İŞ Mİ ARKADAŞLIK MI?

2509 Words
Allah'ım, yoksa öğrenmiş miydi bayıldığımı? Ben bu bakışı tanırım. Hesap sorma bakışı bu abimin. "Sana söylüyorum Ela. Bana söylemek istediğin bir şey var mı?" Yalancıktan gülümsemeye çalışarak, "yook, ne olacak ki?" diye geçiştirmeye çalıştım ama abim geçiştirilecek adam değildi. Gözlerini bana dikerek tekrar sordu: "Ela, bak abim. Bana doğruyu söyle." "Neyin doğrusu?" dediğimde abim bağırdı. "Bayılmışsın ya." Birden elimle abimin ağzını kapattım. "Sus abi, ne olur annem duymasın. Kadın zaten tansiyon hastası. Banim için endişelenmesini istemiyorum." Abim bana şefkatle bakarak yanaklarımı avuçladı. "Ah abim, bu yüzden mi yalan söyledin?" "Ne yapayım abi." dememe kalmadan bana sarıldı. "Peki Ela, sabah bayıldın da neden eve geç geldin?" "Çünkü eve erken gelirsem annem beni sorguya çekerdi. Çarşıda kahvede içip oyalandım ama tek başıma canım çok sıkıldı. Ben de eve geri döndüm ve baş ağrısını da bahane ettim." Abim bana ciddi gözlerle baktı. "Bundan sonra benden bir şey saklama abim. Ben kardeşimin bayıldığını ellerden mi duyacağım? Aklım gitti kız, sana bir şey olacak diye. Abini bir daha korkutma. Tamam mı?" "Tamam abi." dediğimde elimi tuttu. "Pazartesiye hazırlan. Sağlık merkezinde vitamin değerlerini ölçtüreceğiz." "Ama pazartesi matematik sınavım var." diye konuyu geçiştirdim. Abşm durmadı tabii: "Salı boş musun?" "Abi, bu hafta hep sınavlarım var. Pazartesi, salı, cuma. Çarşamba ve perşembe de sınav öncesi çalışmalarımız var." Abim, "anladım." dercesine başını salladı. "O zaman abim, haftaya gideriz kontrole. Ama kesin gidiyoruz. Ben de yarın sana eczaneden multivitamin getiririm. Kendine dikkat et." dedikten sonra odamdan çıktı. Ah abim, abartmıyor muydu biraz? "Ya haftaya kontrolde yalanım ortaya çıkarsa." diye söylendim. O anda Özgür'ün sesini duydum: "Merak etme Ela. Bir şey bolmaz. Git kontrole. Ayrıca, abine karşı kendini çok güzel savundun. İlkay'dan bahsetmemen ayrıca başarılıydı." "Özgür, bu kulaklıkları çıkarabilir miyim artık?" dediğimde "hayır." dedi. "Neden ama?" "Çünkü çalışma saatin dolmadı Ela." Kapının çalmasıyla odamdan çıkıp kapıyı açtım. Gelen Derya'ydı. Elinde börek dolu tabak vardı. "Hoş geldin Deryacığım." dediğimde mutsuz bir şekilde "Hoş buldum." dedi. Birlikte mutfağa girdik. Annem o sırada bulaşık yıkıyordu. Derya'yı görünce "Hoş geldin kızım." dedi. Derya elindeki tabağı masaya koydu. "Hoş bulduk Süheyla Teyze. Annem su böreği yapmış da, onu getirdim." "Ay çok sağ ol kızım. Annen niye gelmedi?" "Onun işleri vardı da gelmedi." dediktan sonra Derya elimi tuttu. "Biz Ela'nın odasındayız teyze." "Tamam kızım." Birlikte odama geçtik ve yatağa oturduk. Derya ağlayarak bana sarıldı: "Baran'la ayrıldık." "Yine mi?" dedim çünkü bu onuncu ayrılışlarıydı. Bıkmıştım bunların bir barışıp ayrılmasından. Derya ağlayarak anlatmaya başladı: "Şimdi biz dersteydik, Baran ilk derse gelmedi." "Eee!" "Sonra yanıma Mustafa oturdu. Ben de kalk diyemedim. Zil çalınca Baran içeri girdi. Niye onunla oturdun diye bana kızdı. Ben de o yanıma oturdu dedim. Mustafa da Baran'a ben kimle istersem otururum, sana ne serseri? Dedi. Sonra Baran'la Mustafa kavga etti. Ay düşünebiliyor musun? İki koca herif benim için kavga ettiler. Ne zor durum bir kız için." "Çok zormuş." dedim bıkkınlıkla. O sırada Özgür bana seslendi: "Ay bıktım şu kızdan. Onun mızmızlarını çekmek zorunda mısın Ela? Off!" O sırada Derya konuşmasına devam etti. "Sonra Baran'la koridora çıkıp tartıştık. Neymiş efendim? Ben Mustafa'ya karşı boş değilmişim. Bu arada Mustafa da sınıfın en yakışıklı çocuğu. Baran ona karşı boş değilsin deyince ayrılalım dedim, ayrıldık gitti dedi. Sırf yanımda oturdu diye ona karşı boş değilmişim ne saçma. Bu arada Mustafa cidden benden hoşlanıyor." dedi saçıyla oynayarak. O anda Özgür'ün sesini duydum. "Ela! Şu kıza haddini bildir artık. Bak burama kadar geldi. Bunun dırdırını dinlemek zorunda mıyız?" "Ne diyebilirim ki?" diye sessizce mırıldandım. Özgür devam etti. "Ona de ki, bıktım senin aşk anılarını dinlemekten. Kafam şişti." "Bunu nasıl derim? Üzülür kız." diye mırıldandım. "Ela, kendi kendine ne konuşuyorsun?" "Hiiç." dedim Derya konuşmaya devam etti. "Nerede kalmıştık? Mustafa benden hoşlanıyor. Aslında tüm sınıf benden hoşlanıyor desem yalan olmaz ama ben Baran'ı seviyorum." "Ela, şu kıza haddini bildir yoksa işi kaybedersin." Özgür'ün ikazıyla açtım ağzımı yumdum gözümü: "Yeter artık Derya, bıktım. Senin aşk anılarını dinlemekten kafam şişti." Kısa bir süre sessizlik oldu. Özgür bu sessizliği bozdu. "Aferin Ela. Haddini bildirdin. Bravo." Derya neye uğradığını şaşırmıştı. "Bıktın ha!" "Evet bıktım." dedim. "Her gün gelip kafamı şişiriyorsun." Bu biraz fazla olmuştu. Derya kırılmış gibiydi. Birden içeriye annem girdi. Elinde de tepsi. "Kızlaar, size kahve yaptım. Yanında da börek ve kek var. Yiyin." Derya ayağa kalktı. "Süheyla Teyze, ben gideyim. Rahatsızlık vermeyeyim." "Kızım ne rahatsızlığı?" "Olsun Süheyla Teyze, ben gideyim. Hoşçakalın." Hemen ayağa kalktım. "Ben geçireyim seni." Derya bana öfkeyle baktı. "Yok istemez, ben giderim." Annem, "Olur mu öyle şey kızım?" diyerek ayağa kalktı. "Ben geçireyim seni." Derya önde, annem arkada odadan çıktılar. Özgür, "Ohh, rahatladım vallahi." dedi. Ama benim içim huzursuzdu. "Onu kırdım sanki." "Aman kız, bu kadarcık şeye de kırılınmaz. Arkadaşlığınız pamuk ipliğine mi bağlı? Hem o ne egolardı öyle? Tüm sınıf bana aşık falanlar. Bu ne kendini beğenmişlik?" "Derya biraz öyledir." dedim. "Sarışın mavi gözlü ya." "Ne olmuş öyleyse? Ben gördüm, ortalama bir tipi var." "Orası öyle." dedim. Özgür konuşmasına devam etti. "Benim yanımdaki kızları görse var ya, bir hafta evden dışarı çıkamaz." "Allah Allah." "Öyle ama. Derya kendini boş yere abartıyor. Hem sen, ondan daha güzelsin." "Cidden mi?" dedim inanmaz bir tavırla. "Tabii ciddiyim. Sen biraz paspalsın, ondan kaybediyorsun." Bu söze içerlenmiştim. "Paspalım ha, neyim paspal acaba?" "Oralara girmeyelim Ela. O liste uzadıkça uzar." "Ya cidden merak ettim, niye paspalmışım?" diye ısrar ettim. O sırada içeriye abim girdi. Tam vaktinde abi. "Kız Ela, ne yapıyorsun yalnız başına?" "Hiiç, oturuyordum." "Derya neden gitti? Normalde saatlerce kalkmazdı bizden. Çok şaşırdım doğrusu." "Bilmem ki." diyerek ellerimi çevirdim. Abim, önümdeki tepsiye alıcı gözle baktı. "Derya bu kahveden içti mi? Çatalı kullandı mı?" "Hayır, hiçbirine dokunmadı." dediğimde abim ellerini çırptı. "Güzeel. Ben yerim o zaman." Geceleyin kolye, kulaklık ve iğne çıkararak çekmeceye attım. Acaba Derya'yı çok kırmış mıydım? Tüm gün bunu düşündüm desem yalan olmazdı." Sabah alarmın sesiyle kalktım ve çabucak giyindim. Gönül isterdi ki İlkay'ın aldığı ayakkabı ve sweati giyeyim. Ama olmazdı. Abim görürse hesabını veremezdim. Zaten haftaya ilk maaşımı alacaktım kafeden. Hemen ekipmanlarımı da taktım. Mutfağa girdiğimde abim sofrayı kuruyordu. Gözlerimi ovuşturdum. Bu gerçek miydi? Abim bana sofra mı hazırlamıştı? "Kız Ela, ne dikiliyorsun orada? Otur da ye." "Abi, sen bana kahvaltı mı hazırladın?" Abim tok bir sesle konuştu. "Evet abisi. Dün aç gittin bayıldın. Bugün evden tok gidilecek, ona göre. Şimdi sana iki dilim yağlı ballı ekmek süreceğim. İkisi de bitecek, anlaşıldı mı?" "Peki." dedim mutlulukla. Abim beni bu kadar çok mu seviyordu. Bu zamana kadar neden belli etmemişti? Ah abim, duygularını saklayan insanlardandı belli ki." "Günaydın Ela." Bu, Özgür'ün sesiydi. "Günaydın." diye cevap verdim. "Şimdi mi günaydın diyorsun Ela? Bir tuhafsın doğrusu." diyen abime bakıp gülümsedim. "Dalmışım da." "Dalma, ekmeklerini ye, çayını da iç. Haydi. İşe geç kalacaksın." Özgür bana seslendi. "Abinin başına saksı mı düştü kız?" "Bilmem ki." diye sessizce mırıldandım. Kahvaltıyı zorla yaptım. O iki dilimi yemek çok zorlamıştı beni. Nihayet kahvaltımı bitirmiştim. Apar topar evden çıktım. Abim kapıdan bağırdı: "Sakın ha bayıldığını duymayayım." Koştura koştura kafeye doğru yol aldım. Sonunda varmıştım. Sırma, beni görünce sarıldı: "Hoş geldin Ela'm, iyi misin?" "İyiyim Sırma." O sırada yanıma Züleyha geldi. "Kız Ela, dün bayılmılşsın. Çok korktum senin için." "İyiyim Züleyha." dedim. Özen abi yanımıza geldi: "Kızlar, sizi kontrol edeceğim. Nilay ve Kamuran, siz de gelin." Hepimiz bir sıra dizilmiştik. Özrn abi bize döndü. "Ellerinize bakayım." Hepimiz ellerimizi uzattık. Özen abi teker teker inceledi. "Nilay, senin tırnakların uzamış. Yarın kes de gel. Sırma, o saçların çok uzun. At kuyruğu yapma. Ya ör ya da topuz yap. Züleyha, şalının uçlarını arkadan bağla. Ve Kamuran..." "Buyurun efendim." "Hep böyle efendi ol. Aferin sana." "Sağ ol Özen abi." "Ve Ela..." demesiyle "efendim." dedim. Özen abi beni inceden bir süzdü: "Yemene içmene dikkat et. Dün bayıldın. Zaten rengin bir solgun." "Tamam abi, dikkat ederim." dediğimde Özen abi ellerini çırptı. "Haydi herkes işinin başına. Oyalanmayın." Herkes sırasıyla müşterilerle ilgilenmeye başladı. Ben de aşağıya inecektim, Sırma yanıma geldi: "Ela, şu karşıki masa var ya, çocuklu karı koca." "Evet." "Kahvaltılıkları var, menü burada. Onları sen götür." "Tamam, diyerek aşağıya indim ve menüye baktım. "İki porsiyon sucuklu yumurta, bal, reçel, peynir, zeytin, salam, üç bardak portakal suyu." Mutfağa girip Sevinç ablaya menüyü uzattım. Sevinç abla eline aldı. "Ben şimdi hazırlarım." Sevinç abla tepsiyi hazırlayıp bana uzattı. Ben de alıp yukarı çıktım Masaya yaklaşırken küçük bir çocuk bana çarptı. Masadaki karın bağırdı. "Efe, dikkat et ablaya. Gel masaya otur." Küçük çocuk omuz silkti. "Bana ne işte, gelmicem." Kadın bana döndü. "Teşekkürler, her şey nefis görünüyor." O sırada adam, çocuğu kolundan tutup zorla çekti: "Efe, gel yemek ye. Sağda solda gezme." Ben, hızlıca diğer masaya yürüdüm. Yaşlı bir çift oturup menüye bakıyorlardı. Yanlarına gittim. "Ne alırsınız efendim?" Yaşlı adam kadının elini tuttu. "Gülizar'ım, ne yiyelim hayatımın anlamı?" Yaşlı kadın tebessümle cevapladı. "Tost yiyelim efendi, çift kaşarlı. Sen seversin. Yanında da çay içeriz." Adam bana döndü: "Duydun kızım." Menüyü alarak aşağıya indim. Ne tatlı çiftlerdi. O sırada bir tıkırtı duydum. Bir baktığımda Efe denen çocuktu bu. Elindeki çatalla boş masaya vuruyordu. Hemen yanına gittim: "Ablası, annenlerin yanına gitsene. Yemek ye. Aç değil misin?" Çocuk omuz silkti. "Bana ne, tokum ben." "Masaya vurma, rahatsız oluyorum" dedim beni umursamadı. "Bana ne, ne olursan ol." dedi. O sırada Özgür'ün sesi geldi. "Ela, durdur şu veleti. Kafam şişti." "Ne yapabilirim ki Özgür?" dediğimde aniden cevap verdi. "Yakındaki kameralı iğneyi çıkar." "Neden ama?" "Sen orasını bana bırak ve söylediklerimi tekrarla." "Pekala." diyerek yakamdaki iğneyi çıkardım ve tersçe çocuğa baktım. "Bak çocuk, eğer bir daha masaya vurursan bu iğneyi sana batırırım." Çocuk, "bana ne." diyerek masaya vurmaya devam etti. Aniden kolunu tuttum ve iğneyi ona doğrulttum. "Batırayım mı?" "Batırma abla." dedi çocuk korku dolu sesle. Kolunu bıraktım. "Şimdi otur annenlerin yanına, seni ortalıkta görmeyeyim. Yoksa bu iğneyi sana batırırım." diye bağırdım. Çocuk koşarak yukarı çıktı. Ben de mutfağa girip menüyü sevinç ablaya uzattım. O sırada yanıma Sırma geldi. "Ben götürürüm Ela. Sen otur dinlen." "Neden ki?" diye sorduğumda elimi tuttu. "Dün senin için çok endişelendim." "Ama ben iyiyim." dememe kalmadan sözümü kesti. "Özen abi öyle istiyor. Şu masaya otur, bir poğaça yiyeceksin." Çaresizce oturdum. O anda Özgür seslendi. "Tadını çıkar kız, dün bayıldın diye herkes üstüne titriyor. Şanslısın vallaha." "Vallaha mı?" diye söylendim kendi kendime. Biraz sonra Züleyha, elinde poğaça ve çayla gelerek masaya koydu. "Bunlar bitecek Ela. Hem senin için poğaçayı bastırdım." "Sağ ol Züleyha." diyerek poğaçayı yemeye başladım ama poğaça ve çayı zorla bitirdim. Kahvaltıda abim zaten zorla doyurmuştu beni. Önümdekileri yiyince ayağa