Sonrası…

882 Words
“O her yanından geçtiğinde onu gözlerinle soymayı bırak!” dedi Suzan şirkette kahve bardağının üstünden bana bakarak. Neredeyse aldığım kahve yudumuyla boğulacaktım. Hemen itiraz ederek “Öyle bir şey yapmıyorum.” “Yapıyorsun Ela. Sanki adamın dudakları sana borçluymuş gibi davranıyorsun.” diye ısrar edercesine söylendi. Boynuma bir sıcaklık doldu ama sesimi sabit tutmaya çalışarak “Onu gözlerimle soymuyorum, bakıyorum.” diye mırıldandım. “Ela masum numarası yapma, görüyorum. Böyle yaparsan seni farkederler. Başına bir soruşturma bile açılabilir.” diye uyaran Suzan’a gözlerimi devirerek baktım. Nabzım çok hızlandı, bir suçlu gibi. Yine de Suzan’a “Abartıyorsun.” diye mırıldandım. Ama Suzan haklıydı. 3 gece önce Barış’la o sınırı geçtikten sonra durmak imkansızlaşmıştı. Toplantılarda bakışı daha fazla sürüyordu, asansörde elleri benimkine değiyordu, bu dokunuş bana elektrik dalgası gibi geliyordu. Kimse yokken sanki sesi alçalıyordu. Her sabah aynada kendime bakarken aynı yalanı fısıldıyordum. Bu bir iş anlaşması. Ve bu yalan her gün biraz daha çatlıyordu. O öğleden sonra kapım tıklanmadan açıldı. Barış “Seni hemen ofisimde istiyorum.” diye emir verdi sanki. İçimden kelebekler uçuşurken “Evet efendim.” diyebildim ve koridordan peşinden geçtim. Nabzım kulaklarımda yankılanıyor, aklım uyarılarla çığlık atıyordu. “Bunu yapma, bir kez daha kendini ona bırakma.” diyordu aklım kalbime. Ama bedenim heyecanla titriyordu. Kapı ardımızdan kapandı. Barış saniye kaybetmeden dudaklarıma yapıştı. Saniyesinde nefesimi, aklımı ve mantığımı çaldı. “Bacaklarını belime sar.” dedi dudaklarını çekti sadece bunu söylemek için. “Barış” diye mırıldansam da “Sus Ela.” diyerek hırlar gibi söyledi, tekrar ağzı ağzımı kapattı. Elleri kalçalarımı yoğurdu ve beni masasına götürüp bıraktığında kâğıtlar yerlere dağıldı. Kravatı yanağımı okşadı. “Bütün gün bana bakıp durdun.” dedi sesi tehlikeli. Elleri bluzumun altına kaydı. “Hayır, bakmadım.” diye itiraz ettim ama o karşı çıkarak beni susturdu. “Baktın, bunu biliyorsun.” diyip sırıttı ve gözlerimin içine bakar bakmaz tekrar beni öptü. Her öpücük vahşi ve çaresiz, arzuyla yoğrulmuştu. Boynumu dişlerini geçirdiğinde içimde yükselen iniltiyi zar zor bastırdım. Dışardan gelen ayak sesleri havayı bıçak gibi kesti. Benim bluzumun önü açık, onun kravatı yerinde değildi. İkimizde donup kalmıştık. Barış “Masamın altına gir.” dedi. “Ne?” diyip donup kaldım, adım seslerini duyduğumda gerçekliği tekrar kavradım ve hemen Barış’ın dediğini yaptım. Barış kapıyı tıklatan kişi kimse ona “Gir!” diye seslendi. Sanki az önce onun masasında bana dokunmuyormuş, kravatı yerinde olmasının hiçbir önemi yokmuş gibi. Barış’ın asistanlarından biri Barış’a toplantılarını, programını ve müşteri görüşmelerini sıraladı. Ellerim titreyerek de olsa zar zor bluzumun düğmelerini iliklemeyi başarabilmiştim. Ama yine de sakinleşemiyordum. Sessizce nefes almaya ve kıpırdamamaya çalışıyordum. Asistan topukları cilalı zeminde tıkırdayarak gitti, kapı ardından klik sesiyle kapandı. “Ela” diye seslendi Barış ses tonu yine alçalmıştı, yavaşça dışarı süründüm. Saçlarım dağılmış, bacaklarım ağrımıştı. Tam o sırada masasının köşesinde bir çerçeve farkettim. Barış, smokin içinde, bir kadının beline kolunu dolamış. İkisi de yıldızlar gibi parlayarak gülümsüyor. Yanındaki kadın adeta güzellik ve kusursuzluk abidesi. Dergilerde, bilboardlarda gördüğüm bir yüz, bir model. Gözde Açıkalın. İçimde keskin bir acı saplandı ve kalbim sızladı, düşünmeden çerçeveyi elime aldım. “Vay be, ünlülere ilgin olduğunu bilmiyordum. Demek bu yüzden çocuğu onunla değil, benimle yapıyorsun.” dedim alayla, hoşnutsuzluğumu gizleyemedim. Gözleri benimkilere kilitlendi, karanlık ve okunaksızdı. Yanıma geldi, çerçeveyi elimden kaptı ve bir kelime etmeden çerçeveyi masaya vurdu. Cam çatladı ve kırıldı, kırılan parçalar parlak zemine düştü. İçindeki fotoğrafı aldı ve ortadan ikiye yırttı, yırttığı parçaları bir kez daha yırttı ve çöp kutusuna attı. Çenesi kasıldı. Benimse nefesim kesildi ve Barış’a bakakaldım. “Barış” diye mırıldansam da o bana bakarak “Geçmişin burada işi yok.” dedi düz bir sesle. Üzerime doğru yürüdü ve kararan bakışlarını gözlerimde tutmaya devam etti. Kasıtlı olarak bakışları gözlerimden dudaklarıma gidip geldi ve dudakları dudaklarımı sertçe öptü. Elleri vücut kıvrımlarımda oyalanırken sertçe sıktı. Dudaklarımda ve vücudumdaki istilası karşısında bacaklarım jöle kıvamında eridi, vücudumu ona yaslayarak dengede durmaya çalıştım. Elleri eteğimi belime topladı ve bir eli dantelin altına girdi. “Hazırsın.” dedi ıslaklığıma bulanan elini kadınlığımda okşayarak. Belimden koluyla tuttu ve ortada duran koltuğun arkasına yasladı beni. Gözlerim onu tutkuyla izliyordu. “Kilodunu çıkar!” dedi baskın bir tonla. Yaptım. O kemerini ve fermuarını açarken beklentiyle kasıldım. Birazdan vajinama girecek olan aletinin beklentisiyle inlememek için alt dudağımı ısırdım. Baksırından kurtulan erkekliğini içime itmek için hizaladı. Gözlerinde açlık ve ilkel bir şey vardı okuyamadığım. İçime kendini iterken dudaklarıma yapıştı ve inlememi boğazına hapsetti. Kalçalarımı sımsıkı tutarak kendine doğru çekiyor, her güçlü itişinde daha da titriyordum. Bedenlerimiz her birbirine çarptığında çıkan ses yüzünden kayboluyor ve daha da yükseliyordum. “Geçmiş yok!” diyip dudaklarımı bıraktı. Bluzumun kapatamadığım düğmelerinden içeri başını indirdi ve göğsümün üstünden çıplak tenimi ısırıp emdi. “Anladın mı?” dedi sertçe yine bana girerken. Konuşamayacak kadar nefesim kesikti. Başımı salladım hızla aşağı yukarı ama Barış “Söyle” diye ısrar etti. “An…ladı…m” diyebildiğimde bana güçle bir şekilde tekrar itti. “Aferin kızım.” dedi ve boşalmasına ulaşana kadar arzuyla ve zevkle beni becermeye devam etti. Zevkin doruğuna ulaştığımızda bedenlerimiz kontrolsüzce titriyordu. İkimiz de tatmin olmuş görünüyorduk. Gözleri memnun bakıyor olsa da “Toparlanıp çıkabilirsin.” diye dökülüyor dudaklarından. Bu beni kırıp incitiyor, buna hakkım olmasa bile. Başımı sallarken onun benden bir adım uzaklaşmasıyla yere eğilip kilodumu alıyorum. Bacak aramdan onun ve benim taşan sıvılarımızı hissedebiliyorum. Ama yine de daha fazla damlamasın diye kilodu giyiyor ve Barış’a bir kez olsun bakamadan ofisinden çıkıyorum. Devam edecek…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD