Karşılaşma

1693 Words
“Halit Abi nerede?” deyip Asya’nın yanından hışımla geçip içeri girdi. Asya arabadan çıkan Uğur ve Murat’ı beklemeden ağır adımlarla içeri girdi. Salonda koltuğa kendini atmış annesi onu görünce gözleri öfkeyle kısıldı. Kaç saatlik yol gelmişti öfkesi azıcık dinmemişti belli ki. “Nerede amcan? Onunla konuşmaya geldim çağır onu,” dedi. Sonra’da önemsiz bir detaydan bahseder gibi “Sende pılını pırtını topla gidiyoruz,” dedi. Asya solunun kapısını kapatıp içeri yürüdü ve tam karşısına oturdu. Annesi onu çatık kaşlarla izlerken sabırsızlığı her halinden belliydi. “Sana mesaj atan bendim amcam değil, beni aramak çok mu zor geldi,” dedi. Annesinin gözleri öfkeyle açıldı oturduğu yerde meylini kızına doğru verdiğinde avının üzerine atlamaya hazırlanan bir yırtıcıya benziyordu. Ürkütücü diye düşündü Asya, onun karşısında ne kadar dik durabilirim? “Onu eve gittiğimizde konuşacağız küçük hanım! Şimdi beni daha fazla sinirlendirmeden git amcanı çağır sonra da eşyalarını topla,” dedi. “Buradan gitmeyeceğim anne bunu aklından çıkar, böyle bir seçenek yok. Aslında buraya gelmene gerek yoktu ama söz konusu ben olduğumda sınır tanımıyorsun.” “Ne demek gitmeyeceğim Asya?” diye kükreyerek ayağa kalktığında Asya doğrudan konuya girmeye karar verdi. “O gece babamın kaza yapmadığını biliyorsun,” dediğinde kadın göz devirerek kalktığı koltuğa oturdu. “Asya yine aynı hikaye mi? Bunu söylemeye daha ne kadar devam edeceksin? Tam artık kazayı kabullendi derken ısıtıp yine önüme getiriyorsun kızım,” deyip derin bir nefes aldı “bende bir şey var sanmıştım,” dedi. “Anne, on yedime basmama şunun şurasında on beş gün var, küçük bir kız değilim. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebiliyorum.” “Öyle mi?” dedi dudakları alayla kıvrılırken “Babanın yatmadan önce sana anlattığı masallardaki kötü korkunç canavarların o gece size saldırdığını düşünmen oldukça gerçekçi.” “Anne beni ne zaman ciddiye alacaksın seninle önemli bir şey konuşmaya çalışıyorum!” “Seni doğru düzgün şeyler söylediğinde elbette ciddiye alıyorum ama bu konun artık üstünü kapatmamız gerekiyor.” Asya böyle hayal etmemişti, içindekileri aynen söylemeye karar verdi. “O gece babamla durduk yere kavga ettin anne, ikimizi de evden kovdun!” dedi en sonunda. Burcu suçlandığını anlayınca tekrar savunmaya geçti. “Yine beni mi suçluyorsun küçük hanım! Sana söylemiştim böyle olacağını bilmezdim,” dediğinde Asya hızla cevap verdi. “Artık çocuk değilim ve beni kandırmaya çalışmandan bıktım, önceden sana inanırdım çünkü senden başka kimsem yoktu ama artık büyüdüm. Üstelik senin tarafından sürekli dışlanarak ve aşağılanarak! Nasıl ki babamla sürekli sürtüştüysen aynı şeyi bana yapmaya başladın. Üstelik sadece on yaşındaydım!” Bunları sana amcan mı söylüyor?” dediğinde Asya yerinden hışımla kalkıp annesinden uzağa bir iki adım attı. Sakinleşmeye çalışırken kendi kendine gülmeye başladı annesine döndüğünde çılgına dönmüş haldeydi. “Bunlar benim kendi düşüncelerim! Benim hislerim! Yeter artık anne beni görmek zorundasın! Çünkü bir daha bana dair bir şansın olmayacak. Beni üzmene, hayatımı bu derece kontrol etmene izin vermeyeceğim!” “Kafanı neyle doldurdular bilmiyorum ama babanın ölümünde benim bir suçum yoktu. O her zaman burnunun dikine giderdi ve o gecede seni alıp gitti işte. Bunda benim suçum yoktu ve sen gerçeği biliyorsun beni bununla itham ettiğin için çok pişman olmadan önce hemen özür dile Asya!” “Babamı öldüren adamı gördüm ve sen o gece evden gitmesi konusunda çok ısrarcıydın! Benden bu kadar nefret etmenin sebebi o gece ölmemiş olmam mı?” Bir an her şey sustu, oda da çıt çıkmıyordu, annesinin gözlerinden geçen ifadeleri anlayamıyordu ama hepsinin hesapçı parıltılar olduğunu biliyordu. Asya başını iki yana salladı annesi ona yaptıkları için üzülmekten çok uzaktı. “Bana inandın anne! Kazayı sana ilk tarif ettiğimde detaylandırmamı söyledin! Her şeyi ama her şeyi anlatmamı istedin! Sen o gün saldırıya uğrayacağımızı biliyordun!” “Saçmalama,” diyen annesinin sesi yumuşadı “hadi gel senin kafanı allak bullak etmişler. Evimize gidelim orada kendine gelirsin.” Annesi aralarındaki mesafeyi kapatmak için adım attığında Asya bir adım geri gitti. “Bana her şeyi dosdoğru anlatmak için tek bir şansın var! Yoksa bana anlatamadığın gerçeği polise anlatmak zorunda kalacaksın!” dedi şimdi o çılgınlık hali son bulmuş yerini soğuk bir ifadeye bırakmıştı. “Asya ne saçmalıyorsun?” diyen annesinin rengi mi solmuştu? “Hayatımı alt üst ettin, annem olmadın hiçbir zaman! Bununla kalmayıp babamı elimden aldın sana azıcık bile merhamet etmem anne! Ya şimdi her şeyi bana anlatırsın ya da mahkemede hesap verirsin. O adamla birlikte!” Annesinin yine karşı çıkacağını zannetmişti, inkâr edip Asya’ya kızacağını… Öyle olmadı annesi yerine gidip kendini bırakırken ona da karşısını işaret etti. Asya oturduğunda ise ona işaret dilinde her şeyi anlattı. Asya bu sessiz geçen itiraf süreci son bulduğunda sadece kapıyı gösterebildi. Annesi itiraz etmedi ama polise gidip gitmeyeceğini sordu, başını olumsuz anlamda salladı gitmeyecekti. Kadın sessizce çıkıp gittiğinde bir müddet oturduğu yerden kalkamadı. Murat abisinin sesi geldi bir süre annesiyle konuşmuşlar ona gitmemesini kalmasını söylese de kadın gitmek isteyince onu götürmeyi teklif etmiş ve bu sefer onaylanmıştı. Arabanın motor sesi uzaklaşarak evi mutlak bir sessiz kapladı. Başını çevirip salon kapısına baktığında Uğur’u gördü, kapıya yaslanmış bekliyordu. Bakışları yerde olduğu için Asya’nın kendisine baktığını görmüyordu. Ayağa kalktı daha fazla bu evde duramaz, bu insanların yüzüne bakamazdı. Keşke diye düşündü kitap beni seçmeseydi! Ayağa kalkınca Uğur’un bakışları onu buldu, ona yaklaşırken Asya’nın her adımını izledi. Kapıdan geçmek istediğinde genç adam yolundan çekilmek yerine onu kendine çekip sarıldı. “Yalnız değilsin biliyorsun değil mi?” Asya yaslandığı göğsünde onu başıyla onayladı ama içinde kopan karmakarışık duyguların fırtınasında ne düşüneceğini bilemiyordu. Başını çekince Uğur kollarını açıp geçmesine izin verdi ancak Asya’nın peşini bırakmadı. Genç kız bahçeye çıktığında arkasından gelen adım seslerine yenisi eklendi ve kulübeye yöneldiğinde ise Stewen’da katılmıştı. Asya geçitten geçtiğinde uzun koridorda ki her kapıda onu bekleyen muhafızlara başıyla selam verdi ama durmadan devam etti ve gri bir sisle kaplı olan boyut kapısından geçti. Şansına Waen boşluktaydı ve Johan’la konuşuyordu. Onu görünce genç adamın gözleri onu bulunca ilkin kocaman gülümsedi ama sonra düşüncelerini okumuş olacak ki kaşları çatıldı. “Ah! Demek geldin Asya, bende seni bekliyordum. Hadi gidelim,” deyip Johan’ın elini sıktı en kısa sürede alfalardan birini göndereceğim Johan ancak Asya’dan fikir vermesini istediğim bazı mevzular vardı onları göstermem gerek,” dedi tam bir kahraman gibi yardıma ihtiyacı olan kızı sessizce kurtarıyordu. Sonra Asya’nın arkasından gelen üçlüye şöyle bir baktı ki bu bakışın onarın zihnine bıraktığı mesajı sadece onlar biliyordu. Genç kızın Johan’la bile konuşmasına izin vermeden onu çekip kendi boyut kapısından geçirdiğinde Johan dönüp Stewen’a baktı. “Annesiyle görüşeceğini söylemiştin, kötü mü geçti?” diye sordu. “Aslında meseleyi sessizce halletti, annesi artık onu rahatsız etmeyecek sanırım,” dedi. Waen’in az önce bilgi vermemeleri konusundaki uyarını çiğneyemediği için ailesinin liderine karşı biraz suçluluk hissediyordu. Yoksa konuşmanın gürültülü kısmını elbette duymuştu ve kendince bazı tahminleri vardı. Annesinin o geceyle ilgili bildikleri belli ki tahmin edilenden fazlaydı ve bu Asya’ya ağır gelmiş olmalıydı. Boyut boşluğundan ayrılan Femi, Stewen ve Johan’ın ardından bir süre ne yapacağını bilemeyen Uğur orada öylece durdu. Asya’nın arkasından Alard’a gitmek onun yanında durmak istiyordu ama geride kalan ailesine Murat’ın neler anlatacağını düşündükçe geride kalıp ortalığı toplaması gerektiğini de biliyordu. Daha fazla orada kalamayacağını bildiğinden arkasını dönüp boyut kapısından geçti. Uzun koridorda meraklı gözlerin hedefi olarak geçitten geçti ve kendisini bahçede buldu. Babasını aradığında onun eve geldiğini öğrendi. Eve girmeden veranda da beklemeye başladı. Burcu’nun sesini duymuştu, suçlu olmadığını söylemişti sonrasında gelen sessizlik ise ona tek bir seçenek sunuyordu. Amcasının ölümünde parmağı vardı… Babası gelip de ona ne konuştular diye sorduğunda ne diyecekti? Murat’ı aradı Burcu’yu otogara bırakmış geliyordu. Onu bırakmış olması bile Uğur’a göre büyük bir özveriydi. İçerde bağrışmadan sonra ne olmuştu? Burcu öylece izinin üstüne geri gidecek bir kadın değildi, Asya ona ne demişti? Eliyle zaten dağınık olan siyah saçlarını karıştırdı, düşünceleri birbirine girmiş haldeydi. Sabah Burcu’nun babasını aramasıyla yaptıkları kahvaltı zehir olmuş, babasını zorlukla sakinleştirmişti. Asya kendisi konuşmak istediğinde ise buna şiddetle karşı çıkmış ancak Uğur ona en iyisinin Asya’nın bunu kendisinin halletmesi olduğunu söylemişti. Babası ve tüm ailesi Asya’nın artık ayakları üzerinde durması gerektiğini kabullenmekte zorlanıyorlardı. Aklına Asya’nın feri kaçmış gözlerle salonun dubarlarına attığı boş bakışlar gelince nefesini dışarı üfledi. Belki de babasını ikna etmemeliydi… Bahçe kapısından giren araçla vücudu mümkünmüş gibi biraz daha gerildi. Arabadan inen babası, annesi ve babaannesini izledi. Babaannesinin koluna giren Güneş bile bugün biraz daha uysal görünüyordu. “Demek Asya onu gönderdi,” dedi babası karşısına otururken. Verandadaki koltuklara bir bir yerleşen ailesini izlerken onu başıyla onayladı. “Salonda konuştular bir saatin sonunda kapı açıldı annesi sorgusuz sualsiz gitti,” dedi başka bir şey sormamalarını umarak. “Ne konuştuklarını duydun mu?” diye sordu babaannesi, “Asya onu nasıl ikna etti? Ağladı mı?” Babaannesine ne diyeceğni bilemeden Güneş ayaklandı. “Nerede abi odasında mı? Yanına gideyim yalnız kalmasın.” “Otur Güneş burada değil abicim, Alard’a gitti.” “Anlamadım? Neden Waen mi çağırdı acil bir durum mu var?” dedi babası kaşlarını çatarak. Uğur boğazını temizledi. “Annesi gittikten sonra biraz öylece oturdu, sonra geçitten geçip boyut kapısına ulaştı. Orada Waen’i gördük Johan’a alfa göndermekten bahsediyordu. Asya’yı görünce ona danışmak istedikleri olduğunu söyleyip birlkte Alard’ın boyutuna geçtiler,” dedi. Bir süre kimse konuşmadı babasıyla bakıştılar. “Ne konuştular Uğur?” “Açıkçası bilmiyorum baba, elbette tahminlerim var ama Asya’nın yüzü kireç gibiydi ve onu bu kadar neyin etkilediğini bilmiyorum,” dedi. Ona hala soran gözlerle bakarlarken Murat’ın arabası bahçeden içeri girdi. Genç adam arabadan çıkarken bile sertti, Uğur’un tam karşısına geçti ve bodoslama konuya daldı. “Konuştun mu Asya’yla? O gece olanlarla Burcu’nun bir ilgisi var mıymış gerçekten? Ben ağzını aradım ama tek kelime etmedi, sadece Asya’nın istediği kadar burada kalabileceğini söyledi” dedi. Güneş’in derin bir nefes aldığını duydu, sessizlik bugün pek çok melaneti beraberinde getiriyordu. “Bu ne demek Uğur?” diyen babaannesinin sesine Murat’ın soruları karışmış, babası Burcu’yu aramış ama çağrısı cevapsız kalmıştı. Babası gitmek istediğinde onu annesi Gül zorlukla durdurmuştu. Ardından ise kimsenin bir yere gitmeyeceğin gidip Asya’yla konuşacağını söylemişti. Onunla gelmek isteyen eşini terslerken iki çocuğu da onu böyle görmediklerinden oldukça şaşırmışlardı. Annesi babasını yanında kabul etmese de Uğur’un gelmesine ses etmedi. Birlikte Alard’a açılan boyut kapısının önüne geldiklerinde kum akan kapıya sadece dokunup geri çekildiler. Waen izin verirse onlara yol açılacaktı ve bekledikleri izin nihayet geldiğinde kum tanelerinin arasında belirgin saydam bir boşluk oluştu. Anne oğul kapıdan geçerlerken Uğur bugünün daha ne kadar karmaşık bir hal alabileceğini düşünüyordu ama daha hiçbir şey görmüş sayılmazdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD