Bölüm 6

919 Words
ECE Davetin yapıldığı yere geldiğimizde dikkatimi çeken ilk şey tasarımın berbatlığıydı. Kimsenin işine ve hayal dünyasına laf etmeyi sevmesem de kötü bir şeye iyi demek adetim değildi. Yıllarca gerçek bir işkolik olmuş, işimi en iyi şekilde yapmaya çalışmıştım. Bunun tek sebebi belki de beni anlayacak yakın arkadaşlara sahip olmamamdı. Ada’nın dostluğuna sahip olduğum için şanslıydım. Her fırsatta Tekin’le beni yakınlaştırmaya çalışıyor olması zaman zaman işimi zorlaştırıyordu. Yine de çok iyi bir ekip, hatta aile olmuştuk. İçerisinin kusurlu kısımlarını inceleyip not alarak aynı hataları yapmamaya özen gösterirdim. Ancak Tekin etrafımda gezerken bu hiç kolay olmuyordu. Görüntüsü mükemmel olan bir adamdı. Ada itelemese bile ona karşı, onu ilk gördüğümden beridir bir çekim hissediyordum. Benden uzun olan çok az sayıda insandan biri olması dikkatimi çeken ilk özelliğiydi. Portakal ve tarçın karışımı kokusunu çok uzaktan bile alabiliyordum. Kumral saçlarını hafif dağınık taraması bile hoşuma gidiyordu. Kirli sakaldan nefret ederdim, benim için bir erkek sinek kaydı tıraşlı olmalıydı. Ama Tekin’de çok seksi duruyor olması da benim için bir handikap haline geliyordu. Bana kafa tutması ilgimi çekiyor olsa da sık sık beni tersliyordu. Belki de sevmediğimi sandığım bu özellik onu benim için çekici kılan bir özellikti. Yine de Tekin’den uzak durmak en iyisiydi. Amanda işleri idare edemezse, annemden kalan şirketimin güvenliği için Royce soyadını devam ettirmek zorunda kalabilirdim. Sadece Tekin’i değil, herhangi bir erkeği böyle bir yaşantının içine çekme lüksüm yoktu. Yoğunlaşan tarçın ve portakal karışımı kokudan yanıma yanaşanın Tekin olduğunu anlamıştım. Özel korumalık yaptığım dönemden kalma alışkanlıkla tüm duyularımı her şeyi sezmek için kullanmaya devam ediyordum. Bu da beni, sürekli yatağına almaya çalışan adamlardan koruyan bir özelliğimdi. Eli, hafifçe belime değdiğinde, omuriliğimden beynime doğru giden elektrik akımı bile aklımı başımdan almaya yetmişti. “Bu halı biraz şey, ayakkabılarının topuğuna takılmasın koluma gir.” dedi. Şaşırmıştım. Kafamı çevirip gözlerim gözlerini bulduğunda, aşırı korumacılığı gözlerinde gördüm. Normalde bundan hoşlanmazdım. Ama beynim bana ihanet ediyor, benden bağımsız cevaplar vererek Tekin’e teslim oluyordu. “Teşekkür ederim.” dedim ve koluna girdim. Koluna girdiğim anda omuzlarını gururla dikleştirdi. Vücudumun her yerini gözleriyle yiyen adamların hepsi kafasını çevirince ben de biraz rahatlamıştım. Gece devam ederken, etrafı inceleyerek Ada ve Ateş’in flörtleşmelerinden kaçmaya çalışıyordum. İkisi o kadar mükemmel bir çiftti ki hayran olmamak elde değildi. Ama bazen bu aşk kuşu olma halleri midemi bulandırabiliyordu. Fazla sevgi gösterisi bana göre değildi. Hemen yanımda Tekin, onun yanında Barlas duruyordu. Çalan vals müziği o kadar hoşuma gitmişti ki dans etmek istedim. Tekin’in dans etmeyeceğini bildiğimden Barlas’a döndüm. “Müzik çok güzel ya kısa bir vals mi yapsak?” dedim. “O dediğin bizim köyün havası değil.” dediğinde Tekin bile gülüyordu. “Üzdün reis.” dedim kıkırdayarak. “O işlere Tekin bakar.” dedi. Ağzım şaşkınlıkla aralandı. Tekin huzursuzca kıpırdanarak bakışlarını Barlas’ın üzerine dikti. Şuh bir kahkaha atmaktan kendimi alamadım. “Hayatta inanmam.” dedim. Tekin ani bir hareketle bir reverans verdi. “O zaman ölmeden, sen hayattayken seni inandıralım. Şanslısın, bugün kibar günümdeyim.” dedi. Tavrı hafif ukala olsa da, gerçekten vals yapıp yapamadığını merak ediyordum. “Görelim bakalım.” dedim. Tekin’le rekabet etmeyi seviyordum. Elimden profesyonel bir vals dansçısı edasıyla tutarak beni piste götürmesi bile beni ikna etmeye yetse de devamını merak ediyordum. Dans etmeye başladıktan bir süre sonra gözlerini gözlerime dikti. Bense o kadar şaşırmıştım ki, bildiğim her şeyi unutup dansın akışını tamamen Tekin’e bırakmıştım. “Ece Royce’u ikna edebildik mi?” dei gözlerimin içine dikkatlice bakarak. Kibarca gülümsedim. “Hıhımmm ikna oldum.” dedim şımarık bir tavırla. İlk defa, Tekin bana kibar olduğu için Tekin’e kibar davranmak içimden gelmişti. Müziğin bitmesi ve bachata müziği başlamasıyla dansımızın sona erdiğini düşündüm. “Teşekkür ederim.” dedim ve gülümseyerek hafif geri çekildim. “Ne o, İrlandalı yoruldu mu?” dedi. Bunu neden sorduğunu anlamamıştım. Boş bir ifadeyle yüzüne baktığımda beni belimden hızla kendine çekip bacağının birini iki bacağımın arasına yerleştirdi. Bu sert tavrın bana aşırı yükselmiş hissettirmesi beni utandırmıştı. Kızardığım belli olmasın diye Tekin’in dikkatini dağıtmaya çalıştım. “Atışlarımız pek iyi değil ama, dans yeteneğimiz üst düzey galiba.” dedim tek kaşımı kaldırarak. Aniden beni kendi etrafımda döndürüp, dansı yönlendirmeye başladı. Müziğin ritmine uygun adımlar atarken müziğin yavaşlayan kısmında vücudumu vücuduna yasladı. Zaman zaman gerçek mi diye kontrol etmek istediğim kaslarının o an bedenimin altında olması beni heyecanlandırdı. “Spor ayakkabılarla sergilediğin kondisyonu topuklularla da sergileyebilir misin diye merak ettim.” diye kulağıma fısıldadı. Dudakları kulağıma değdiğinde, tüylerim diken diken olmuştu. Yine de kuyruğu kaptırmaya niyetim yoktu. Yakınlığından faydalanıp, aynı şekilde, net bir ses tonuyla kulağına fısıldadım. “Canına bile okurum.” dedim. Saçlarının ensesiyle bütünleşen kısa kısımlarından onun da benim gibi ürperdiğini anlıyordum. Aynı ürpermeyi, sabah, silahımın namlusunu boynundan göğsüne sürdüğümde de hissettiğini görmüştüm. Bu hoşuma gitmişti. Uzun bir dans seansı ve eğlenceli bir gecenin sonunda Tekin, yine çıkışta bana eşlik etmişti. Arabama kadar beni bırakma nezaketi göstermesi de beni şaşırttı. Şöförüm kapımı açtığına elimi tutarak arabaya binmeme yardım ederken kendi kendine elbisemle ilgili bir şeyler mırıldandığını duysam da aldırış etmedim. Kapımı kapatmadan en sıcak gülümsememle yüzüne baktım. “Gece çok güzeldi Tekin, teşekkür ederim.” dedim. Gözlerinin bacaklarıma kaydığını görüyordum. “Rica ederim. Biraz daha çıplak gezersen üşüteceksin.” dedi gözlerini devirerek. “Hah ben de tam bu gece Tekin, Tekin’lik yapmadı hayret diyordum ki yaptın yapacağını.” dedim. Son cümlesine kadar her şey yolundaydı. “Sen de çıplak gezme kızım o zaman.” dedi. “Üşütme diye söylüyoruz yaranamıyoruz.” diye de ekledi. “Haftaya bugün işimiz var unutma. Uzaktan kusursuz yakından lüzumsuz bir adamsın. İddiayı kazanmış olmasam seninle çalışmayı aklımın ucundan geçirmezdim.” dedim ve kapımı çarpıp kapattım. Şöförüme seslendim. “Gidelim.” dedim ve eve doğru yola çıktık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD