9. Bölüm

1849 Words
Ne var ya? İnsan özenir. Siz burada aşk yaşıyorsunuz, ben ise mal mal bakıyorum.. Fena mı olurdu, şimdi benimde karşımda yakışıklı biri olsaydı...” Şükran kahkaha attı. “Ayy valla süper olurdu Nalan.. İnşallah en kısa zamanda karşına biri oturur!” Abim hâlâ bana bakıyor. Şüpheli. “Sana güvenmiyorum Nalan. Bu cümleler senden çıkmaz normalde.” Tam ağzımı açıyordum ki “Erhan?” Masaya doğru gelen bir erkek sesi. Üçümüz de kafamızı çevirdik. Daha önce görmüştük, bir tanıdık geldi diye aklımdan geçirirken abim "Mert!" deyince hatırladım.. Beni o iğrenç günde bulan kişi.. O gün hastaneden sonra hiç görmemiştim. Abime teşekkür etmek istediğimi söylediğimde işlerinden dolayı yurt dışına gitti demişti. Bir dahada konusu hiç geçmemişti.. Şimdi ise karşıma geçip oturdu.. Yani abimde ısrarla oturtmuş olabilir.. Tabi Şükran'da yanıma geçerek adamı karşıma oturtmuş olabilir.. Hayır yani şimdi abimi sinir etmek için buna da yavşayamam ki.. Adam hayatımı kurtarmış. Şey bir de insan heybetinden korkuyor.. Abimle hal hatırdan sonra bir anda bana dönerek "İyi gördüm sizi.. Bir sıkıntı yok artık demi?" deyince, yüzüme küçük bir gülümseme yerleştirip "Çok iyiyim.. Bir sıkıntı yok.." dedikten sonra daha önce yapmam gereken teşekkür konuşmasını yaptım.. "Size teşekkür etme fırsatım olmadı.. Beni siz bulmuşsunuz.. Aslında abime söyledim ama yurt dışına gitmişsiniz" "Teşekküre hiç gerek yok.. Siz iyisiniz ya önemli olan o" Abim tekrar araya girip anında konuyu değiştirdi. Şükran alttan bacağımı sıkınca "Ne var" diye baktım. Zaten yüzüne bakınca ne dediğini anlaşılıyor manyağın. Hayır anlamında kafamı sallasam da anlayan kim.. Şükran iki dakikada adamın yedi ceddine kadar sorgulamaya başlayınca "Kardeşim sen meleğini bulmuşsun" deyince biz anlamaz gözlerle baktık.. "Sorgu meleğini diyorum.. Valla bir an kendimi sorgudayım gibi hissettim" deyince istemsizce güldüm. Şükran biraz bozulmuş olsada haklıydı.. Dudaklarını büzdü, bana doğru eğildi. “Ben sadece tanımaya çalışıyorum ya,” diye fısıldadı. “Tanıdın mı peki, nüfus kayıt örneğine kadar indin çünkü,” dedim dişlerimin arasından. "Sanki keyfime soruyorum manyak.. Tüm bu rezillik senin için.. Ama iyi laf soktu bu bana.. Ben bunu unutmam.." diyerek abime döndü. Unutmaz valla.. Karşımda oturan Mert hafifçe gülümsedi. İnşallah Şükran'ın söylediklerini duymamıştır. Yani duyup da yanlış anlamasını istemem.. Ama o kısa gülüş bile içime tuhaf bir şekilde ürpertti. Allah’ım ben niye böyle şeyleri fark ediyorum ya? Abim gözleriyle bizi izliyor. Özellikle beni. Gözleri resmen diyor ki: “Bir saçmalık yap da bak ben sana neler yaparım…” der gibi.. "Yapmam. Yapamam. Yoksa yapsam mı? Yok ya hayır, sus Nalan." diyerek kendi içimde çelişki yaşamama sebep oldu.. İki saate yakın oturduk. Bu sürede hakkında bir kaç şey öğrendim.. Öğrendim de hâlâ ne iş yaptığını tam anlamadım polis gibi bir şey ne ya? Ya polistirsin yada değil... "Bekçi misin? Yani nesin sen?" diyen Şükran'ı abim susturdu.. Hayır yani ilk kez mantıklı bir şey soruyordu.. "Ne yapcan gülüm ya? Annen aramadan kalkalım artık" diyerek bir kez daha konuyu değiştirdi. "Tamam önce bir lavaboya gideyim öyle" diyen manyak yengem beni de arkasından sürükledi. "Hadi Nalan sende gel" diyerek.. Sanki tek başına yapamıyor.. “Sen tek başına gidemiyor musun? Beni niye çağırıyorsun ” dedim dişlerimi sıkarak. “Gidiyorum tabiki de.. Salak, plan yapıcaz,” diye kolumdan çekti Şükran. Plan mi? Tuvalette mi? Bu kızın aklından yine neler geçiyor acaba? Aynanın karşısına geçer geçmez bana döndü. Gözleri parlıyor. Tehlike çanları çalıyor Nalan kaç.. Bu manyak hiç iyi şeyler düşünmüyor.. "Ben sizi yakıştırdım.. Oldu bu iş." diyerek yerinde zıpladı.. "Saçmalama Şükran.. Ben sadece abimi gıçık etmek için öyle dedim.. Ben aşk falan istemiyorum." desem de kime diyorum acaba? "Valla adama bakarken hiç öyle Erhan'ı gıçık etmek için bakıyormuşsun gibi değildi" "Abartma ben hiç o gözle bakmadım.." Şükran kaşlarını kaldırdı. “Abartmıyorum. Sen etkilenmişsin bence. Hem gayet normal. Adamın maşallahı var yani.. Sakın kaçırma..” “Etkilenmedim,” dedim hızlıca. “Sadece.. Tamam ya kabul adam hoş.. Ama o kadar.." “Hmm.” dedi dudaklarını büzerek. “Peki yüzün niye bir anda pancar gibi kızardı??” Bir an durdum. Lanet olsun. “Koşarak geldik ondan,” dedim. “Tuvalete yürüyerek geldik gerizekâlı.” “Şükran!” bu kızın derdi ne benimle ya? Bir ara Şükran'ı sevdiğimi söylemiştim ya vazgeçtim.. Ben bu kızı hiç sevmiyorum.. “Bak,” dedi bu sefer daha yumuşak bir sesle, “Şaka bir yana… adam iyi biri gibi. Hem seni kurtarmış. Kahramanım diye boynuna atlaman lazım.." deyip bir kaç saniye düşünür gibi yapıp "Hem de…” Başını kapıya doğru eğdi. “Yakışıklı.” Gözlerimi devirdim ama istemsizce aklıma geldi. O kısa gülüş, bakışı, konuşurken ki sakinliği. Ama aklıma hemen abimin manyaklığı geldi. “Abim öldürür beni,” dedim net bir şekilde. “Abin herkesi öldürür zaten, o ayrı konu,” dedi umursamazca. “Ama bu adam… Abin bile saygı duyuyor. Fark ettin mi?” Evet. Fark ettim. Abim kimseye öyle rahat davranmazdı. Yani öyle her gördüğü arkadaşını masasına davet etmez. Hele ki yanın da biz varken.. Ama Mert'le ikidir hiç sorun etmeden yanımıza sokuyor. Hemde Mert 'rahatsız etmeyim' dediği halde.. “Bir şey yapmayacağım Şükran.. Sen de aklında ne varsa unut” dedim aynaya bakarak. “Saçmalama.” Şükran bana doğru eğildi. “Zaten bir şey yapmana gerek yok Nalan…” dedi sinsi bir şekilde. “Bazen bir şeyler kendiliğinden oluverir.” “Sen gerçekten çok tehlikeli bir insansın,” dedim. “Ve genelde haklı çıkarım,” dedi gururla. Tam çıkacakken kolumu tuttu. “Son bir şey…” “Ne?” “Adam sana bakıyor.” Kaşlarımı çattım. “Ne alaka ya..” “Ciddi söylüyorum. Masadayken… sen konuşurken… sürekli sana baktı.” Kalbim yine hızlandı. “Abartıyorsun.” “İstersen çıkınca dikkat et,” dedi kapıyı açarken. “Ben yanlışsam… bir daha karışmam.” Kapıdan çıktık. Masaya doğru yürürken istemsizce gözlerim Mert’e kaydı. Ve… O da bana bakıyordu. Göz göze geldik bir an.. Ama sadece bir kaç saniye.. Sonra aniden çekti gözlerini.. Şükran abartıyor kesinlikle.. Masaya geçtiğimizde kaşla, göz arası Şükran telefonundan abime birşey gösterdi. "Ben de bakayım" dediğim anda telefonunu kapattı.. Kesin bir boklar karıştırıyor.. Hep birlikte kalktık.. Arabaya bineceğimiz sırada abim "Mert kardeşim ya sana zahmet olmazsa Nalan'ı bize bıraksan.. Ben Şükran'ı evlerine bırakayım. Gitmişken birazda otururum. Şimdi sabah Nalan işe gidecek benim yüzümden geç saate kadar beklemesin. " deyince şaşkınlıkla abime baktım. Bu ne diyor diye.. "Abi ne gerek var iki mahalle ötesine gidiyorsun. Ben yolda iner beş dakika yürürüm ne olacak" deyince Şükran koluma giriyormuş gibi yaparak sus der gibi kolumu çimdikledi.. Kesin bu fikir bundan çıktı.. Ama abimi hangi ara nasıl ikna etti onu anlamadım... "Aynı mahallede oturuyoruz zaten hiç sorun değil bırakırım kardeşim.." Arabaya doğru yürürken içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Bu huzursuzluk korkudan mı, yoksa… başka bir şeyden mi kaynaklanıyordu, emin değildim. Ama emin olduğum bir şey varsa oda kaşla göz arasında bir işler çevirdiği. Kesin, yani eminim.. Abime ters ters baktım. O ise gayet rahat. Sanki az önce beni tanımadığım bir adama teslim etmemiş gibi. “Abiii” diye uzattım sesimi belki son anda kararını değiştirir diye. Ama o “Ne var?” dedi gayet sakin. “Hiçbir şey…” dedim dişlerimi sıkarak. Şükran arkada sırıtmaktan ölüyor. Yemin ederim bu kızın günahı benim boynuma yazılacak. Mert arabanın kapısını açtı. “Buyurun,” dedi sakin bir sesle. Bir an duraksadım. Sonra mecburen bindim. Kapı kapandı. Abimle göz göze geldik. O bakış… “Uslu dur.” bakışıydı. Ben de gözlerimle cevap verdim: “Hiç güvenme bana.” madem sen beni hiç düşünmeden kurtların önüne atıyorsun. Bende bazı şeylere gönüllü olayım değil mi? Hayır güvenmiyorsan ne demeye gönderiyorsun diye sorarlar adama demi? Araba hareket etti. İlk birkaç dakika sessizlik vardı. Ama öyle normal bir sessizlik değil. Hani şu insanın beyninin içinde yankı yapanlardan. Camdan dışarı bakıyorum ama hiçbir şey görmüyorum. Çünkü farkındayım… O bana bakıyor. Bakıyor mu? Yoksa ben mi abartıyorum? tabi orası da meçhul.. Allah’ım Şükran’ın lafları beynime yerleşti. Hep onun yüzünden böyle gerildim.. "Sakin ol Nalan.. Normal davran.." diyerek kendime telkinler verdikten sonra derin bir nefes aldım.. Keşke o nefesi hiç almasaydım.. Buram buram erkek parfümü doldu ciğerlerime.. Sonrada salak gibi hangi koku olduğunu anlamaya çalıştım. Yetmedi bir de sordum.. “Bu ne kokusu?” dedim, sanki hayatımda ilk kez parfüm kokluyormuşum gibi. Bir saniyelik sessizlik oldu. Lanet olsun... Ben bunu sesli mi söyledim? Mert hafifçe başını bana çevirdi. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. “Parfüm,” dedi sakin bir şekilde. Allah belamı versin Nalan. Gerçekten mi? “Onu anladım zaten…” dedim hızlıca toparlamaya çalışarak. “Hani… şey… markasını merak ettim sadece.” Sus artık kızım sus. Mert kısa bir an bana baktı. Sanki bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. “Özel bir şey değil,” dedi sonunda. “Yurt dışından almıştım.” Tabii. Yurt dışı. Adam zaten yurt dışında geziyordu. Sen ne bekliyordun, mahalle parfümeri mi? “Çok güzel kokuyor” dedim.. Allah belamı veriyor galiba.. Şükran'ın yanında durmaktan böyle oldu, yoksa ben böyle değildim... Başka bir şey diyemedim sustum.. Eğer devam edersem daha çok saçmalayacak mışım gibi geldi.. "Senin kadar değil.." "Anlamadım.. Bir şey mi dedin?" "Yoo markasını söylemiştim" deyince bir anda duyduğumu gerçek sandım.. Yok yok valla Şükran'la çok uzun yan yana kalmak sağlığa zararlıymış.. Kalbim niye böyle atıyor ya? Camdan dışarı bakmaya devam ettim ama artık iyice saçmalıyordum. Aynada yansımasını görmeye çalışıyorum resmen. Yakalandım mı? Büyük ihtimalle evet.. “Çalışmaya başlamışsınız” dedi bir anda. Ses tonu hâlâ aynı. Sakin. Düz. Ama dikkatli. Başımı ona çevirdim. “Ha?.. Haa… evet." diyerek kekeledim resmen. "Mithat amcayla çalışmak zordur.." deyince bildiğim konular gelince bir rahatlayıp konuşmaya başladım. Bu kez gerilmeden, saçmalamadan sohbet etmeye başladık. Aynı mahallede oturduğumuzu ama hiç karşılaşmadığımıza şaşırsam da "Ben seni görüyorum genelde" demesi daha çok şaşırttı.. Ben niye görmemiştim hiç? Beş dakika normal konuştuk ya hemen saçmala Nalan.. “Bu arada…” dedim. “Hâlâ ne iş yaptığınızı anlamış değilim.” diye sordum.. Hafifçe güldü. O gülüş… Yine. Allah’ım. “Resmi olarak polis değilim,” dedi. “Ama emniyetle çalışıyorum.” Kaşlarımı çattım. “Bu ne demek şimdi? Gizli ajan falan mısın?” Gözlerinin içi güldü. “Film izlemeyi azaltın,” dedi. “Ciddiyim.” “Ciddiyim ben de,” dedi. “Detay vermem pek mümkün değil.” "Ama ben merak ederim ki" dedim.. Ama bir süre cevap vermedi.. Sonra bir anda "Abinin dediği gibi 'napcan gülüm ya...'" deyince beni bir öksürme tuttu.. Hemen kendime gelip duymamış gibi yaparak.. “Gizemli takılmayı seviyorsun yani,” dedim. “Hayır,” dedi sakin bir şekilde. “Sadece gerektiği kadarını söylüyorum.” Sustum.. Daha da bir şey sormadım. Zaten mahalleyede gelmiştik. Annemin kalbine inmesin diye evin yakınına gelince "Ben burada ineyim" dediğim de "Eve gelmedik ki daha" diyerek itiraz etti. "Şey yanlış anlama ama şimdi biri görür yanlış anlar. Ben ineyim" deyince bir anda frene basıp durdu.. “Çok teşekkür ederim, iyi akşamlar” deyip arabadan indim.. Kapıyı kapatacağım anda “Nalan.” Adımı söyleyiş şekli… Durmama sebep oldu. Yavaşça döndüm. “Evet?” "İnsanların ne düşüneceğini önemseme Nalan.. Hayata bir kez geliyoruz.. İyi geceler, görüşürüz" deyince hızla kapıyı kapattım. Bir şeyde diyemedim.. Kapıyı kapattığım anda kalbim hâlâ göğsümü yumrukluyordu. “Ne demek o şimdi…” diye mırıldandım kendi kendime. İnsanların ne düşüneceğini önemseme… Sanki çok kolaymış gibi. Sanki benim hayatımda “önemseme” diye bir seçenek varmış gibi. Araba hâlâ oradaydı. Gitmedi. Aptal gibi kapının önünde bir iki saniye daha durdum. Gitmesini mi bekliyorum ben şimdi? Of Nalan yürü kızım evine...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD