10. Bölüm

1370 Words
İnsanların ne düşüneceğini önemseme… Sanki çok kolaymış gibi. Sanki benim hayatımda “önemseme” diye bir seçenek varmış gibi. Araba hâlâ oradaydı. Gitmedi. Aptal gibi kapının önünde bir iki saniye daha durdum. Gitmesini mi bekliyorum ben şimdi? Of Nalan yürü kızım evine... Zile basmak yerine anahtarla açtım kapıyı. Annemler rahatsız olmasın diye.. Kapıyı açar açmaz annem "Oğlum siz mi geldiniz?" diye seslendi. "Yok anne oğlun gelmedi, kızın geldi.." İçeriye yanlarına geçtiğimde babam yine elinde kumanda yarı uyuyor halde televizyona bakıyor. Annemin de bir elinde telefon, diğerinde çay bardağı oturuyor.. Hayat bunlara güzel valla.. "Abin niye gelmedi? Sizinle değil miydi?" diyerek anında sorgulamaya başlayınca tüm merakını giderdim.. "Abim Şükran'ı bırakacak. Biraz da oturacakmış. Beni de abimin arkadaşı Mert bıraktı eve." dememle anında gözleri parladı.. "Mert mi? Ne zaman gelmiş o? Oda sizinleydi?" "Anne ya ne bileyim ben ne zaman gelmiş.. Yemek yemeye gittik orada karşılaştık. Abimde masaya davet etti.. Abime sorarsın." diyerek kısa kestim. Bu kısa kesmiş halimdi.. Hayır hiç söylemesem annem bir şekilde duyar, öğrenir durduk yere başıma iş açamam. Ben babam uyukluyor sanırken adam gözleri kapalı bir şekilde "Geçen gün bende gördüm.. Yeni gelmiş.. Bir süre buralardayım diyordu.." Babamın gözleri kapalı ama kulağı açıkmış maşallah.. "Bilmiyorum sormadım.. Sadece o gün için teşekkür ettim" diyerek konuyu kapatmak istedim. Hayır zaten Şükran aklımı karıştırdı yeteri kadar.. Ama annem… yok. Gelini mi kaynanasına çekmiş. Yoksa annem de Şükran'la takıla takıla ona mı benzedi bir an bilemedim... “Mert iyi çocuktur…” dedi, hafif anlamlı bir gülümsemeyle. “Yakışıklı da…” “Anne!” diye biraz sert çıktım bu sefer. “Alt tarafı bıraktı beni. Abim istediği için.. Taksi gibi düşün, insan gibi değil.” Babam hafifçe güldü. Gözleri hâlâ kapalı. “Bedava taksi bulmuşsun, değerlendir…” dedi. Tövbe bismillah.. Bunların içine Şükran kaçmış.. O nasıl laftı öyle.. Yeminle babamdan beklenmeyecek bir performans.. Ne diyeceğimi bilemedim.. “Harikasınız ya. Gerçekten harikasınız.” dedim, ellerimi iki yana açarak. “Ben odama çıkıyorum." diyerek yanlarından kaçtım.. Odaya girip derin bir nefes aldım. Of. Gerçekten of yani.. Yatağa doğru yürüdüm, kendimi direkt üstüne bıraktım. Tavana baktım bir süre. Bir an gözlerimi kapattım. Aklıma yine o an geldi. Direksiyonu tutuşu. Arada bana bakışı. Sonra hiçbir şey demeyip sadece yolu izlemesi… Sinir bozucu. Hem de aşırı. Yatağın üstünde döndüm, yüzümü yastığa gömdüm. “Saçmalıyorsun…” dedim boğuk bir sesle. “Abinin arkadaşı. O kadar.” Kalbim: hadi oradan. Başımı kaldırdım, tavana tekrar baktım. Bir süre öylece kaldım. Sonra istemsizce dudaklarımın kenarı hafif kıvrıldı. “Yakışıklı da…” Annemin sesi kafamda yankılandı. “Ya bir sus…” diye mırıldandım ama bu sefer kendime. Çünkü en sinir bozucu olan ne biliyor musun? Anam haklıydı... Yani yakışıklı.. Hayır Şükran'ı anladım da bunlar ne olsun istiyor onu anlamadım.. "Kalk kızım kalk bir duş alda kendine gel.. Aklını karıştırmalarına izin verme" Ağır ağır doğruldum yataktan. Ayaklarım yere değdiği an sanki beynim de geri bağlandı vücuduma. Banyoya doğru yürürken hâlâ kendi kendime söyleniyorum. “Hiçbir şey yok. Abinin arkadaşı. O kadar. O. Ka. Dar.” Duşu açtım. Su akmaya başladı. Bir süre sadece izledim. Sonra girdim altına. Sıcak su omuzlarıma çarptıkça biraz gevşedim. Gevşeyince de aklım başıma geldi gibi.. Aşk yok.. Aşk nankör bir duygu.. Duştan çıktım. Havluyla saçlarımı kuruladım. Aynaya tekrar baktım. Gittikçe güzelleşiyor muyum ne?.. Odaya geçtiğimde aldığım iç çamaşırlarını giyinmek istedim. Ama nerede bunlar? Çantam yatağın yanında, ama poşetler... Onlar nerede? Üzerime hemen birşeyler giyinip annemlerin yanına gidip "Anne ben buraya poşet bıraktım mı?" diye sordum. "Yok kızım elinde bir şey yoktu. Ayakkabılığın üzerine bırakmışsındır belki" deyince hemen oraya baktım.. Ama tabiki de orada da yok.. "Buldun mu?" "Hayır.. Arabada unutmuşumdur belki abim gelince bakarım.. Neyse ben yatıyorum, sabah erken kalkacağım. İyi geceler.." deyip tekrar odama geçtim. Evet ya arabada kalmıştır. Başka nerde olacak demi? Yatağa uzandım. Sanki yatmamı bekliyormuş gibi bildirim sesi geldi. "Eve gittiniz mi?" diyen Şükran.. Bir saat geçmiş aklına yeni mi geldi.. "Günaydın canım.. Geleli baya oldu.. Duşumu aldım, yattım bile" yazıp gönderdim. Bu kezde telefonum çalmaya başladı. Dayanamadı görüntülü arıyor.. Açar açmaz "Naptınız?" napcaz acaba? "Birşey yapmadık Şükran.. Eve bıraktı o kadar.. Sen bizi bırakta abimi nasıl ikna ettin, onu söylesene?" Keşke bunu sormamış olsaydım. "Aldıklarımı üzerimde göstereceğimi söyledim" dedi.. "Pis sapık.." dedim refleksle. Şükran kahkahayı bastı. “Sus kız! Sana mı gösterdim. Nişanlıma gösterdim. Bir haftaya kocam olacak ne var.. Abin anında ikna oldu ya sen ona bak! Erkek milleti işte…” “Ya kapat kapat! Midem bulandı…” dedim ama istemsizce gülüyorum da. Gerçekten erkek milleti. Anında beni sattı. Birde diyor, annesine gider otururuz.. Kesin annesine gitmişlerdir.. "Kıskandıysan sende gösterseydin senin aldıkların da yanındaydı. " “Saçmalama.” dedim direkt. Çok hızlı. Fazla hızlı. Aldıklarım benim yanımda değildi.. Yani olmamalıydı.. "Ne oldu kız? Bir anda rengin attı?" diyen Şükran Allah seni bildiği gibi yapsın emi? "Aldıklarımın abimin arabasında olduğunu söyle lütfen Şükran.." "Malesef söyleyemem canım.. Mert'le gideceğin için ben sana arabaya binerken verdim ya.." Hayır ya hayır... "Kapat telefonu Şükran.. Ben birazcık öleceğimde" diyerek telefonu kapattım.. Telefonu kapattığım an yatağın ortasında öylece kaldım. Ne bok yicem ben şimdi? “Güzel…” dedim boşluğa bakarak. “Gerçekten çok güzel…” hayır içindekiler normal birşey olsa sorun değil.. Ama iç çamaşırı.. Yataktan çıktım sinirle.. Ellerimi saçlarıma geçirdim. Bir sağa bir sola yürümeye başladım. Ayy... Ya poşeti açıp içine bakarsa? 'Dur' deyip, yürümeyi kestim. Yavaşça başımı kaldırdım. “Ve o… açacak…” Gözlerimi kapattım. “Ve görecek…” Bir an içimde kocaman bir sessizlik oldu. Sonra kendimi yatağın üstüne attım. “BEN NİYE ÖLMÜYORUM YA!” Yastığa yüzümü gömdüm, bağırışım boğuk bir iniltiye dönüştü. Bu rezaletin geri dönüşü yoktu. Yok. Yok yani. Bir süre öyle kaldım. Kıpırdamadan. Sanki hareket edersem olay daha da büyüyecekmiş gibi. Sonra yavaşça başımı kaldırdım. “Tamam.” dedim kendi kendime. “Sakin ol. Belki fark etmez.” Yani fark etse bile açmaz.. Hem benim olduğunu nerden bilecek ki? Ben bile poşetin bende olduğunu fark etmemişim. Sonra biraz düşündüm. Bana düşünmek hiç iyi gelmiyor. Kendime düşman gibiyim resmen.. Kendi kendime konuşup, kendimi sinir etmeyi başarıyorum.. “Fark eder.” “Belki bakmaz bile.” “Bakacak.” “Belki poşeti açmaz.” “Açar.” “Belki anlamaz.” “Anlar Nalan. O şey anlaşılmayacak gibi değil.” Tekrar yastığa gömüldüm. “Ben yarın o adamın yüzüne nasıl bakacağım…” "Bakmayacaksın.. Kim bilir belki de bir daha görmeyeceksin.." Evet ya işte bu.. Ben niye durduk yere strese giriyorum ki.. Sonra yine bir anda içimde minicik bir umut yeşerdi. “Belki arka koltukta kaldı. Belki hiç bakmadı. Belki hâlâ orada duruyor…” Kalbim biraz hızlandı. “Ve yarın… bana verir… hiç açmadan…” Bir an durdum. Sonra gözlerimi kıstım. “Yok. Bu kadar şanslı olamam.” Tam o anda telefonum tekrar titredi. Ekrana baktım. Şükran. Gözlerimi devirdim ama açtım. “Ne var yine…” dedim bıkkın bir sesle. Şükran’ın yüzü ekranda kocaman bir sırıtışla belirdi. “Unuttun dimi…” “Hatırlatma!” dedim direkt. Gülmeye başladı. “Ben olsam var ya… var ya… şu an uyuyamazdım.” “Uyuyamıyorum zaten!” dedim sinirle. “Acaba açtı mı… acaba baktı mı… acaba ne düşündü… Kız bakıp birde seni hayal ediyormuş” “ŞÜKRAN! Yuh yani, yok daha neler...” “Tamam tamam sustum…” dedi ama hâlâ gülüyor. Derin bir nefes aldım. "Şükran abime söylesek mi?" dedim bir anda. Yine aklıma gelen müthiş fikirle "Yani sen desen abime, poşetin biri Nalan'da kalmış. Oda arabada unutmuş desen. Abim alsa olmaz mı?" "Olmaz" dedi hemen.. "Niye olmuyor ya? Bence olur gibi." "Nalan saçmalama abine öyle birşeyi nasıl söyleyim. Aklına bin türlü şey gelir. Hem kusura bakma ama benim iç çamaşırlarımı görmesi daha rezil bir durum olur.." diyerek çok mantıklı konuşmaya başladı.. Sanırım haklı.. Bir süre daha güldü halime, sonra biraz toparlandı. “Tamam tamam… bak belki de gerçekten fark etmemiştir.” "Değil mi ama bencede görmemiştir bile." Şükran bu kez beni teselli ederek telefonu kapattı. Haklı yani gördüyse gördü.. Dünyanın sonu değil ya. Hem sanki üzerimde mi gördü.. Nasıl olduysa uyumayı başarmışım. Sabah alarmın sesiyle yataktan kalktım. Hızlıca hazırlanıp kahvaltı bile yapmadan evden çıktım. Annem çocuk gibi çantama sandviç sıkıştırdı. İş yerinde yerim artık. Akşama kadar Mithat amcanın sinirine kurban oldum. Bugün bir tuhaftı. Yani her zaman tuhaf, ama bugün daha bir tuhaftı.. "Onu yanlış yapmışsın, bu böyle olmayacak. O dosyayı getir. Al bunu götür" diyerek akşam ettik. Aslında iyi olmadı değil. En azından akşamki olayı unutmuştum..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD