyvallah kardeşim, darısı başına.” dedi imalı bir tavırla.
“Biraz zor kanka. Benim öyle bir niyetim yok.” dedim yalandan gülümseyerek. Ateş içeri girdi. Bu ana şahit olmak için arkasından gülümseyerek içeri girdim. Ece toparlanmış Barlas’la konuşuyordu. Yine içimde bir kıskançlık ateşi alevlenmeye başladı. Ateş diz çöktükten sonra boğazını temizleyip söze girdi. Yıllar önce bu anı bana izletseler siktir çekerdim.
“Ada, bana bakar mısın? Seni yıllarca beklettiğimi, zaman zaman üzdüğümü biliyorum. Hayatta çok zorlu günlerden geçtiğimizi de. Sana her şey güzel olacak diyemem Ada, ama en zor zamanları sonsuza dek seninle atlatmak istediğimi söyleyebilirim. Benimle evlenir misin?” dediğinde ben bile duygusallaşmıştım. Gözümün ucuyla Ece’ye baktım. Heyecandan kıpkırmızı olmuştu. Göğüslerinden başlayan kızarıklığı ona ayrı bir masum güzellik katıyordu. Bu güzellik iç çekmeme neden olmuştu. Ada’nın evet diye ciyaklaması ile hepimiz derin bir nefes verdik. Ece duygulanmış, gözleri yaşarmıştı. Ateş yüzüğü Ada’nın parmağına takıp sıkı sıkı sarıldıktan sonra Ada’yı öptü. İçki servisi yapılırken aniden telefonumun çalmasıyla hepimiz şaşkın şaşkın birbirimize baktık. Ekranda evden arandığımı görünce mecbur kalıp dışarı çıkarak telefonu açtım.
“Efendim.”
“Tekin Bey” dedi nefes nefese. Arayan Esin’di. Fısıltıyla konuşuyordu. Endişelenmeye başlamıştım.
“Evet Esin.”
“Böldüğüm için özür dilerim , ama Gül hanım geldi.” dedi. Aklıma binbir türlü ihtimal gelmişti. Ama Gül’ün gelmiş olacağı gelmemişti. Eve baskın yemekten bin kat daha kötü olan bu durumu içeridekilere haber vermek zorundaydım. Bu mutlu gecenin üzerine karabulutların düşmesini istemiyordum. Masaya dönüp içkimden bir yudum aldım. Zar zor yuttum. Herkesin bana baktığını görmek beni daha çok geriyordu.
“Eve gitmemiz gerekiyor. Gül eve gelmiş.” dediğimde Ada, sinir krizine girmek üzereydi. Ece beklemediğim bir sükunetle Ada’nın önünde diz çöküp Ada’yı sakinleştirmeye başladı. O olmasaydı Ada çoktan kendini kaybeder, eve gidip Gül’ün kafasına sıkardı.