5. Bölüm

1820 Words
Bazı insanlar hiç değişmezmiş.. Ne yaparsan yap.. Hep aynı kalırlar.. Ben Okan'dan ayrılmak istedikçe o tam tersini istemeye başladı.. Beni sevdiğinden falan değil.. Sadece işi inada bindirmek istediği için.. Oysaki gayet biliyor herşey benim lehime.. Bir hafta kaldı mahkemeye.. Ama o ısrarla boşanmayacağını düşünüyor.. Beni arayıp huzurumu bozmasın diye numarasını engelledim. Ama yok yine kurtulamıyorum. Sürekli bilmediğim numaralardan arıyor.. Annemle oturmuş boş boş televizyon izliyorum.. Annemin vazgeçilmez kadın programları.. Tamam itiraf ediyorum bende izliyordum.. Çünkü yapacak birşeyim yoktu.. Milletin derdine üzülüyordum.. Kendi başıma gelecekleri bilmeden. Şimdi izlemek istemiyorum.. Üzüldüğüm, kızdığım herşey benim başıma gelecekmiş gibi hissediyorum.. Gözlerim bir an ekrana kaydı.. “Ben onun için her şeyi yaptım!” diyordu… Sunucu başını sallıyordu… Seyirciler homurdanıyordu… İçimden bir ses, alay eder gibi fısıldadı: E yaptın da ne oldu? Gözlerimi kapattım. Çünkü o cümle… o lanet cümle… benim cümlemdi aslında. Ben de yapmıştım. Hem de sorgulamadan… düşünmeden… kendimi hiçe sayarak. Adam ise arsızca "Yapmasaydın" diyor Aslında adam çok haklı varya.. Biz salak gibi kendimizi yok sayıp, onlar için herşeyi yapıyoruz.. Ama onların önceliği hep kendileri oluyor.. Bizim de önceliğimiz kendimiz olsaydı, belki de başımıza gelenler gelmezdi.. Okan'ın her dediğini kabul etmek yerine istemediğimi söyleyebilseydim keşke.. Şimdi düşünüyorum da ben başıma gelenleri hak etmişim.. Hayatımın tüm kontrolünü Okan'ın eline bırakmışım.. Oda istediği gibi yönetmiş beni.. 'Evlenelim' dedi. Ben anında kabul ettim.. 'İstanbul’a gideceğiz' dedi olur dedim.. Sanki burada iş yoktu.. Ne istediyse, ne söylediyse itirazsız kabul ettim. En aşık, en çok seven benim ya.. Düşünüyorum da o ne yaptı benim için? Ama aklıma hiçbir şey gelmiyor.. En çok istediğim şey bir evladımın olmasıydı.. Onu bile istemedi.. Bir anda boğazım düğümlendi. Çünkü ilk defa kendime dürüst oldum. Ben Okan’ı sevmedim… Ben, Okan’ın beni seveceği ihtimalini sevdim. Ve o ihtimal uğruna… kendimi harcadım.. Kadın konuştukça kendimi gördüm ekranda.. Biz kadınlar ne kadar da kolay harcıyoruz kendimizi.. Hem de hiç değmeyecek insanlar için.. İnsan başına gelmeyen şeye üzülürken güçlü oluyor… Ama başına gelince aynı şey… insanın içine çörekleniyor.. Aylar önce izlerken neler düşünüyordum, şimdi neler... Annemin zamanında söylediği herşeyi şimdi yaşıyorum.. Bir sözünde de yanıl be kadın.. Aslında anneler biliyor da biz kabul etmiyoruz.. Zuhal cadısı da oğlu için "Erkek su gibidir akmak ister.. Sen göl olup durduracaksın. Şimşek olur ateşlenir, sen su olup söndüreceksin" diye akıl veriyordu.. Şimdi anlıyorum aslında oğlunun ne bok olduğunu söylemiş bana.. Ben yanlış yorumlamışım... Kendi eğitemediğini benim eğitmemi beklemiş.. Şimdi de yine suçu bende buluyor.. Şimdi ben yangın oldum.. Söndür söndürebilirlerse.. Telefonuma gelen bildirimle düşüncelerden kurtuldum.. Oysa ki düşündükçe aklıma neler geliyordu.. Telefonu elime aldığımda yine bilinmeyen bir numaradan mesaj vardı.. "Nalan.. Ben Okan.. Lütfen hemen engelleme. Ankara'ya geldim ben.. Seninle son bir kez konuşmak istiyorum.. Sonra herşey istediğin gibi olsun, boşanalım.. Ama lütfen yüz yüze son kez konuşalım.." yazmış. Birde adres verip orada beklediğini söylemiş.. Gidip gitmemekte kararsız kaldım. "Anne!! Okan mesaj atmış.. Son bir kez yüz yüze konuşalım diyor. Sence gideyim mi?" dememle annem anında "Tabiki de hayır.." diyerek anında itiraz etti.. "Yüz yüze konuşup ne olacak mış? Telefonla söyleyemediği neyi söyleyecek sana? Mahkemeye bir hafta kalmış… Şimdi mi aklı başına gelmiş bunun? Konuşunca değişecek bir şey mi var Nalan?” Cevap veremedim. Çünkü aslında ben de aynı şeyi düşünüyordum. Ama işte… insanın içinde bir yer var… Merak eden, ne konuşacak acaba diyen aptal bir yer… Başımı eğdim. Telefon hâlâ elimdeydi. O mesaj ekranda duruyordu. “Son bir kez konuşalım…” Son. Bu kelime bile tuhaf hissettirdi. Çünkü bizim ilişkimiz zaten defalarca “son” yaşamıştı.. “Sen onu çoktan bitirmişsin zaten,” diye devam etti annem. “Şimdi gidip neyi açacaksın tekrar? Yaranı mı deşeceksin?” İşte o cümle… Direkt kalbimin ortasına oturdu. Yaram… Ben o yarayı kapattım sanıyordum. Ama aslında sadece üstünü örtmüşüm. Telefon elimde titredi. Yeni bir mesaj. “Gelmezsen ben gelirim Nalan.” Gözlerim bir anda büyüdü. İçimdeki o huzursuzluk bir anda yerini gerilime bıraktı. İşte bu Okan’dı. İstediği olmayınca sınır tanımayan… Israr eden… Zorlayan… "Tamam geleceğim" yazıp gönderdim. Çünkü biliyorum gitmezsem gelir.. Babam yada abimle karşılaşmasını istemiyorum. Çünkü gördüklerinde hiç iyi şeyler olmayacağını biliyorum. Benim yüzümden başlarına birşey gelsin istemem. "Anne ben gideceğim.. Eğer gitmezsem buraya gelir.. Babam, abim görürse kavga çıkar, ortalık karışır. En iyisi ben gideyim.. Ne derdi varsa öğreneyim.." diyerek evden çıktım. Annemin tüm "gitme" diye ısrarlarına rağmen.. Kapıyı kapattığım an içimde tuhaf bir his vardı. Sanki yanlış bir şey yapıyordum ama geri dönmek için de artık çok geçti. Ayaklarım beni istemeden de olsa o adrese götürüyordu. Kafe uzaktan göründüğünde kalbim hızlandı. Camdan içeri baktım. Oradaydı. Tek başına oturuyordu. Başını öne eğmiş, telefonu kurcalıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi… Sanki hayatımı altüst eden adam o değilmiş gibi. Derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Kapıdan girer girmez başını kaldırdı. Göz göze geldik. Hiç değişmemişti. Ama ben değişmiştim. Yavaş adımlarla masaya doğru yürüdüm. Karşısına oturdum. Aramızda bir masa vardı ama sanki yıllar vardı. “Geldin…” dedi. Sesinde o tanıdık ton vardı. Sahte bir yumuşaklık. “Ne konuşacaksan konuş,” dedim. “Fazla vaktim yok.” Kaşlarını hafifçe çattı. Bu tavrım hoşuna gitmemişti eminim.. “Bu kadar soğuk olma Nalan. Sonuçta biz...” “Sakın ‘biz’ deme,” diye kestim sözünü. “Biz diye bir şey kalmadı.” Bir an sustu. Gözlerimin içine baktı. Sanki eski Nalan’ı arıyordu. Çok arardı artık.. Eski Nalan öldü.. Bulamazdı. “Ben hata yaptım,” dedi sonunda. “Ama düzeltebiliriz. Boşanmayalım. İstediğin herşeyi kabul edeceğim..” İçimden bir kahkaha yükseldi ama dışarı çıkmasına izin vermedim. “Ne düzelecek Okan?” dedim sakin ama keskin bir sesle. “Senin başka bir kadından çocuğun var.. Bunun düzelecek bir tarafımı var?” "Nalan.. İyi ki öğrendin sende çocuk, çocuk.. Ulan sanki ilk ben yapmışım böyle bir hata.. Tamam çocuk var. İstemiyorsan onunla da görüşmem.. Hem Derya artık karşı dairemizde değil, merak etme.." derken yüzsüzlüğünden midem kalktı.. Masaya eğildim. Gözlerimi ondan kaçırmadan, tane tane konuştum. “Bir hata diyorsun ya…” dedim. “Hata dediğin şey yanlışlıkla olur Okan. Seninki tercih. Bilerek, isteyerek yaptığın bir şey.” Yüzü gerildi. Ama hâlâ kendince haklıydı. Hâlâ kendince masum. “Abartıyorsun,” dedi omuz silkerek. “Altı üstü bir çocuk. Herkesin başına gelebilir.” İşte o an… İçimde kalan son kırıntı da öldü. “Altı üstü mü?” diye tekrar ettim, sesim bu kez titremiyordu. Aksine hiç olmadığı kadar sakindi. “Bir insanın hayatını, bir kadının gururunu, bir evliliği ‘altı üstü’ diye küçümseyebiliyorsun yani?” Cevap vermedi. Çünkü verecek bir cevabı yoktu. Ama susmak yerine hâlâ savaşmayı seçti. “Bak Nalan,” dedi sesi sertleşerek, “boşanmak sana ne kazandıracak? İnsanlar ne diyecek düşündün mü? Ailen? Sen tek başına ne yapacaksın?” Gülümsedim. İlk defa… gerçekten. “Ben zaten tek başımaydım Okan,” dedim. “Sen varken de tek başımaydım. Ben seninle evliyken bile yalnızdım,” diye devam ettim. “Şimdi en azından yalnızlığım bana ait olacak.” Sandalyeye yaslandı. Sinirlenmeye başlamıştı. O tanıdık Okan geri geliyordu. “Sen değişmişsin,” dedi dişlerini sıkarak. Başımı salladım. “Evet,” dedim. “Geç kaldım ama değiştim.” Bir an bana baktı. Uzun uzun… Sanki gerçekten ilk defa görüyormuş gibi. “Son kararın bu mu?” diye sordu. Hiç düşünmedim. “Evet.” dedim. Derin bir nefes aldı. Sonra eğildi, sesi alçaldı. “Pişman olacaksın.” “Belki,” dedim omuz silkerek. “Ama en azından bu sefer kendi kararımın sonucunu yaşayacağım.” Bu onu daha çok sinirlendirdi. “Elinde ne var ki?” dedi alayla. “Ne işin var, ne düzenin… Ailen şimdi destekliyor gibi gözüküyorlar.. Ama iki gün sonra laf söz etmeye başlayacaklar.. Yaptığın herşey gözlerine batacak.. Kabul et Nalan bana geri döneceksin.” Bu eski Nalan’ın kırıldığı yerdi. Ama yeni Nalan sadece baktı. Ve son darbeyi indirdi. “Sen hâlâ anlamıyorsun,” dedim yavaşça. “Ben senden vazgeçmedim…” Bir an durdum. Gözlerinin içine baktım. “Ben kendimi seçtim.” Sandalyemi geri ittirdim. Ayağa kalktım. “Bu da son görüşmemiz,” dedim. “Mahkemede görüşürüz.” Arkamı döndüm. Tam kapıya yaklaşmıştım ki kolumdan sert bir şekilde tutuldu. Donakaldım. “Ben bitirmedim,” dedi dişlerinin arasından. Yavaşça döndüm. Gözlerim onun eline kaydı. Kolumu sıkıyordu. Acıtacak kadar. “Okan, bırak kolumu.” “Hayır.” Sesi sertleşmişti. O tanıdık, tehlikeli ton… “Benimle konuşmadan gidemezsin.” “Konuştuk,” dedim. “Ve ben gidiyorum.” Kolumu çekmeye çalıştım ama daha da sıktı. “İnat etme Nalan!” diye bağırdı. Kafedeki birkaç kişi bize dönüp bakmaya başladı. İçimdeki korku yavaş yavaş öfkeye dönüşüyordu. “Bırak dedim!” diye sesimi yükselttim. Ama o… dinlemiyordu. Bir anda beni kendine doğru çekti. Dengemi kaybettim. “Gidiyoruz,” dedi kulağıma eğilip. “Arabada konuşacağız.” Kalbim hızlandı. “Hayır, gelmiyorum!” dedim ve itmeye çalıştım. Ama gücü benden fazlaydı. Beni sürükleyerek kapıya doğru götürmeye başladı. “Bırak! Yardım edin!” diye bağırdım. Kafedeki insanlar kararsızdı. Bazıları ayağa kalktı ama kimse tam olarak ne yapacağını bilemedi. "Karımı biraz sinirlendirdim. Naz yapıyor merak edilecek bir şey yok" diyen Okan kapıyı açıp beni dışarı çıkardı. Kolum hâlâ onun elindeydi. Neredeyse sürükleniyordum. Arabaya yaklaştığımızda kapıyı açtı. “Bin!” diye sertçe bağırdı. “Binmem!” dedim, geri çekilmeye çalışarak. O an… yüzündeki ifade değişti. Gözleri karardı. Ve bir anda… Yüzüme gelen tokatla başım yana savruldu. Kulaklarım çınladı. Dünya bir anlığına durdu sanki. Etraf sessizleşti. Yavaşça yüzümü ona çevirdim. Gözlerim dolmuştu ama ağlamadım. Bu sefer ağlamadım. İçimde bir şey kırılmadı… Aksine… Bir şey kesin olarak bitti. “Bir daha bana dokunursan…” dedim, sesim titremiyordu bu sefer, “seni gerçekten bitiririm Okan.” O an ilk defa tereddüt etti. İlk defa geri çekildi. Ve ben o boşluktan faydalanıp kolumu sertçe çektim.. Kaçmaya yeltenmiştim ki “Kaçamazsın!” diye bağırdı. Beni sertçe arabaya doğru itti. Dengeyi tamamen kaybettim. Dizim yere çarptı, acıyı bile hissedecek halde değildim artık. Sadece kurtulmaya çalışıyordum. “Bırak beni! Delirdin mi sen?!” diye bağırdım. Ama o… gerçekten delirmişti. Kapıyı açtı, beni resmen içeri fırlattı. Sırtım koltuğa çarptı. Daha toparlanamadan üzerime eğildi. Kapıyı kilitledi. İçimde bir şeyleri tamamen kopardı. Kapıyı açmaya çalıştım ama kilitliydi. Camı indirmeye uzandım, elimi sertçe tuttu. “Uslu dur!” diye bağırdı. “Elini çek!” diye çırpındım. Ama bileğimi öyle bir sıktı ki… gözlerim doldu. “Ben sana son bir şans veriyorum Nalan!” dedi. “Adam gibi konuşacağız!” “Bu mu konuşmak?!” diye bağırdım. “Bu mu senin sevgin?!” Araba bir anda hareket etti. Gazı kökledi. Kalbim ağzımda atıyordu. Kapıyı tekmelemeye başladım. “İndir beni! Bağırırım!” “Bağır!” dedi sinirli bir kahkahayla. “Kim duyacak seni?” Etraf hızla akıyordu. İnsanlar, binalar… her şey bulanıklaştı. Telefonumu çantamdan almaya çalıştım. Gördü bir anda elimden kaptı. “Bunu da unut!” dedi ve arka koltuğa fırlattı. Artık tamamen kapana kısılmıştım. Nefesim hızlandı. Ama bu sefer korkudan çok… öfke vardı içimde. “Sen hasta bir adamsın,” dedim dişlerimin arasından. “Gerçekten hastasın.” Direksiyonu daha sert kavradı. “Ben seni seviyorum!” diye bağırdı. “Hayır,” dedim. “Sen beni sevmiyorsun. Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibisin.” Bir anda frene bastı. Araba sertçe savruldu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bana döndü. Gözleri kıpkırmızıydı. “Ben olmadan yaşayamazsın!” dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD