Şüpheler İçimizi Kemiren Sinsi Kurtlar

2392 Words
Bütün gece gözüne tek damla uyku girmemişti, babasının katillerinden birini öyle nefes alıp verirken görmek, onun o şekilde sanki hiç bir cana kıymamış gibi rahatça yaşaması… Kabusları dirilip karşısına dikilmişti. Eve geldiği gibi amcasından babasına ait tüm günlükleri istedi, tüm gece hepsini inceleyerek okudu. Nerede ne yapmış neden yapmış, tekrar tekrar okudu, gözleri yanıncaya, kulakları uğuldayıncaya kadar okudu! Babası büyük ailelere kızgındı, amcasının geciken intikamı, Burak’ı planları konusunda fazlasıyla irdelemeleri… Yirmili yaşlarındaki birini sorgulamaları Asya’ya garip görünmedi ama babası adeta savaş tanrısı Ares gibiydi. Asya karanlık tarafın bile bu kadar kana susamış olabileceğine ihtimal vermezdi, gerçi vampirleri gördükten sonra babasına en azından bir iki boyut için hak veriyordu. Öyle stratejik davranmış, onların neler yapacağını nerelerde saklanacağını öyle iyi öngörmüştü ki tarihte eşine rastlanmayan bir üstünlük sağlamıştı. Kopan fırtınada aydınlık tarafta elbette kan kaybetmişti ama diğer taraf neredeyse tüm organlarını yitirmişti. Babasını nasıl bulmuşlardı? Bu soru zihnini dünden beri kemirip duruyordu, babası görüntüde annesiyle sorunlu bir evliliği olan ailesinin fabrikasında genel müdürlük yapan orta halli biriydi. Önceliğinin bu olması gerektiğini hissediyordu. Bu öyle öncelikli bir meseleydi ki kendi ve ondan sonra geleceklerin hayatı sorunun cevabının bulunmasına bağlıydı. Ama önce normal hayatını düzene sokmalı ve annesiyle olan problemini çözmeliydi. Bunca yıldır süren karmaşa ve dayatmalar son bulmalıydı, bu şekilde, kendi hayatını yönetemezken koskoca gezegeni ve içindeki her şeyden bihaber gezen insanlığı koruyamazdı. Bu nedenle güneş doğarken bir süre tan yerinin kızarmasını ve güneşin başını tepelerin üstünden çıkarmasını seyretti. Sonrasında ise annesine mesaj attı. Konuşmalıyız demişti, dilersen buraya gelebilirsin ama tatilini bilmek zor gelirse uyanınca beni görüntülü ara. Babaannesi kahvaltıya onu çağırmaya geldiğinde torununu ayakta bulmuş olmayı beklemiyor olacak ki ilkin yatağa bakmış sonra onu odada aramıştı. Bugün kahvaltıda yalnız olacaklardı ve doğrusu Asya biraz sessizlik istiyordu. Haşlanmış yumurta, patates kızartması ve yine kıymalı börek… anlaşılan Güneş’in söyledikleri babaannesini o kadarda etkilememişti. “Bana bağrını açtığın için minnettarım babaanne, sen olmasaydın nasıl hayatıma devam ederdim bilmiyorum,” dedi nihayet karınları doyup çay keyfi için bardaklarını doldurduktan sonra. “O nasıl söz Asya’m, sen benim yavrumsun,” dedi kadın çayından yudumlamadan önce. “Dün Güneş’in söyledikleri canınızı sıktı biliyorum,” dedi ama gözleri kıymalı böreklere takılınca dudaklarında minnettar bir gülümseme belirdi. “Sıktı, çok üzüldüm, çok düşündüm. Haklı olduğu yerler olmasa canım bu kadar sıkılmazdı kızım. Amcan daha buraya o halde geldiğin ilkyaz seni yanımıza almamız konusunda çok diretti ona engel oldum.” “Bu seferde annemle daha iyi olacağımı düşünürdüm belki de babaanne, geçmişi değiştiremeyiz yazık ki,” dedi ancak aklına gelenle uzanıp çayından bir yudum aldı, seçim şansı vardı ama istememişti. “Ben, beni koruyup kolladığın ve evini açtığım için minnettarım ve bunu bilmeni istiyorum. Elbette pek çok eksiğim var ama bunların hiç biri için kendini suçlu hissetme lütfen. Kabahatimle kusurumla bugün nefes alıp veriyorsam bu senden gördüğüm ilgi sayesinde yoksa çoktan canıma kıymıştım.” Yaşlı kadının elindeki bardak titreyerek kalktığı tabağa tekrar inince Asya belki de bu kadar açık konuşmaması gerektiğini düşündü ama söylemek zorunda hissediyordu. “Neler söylüyorsun Asya?” diyen kadının eli ağzına gitmiş gözleri dolmuştu. “Enis Abi hala nasıl ona âşık bilmiyorum ama annem yaşaması zor biri ve sen benim babamın değil de onun kızı olduğumu düşünüp yanına almasaydın ben bu kadar şeyin altından kalkamazdım babaanne. Beni belki annem yedirip içirdi, büyüttü ama yüreğimi doyurup büyüyecek enerjiyi veren sendin.” Asya ayağa kalkan babaannesiyle ayağa kalkıp onun kendisini bağrına sarmasına izin verdi. Anne kokusu nedir diye sorsalar Asya, babaannesinin sabun kokusunu tarif ederdi. Onun üzülmesini istemiyordu ama ola ki bulunursa söylemediğine pişmanlık duymak da istemiyordu. Femi’nin sessizce mutfak kapısında belirmesiyle ayrıldılar, gelen kadına babaannesi aç olup olmadığını sordu gözlerini kurulayıp, ancak kadın tok olduğunu ve Asya’yla çalışmaları gerektiğini söyleyerek izin istedi. Asya ile birlikte evden çıktıklarında onları Stewen ve Murat bekliyordu. Asya, Stewen’ı görmesinden çok Uğur Abisini göremediğine şaşırmıştı. “Abim nerede?” diye sordu arabaya yaklaştığında. “Acil halletmesi gereken bir işi çıktı canım bugün kavalyen ben olacağım,” dedi elini saçından geçirerek “ben ve bu eşsiz karizmam varken sana şans getireceğim bak görürsün.” Genç kız göz devirerek kapıyı açıp arka koltuğa kendini bıraktı. Annesi hala cevap vermemişti. Spor salonunun yolunu tuttuklarında Murat’ın fazla sessiz olduğunu fark etti. Yanında oturan Femi’ye dönüp sordu. “Bir şey mi oldu?” kadının kaşları çatıldı hemen. “Hayır, bir şey olmadı neden böyle düşündün?” Asya dikiz aynasından kendisiyle göz göze gelen Murat’la bakıştılar, ancak Murat bir süre sonra gözlerini kaçırıp yola döndü. Öncekinden daha sessiz geçen yolculuk spor salonunda son bulunca Stewen ve Femi’den izin isteyip Murat’la yalnız kalabileceği bir yere geçtiler. Gerçi paspas ve temizlik malzemelerin içinde ne kadar ciddi konuşabilirlerdi bilemiyordu ama sessizlik uzadıkça gerginliği artmıştı. “Neler oluyor?” diye sordu lafı hiç uzatmadan “Gerginsin.” “Bunu sana anlatmam ne kadar doğru olur bilemiyorum Asya,” dedi Murat sıkıntıyla boş bulduğu duvara sırtını verip. “Ortalık biraz karışık Asya, annen sabah sabah dayımı aramış. Esmiş gürlemiş dayımda alttan almamış. Uğur’un söylediği kadarıyla annen otobüse atlayıp buraya geliyormuş.” Hemen yanındaki küçücük boşluğa Asya’da sıkışıp sırtını duvara verdi. Annesinden ne bekliyordu ki, kendisini muhatap alıp ona dönmemiş haber bile vermemişti. O kadar uzun süre küçük yaralı bir ceylan oldum ki şimdi beni hesaba katmıyor bile diye düşündü. Aklından geçenlerle ellerini yumruk yapıp sıktı, oysa nasıl planlamıştı, görüntülü arayacak en kötü anlaşamayacaklar ve buraya gelecek sorunlarını yüz yüze halledeceklerdi. “Moralini bozma dayımla Gül Yenge onu karşılayacaklar sana çatmasına izin vermeyecekler. Mümkün mertebe bu olayı büyütmeden halledecekler,” deyince elini kaldırıp onu susturdu. “Onu doğrudan bana getirin, amcam ve yengem değil sen ve abim karşılayın.” Başını çevirip kendisine endişeyle bakan abisine baktı “Aileden büyük hiç kimse onu görmeyecek abi, lütfen. Bu benim ricam eğer dinlemeyecek olurlarsa beni çiğnemiş olurlar.” Doğruldu sinirden üstüne çöken ağırlık çok tanıdıktı. İçeri girip kendini Femi’ye teslim ederken Murat ortalıktan kaybolmuştu ona Stewen eşlik ediyordu ancak hiç zorlanıyormuş gibi durmuyordu. En az dün ki kadar yorulup yere yığıldığında Femi telefonunu uzattı. “Amcan mesaj atmış emin olup olmadığını soruyor,” dedi. Asya telefonu eline alıp ona cevap yazdı. - Savaş lordunun kızını bir korkak ve ezik olarak büyüttü bunun hesabını benden başka hiç kimse soramaz amca. Ayağa kalkmaya yeltenince kendisine uzanan Stewen’ın elini tutup doğruldu. Duşa girmeden önce her adımını dikkatle izleyen iki koruyucu meleğine sordu. “Babamın kimliğini nasıl deşifre ettiklerine dair ne biliyorsunuz?” diye sordu. Suyundan içen genç adamın kaşları çatılırken Femi düşünceli bir şekilde onu cevapladı. “Babanın pek saklanmadığına dair ailemin endişeli konuşmalarını hatırlıyorum, fazla cesur olduğunu söylüyorlardı.” “Babanın pekte saklandığı söylenemez aslında Asya, ama onun kim olduğunu ne zaman keşfettiler hangi hareketinde emin oldular… işte bunu bilemiyoruz.” Dedi Stewen sabah saatlerinin tenhalığını atmaya başlayan spor salonunun cam duvarları arkasından onları kaçamak bakışlarla süzen kalabalığı gözleriyle tarayarak. Bu bakışları yanlış değerlendiren bir iki kız işveli gülücükler attı genç adama ancak Stewen pekte oralı değil gibiydi. “Ailemin kimliği açığa çıktı değil mi?” diye sordu bu sefer. Stewen’ın dikkatli bakışlarının tekrar hedefi olurken genç adam onu başıyla onayladı. “Her birey kendi kimliğinden sorumludur ve gizlilik bizim için elzemdir. O zamanlar aileyi başka bir yere taşıyıp kimlik değiştirmeleri gerektiği önerildi fakat amcan açıktan diğerleriyle savaşmak istedi. Açıkçası bu zamana kadar sorun olmadı zira saldırılar ailen ve onlara ağlı olanlar üzerinde yoğunlaştığı için geriye kalanlar çok daha rahat hareket ettiler.” “Ancak şimdi işler değişti,” dedi Femi araya girerek “gördüğün gibi geçitler dışında yüzümüzü saklayamadan gündüz vakti iletişim kuruyoruz, senin ve geriye kalan herkesin kimliği tehlikede. Biz ailelerimizin en iyi kutsanmışları değiliz Asya, fakat görevlerimiz omuzlarımıza yüklendiğinden beri aileden uzakta farklı kimliklerle yaşıyorduk. Bizim kim olduğumuzu bilseler bile ailelerimize ulaşmaları mümkün olmayacağı için yanına gönderildik.” “Amcan gerçekten burada iyi iş çıkarmış, kendi elemanlarımız neredeyse dört bir tarafa yerleşmişler ancak sıradan insanların arasına kolaylıkla sinecek sinsi bir düşman söz konusuyken açığa çıkmış bir kimlikle senin ya da bizim olmayan güvenliğimizden söz edemez!” dedi Stewen derin bir nefes alıp genç kızın terli vücudunu gösterdi. “Git duşunu al gidelim ve şu amcanın neyden emin olduğunu ben bizimkilerden öğrenmeden senden duymayı çok istiyorum.” Asya biraz ne kadar terli olduğunu hatırlayınca onu başıyla onaylayıp arkasını döndü cam kapıdan çıkıp koridor boyunca yürürken biraz gerisinde kalan ikilinin kendi arasında neler konuştuğunu merak etse de adımlarını hızlandırdı. Birbirlerine alışacaklardı ne de olsa. Alnındaki terini silerek köşeyi döndüğünde birine çarpıp dengesini kaybetti. Sırt üstü yere düşecekken beline sarılan güçlü kollar onu tutup doğrulttu. Bu kokuyu hatırlıyordu, ferah deniz kokusu. Gözleri şaşkınlıkla açıldı, kafasını kaldırdığında yanılmadığını gördü. “Kader mi dersin,” dedi genç çocuk, hemen hemen kendi yaşlarındaydı sakalsız temiz yüzünde henüz hiçbir tıraş izi yoktu. Koyu yeşil gözleri samimiyetle parlıyordu ve belli ki o da Asya’yı tanımıştı. Dinlenme tesislerinde ki çarpışmalarından sonra onu tekrar göreceğini düşünmemişti bile ama işte yine karşısındaydı. Sorduğu soru Asya’nın yanaklarını kızartırken genç kız kendini geri çekip kolundan kurtardı ve hızlı bir el hareketiyle özür diledi. Yanından kaçacağı sırada konuşmaya başladı. “Ben Efe ve sende?” “Asya,” dediğinde elini uzattı ancak Asya’nın kaşları çatılmıştı. “İşaret dili iliyor musun?” Efe uzattığı elini indirmeden onu başıyla onayladı. “Telefon tamircisinde çalıştığım yaz öğrenmiştim müşteriler için,” deyip başıyla elini gösterdi “Tutmayacak mısın?” Asya tereddüt etse de Efe’nin elini tuttu, yanakları tekrar kızarırken bir müddet öyle kaldılar. Asya elini çekerken buraya geldiğinden beri ilk defa normal hissetti, on yedisine temmuzun beşinde basacak konuşamayan Asya gibi… Yaklaşmakta olan Stewen ve Femi’nin sesini duyunca hemen aceleyle selam verip uzaklaşmak istedi ama Efe kolunu tuttu. “Özür dilerim,” dedi elini çekerken “yürürken dikkatli ol,” deyip gülümseyerek yoluna devam etti. Asya arkasından bakarken Stewen ve Femi köşeyi dönmüşlerdi. Onu öyle durmuş görünce Femi arkasını dönüp çoktan onlardan uzaklaşmış olan Efe’ye baktı. “Kimdi o? Sana bir şey mi söyledi?” diyen Stewen’a gözlerini devirdi. “Konuşacaklarınız bitti mi?” cevabını beklemeden kendini soyunma odasının bitişiğinde ki duşa attı. Sıcak su iliklerine işleyene kadar altında bekleyip terini vücudundan attı. Annesiyle karşılaşmaktan korkuyordu, ona söyleyeceklerinden emin değildi, çıkıp geliyor olması konusunda neler düşünmesi gerektiğini bilmiyordu. Ne hissetmeliydi mesela? Onu da bilmiyordu. Duştan çıktıktan sonra Femi ve Stewen ona yabancısı olmadığı tarihlerinden bahsettiler, hangi savaşlara bizzat katıldıklarından devletlerin yönetimlerine takılmadan nasıl hareket ettiklerinden… Eve biraz daha uzun yoldan giderlerken durup çay içtikleri nispeten boş bir kafede şimdiye kadar yaptıklarından ailesinden yani annesiyle arasındaki mücadeleden bahsetti. Ardından da bugün ona attığı mesajdan ve annesinin kendisi yerine amcasını arayıp onunla bağrıştığını ve otobüsle buraya gelmek üzere olduğunu söyledi. “Ne yapmayı planlıyorsun?” diyen Stewen’a kararsız bakışlar attı. “Hiçbir fikrim yok gerçi annem hiçbir zaman benim planlarıma uygun hareket etmedi, tıpkı bugün olduğu gibi,” dedi. “Onu ortadan kaldırabileceğini söyle,” dedi Femi, yerinde rahatça oturmuş limonatasını yudumluyordu. Asya ona dik dik bakınca gülümsedi “Tamam bu biraz fazla oldu ama artık karşısında eski Asya olmadığını bilmeli. Onu evden kovabilirsin mesela,” bunu söylerken son derece ciddi duruyordu Asya bir an kafasında değerlendirdi ama sonra bundan vazgeçti. Annesini kırmadan bunu halletmek istiyordu. “Sırrın ne Asya?” diye sordu Stewen bir anda genç kız anlamayınca açıkladı “Bizi, hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi bilmiyordun fakat bir kere bile korkmadın ya da istemiyorum diye ağlamadın hatta bizi azıcık bile uğraştırmadın. Bu kulağa fazla mükemmel bir tablo gibi geliyor ama seçilmişlere dair tutulan günlüklerin çoğunu okudum ve hiçbiri itiraz etmemiş. Neden?” Asya bir anda değişen konuya şaşırsa da Stewen’ın dikkati onu etkiledi, bir an ne diyeceğini bilemedi ama sonra geçmiş hayatları düşününce gerçekten hiç birinin itiraz etmediğini gördü. Bunun birincil nedeni onların bağlandığı daha büyük benlikti ama diğeri çok küçük bir kısmı çok başkaydı. İşte o küçük nedeni açıklamaya koyuldu. “Düşün ki iki eline birden farklı kayaları tutan ipler veriliyor. Bu kayalar bir yandan taşıyamayacağın kadar ağır bir yandan da üstesinden gelebileceğin kadar hafif. Eğer tutmazsan biri senin dünyanın üzerine düşüp oradaki yaşamı yok edecek diğeri diğer boyutları alt üst edecek. Bu öyle bir tutuş ki zamanla kollarını ve sonra hayatını alacak… Eline bırakılan bu iplere daha o anda dört elle sarılmaz mısın Stewen?” Asya karşısındakilerin sustuklarını görünce açıklamaya devam etti. “Sadece kitap birini seçerken ne için seçtiğini de gösteriyor, diğerleri de tıpkı benim gibi muhtemelen insanlığı seçtiler. Bunu hiç biri açıklamamış mı?” diye sordu sanki bilmiyormuş gibi. Femi başını olumsuz anlamda sallarken Asya’ya gelen bildirim sesi dikkatlerinin dağılmasına neden oldu. Murat yazmıştı, anneni aldık eve geçiyoruz diyordu. “Gelmiş,” dediğinde kimse kim diye sormadı. Stewen kasaya deme yaparken Femi ve Asya arabaya geçtiler. Onlara çabuk yetişen genç adam bu sefer arabayı çok hızlı kullandı ancak dikkatliydi de aynı zamanda. Evin bahçesinden girdiğinde Johan, Omar ve Linda’nın da veranda da amcasıyla oturuyor olduğunu görünce bir an kendini savunmasız hissetti ama bu duyguyu üzerinden çarçabuk attı. “Avukatlarım olduğunuzu mu söyleyeceksiniz?” deyip gülümsedi yanlarına gittiğinde. Linda ilk tanışmadan sonra gözüne daha anlayışlı göründü. “Davayı kaybetmezdin Asya,” dedi. “Buradayız çünkü amcan yurt dışındaki bir okulda müdürlük yapan arkadaşına senden bahsetmişti ve o da şimdi geldi seninle görüşmek istiyor. Tesadüfe bak annende o gün buraya geliyormuş,” dedi Johan. Halit’in bu durumdan hoşlanmadığı öyle barizdi ki Asya onun her an patlayabileceğini düşündü. “Bunu bu şekilde çözmek istemiyorum Johan, sizlere minnettarım ancak anneme sormam gerekenler ve yapmamız gereken bir kavga var. Ayrıca,” dedi bir an akışları amcasına kaydı ama hemen Johan’a döndüler “sizin kimliğinizin açığa çıkmasını istemeyiz. Bu sorunu ben halledeceğim siz lütfen bölgelerinize dönüp benden haber bekleyin en son çare olarak elbette sizden yardım isteyeceğim.” Ardından Femi ve Stewen’a döndü. “Mümkünse sizi de görsün istemiyorum,” amcası onların gitmesini söylediği için son derece memnun görünüyordu “babaannemi de alıp evine git amca burada sadece abilerimden biri kalsın. Bu benim meselem ve ben çözmek istiyorum. Yanımda olduğunuzu bilmek bana güç verecek ve her hangi bir aksilik olursa mutlaka size bilgi vereceğim,” dedi. Yükselecek itirazları bekledi ama onun yerine haber bekliyor olacaklarını söyleyip uzaklaştılar. Amcası homurdanacak oldu ama onu da Stewen engelledi. Bak işte buna memnun olmuştu. Nihayet babaannesi ve amcası da evden çıktığında Femi içeri girmiş Stewen ise bahçede gözden kaybolmuştu. Asya aklına daha önce gelmemiş bir işe kalkışıyordu, tek umudu annesinin ona değer veriyor olmasıydı ama annesini kimse ondan daha iyi tanıyamazdı. Sessizlik ona pek çok şey katmıştı bunlardan biri de gözlem yeteneğiydi. Annesi ve babasının hep aşk evliliği yaptıkları söylenmişti ama Asya durumun pek de öyle olmadığından endişeleniyordu. Babasına ait zihnine dolan anılarla şüpheleri birleşince bundan neredeyse emin olmuştu ama o annesiydi… Bahçe kapısından giren arabayla dikildiği yerde kıpırdandı artık kaçacak yer yoktu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD