Bölüm 4

1727 Words
Geçirdiğim en yorucu ve en saçma gecenin sabahı benim için zorlu olmuştu. Daha gözümü açtığım andan itibaren kendimi öfkeli ve tahammülsüz hissediyordum. Az uyuduğum için halsizdim. Ama daha fazla da uyuyamazdım. Yorgunluktan bu sabah, antrenmanı pas geçip soğuk bir duş aldıktan sonra, kimse kalkmadan kahvemi içerek, Ada’nın muhtemel soru yağmuruna hazır olmaya karar verdim. Dün geceden beridir Ece’yi sürekli gözümün içine içine sokmaya çalışıyordu. Ece’yi gözüme sokmasına gerek olmadan radarıma girdiğini bilse muhtemelen daha çok üzerime oynardı. O yüzden bunu bilmemesi çok ama çok daha iyiydi. Nitekim, Ece’nin radarıma girdiği gibi çıkmasını istiyordum. Kendini bana karşı koruyabilmiş olması kendini koruyabildiği anlamına gelmezdi. Ben zararsız olduğum için dün gece bana vurabildiğini düşünüyordum. Nitekim vurduğu anı hatırlayınca, o anki sızısını da derinden hissetmiştim. Aşağı indiğimde geceden kalma bir Barlas’la karşılaştım. Alışık olduğumuz üzere duştan sonra saçlarını yine jilet gibi taramış, bir şort ve bir tişörtle kendini salona atmış, soda-limon ile kendine gelmeye çalışıyordu. Tam bir aptal gibi görünüyordu. “Günaydın saksıda yetişme alkolik. Yine mi ayılma çabası?” dedim alaycı bir tavırla. Alnına dayadığı elinin çekmeden, elinin altından yüzüme baktı. “Tekin Allahın varsa da yoksa da siktir git bana bulaşma. Hem senin dün gece ki eğlencenden naber?” dedi. Beni delirtmeye çalıştığı her halinden belliydi. Hızlıca olanları özet geçmeye başladım. Her bir cümlemde kahkahalara boğuluyordu. “Çattık ya! Buldun yine benimle taşak geçecek konu.” dedim. Barlas’ın diline maskara olmak herkesin en son isteyeceği şey olmalıydı. O kahkahalarında boğulup, zorla nefes alırken Ada ve Ateş’in şakalaşarak geldiğini duydum. Son birkaç ayda Ada’yı hiç bu kadar neşeli görmemiştim. Ateş, Ada gibi bir kadına sahip olduğu için şanslı bir adamdı. Ada’yı kız kardeşimden fazlası olarak asla görmemiştim. Ama Ada gibi birini bulsam kaçırmazdım. Güzel, akıllı, ne istediğini bilen, kendini ve çevresindekileri koruyabilen güçlü bir kadındı. Kulüplerimiz ilk zamanlarında bir kaç baskına uğradığında en tehditkar tavırları sergilemiş, bir kaç kişiyi biz yetişene kadar tek başına indirmişti. Merdivenin ortasında ikisini de gördüğümde şaşırmıştım. Ateş, yıllar sonra ilk defa spor bir tarzda giyinmişti. Ada ise uzun zaman sonra üzerinden siyahları çıkarmış, beyaz ve pembeler giyinmişti. Her ikisinin de mutluluğu yüzünden okunuyordu. Barlas ise olan bitene gittikçe artan kahkahaları ile gülüyordu. Onun bu kadar gülmesi an be an daha çok sinirlerimi bozuyordu. Ada sekerek içeri girdi. “Günaydın yakışıklılar.” dedi. Barlas salak saçma el kol hareketleri yaparak günaydın demek için kendini paralıyordu.. “Ne oluyor be! Yine niye krize girdi bu.” dedi Ada yeniden. Israrla anlatmam için yüzüme baksa da hiç bir şey söylemek istemiyordum. Bir an önce kahvaltının hazır olması için dua ediyordum.Ama Ada kolay kolay pes edecek gibi değildi. “N’oluyo oğlum biriniz anlatın!” diye ciyakladı. Kafamı yavaşça kaldırıp yüzüne baktım. Biraz daha sinirlenirse ikimizi de çiğ çiğ yiyeceğini yüzünden anlayınca mecburen çözüldüm. Ada’nın gazabından sadece ben değil, herkes korkmalıydı. “Nerden buldun abi Ece belasını.” dedim. “Birileri gece pek eğlenememiş anlaşılan.” dedi. Ada’yı hiç bu kadar fırlama görmemiştim. “Yaa sorma.” diye iç çektim. “Peşinden gittim yalnız gitmesin diye. Arkasından gittiğim için önce kızdı. Kasıklarıma bir diz geçirdi. Sonra da dozunu aştığını düşünüp özür diledi.” dedim. “E ne güzel işte bak özür dilemiş.” dediğinde ben de kendimi çileden çıkmış hissediyordum. “Yaa çok güzel, sonra da ben biraz toparlayınca beni dinlemedi diye sinirlenip omzuma yükleyip arabaya götürdüm. Zorla evine bıraktım diye ağzıma sıçtı. Hayır sarhoş değilsin niye böyle yapıyorsun diyorum, diyo ki ben keyfim ve kahyasının kararları seni hiç alakadar etmez.” dedim. Son cümlemi söylediğimde Barlas yeniden kahkahalara boğuldu. Bu aptal durumun ortasında nihayet Ada mantıklı bir cümle kurdu. “Haydi kahvaltımızı edelim. Aşkım bana Ece’nin numarasını bulur musun? Dün almayı unuttum.” dedi. “Emrin olur prensesim.” diye cevap verdi Ateş. Ece’nin gece bana çektirdikleri yetmiyormuş gibi, Ada’nın arkadaşı olup bana iyice çile çektirecek olduğunu bu cümleyle mühürlemiş altına da imza atmış bulundu. Ece’nin numarasını bulmak, bizim için hiç zor bir şey değildi. Ama Ada yine de buna da sevinmişti. Ada ve Ateş’in sevimsiz flörtleşmelerinin arasında hızla kahvaltımı edip ortalıktan kaybolmayı planlıyordum. Ada ise evin içinde bir o yana bir bu yana deli gibi koşturuyordu. Normalde, hiçbirimiz evde misafir ağırlamaktan hoşlanmazdık. Sanki birisi inimize giriyormuş gibi hisseder, rahatsız olurduk. Ada’nın bu koşturması, Ece’yi çoktan aileye kabul ettiği anlamına geliyordu. Eğer miniğimiz kabul ettiyse, otomatik olarak kabul etmek bize de farz oluyordu. Ateş, bütün gün Ada’yla ilişkileri gündem olmuş mu diye kanal kanal gezip istediğini alınca keyiflenmişken, Ada hiç sevmediği magazin gündeminin tam ortasında olmaktan mutsuzdu. Ada, esas adam olmak yerine, takımın beyni olmayı severdi. Ateş ise bunu bildiğinden normalde Ada yı kamera önünde olmaya zorlamazdı. Bu defa tamamen Ada’nın etrafındaki yaşlı kurtlar uzaklaşsın diye bunu yaptığının farkındaydım. Saat 2 gibi kapıdan bir ciyaklamayla giren Ece’ydi. Ada ve Ateş’in gündeme bomba gibi düşmesinden ve ne kadar mükemmel bir çift olduklarından bahsederken Ada’yla birlikte salona girdiler. Kendi aralarında konuşup gülüşüyorlardı. Kendi işime bakıyormuş gibi görünsem de ikisini göz ucuyla izliyordum. Ece, beni görür görmez yüzü düşmüştü. Böyle olması bende bir incinmişlik hissi uyandırsa da olması gerekenin bu olduğunu düşünüyordum. Ben, Tekin Arık, hiçbir kadın için hiçbir duygu hissetmemeli, işimi odaklanarak hayatımı en iyi şekilde sürdürmeli ve bu aptal dünyaya bir çocuk falan getirmemeliydim. Yine de, tamamen kontrolüm dışında, kafamı kaldırıp Ece’ye baktım. Giydiği beyaz basic tişört ve basit kot pantolonla bile harika gözüküyordu. Tamamen dar olan kotun içinde vücut hatları ayrı belirginleşmişti. İlk defa kot pantolonun içinde, bacak kaslarının olduğun ve beyaz tişörtün altından karın kaslarını fark ettim. Bırak kadınları birçok erkek bile karın kası edinmek için birbirinden zor antrenmanlar yapmak zorunda kalıyordu. Açık bıraktığı, bukleli saçlarının bir kısmı omuzlarından göğüslerinin üstüne, bir kısmı da sırtından beline dökülüyordu. O kadar az bir makyaj yapmıştı ki, doğal güzelliğine hayran kalmayacak erkeğin erkekliğinden şüphe edilmeliydi. Ateş’in Ece’yi karşılamak için ayağa kalkıp selam vermesiyle, Ece’yi alenen kestiğimi fark edip önüme döndüm. Kendi kendime işime bakmam gerektiğini defalarca tekrarlayarak bu halimi Ada’nın görmemiş olması için dua etmekten başka çarem yoktu. Ateş’le Ece merhabalaştıktan sonra, Ateş ofisine çıktı. Magazin haberlerini teker teker okumaya gittiğini anlayaca kadar uzun süredir Ateş’i tanıyordum. Yardımcılardan birinden bilgisayarımı isteyerek yemek masasında şirketten kalan işlerimi tamamlayarak oyalanmaya başladım. Normalde evde birden fazla kadın varken, değil yanlarında, evde dahi durmamayı tercih ederdim. Ancak bir şey beni buraya mıhlıyordu. Yine de Ece’yi mümkün mertebe kendimden uzak tutmayı kendime görev edinmiştim. “O kadar alkolden sonra uyanman mucizevi.” dedim kafamı bilgisayardan kaldırmadan. “Bu seni hiç alakadar etmez bu arada.” diye cevap verdi Ece. “Gece bana çektirdiklerinden sonra tartışılır.” dedim. Bilgisayardan kafamı kaldırıp Ece’ye baktım. Ne hissettiğini gizlemesini beyaz teni engelliyor, anında kızarıyordu. Utandığını anlamak hiç zor değildi. Hemen omuzlarını dikleştirdi ve yüzüme baktı. Bakışlarından beni öldürmek istediği okunuyordu. Bu hoşuma gitmişti. “Sana beni eve bırakmanı söyleyen olmadı. Bana bu kadar sataştığına göre hala bazı yerlerinin ağrısı geçmemiş.” dedi aşağıyı işaret ederek. Barlas ve Ada çoktan kahkahalara boğulmuştu. Hiçbir şey demeden önüme döndüm. Kuyruğu sürekli dik tutan türden bir kadın olması bir yandan canımı sıkarken bir yandan hoşuma gidiyordu. Ada gülmesini zar zor durdurup Ece’ye döndü. “Saç rengine aşık oldum Ece.” dedi. Ece gülümsedi. Yüzündeki o sert ifade gitmiş, yerini bir prensesin nezaketi almıştı. “Boya değil bu arada.” dedi. “Doğal mı? Kızım sen şaka mısın?” dedi Ada. Ağzı açık, Ece’ye bakıyordu. “Hayır gerçekten doğal. Dün İrlanda dan yeni geldiğimi söylemiştim. Babam İrlanda’lıydı. Türk olan annemdi. Annemle babam ben küçükken boşanmıştı. Ne kadar benden ayrı kalmak istemese de, eğitimim için İrlanda’da kalmama izin verdi. Tabii, sürekli gelip beni görüyordu. İkisi de mimar olmamı istiyordu.Nitekim oldum da. Ama hayalim bu değildi.” “Ne olmak istiyordun?” dedi Ada merakla. “Ben aslında asker ya da özel koruma falan bir şey olmak istiyordum. Babam İrlanda’nın en büyük mafyalarından olduğu için bu pek mümkün değildi. Ayrıca sadece eğitim değil güvenliğim için de İrlanda da babamın yanında olmam daha iyiydi. Çok küçük yaşta kendimi korumayı öğrendim. Ailemin gönlünü yapsam da bununla yetinmedim. Üniversite boyunca çok daha ciddi eğitimler aldım. Okulu bitirir bitirmez de İrlanda’nın en önemli isimlerine yakın korumalık yaptım.” dedi. Anlattıkları beni hem şaşırtmış hem de kendine hayran bırakmıştı. Demek ki sadece benim gibi, ona zarar vermeyecek türden biriyle değil, zararlı biriyle de baş edebilirdi. Bu ince bacaklar ve o incecik beliyle nasıl bu kadar tehlikeli olabilir diye düşünmekten kendimi alamıyor, hayranlıkla tüm vücut hatlarını incelemekten kendimi alamıyordum. “Bu kadar nazik bir kadın nasıl bu kadar ölümcül olabiliyor ya!” dedi Ada şaşkınlıkla. Barlas, belki de hayatı boyunca ilk ve tek haklı yorumunu yaptı. “Sen de çok farklı değilsin Ada. Haytalığından sana verdiğimiz tüm korumaları atlatıyordun hatırlasana. Sen atlatama diye Buğra’yı özel olarak seçip eğitme zorunda kaldık.” dedi. Ece kıkırdadı. “Adaaa! Bu yönünü bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun ya!” diye sahte bir kızgınlıkla ciyakladı. Ciyaklarken bile sesi kulağıma en güzel şarkılardan daha güzel geliyordu ve bu benim için çok ama çok tehlikeliydi. “Daha sonra ben bu işi yaptıkça babamla aram bozuldu. Babamın işlerini üvey kardeşim devraldı. Gerçi sık sık arayıp ben beceremiyorum abla dese de gayet iyi idare edebileceği sadık adamları var. Kendi işlerimle ilgilenirken annemin ölüm haberini almamla yıkıldım.” dedi. Sesi çok üzgün geliyordu. “Annem benim için rol modeldi. Babamla birlikte olduğu sürede babamla baş edebilen tek kadınmış. Korumalarımız anlatırdı.” dedi. Toparlanmak için kafasını sağa sola sallamasıyla, saçları da ahenkle savruldu. “Sonra da buraya geldim. Kalanını zaten biliyorsunuz.” dedi gülümseyerek. Bir gözüm onlardaydı. Ada’yla ikisinin hayatı, kayıpları, hisleri birbirine o kadar benziyordu ki, bu küçük cadıdan kolay kolay kurtulamayacağımı anlamaya başlamıştım. İkisi bir süre oturdular. Sohbetleri koyuydu. Ece’ye daha fazla sataşmamaya karar verdim. Ada’yla arkadaşlıklarını en başından zedelemem yalnızca Ada’ya zarar verirdi. Ece’yi biraz daha araştırmak ve eski fotoğraflarını bulup anlattıklarının doğruluğunu teyit etmek istediğimi fark ederek, araştırmaya başladım. Önce Ece’nin soyadını bulmam gerekiyordu. Nitekim hiç de zor olmamıştı. Zaten dünkü davetin detaylarını inceledikçe bulunabiliyordu. “Ece Royce” hakkında neler bulabiliyorum diye hem İnglizce hem Türkçe tüm kaynakları karıştırmaya başladım. Ece, anlattığından çok ama çok daha fazlasıydı. Sadece bir koruma değildi. Bu önemli isimleri bir iki kere olası suikastlerden bile koruyabilmişti. Anlatılanlara göre öngörüsü yüksek bir kadındı. Yeteneklerine bir de zeka eklenmişti. Ece, varlığıyla benim için an be an çok daha tehlikeli bir hal almaya başlamıştı. Beni etkisi altına alabilen tek kadın olarak tarihe geçmesine çok az kalmıştı ki, Ada’nın Ece’yi uğurlamak için ayağa kalkmasıyla Ece hakkındaki tüm araştırmalarımın olduğu sekmeleri kapattım. “Nihayet gidiyor cadı.” diye kendi kendime mırıldandım. Ada ölümcül bir bakış atarak Ece’yi geçirmeye gitti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD