Bölüm 5

1391 Words
Her gün, özellikle Ada için mükemmel geçerken benim için zorlu geçiyordu. Ece sürekli etrafımdayken hiçbir şeye odaklanamıyordum. Sürekli Ece’yi kendimden uzak tutmaya çalışmam diğer her şeyi engelliyordu. Aslında, Ece, kucağıma atlayan o kızlardan değildi. Ama ben Ece’nin kucağıma atlamasını istiyordum. Ancak şirket işlerini yürütmeyi ve Ateş’le Ada’yı korumak benim için o kadar önemliydi ki, bir kadına vakit ayırmak gibi bir lüksüm yoktu. Böyle bir lüksüm yokken her geçen gün Ece’nin güzelliğinde kaybolmak benim için hiç olumlu değildi. Ece’yi kendimden uzak tutabilirsem, kendimi de Ece’den uzak tutabilirdim. Ateş’le Ada’nın odasının tadilatı,15 günün sonunda nihayet bittiği için mutluydum. İkisinin fingirdeşmeleri zaman zaman mide bulandırıcı olabiliyordu. Ancak ikisi de o kadar mutluydu ki, ikisinin adına mutluydum. Yatağımı hızla terk edip düzelttikten sonra, hızlıca üstümü değiştirdim. Bugün, söz verdiğim gibi herkesle birlikte antrenman yapacaktım. Ece’nin mükemmel sıkı vücudu gözümün önündeyken çalışamadığım için son zamanlarda ayrı çalışmaya başlamıştım. Ama ekip çalışmasının önemini defalarca gördüğümüz için, onlarla da çalışmak zorundaydım. Ayrıca bugün atış antrenmanımız da vardı. Bu da Ece’yi ağlatarak kaçırabilirdim. Böylece sürekli etrafımda olup aklımı karıştıramayacaktı ve bu elime geçen tek büyük fırsattı. Zira Ece, kendi rızasıyla kaçmazsa, yakında Ada gibi aile bireyimiz olarak hayatına devam edecekti. Aşağı indiğimde Ateş’i kapıda dikilirken gördüm. Kapıya yaslanmış, hayran hayran kızları izliyordu. Tam seslenecektim ki bana dönüp sessiz olmamı işaret etti. Yanına iyice yanaşıp fısıldadım. “Ne o yeni yetme ergenler gibi manitanı mı izliyorsun? Her gece yeterince izlemiyor musun zaten yavşak.” dedim muzip bir tavırla. “Pislik yapma öyle bir izleme değil lan. Baksana Ece’yle ne kadar iyiler. İlk defa onu kendisini anlayan bir başkasıyla görüyorum. Bana bağlı olmayan, sadece kendisiyle arkadaş olan biri onu ne kadar mutlu ediyor.” dedi. Gözlerinde gerçek bir aşk ve hayranlık vardı. Bazen Ateş’in bunca şeyin arasında bir kız arkadaşı nasıl idare ettiğini düşünüyordum. Ama Gül’ü hatırlayınca, Ada’nın farklı olduğunu anlayıp düşüncelerimden vazgeçtim. Ada’nın koşu bandında Ece’yle ne kadar eğlendiğine bakarken, gözlerim Ece’ye kaydı. Ada’yla aynı tempoda koşabiliyordu. Giydiği tayt ve sporcu sütyeni ile vücudunun ne kadar düzgün olduğunu daha net gördüm. Sırtındaki kasları bile görebiliyordum. Çok sağlam antrenman yapıyor olmalıydı. Barlas’ın arkamızdan koşarak gelip, gürültü kopararak kızlara seslenmesi ile hızlıca toparlandık. Barlas koşarak ikisini birden kolunun altına aldı. Ece’ye dokunuyor olması sinirlerimi bozmuştu. Ben, Ateş gibi değildim. Ateş kadar nazik olamıyordum. Değil Barlas, erkek sinek bile benim olanın etrafında gezemezdi. Kendi kendime kurduğum cümle ile irkildim. Benim olan diye bir şey yok diye kendi kendime milyon defa tekrarlayıp yeniden kafamı kaldırdım. Gözlerim Ece’yi aradı. Köşede oturmuş sargılarını sarıyordu. İstemeden, gözlerim karnına doğru kaydı. Karın kaslarını görünce bir kere daha şaşırdım. Tişörtün altındakinden çok daha belirgin görünüyordu. Öteki köşeye geçip ben de sargılarımı sarmaya başladım. Kalkıp Barlas’ın yanına geçti. Sargılarını sardıktan sonra yerdeki eldivenlerini aldı. Barlas, hepimizden tembel olduğu için hepimizi yorduktan sonra lapa antrenmanı yapmayı severdi. Kısa sürmesi hoşuna giderdi. Ece ile antrenmana başladıklarında daha çok şaşıracağım aklıma dahi gelmezdi. Ağzım açık Ece’yi izlerken sargılarımı sarmayı bitirdim. Ece lapa çalışmasını bitirip lapaları eline giydi. “Gel bakalım Barlas efendi. Biraz da seni görelim.” dedi. “Bana göre hava hoş nasılsa yoruldun.” diye sırıttı Barlas. Ece hiç yorulmuş görünmüyordu. Minyon yapısıyla sadece göğsü hafif hafif kalkıp iniyordu. Tam yarım saat, Barlas’ın içinden geçti. O iri yarı, eli ağır adamın yumruklarıyla profesyonelce baş etmesi beni daha çok şaşırtmıştı. Nihayet sıra atış antrenmanına geldiğinde Ece’ye yanaştım. Ada’yla silah seçiyorlardı. Ece’nin incelediği silaha bakarak sataştım. “O minik ellerine o silah büyük, kavrayamazsın.” dedim. Ece, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana döndü. Dolgun dudaklarından gözlerimi zorla ayırıp, gözlerinin içine baktım. “Bu ellerin.” dedi ve elindeki silahı yavaşça masaya koydu. Ellerini yüz hizama kaldırdı. İmalı bakışlarıyla gözlerini gözlerime dikti. “Neler kavradığını görsen, ağzı açık ayran budalası gibi kalırsın.” dedi. Söylediği sözle sopa, ağır makinalı silahlar gibi şeyleri ima ediyor olabilirdi. Ama ben olayı beynimle değil, başka uzuvlarımla değerlendiriyor olduğumdan yanlış anlayıp sinirlendim. Çenemi sıkarak masadaki Glock WE G17 ETCHED bronze modeli kaptığım gibi şarjörünü çıkarıp doldurmaya başladım. Göz ucuyla Ece’ye baktığımda, o da Bir Glock G17 Ivory modeli eline almış hazırlıyordu. Uzatılmış bir şarjör seçtiğini görünce, içimdeki sataşma isteğine yenik düştüm. “Birileri hedefi yeterince tutturamayacak anlaşılan.” dedim. Ada lafa girdi. “Ne demek istediğini anlamadım.” dedi gülerek. “Baksana uzatılmış şarjör seçti.” dedim. “Yalnız herkes çift şarjör boşaltacak, benim ikinciye ihtiyacım yok.” dedi. Hala gülümsüyordu. Onu hafife aldığımı anlamıştı. Ama öfkelenmemişti. Şarjörü, yuvasına itip ayağa kalktım. Ece’nin yanına yanaştım. “Var mısın seninle bir iddiaya girelim.” dedim. “Nesine?” “Nesine istersen.” “O halde, istediğim bir zaman diliminde bir gün boyunca ne istersem yapacaksın.” dedi kocaman bir sırıtışla. Çok yakın olup yukarıdan baktığım için sporcu sütyeninin sıkıştırdığı dolgun göğüsleri gözümün içine giriyordu. “Anlaştık.” dedim ve arkamda asılı duran temiz tişörte uzandım. “Önce şunu giy.” dedim. Önce tişörte ardından yüzüme baktı. “Barutla kendini yaralayacak olan silahı bıraksın.” dedi. Silahının namlusunu önce yavaşça boynuma dokundurdu. Oradan göğsüme kaydırdı. “Bir koca gün boyunca zırlayarak organizasyon işine koşturmanı zevk içinde izleyeceğim.” dedi. Yaptığı hareket bütün bedenimi titretmişti. İlk defa bir kadın bana dokunmadan beni etkileyebilmişti. Bir çok kadın dokununca tiksinirdim. Kendimi yatıştırmak zorundaydım. Derin bir nefes alıp kafamı sola yatırdım. “Göreceğiz.” dedim ve poligonun bana ait kısmına geçerek gözlük ve kulaklıklarımı taktım. Telsiz kulaklıkları ile iletişim kuruyorduk. Ece’nin yanımdaki kapalı alana girip kulaklığı takmasını bekledim. “Kaç metre?” diye sordu. “10” dedim. Kahkaha attı. “Birinci seviye eğitimi yapan 10 yaşındaki bir çocukla yarışamam” dedi. “Şartları seç.” dedim sert bir tonla. Sinirlerimi bozmayı daha başlamadan başarmıştı. Ama atış konusunda benimle yarışamayacağına adım kadar emindim. “25 metre, numaralı renkli hedef, 3 saniye arayla 10 atış. En yüksek skoru alan kazanır.” dedi. Verdiği ileri seviyenin de üstündeki atış bilgileri beni şaşırtsa da, kendi işini zorlaştırması ekmeğime yağ sürdü. Dudağımın kenarının yukarı kıvrılmasına engel olamadım. “Pekala İrlandalı.” dedim. Poligon görevlisi startı verdi. 30 saniyenin sonunda işimiz bittiğinde tarafsız olması için hedefler alındı ve hazırlanma alanımıza getirildi. 9 numaranın dışına taşan tek bir mermi izim bile yoktu. Ece’nin hedefine baktığımda ekstra şaşkındım. X çemberinden taşmayı bırak, çizgisine bile hiçbir atışı yanaşmamıştı. Silahı bu kadar kontrollü kullanması beni hem şaşırtmış hem de kelimenin tam anlamıyla tahrik etmişti. Hışımla ayağa kalkıp odadan çıkarken arkamdan sesini duydum. “Hazırlan, haftaya bugün ben ne dersem o.” dedi. Hışımla odama çıkıp kapıyı çarparak soğuk duşa kendimi attım. Vücudu, tavırları, duruşu ve gülüşü gözümün önünden gitmedikçe sinirlerim bozuluyordu. Silahını kontrollü kullandığını namluyu boynuma dokundurma şeklinden anlamam lazımdı. Ama o kadar büyüsüne kapılıyordum ki bu benim kendime daha çok sinir olmama yetiyordu. Akşamki davete hazırlanmak için, banyodan çıktım. Sakallarımı kısaltıp, şekle sokmam uzun zaman alıyordu. Saçlarımı kurutup biraz wax la şekillendirip kendime bir takım elbise seçtim. Akşamki davete Ece’nin de gelecek olması canımı sıkan bir diğer konu olsa da bunu düşünmemeye karar verdim. Akşam saati geldiğine kapı çaldı. Gelenin Ece olduğunu biliyordum. Salon kapısından girerken güzelliği ile karşılaşınca beynimden vurulmuşa döndüm. Saçlarını hafif dağınık, evde takılır gibi yarısını topuz yapıp yarısını açık bırakmış ve düzleştirmişti. Önüne düşen bir kaç perçem yüzündeki hafif yapılmış makyajla bir araya gelince doğal güzelliğini vurguluyordu. Ne kadar güzel olduğunun farkında değildi. Farkında olmadığı giydiği kıyafetin yarısının olmamasından belliydi. Tam kalçasına kadar sırtı ve yanlardan karnı açıktı. Elbise, açık yerlerinden tam oturuyor, incecik kumaşı kıvrımlı kalçalarından dökülüyordu. Elbisenin eteğinin her iki taraftan boydan boya yırtmacı vardı. İki bacağı da tamamen ortadaydı. “Kıyafetinin yarısını evde unutmuşsun.” dedim. “Hoşbuldum Tekinciğim, sağol ben de iyiyim. Haftaya bugün..” dedi ve duraklayarak kapıdan merdivenleri kontrol ederek yanıma geldi. “Haftaya bugün, Ateş Ada’ya evlenme teklifi edecek. Kulüpte. VIP odanızı organize edeceğiz.” dedi. Başımla onu onaylayınca tam karşımdaki koltuğa oturdu. Bacak bacak üstüne atınca kalçasına kadar bacağı açılmıştı. Sağ uyluğunun dışında dikine yazılı bir dövme vardı. Ne anlama geldiğini merak etsem de sormadım. Davetin yapıldığı yere geldiğimizde, kapıdan girer girmez tüm kafaların Ece’ye dönmesi sinirlerimi bozmuştu. Benim diye bağırmak istiyordum. Ama buna engel olmak zorundaydım. Bir kadının beni incitebilme potansiyeli çok yüksek olduğu için incinerek hayatımı mahvetmeyecektim. Yine de dürtülerime tamamen karşı koyamayıp yanına yanaştım. “Bu halı biraz şey, ayakkabılarının topuğuna takılmasın koluma gir.” dediğimde, mavi gözlerini kocaman açıp şaşkınlıkla yüzüme baktı. “Teşekkür ederim.” diyip koluma girdi. Barlas’ın yavşak yavşak sırıttığını görmezden gelerek yürümeye devam ettim. En azından bu davet boyunca, gözleri Ece’nin üzerinden çekebilmiş olmanın huzuru ile geceye bir zafer kazanmış edasıyla devam ettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD