Kutuyu açtığımda mavi yaldızlı bir kutu daha vardı. Bir tane de minik kırmızı bir kutu. yüzük kutusu gibiydi. Beyaz kutuyu açtığımda çok şaşırdım. Mavi kalpli, çok güzel bir kolyeydi. Özgür bana neden bunu almıştı ki? Ay Ela, gizli bir hayranın mı var yoksa? Şapşik şey. Saçmalama kız, kendine gel. Acaba yüzük kutusu gibi olanın içinde ne vardı? Yüzük çıkarsa şok olurdum herhalde. Merakla küçük kutuyu açtım. İki adet minik kare demir ve bir adet parkak taşlı toplu iğneydi. Ne işe yarar dı ki bunlar? O esnada çantanın dibinde katlanmış bir kağıt gördüm. Kağıdı açtığımda o yazıyı gördüm.
"Selamlar Ela. Öncelikle yeni işin hayırlı olsun. O mavi kolyeyi devamlı boynunda taşıyacaksın. İçinde dinleme cihazı var. Her hareketini duyacağım. Ayrıca gps yüklü. Böylelikle nerede olduğunu bileceğim. O iki küçük kareyi de kağıdından ayırıp kulağının içine yapıştıracaksın. Mikro kulaklık onlar. Benimle her an iletişimde olacaksın. O iğneyi de taşlı yere dışarı bakacak şekilde yakana iliştir. O gizli bir kamera. Aynı zamanda mikrofon. Günlük çalışma süren on saat. Sabah sekiz akşam altı. İş bitince kolye, kulaklık ve iğneyi çıkarabilirsin. Bazen çalışma süren uzayabilir. O zaman extradan fazla haftalık alacaksın. Evet, haftalık. Ama yüz bin dolarından kaynak. Pazartesiden cumartesi dahil çalışacaksın, pazar tatil. Gelip bin dolar alacaksın. Evet bin dolar. İlk haftanın parası. Ama önce iki günlük deneme süremiz var. İşe uygun olduğunu anlamam lazım.E hadi ne duruyorsun? Göster kendini Ela. Tak kolye ve kulaklıkları, başlayalım.Ama önce kulaklarını bir güzel yıka, sonra tak ki kulaklık iyi yapışsın kulağına.
Hemen cebimden ıslak mendil çıkardım ve kulağımı sildim. Daha sonra da iki kulaklığı kulağıma yapıştırdım ve iğneyi yakama soktum. Kolyeyi de boynuma taktım. İşte hazırdım.
"Ela, beni duyuyor musun?"
"Evet." dedim gülümseyerek.
"Bak şimdi beni dinle. Karnın aç, değil mi?"
"Evet aç."
"İşe de geç kaldın."
"Evet kaldım, patron beni kovacak."
"Merak etme kovmayacak, çok güzel bir planım var."
"Ne planı?"
"Şimdi parktan çık ve kafeye doğru yürü."
"Ee sonra."
"Kafedekilerin görmeyeceği yerde mahsustan bayıl."
"Ne?" diye bağırdım. "İşten kovulmak istemiyorsan bunu yapmalısın Ela. Ayılınca da açlıktan bayıldım diyeceksin. Patronun da seni kovmak için sebebi kalmayacak. Üstüne bedava yemek de verecekler. Haydi Ela mecbursun. İşten kovulmaman için bu. Tabii benim işimden de."
"Pekala." diyerek kafeye doğru yürüdüm. Özen Bey, öfkeyle kafedekilere bağırıyordu. Ben de azar işitebilirdim. Yapmalıydım şu işi. Anında yere yığıldım. İnsanların başımda toplanışını duyabiliyordum.
"Ne olmuş kıza?"
"Nesi var?"
"Ela, abisi ne oldu sana? Aç gözlerini. Bu, Özen abinin sesiydi. Benim patron.
"Ela, aç gözlerini güzelim." Bu, Sırma'nın sesiydi. Kafedeki en yakın arkadaşım.
"Ne olmuş Ela'ya."
"Bayılmış."
"Ela iyi mi?" Bu da Kamuran'dı. Yine kafe arkadaşım. Bir el suratıma su çarpınca mecburen gözlerimi açtım. Sırma, telaşla bana baktı:
"Ela, iyi misin güzelim?"
"Açtım da şekerim düşmüştü. Bayılmışım."
Sırma koluma girdi. "Haydi gel Elacığım. Sana sıcak poğaça vereyim. Üstüne de pasta yersin, şekerin düzelir. Yanına da çay koyarım."
Sırma'nın koluna girip kafeye yürüdüğümde "iyi ki bayılmışım." dedüm içinden. Özen abi yanıma geldi:
"Ela, iyi misin kız? Kaç saattir baygınsın böyle? Hastaneye gidelim mi?"
"Yok Özen abi, sadece küçük bir baygınlık." diye geçiştirdim. Sırma'ya döndü:
"Sırma, kızım Ela'ya bir şeyler getir, yesin. Kamuran sen de çay getir. Nilay yanıma telaşla geldi:
"Elacığım, ne oldu sana?"
"Bir şey yok, sadece bayıldım."
"Bayıldın mı?"
"Nilay, git müşterilerle ilgilen. Zaten bugün Züleyha yok." Bu bağıran Özen abiydi. Nilay hemen işine döndü.
Özen abi omzuma dokundu:
"Bak Ela, normalde işe geç kalanı atarım ama senin durumun belli. Şimdi bir güzel karnını doyur." dedikten sonra yanımdan uzaklaştı.
kulaklıktan ses geldi:
"Ela, iyi ki bu numarayı yaptın. Bak üstüne titriyorlar, hem de kovulmadın."
"Sağ ol." dediğimde devam etti. "Başlangıç olarak çok iyisin. Ben sana sadece kendini savunmayı değil, zor durumlarla nasıl başa çıkacağını da öğreteceğim. Bu programın sonunda mutlu ayrılacaksın Ela."
Önüme gelen tabakla başımı kaldırdığımda Sırma'yı gördüm. Az sonra Kamuran da çay getirdi. İkisi de yanıma oturdu. Sırma elimi tuttu:
"Haydi ye Ela, çayını da iç. Daha önünde pasta da var."
"İyi ki varsınız." dedim Kamuran gülümsedi. "Sen yeter ki iyi ol Ela."
"Sırma, Kamuran ne oturuyorsunuz? Müşterilerle ilgilenin." Özen abinin sesiyle ayağa kalkıp uzaklaştılar. Ben de önümdekileri yemeye başladım. Kafede bana ikram, ilk kez başıma geliyordu. Daha neler olacaktı kim bilir?
Poğaçayı yedikten sonra çikolatalı pastayı da yedim. Çok lezzetliydi. Pastayı bitirince ayağa kalktım ve İçeriye girdim.
"Sırma, müşteriye götürecek bir şey var mı?"
"Ela, sen bugün çalışmıyorsun." sesiyle Özen abiyi gördüm. "Neden?" diye sorduğumda şefkatli bir sesle konuştu:
"Bugün izinlisin, git dinlen. Tabii bugünün yevmiyesini de kesmek zorundayım Ela. Ama bu haldeyken çalışamazsın."
"İdare ederim." dediğimde sesimi kesti. "Lütfen Ela, beni dinle."
"Tamam." diyerek kafeden çıktım. Mikrofona seslendim. "Kovulmadım ama bugünün yevmiyesini alamayacağım." Özgür kulaklıktan bana seslendi:
"Boş ver Ela, bir gün o kadar paran olacak ki, artık kafede çalışmayacaksın. Sana yüz bin dolar vaad ediyorum. Bugün çok iyiydin."
"Peki şimdi ne yapacağım? Eve gitsem beni bir saat sorguya çekecekler. Annem beni hastanee götürmeye kalkar boş yere."
"O zaman sen de gitmezsin. Bugün eğlenmene bak. Yakın bir arkadaşınla buluşabilirsin mesela."
O an aklıma İlkay geldi. Hemen telefonu elime aldım ve mesaj attım.
"İlkay, bugün boşum. Buluşalım mı? Birlikte bir şeyler yaparız. Yani müsaitsen." Az sonra cevap geldi:
"Senin için her zaman müsaitim Ela. Kızılay Avmv'nin önünde buluşalım."
"Tamam." diye mesaj atarak caddeye doğru ilerledim. Bugün güzel bir gün olacaktı.
Avm'nin önüne geldiğimde İlkay köşede dikiliyordu. Onu dürttüğümde bana döndü:
"Nerede kaldın sen Ela?"
"Hızlı yürümeye çalıştım." dediğimde kahkaha attı:
"Bu kadar yolu yürüdün mü? Bir taksiye binseydin."
"Taksine kadar sen biliyor musun? Tabii bilmezsin. Zengin çocuğusun ya." dediğimde dudaklarını büzdü:
"Aşk olsun Ela. Zenginim diye seni anlamıyor değilim."
"Tamam İlkay, kızma." dedim onu teselli etmeye çalışarak. "Hem yarım saatlik yoldu. Hiç yorulmadım."
İlkay elimi tutarak beni çekiştirdi. "Gel, önce bir kahve içelim. Hem satranç takımımı getirdim oynarız."
"Süper fikir." diyerek içeri girdik ve yürümeye başladık. Güvenlikten geçerken alarm öttü ama takmafan İlkay'la geçtim. Güvenlikçi kadın da bir şey demedi sonuçta. Üstümde o kadar verici var. Ötmesi nor al alarmın. İlkay'la ilk pastaneye girdik. Yanımıza garson kız geldi. İlkay bana döndü:
"Ne alırsın Ela sultan?"
"Sadece mocha." dedim "Başka bir şey yok mu?" dediğinde "hayır, tokum." dediğimde İlkay kıza döndü:
"Bize iki mocha." dedi ve kız gitti.
"Canın bir şey çektiyse sen alabilirdin." dediğimde İlkay "yok." dedi ve devam etti:
"Senin gözünün önünde bir şey yemek bana yakışmaz. Hem ben tokum."
Daha sonra da çantasından satranç takımını çıkarıp masaya kurdu:
"Beyaz mısın siyah mı?"
"Beyazım." dedim ve taşları dizmeye başladık. O esnada kulaklığımdan ses geldi:
"Atı oyna."
"Tamam." dediğimde İlkay bana selendi. "Kiminle konuşuyorsun Ela?"
"Hiiç, kafamdan plan yapıyorum." dediğimde İlkay güldü. "Boşuna plan yapma, beni yenemeyeceksin."
Özgür bana seslendi. "Ela, kim olduğunu göster ona. Birlikte onu yeneceğiz. Şimdi üçüncü askerini oyna."
İlkay da askerini oynadı. Ben, Özgür'ün talimatıyla askerlerimi mükemmel bir şekilde oynadım. Sonunda atımla onun vezirini yedim." İlkay, bu hamleye şaşırmıştı. "Ela, sen gizli satranç kursuna mı gittin? Büyük bir ilerleme var sende. Ama bu beni yıldıramaz. Seni yeneceğim."
Biraz daha oynadık ama ben Özgür'ün talimatıyla İlkay'ı yeniyordum. Yakamdaki gizli kamera sağ olsun. Son hamleyi yaptım ve İlkay'ı beklemediği anda şah mat ettim İlkay'ın ağzı açık kaldı:
"Ela, beni şoka uğrattın. Beni yendiğine hâlâ inanıyorum."
Bugün işten atılmamıştım, üstüne ikram yedim, satrançta İlkay'ı yendim.
"Ela, sinemaya gidelim mi? Çok komik bir film gelmiş. İzleriz."
"Neden olmasın? Ama patlamış mısırlar senden." dediğimde "emredersiniz hanımefendi." dedi ve birlikte pastaneden çıktık. İlkay çıkarken parayı ödedi. Sinemaya girdiğimizde cebimden para çıkardım İlkay elimi tuttu:
"Ela, ne yapıyorsun sen?"
"Bilet parası İlkay."
"Olmaz, biletler de benden." dediğimde İlkay sözümü kesti. "Olmaz, satranç ödülü olsun. Biletler de benden."
"O zaman mısırları ben alayım."
"Hayır Ela, cebinden bir kuruş çıkmayacak."
Mahçup bir şekilde"tamam." diyebildim. İlkay bilet almaya gitti. O sırada kulaklığımdan ses geldi. "Kız deli, ne itiraz ediyorsun her şey beleş işte. Bu İlkay da sana karşı boş değil, söyleyeyim."
"Saçmalama." dediğimde yanındaki bayan bana döndü:
"Bana mı dediniz?"
"Yok, size demedim."
Kadın, içinden "deli." diye mırıldandı. Sinirlenmiştim. O sırada Özgür'ün sesini duydum:
"O kadına de ki, deli sensin, dön önüne." Hırsla kadına döndüm.
"Deli sensin, dön önüne."
Kadın afallamış gibiydi. "Bana mı dediniz?"
"Evet sana dedim. Arkamdan deli demeye utanmıyor musun terbiyesiz."
Allah'ım, bunları dediğime inanamıyorum. Ah Özgür ah! Bana neler dedirtiyorsun. Kadın bir anda ayağa kalktı bana saldırdı:
"Terbiyesiz ha! Yırtarım o ağzını."
Ben de onun saçını tuttum bırakmadım. "Yırt da görelim." Çevredekiler bizi ayırmasaydı o kadını yolacaktım. Kızıl şeytan ne olacak?
İlkay yanıma geldi. "Sana inanamıyorum Ela. Neden o kadınla kavga ettin?"
O sırada Özgür seslendi. "Ela, hemen üzgün bir şekilde İlkay'a sarıl ve bana saldırdı. Ne olduğunu anlamadım de."
Hemen İlkay'a sarıldım ve dedim ki:
"Bana birden bire saldırdı. Ne olduğunu anlamadım. İnan çok korktum."
İlkay saçlarımı okşadı. "Gel içeri girelim. Az sonra film başlar. Moralini bozma."
Birlikte sinemaya girdik. İlk sıraya geçecekten İlkay kolumdan tuttu:
"Üçüncü sıraya geçelim. Ön sıra gözlerime dokunuyor."
"Tamam", dedim ve üçüncü sıraya oturduk. Az sonra salon dolmuştu. Film gösterime girdi. Biz de İlkay'la filmi izlemeye koyulduk. Filmi izlemeye o kadar dalmıştım ki. O sırada arkada kıkırdamalar duydum.
"Yaa İzzet, yapma."
"Öpeyim kız."
Arkamı dönmemle kız bağırdı. "Ne bakıyorsun? Dön önüne." Hemen önüme döndüm. Terbiyesizler. Oynaşacak başka yer bulamamışlar. İlkay koluma dokundu. "Boş ver Ela onları Değmez. Biz filmimizi izleyelim."
"Haklısın İlkay." dedim ve filmi izlemeye koyuldum, ama kıkırdamaları beni rahatsız ediyordu. Özgür bana seslendi:
"Rahatsız oluyorsan sesini çıkarmak zorundasın. Terbiyesizliği görmezden gelemezsin Ela."
"Ne yapabilirim ki?" diye mırıldandım.
"Şimdi ayağa kalk ve dediklerimi tekrarla."
"Tamam." diyerek ayağa kalktım:
"Buranın görevlisi yok mu? Şu arkamdakiler terbiyesizlik yapıyor. Burada aile var. Burası sevişme yeri değil. Görevliii!"
Herkes başını bize çevirdi. İlkay beni dürttü:
"Ela, ne yapıyorsun sen?"
"Terbiyesiz şeylere müsaade etmem." dedim kararlı bir sesle.Az sonra görevli geldi ve arkadakilere bağırdı;
"Kalkın, üstünüzü giyinin. Burada milletin huzurunu bozamazsınız."
"Ama bilet parasını verdik."
"Kalkın dedim size."
Onlar uzaklaşırken yanımdaki kadın beni dürttü. "İyi yaptın kızım, çocuğu olanlar da var. Terbiyesizleri bildirmekle iyi yaptın."
Sinemanın kalanı çok güzel geçmişti. Sessiz ve sakin. Sonunda film bitti ve İlkay'la salondan çıktık ve yürümeye başladık. İlkay'a döndüm:
"Film çok güzeldi. İyi ki izledik. Bugün çok eğlenceliydi."
"Güzelim, daha eğlence bitmedi." sözüyle arkamı döndüğümde sinemada şikayet ettiğim kızı gördüm. Daha ağzımdan iki kelime çıkmadan saçlarıma daldı. "İmdaat!" diye bağırdım. İlkay beni kurtarmaya çalıştı. Kızın erkek arkadaşı onu benden ayırmaya çalıştı.
"Aşkım, yapma."
"Bırak beni İzzet. Şunu parçalayım. Bizi sinemada rezil etti."
İlkay, beni kurtarmaya çakışırken kıza bağırdı. "Rahat bırak Ela'yı."
"Bırakmazsam ne olur? Dövecen mi?"
Sonunda saçımı kurtardılar. Hemen yakamı kontrol ettim. Kamera duruyordu. İyi bari. Kız bana bağırdı. "Kurtuldum sanma."
İlkay'ı kolundan çekiştirdim. "Gidelim buradan, buranın havası iyice baydı."
"Mağazaya gidelim. Kendime bir şeyler alacaktım. Gelir misin? Bana yardımcı olursun."
"Tabii seve seve." dedim ve ilerideki bir mağazaya erkekler bölümüne girdik. İlkay ekoseli gömleklere bakıyordu. Bana döndü:
"Hangisi güzel Ela?"
"Şu saks mavisi sana çok yakışır." dediğimde onu eline aldı. Daha sonra oradan siyah, mavi yeşil yazılı bir penye seçip eline verdim:
"Gömleğin yakasını açık bırakırsın, bu penye altında gözükür. Çok uyumlu olur."
"Sen bu işi biliyorsun Ela." dedikten sonra kadife pantolonlara baktı. Siyah olanını seçip aldı ve kabine girdi. Ben de kadınlar bölümüne baktım. Allah'ım, ne güzel sweatler vardı. Hele ki fuşyası. Bayılmıştım. Elime alıp inceledim.
"Hey, Ela baksana."
İlkay'a giydikleri o kadar yakışmıştı ki, mankenlere taş çıkarırdı. Zaten fiziği mükemmeldi.
"Nasıl olmuşum Ela?"
"Harikasın İlkay." dedim.
"O elindekini çok mu beğendin?"
"Ben sadece bakıyordum."
"Üstüne giy de göreyim."
Hemen kabine girdim ve kırmızı sweatimi çıkarıp pembesini giydim.
Kabinden çıktım. İlkay beni görünce "çok güzel olmuşsun." dedi ve elindeki siyah spor ayakkabıları uzattı:
"Bunları da dene."
"Ama İlkay." dememle sözümü kesti. "Kimse seninle ayakkabın yırtık diye dalga geçemez Ela. Buna asla müsaade etmem."
"Ama abim sorarsa."
"Kolejden bir kız hediye etti dersin."
"Yani yalan mı söyleyeceğim?"
"Lütfen Ela. Bunları istemesen de sana alıyorum. Gel benimle." dedikten sonra kasaya yürüdük ve İlkay kıyafetlerin parasını ödedi. Daha sonra da poşetlerin birini vana uzattı. "Bunlar senin Ela."
Mecburen elime aldım. "Şimdi nereye gidiyoruz?" diye sordum. İlkay, "hamburger yemeye. İyice acıktık." dedi. Bu sefer masraf olmayacaktım:
"Ben ödeyeceğim." dedim İljay gülümsedi. "Kendininkini öde ama benimkini ödetmem." Birlikte hamburgeciye girdik ve iki duble menü söyledik. Yanında da soğan halkası. İlkay'ın telefonu çaldı.İlkay telefonunu aldı ve "az sonra geliyorum." diyerek uzaklaştı. Ben de o arada hamburerimi bitirdim. İlkay yanıma geldiğimde mutsuz görünüyordu.
"Neyin var İlkay?" dediğimde "annem." dedi. "Babamla bir davete gidecek, illa beni de istiyorlar."
"İstiyorlarsa git. Ben idare ederim." dedim.
"Çok anlayışlısın." diyerek gülümsedi.
Avm'den çıktığımızda İlkay bir taksi çevirdi. "Gel Ela. Taksi ikimiz de bıraksın."
Taksiye bindiğimde şoföre seslendim. "Beni mahalleye yakın yerde bırak Birisi görür falan."
"Abla, sen nerede oturuyorsun?"
"Ben sana tarif edeceğim. Evim Pusat kolejine yakın zaten "
Takside giderken elimdeki poşeti zorla çantama sığdırdım. Annem görürse sorar falan nereden aldın diye. Sonra da abim, uğraşamam yani.
Nihayet sokağın az ilerisinde indim ve geri dönüp İlkay'a el salladım. "Her şey çok güzeldi, teşekkür ederim."
"Görüşürüz Ela, iyi günler." dedikten sonra taksiyle uzaklaştı. Ben de hızlı adımlarla eve doğru yürüdüm. Bahanem hazırdı. "Başım ağrıdı, izin aldım." diyecektim. Zaten abşm de evdeydi. Hafta sonu ona tatildi. Eczanede çalışıyordu. Bugün nöbet günü de değildi. Sonunda evin önündeydim. Anahtarı çevirip kapıyı açtım ve fark ettirmeden odama koştum.Çantamdaki poşeti çıkarıp dolabımın içine attım. Daha sonra da mutfağa girdim. Annem benş görünce şaşırdı:
"Ela, kızım erken gelmişsin. Daha öğlen bitmedi."
"Başım çok ağrıdı da izin aldım anne." diyince annem telaşlandı. "İyi misin kızım?"
"Sanırım sinüzit. Hâlâ ağrıyor ama geçer." Annem dolaptan ağrı kesici çıkarıp bana uzattı:
"Al kızım, iyi gelir."
"Abim nerede?" diye sorduğumda "buradayım Ela." diyerek omzumu kavradı:
"Bak bana abim, iyi misin?"
"İyiyim abi."
"Demek başın ağrıdı ve Özen abi sana izin verdi. Bu kadar esnek bir adam olduğunu bilmiyordum. Her neyse, ben bir elimi yüzümü yıkayayım, az sonra yemek yeriz."
"Ben tokum, kafede yedim." dediğimde abim, anladım dercesine başını sallayıp salona çıktı. Aman Allah'ım! Salak Ela. Şimdi Özen abiyi arayıp gerçeği öğrenecek. Abimden önce Özen abiyi aramam lazım. Koşarak odama girdim. Telefonumu açarak Özen abiyi aradım. Allah'ım, meşguldü. Yoksa, abimle mi konuşuyordu? Haydi, aç şu telefonu. Onuncu aramamda telefon açıldı.
"Efendim Ela."
"Özen abi..." dememe kalmadan kapı açıldı. Bu abim'di. Telefonumu elimden kaptı:
"Özen abi, kapat." dedikten sonra telefonu yatağın üzerine fırlattı ve
sinirli gözlerle bana döndü:
"Elacığım, bana anlatmak istediğin bir şeyler var mı?"