Ela
Barış önce bana dokunmadı. Yakınımdaydı, bedeninden yayılan sıcaklık hissediliyor, nefesi dudaklarımı okşuyordu. Sanki ne kadar dayanacağımı hesaplıyordu.
Gözleri sanki beni delip geçiyordu, keskin ve tehlikeli.
“Eğer öyleyse kaybetmeye hazır mısın Ela?” dedi fısıltıyla, fısıltısı sert ve meydan okuma saklıydı sanki.
Alt dudağımı ısırarak “Denesene…” diye mırıldandım sesim sandığımdan daha kısık. Nabzım onun bakışlarından dolayı fırladı.
Bakışları daha da karardı ve ağzı benimkine indi. Nazik değildi, yavaş değildi ama sert ve hızlı da değildi. Açlıkla tadıyor gibiydi, tuz, sıcaklık ve viski tadı vardı.
İnledim, o ses kendine aitmiş gibi yuttu. Eli belimi sertçe kavradı, beni kendine çekti. Aramızda hiç boşluk kalmayana dek, bedenim onun bedenine istemsizce eğilene kadar.
“Barış…” dedim yavaşça nefesim dudaklarımda kırık dökük.
“Ela.” diye homurdandı.
Sandalyeyi geri itti ve ellerini kalçalarıma attı. Sanki hiç bir ağırlığım yokmuş gibi beni mutfak tezgahına oturttu. Bu sırada bir bardak devrildi ama o onu yakaladı. Elbette yakalardı çünkü o hâlâ kontrollüydü. Ben çözülürken onun kontrolü hala yerli yerindeydi.
Avuçlarım omuzlarına gömüldü, sert kaslarını hissedebiliyordum. Onu kendime çektim, çaresizce, ihtiyaç içinde.
“Tekrar söyle!” diye emretti.
“Neyi?”
“Adımı.” dedi.
“Barış.”
Nefesi bir an durdu ve tekrar çıktığında “Tanrım…” diye mırıldandı.
Boğazıma kadar öptü, dili tenimi yaladı ve yaktı, dişlerini sürttü. Yavaş ve kışkırtıcı bir o kadar da sert, iz bırakmak ister gibi oyalandı. Uyluklarım titredi, ona tamamen açık otururken. Saçını çekip onu kendime daha da yaklaştırdım. İçgüdüsel hareket ediyordum. O ise hırıltıyla karşıladı beni.
“Bu çok tehlikeli bir fikir.” dedim nefes nefese, dişleri nabzıma değdiğinde.
“Evet.” diye mırıldandı “Yine de istediğini söyle!”
“İstiyorum.” diye itiraf ettim, “Senin bebeğini istiyorum.”
Bunu dememle bir şeyler değişti. İçindeki hayvan sanki zincirlerinden kurtuldu. Beni vahşi bir tutkuyla öptü. Parmakları kaburgalarımda iz bırakıyordu, sanki beni ezberliyordu. Bluzumun düğmeleri koptu, kumaş tenimden kaydı ve önüm tamamen açıldı. Serin hava tenimi okşasa da onun elleri daha sıcaktı ve elleri her yerime dokunuyor adeta sahipleniyordu.
Beni tezgahın kıyısına çekti. Geri çekildi alnını alnıma dayadı.
“Acıtırsam söyle.” dedi. Ama ben onun şefkatini istemiyordum, acıtmasını istiyordum.
“Kendini tutma…” diye söylendim nefes nefese yalvarır gibi.
Barış’ın kontrolü tamamen kırıldı. Ağzı yine benimkine yapıştı, eli eteğimin altına kaydı ve parmaklarını kadınlığıma bastırdı, gövdesiyle bacaklarımı daha da ayırdı. Dokunduğu, dokunmadığı her yerim yandı. Utanmazca ona doğru kıvrıldım.
“Tanrım şuna bak! Şimdiden titriyorsun. Oysa daha…”
Sözünü bitiremeden inledi ben kalçalarımı ona doğru sürtmeye çalıştığımda.
“Lütfen…” diye inledim. “İhtiyacım var.” dedim.
“Alacaksın.” dedi sertçe “Ama sadece benden… Söyle…” dedi.
Söyledim. “Sen! Sadece sen!”
“Aferin kızım.” dedi ve ağzı benimkine tekrar kapandı aç ve umutsuz bir şekilde. Eli daha da içeri kaydı dantelin içine merkezime doğru, bacaklarımı iyice ayırdı, titredim.
“Barış!” diye haykırdım başım geriye doğru düşerken.
“Daha yüksek söyle!”
“Barış!”
Dişleri tenimi yakalamadan önce sırıttı, ağzındaki o günahkar kıvrım hayatta kalıp kalamayacağımdan emin olmadığına söz veren cinstendi.
Birden geri çekildi ve beni tezgahtan kaldırdı. Omuzlarına tutundum düşmemek için. Ama tam kapıdan geçerken başım hafifçe kapıya çarptı.
Durdu, kolları etrafımda sıkılaştı. “İyi misin?” diye sordu adımlamayı bıraktı.
“İyim.” diyerek güldüm.
Güldüğümü görünce o vahşi parıltı gözlerinde yine parıldadı “Sen beni öldüreceksin.” diye hırladı, yatak odasının kapısını omzuyla açtı.
Beni yatağına fırlattı ne nazik ne de kabaydı. Ellerim çarşafların serinliğini hissettiğinde o üzerimde yükseliyordu. Gömleğinin önü açık, gözleri açlıkla kararmıştı.
“Soyun!” diye emretti sesi gergin ve boğuktu.
Ellerim titredi, denedim ama başaramadım. Bileklerimi tuttu ve başımın üstüne sabitledi ve tek asılışıyla bluzumu yırttı, düğmeler havaya uçtu. Kumaşın yırtılma sesi mi yoksa onun şiddeti mi bilmiyorum ama içimde bir sıcaklık yükseldi.
“Beni kontrolsüz bırakıyorsun.” diye mırıldandı sesi kısık, gözleri ateş gibi. “Ve ben asla kontrolümü kaybetmem.”
Konuşmama izin vermedi ağzı tekrar dudaklarıma saldırdı, diş, dil ve umutsuzlukla. Barış eteğimi yukarı sıyırdı, kilodumu bacaklarımdan hızla çıkardı, bir an sadece durdu ve baktı.
Bakışı öyle yakıcıydı ki hem kaçmak hem üzerine atlamak istedim aynı anda.
“Şuna bak.” dedi sesi hırıltılı “Islak, benim için serilmiş ve bana yalvarıyor. Ne kadar tatlı göründüğünü bilmiyorsun.” diyip başparmağını ıslak yarığımda gezdirdi.
Çığlık olmayan ama sızlanmaya yakın bir iniltiyle “Göster bana.” diye yalvardım.
Üzerime eğildi tamamen. İkimizde tamamen çıplaktık zaten.
Boğazımdan başlayarak dişlerini ve dilini sürte sürte ilerledi. Ağırlığını hissettirmese de vücut sıcaklığı boğucuydu. Ateşler içinde yanıyordum. Göğüslerimi avuçlarıyla kapladığında inledim. Gözlerim hazdan yaşarırken saçlarını çekiştirdim ve “Barış.” diye mırıldandım. Göğüs ucumu ağzıyla kapladığında dişledi ordan ve “Ah!” diyerek inlememe neden oldu. Diğer göğsüme de aynısını yaptı ve bu beni alt bölgemde sanki mümkünmüş gibi daha da fazla ıslattı.
Kaburgalarımın üzerinden göbek deliğimden kadınlığıma kadar yaladı, dişledi ve emip bıraktı.
Kadınlığımı ağzına aldığında ise dünyam beyaza döndü, gözlerim kapandı ve kırmızı gördüm. Başını daha da şiddetle kendime bastırdım. Homurdansa da Barış beni tüketmeye devam etti. İçimde parmaklarını hissettim ve böyle bir şey daha önce yaşamadığım için vücudumu ona doğru attım.
Barış beni tuttu ve yatağa sabitledi. “Henüz değil.” diye söylendi. “İlk seferin…” Parmakları hala içimdeyken yukarı kaydı ve ağzı kulak mememi emip bıraktı. “Her anında beni hissederek gelmeni istiyorum. Her lanet saniyede hissetmeni istiyorum.”
Ve hissettim. Girişimde parmakları yerine cinsel organı vardı, bunu hissetmek beni inletti.
“Nazik olacağım. Canın yanarsa söyle.” diye söyledi.
“Devam et!” diye haykırdım.
Ve itti. Acı şiddetliydi, nefesimi kesti. Vücudumu ona bastırdım tırnaklarım sırtını deşti. O bekledi. “Nefes al.” diye hatırlattı. Nefes almayı başardığımda tekrar itti bu sefer daha derine. Bir eliyle göğüslerimle oynadı benim biraz rahatladığımı görünce kendini geri çekti ve daha hızlı itti. Bu sefer daha çok dolu hissettim kendimi sanki içimde bir şey aşılmış gibiydi. Acının yanında gerginlik olduğu kadar zevkte duyuyordum.
Barış nefesi dudaklarımın üstünde dudaklarımı öperken mırıldandı. “İyi misin?” diyerek gözlerimin içine baktı. Başımı salladım. O da bende çok terliydik. Ama Barış gözleriyle daha yeni başladığını vaat ediyor gibiydi.
İçimdeki aletinin giriş çıkışları hızlandığında bunda yanılmadığımı anladım. Çıkardığım sesler daha önce kendimde hiç duymadığım seslerdi ve Barış bunları duyuyor olmaktan memnun bir şekilde beni beceriyordu.
Devam edecek…