kalktım. Özen abi yanıma geldi. "Elacığım, ikinci poğaçayı ister misin?" "Ben tokum." "Emin misin Ela? Bak sonra bayılma." "Eminim Özen abi." diyerek yukarıya çıktım. Nilay'ı durdurdum: "Bakmadığın masa kaldı mı?" Nilay, cam kenarındaki sarışın kızı işaret ederek, "onunla ilgilenebilirsin." dedi Ben de kızın yanına gittim. "Ne istersiniz?" Kız, istifini bozmadan cevap verdi. "White chocolate mocha." "Tamam." diyerek menüyü elime aldım. Yürürken az önce ilgilendiğim masadaki kadın bana el salladı: "Kızım, az bir gelir misin?" Allah'ım, yoksa efe beni ailesine şikayet mi etmişti? Korkuyla masaya doğru yürüdüm. Kadın gülümseyerek baktı: "Efe'nin meyve suyunu yeniler misin?" İçim rahatlamıştı. "Tabii ki de" diyerek bardağı elime aldım. Çocuk bana hortlak görmüş gibi bakıyordu. Aniden bağırdı: "O abla getirmesin başka abla getirsin." "Karı koca oğluna baktılar." Neden oğlum?" Ela, sen bittin kızım. Şimdi şikayet edecekler seni. O sırada Özgür'ün sesini duydum. "Merak etme, kontrol bende." "Nasıl ama?" dememe kalmadan çocuk konuşmaya başladı. "O abla beni iğneyle korkuttu. Ses çıkarırsam iğne batıracakmış bana. Çok korktum." Kadın, kızgınlıkla bana döndü. "Doğru mu bunlar? Efe'yi korkuttun mu?" Özgür seslendi. "Şimdi söyleyeceklerimi tekrarla." "Hanımefendi, oğlunuz çok gürültü çıkarıyordu, ben de kibarca sessiz olmasını söyledim. Durmayınca sana iğne yaparım, ben hemşireyim." dedim. Hani çocuklar susmayınca öyle denir ya. İnanın kötü bir niyetim yoktu." Adam gülümsedi. "Boş ver kızım, iyi demişsin. Bak nasıl da uslandı." Kadın, oğluna döndü. "Abla cıs yapmasın, masadan kalkma tamam mı?" dedikten sonra bana göz kırptı. Allah'ım, işler nasık da yoluna giriyordu böyle. Hemen aşağıya indim ve elimdeki bardağı Nilay'a uzattım: "Üstte kahvaltı yapan çift var ya, hani ufak bir oğulları var." "Biliyorum." "Portakal suyunu yenilemek istiyorlar." Nilay bardağı eline alarak gülümsedi. "Hemen bakarım." Ben de mutfağa girdim. Kamuran, kahve makinesinin başındaydı. "Bir white chocolate mocha." Kamuran bana baktı. "Yani beyaz çikokatalı mocha diyorsun. Hemen geliyor." Kamuran kahveyi hazırladıktan sonra elime verdi. Ben de hemen yukarı çıktım ve kıza bardağı uzattım. "Buyurun. Başka bir isteğiniz..." Kız, bardağa somurtarak baktı ve bana uzattı. "Bunun hiç köpüğü yok. Yenile." Sinirlenerek bardağı aldım ve tekrar aşağıya indim. Özgür'ün sesini duyabiliyordum. "Iyy, gıcık müşteri." Mutfağa girip Kamuran'a seslendim: "Kamuraan, kız köpüğü beğenmedi." Kamuran, "çattık." diyerek bardağı eline aldı ve tekrar kahveyi hazırladı. Bu sefer baya bir köpüklü olmuştu. Artık bunu da beğenmezse. Hemen yukarı çıktım ve kıza kahveyi uzattım. "Buyurun, bol köpüklü mochanız." Kız bana tersçe baktı. "Ne o nispet yapar gibi." Cevap vermedim. Kız kahveyi bana uzattı. "Bunun köpüğü de az, bir daha yap." Bardağı elime aldım. O sırada Özgür'ün sesini duydum. "Şimdi dediklerimi tekrarla." Bardağı sertçe masaya koydum. "Bakın bayan, köpüğü beğenmiyorsanız başka kapıya. Bizim elimizden bu kadar geliyor." Kız şaşırmıştı. "Bana mı dediniz? Buranın çalışanıysanız dediğimi yapacaksınız. Ben müşteriyim." "Müşteriyseniz müşteriliğinizi bilin. Çalışanları boş yere yormayın." Kız, ayağa kalktı ve öfkeyle bana döndü. "Ne biçim yersiniz siz? Bir dakika durmam burada." dedikten sonra kalkarak gitti. Züleyha yanıma geldi. "Neye sinirlendi o?" "Kahvemizin köpüğünü beğenmemiş." Züleyha omzuma dokundu. "Aman boş ver. Belli ki şımarık. Gel şu masaya oturalım mı?" "Olur." dedim ve birlikte oturduk. Züleyha'nın gözleri parlıyordu. "Hani ben sözlümle kavga etmiştim ya." "Eee!" "Dün akşam elinde kalpli bir pastayla kapıma geldi. Sen beni affedene kadar gitmeyeceğim, benim senden başka kimsem yok." dedi. Ben de hemen düştüm. Onu affettim. "Demek affettin. O kadar işe yaradı yani." dememle "yaramaz mı?" dedi. O anda aklıma bir fikir geldi. Züleyha'ya sarıldım. Züleyha şaşırdı. "Ne oldu kız?" "Arkadaşımla barışmak için aklıma fikir geldi." dedim merakla sordu: "Neymiş o fikir?" Sözlünün seninle barışmak için yaptıklarını onda deneyeceğim. Sadece kalpli pasta yerine profiterol alacağım. Sonuçta sevgilim değil, kız arkadaşım." Züleyha gülümsedi. "Kesin affeder seni." Nihayet mesaim bitmişti. Saatime baktığıma 22.00'yi gösteriyordu. Yorucu bir gündü. Hemen bir kutu profiterol alıp parasını ödedim ve arkadaşlarımla vedalaşarak kafeden çıktım ve yürümeye başladım. "Ela!" Arkamı döndüğümde abimi gördüm. Gece yarısı iş çıkışı hep beni motosikletiyle alırdı. Arabamız yoktu sonuçta. Abim bu motoru kaç taksitle almıştı. Elindeki kadketi bana uzatarak, "atla." dedi. Kaskı takarak abime sarıldım. Abim motoru çalıştırdı. "Abi." "Efendim Ela." "Beni Derya'lar'a bırakır mısın?" "Geç değil mi Ela?" "Olsun abi, önemli." Abim bıkkınlıkla, "tamam." dedi. "Ama on birde evde oluyorsun. Anlaşıldı mı? Yarın okulun var." "Anlaşıldı abi." Nihayet Derya'lar'ın evşnin önüne gelmiştik. Abim beni bırakarak uzaklaştı. Ben de zile bastım Az sonra kapıyı Derya açtı. Beni görünce şaşırmıştı. "Ela, burada ne arıyorsun?" Elimdeki poşeti ona uzatarak "sana getirdim." dedim. "Beni affetmeden bir yere gitmiyorum." Derya bana sarıldı. "Ne affetmesi Ela? Ben sana biç küsmedim ki. Haklıydın sen. Boş yere kafanı ütüleyip durdum. Bu kutıda ne var?" "Profiterol." dediğimde gülümsedi. "Haydi geç içeri. Ben de bir çay yaparım, yanında iyi gider." Derya beni affetmişti. Buna çok mutluydum. Özgür bana seslendi. "Dedim ama affeder diye. Günü kurtardın Ela. Deneme süresini geçtin. Artık yarın gerçek işine başlayabilirsin. Sana iyi şanslar Ela." Çok sevinmiştim. Yüz bin dolara ilk kapıyı açmıştım. Ayrıca görevleri yapmak beni çok geliştirmişti, özgüven sahibi yapmıştı. "Teşekkür ederim Özgür." diye fısılfadım. "Ela, kapıda dikilme. Haydi içeri geç." "Tamam Derya." diyerek içeriye adım attım. Ayrıca, yeni bir hayata da adımımı atmıştım. Tam yüz bin dolar."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD